1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 127. maddesi, ticaret şirketlerine getirilebilecek sermaye unsurlarını düzenleyen temel ve genel bir hükümdür. Madde, Ticaret Şirketleri kitabının "Genel Hükümler" başlığı altında yer almakta olup, kural olarak kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketler olmak üzere tüm ticaret şirketleri bakımından uygulama alanına sahiptir [1], [2], [3].
Maddenin birinci fıkrasında, ticaret şirketlerine sermaye olarak konulabilecek malvarlığı değerleri "sayma yöntemiyle" ancak sınırlı sayı (numerus clausus) ilkesine tabi olmaksızın, örnekleyici bir biçimde listelenmiştir [4], [5], [6]. İlgili fıkranın (j) bendinde yer alan "devrolunabilen ve nakden değerlendirilebilen her türlü değer" ifadesi, kanun koyucunun sermaye unsurlarını tahdidi olarak saymadığını, aksine ticari hayatın ihtiyaçlarına ve teknolojik gelişmelere cevap verebilecek esnek bir yapı kurmayı amaçladığını göstermektedir [7], [5], [8].
Bununla birlikte, maddenin ikinci fıkrası, sermaye şirketleri (anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler) bakımından oldukça önemli bir sınırlandırma getirmektedir. Zira şahıs şirketlerinde ortakların şirket borçlarından dolayı sınırsız ve müteselsil sorumlu olmaları, bu şirketlere getirilecek sermaye unsurlarında esneklik tanınmasına imkan verirken; alacaklıların tek güvencesinin şirketin malvarlığı olduğu sermaye şirketlerinde, sermayenin korunması ilkesi gereği daha katı kurallar öngörülmüştür [9], [10]. Bu bağlamda, TTK m. 127/2 hükmü, anonim şirketler için TTK m. 342, limited şirketler için TTK m. 581 ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler için TTK m. 307 hükümlerini saklı tutarak, sermaye şirketlerine ayni sermaye olarak getirilemeyecek unsurların altını kesin bir biçimde çizmiştir [8].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Nakdi Sermaye (Para, Alacak, Kıymetli Evrak ve Sermaye Şirketlerine Ait Paylar)
Madde metninin (a) bendi uyarınca para, alacak, kıymetli evrak ve sermaye şirketlerine ait paylar sermaye olarak getirilebilir [4], [6]. Doktrinde nakdi sermaye, para, alacak ve kıymetli evraktan oluşan sermaye unsuru olarak adlandırılmaktadır [11]. TTK m. 127/1-a bendinde "sermaye şirketlerine ait paylar" ibaresinin bilinçli olarak tercih edildiği ifade edilmektedir; zira bu kavram, senede bağlanmış olsun veya olmasın, bütün sermaye şirketlerine ait payları (çıplak paylar dâhil) kapsayacak genişlikte bir ifade olarak kanuna dâhil edilmiştir [12]. Nakdi sermaye taahhüdünün Türk Lirası veya yabancı para cinsinden yapılması mümkündür; yabancı para cinsinden taahhütlerde şirket sözleşmesinde bunun Türk Lirası karşılığının gösterilmesi zorunludur [11]. Alacakların sermaye olarak getirilmesi durumunda ise, muaccel veya müeccel bir alacağın devri Borçlar Kanunu hükümlerine göre (alacağın temliki suretiyle) gerçekleştirilmelidir [13], [14].
2.2. Ayni Sermaye (Taşınırlar, Taşınmazlar ve Bunların Kullanma Hakları)
Maddenin (c) ve (d) bentleri uyarınca taşınırlar, her çeşit taşınmazlar ile bunların faydalanma ve kullanma hakları sermaye olarak konulabilir [7], [6]. Ayni sermayenin şirkete getirilmesi bir taahhüt işlemi olup, tasarruf işleminin tamamlanması ile şirket bu varlıklar üzerinde malik sıfatıyla tasarruf edebilir [15], [16], [17]. Anonim ve limited şirketler bakımından ayni sermaye olarak getirilecek taşınır ve taşınmazların üzerinde "sınırlı ayni bir hak, haciz ve tedbir bulunmaması" kanuni bir zorunluluktur (TTK m. 342/1 ve m. 581/1) [10], [18], [19]. Taşınmazların ayni sermaye olarak kabulü için değerlerinin bilirkişi tarafından belirlenerek tapuya şerh verilmesi şartı aranmaktadır [20], [21].
2.3. Fikri Mülkiyet Hakları ve Dijital Malvarlığı Unsurları
Maddenin (b) bendinde fikri mülkiyet hakları; (h) bendinde ise "haklı olarak kullanılan devredilebilir elektronik ortamlar, alanlar, adlar ve işaretler gibi değerler" sayılmıştır [5], [6]. TTK'nın getirdiği en önemli yeniliklerden biri, mülga 6762 sayılı Kanun döneminde açıkça yer almayan ve modern ticari hayatın bir parçası olan alan adları (domain names) ve elektronik ortamların sermaye olarak getirilebilmesine imkan tanımasıdır [5], [22], [23]. Fikri mülkiyet hakları kavramı; patent, marka, tasarım, telif hakları gibi çok geniş bir yelpazeyi ifade etmektedir [23], [24]. Dijital malvarlığı unsurlarının ayni sermaye olabilmesi için "haklı olarak kullanılma", "devredilebilme" ve "nakden takdir olunabilme" şartlarını taşıması gerekmektedir [5], [25].
2.4. Kişisel Emek ve Ticari İtibar
Maddenin (e) ve (f) bentlerinde kişisel emek ve ticari itibarın sermaye olarak konulabileceği ifade edilmiştir [7], [6]. Emek sermayesi; kişinin mesleki tecrübesi, çalışma yeteneği ve müşteri çevresi gibi unsurları içerir [26]. Ancak, TTK m. 127/2 hükmünün saklı tuttuğu özel düzenlemeler (TTK m. 342 ve m. 581) gereği, hizmet edimleri, kişisel emek ve ticari itibarın sermaye şirketlerine (anonim ve limited şirketlere) sermaye olarak konulması kesin olarak yasaklanmıştır [9], [10], [18]. Zira bu değerler bilançoda kesin bir değer ile gösterilmeye ve nakde çevrilerek alacaklıları tatmin etmeye elverişli değildir [9]. Dolayısıyla bu unsurlar, yalnızca ortakların sınırsız sorumlu olduğu kollektif ve komandit şirketlerde sermaye olarak getirilebilir [9].
2.5. Ticari İşletmeler
Maddenin (g) bendi uyarınca ticari işletmeler bir bütün olarak (aktif ve pasifiyle birlikte) sermaye olarak konulabilir [7], [6]. Ticari işletmenin ayni sermaye olarak konulması durumunda, ticari işletmenin devrine ilişkin yazılı sözleşme yapılması ve işletmeye dahil taşınmazlar, fikri mülkiyet hakları gibi sicile tabi unsurlar için ilgili sicillere şerh ve tescil işlemlerinin gerçekleştirilmesi zorunludur [22].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 128 (Sermaye Koyma Borcunun Hükmü): TTK m. 127'de sayılan değerlerin şirkete sermaye olarak taahhüt edilmesinin ardından, bu taahhüdün yerine getirilme usulü TTK m. 128'de detaylandırılmıştır [7], [27]. Taşınmazlar için tapuya şerh verilmesi, taşınırların güvenilir kişiye tevdii ve özel sicile tabi hakların sicile kaydedilmesi şartları bu madde ile düzenlenmiştir [20], [27].
- TTK m. 342 ve m. 581 (Sermaye Şirketlerinde Ayni Sermaye Sınırlandırması): TTK m. 127'nin ikinci fıkrasının atıf yaptığı bu maddeler, sermaye şirketlerine ayni sermaye olarak getirilecek unsurların üzerinde haciz, tedbir veya sınırlı ayni hak bulunmaması gerektiğini ve vadesi gelmemiş alacaklar, emek ve ticari itibarın sermaye olamayacağını emredici şekilde düzenler [10], [18], [19].
- TBK m. 183 (Alacağın Devri): TTK m. 127/1-a bendi uyarınca senede bağlanmamış (adi) bir alacağın sermaye olarak getirilmesi, Türk Borçlar Kanunu m. 183 hükmü uyarınca yazılı bir alacağın devri (temliki) sözleşmesi ile gerçekleştirilir [13].
- TMK m. 48 (Tüzel Kişilerin Hak Ehliyeti): Ticaret şirketlerinin m. 127 kapsamında getirilen malvarlığı değerlerini iktisap edebilmesi, TMK m. 48'de düzenlenen tüzel kişilerin hak ehliyeti kapasitesi ile doğrudan bağlantılıdır [2], [28], [29].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında, sermaye koyma borcunun ifası ve ayni sermayenin değerlemesine ilişkin uyuşmazlıklarda "sermayenin korunması ilkesi" titizlikle ele alınmaktadır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, bir ticaret şirketine sermaye olarak getirilen taşınmazın veya ticari işletmenin değer tespitinde, yerel mahkemelerce atanan bilirkişilerin hazırladığı değerleme raporlarının objektif, bilimsel ve piyasa rayiçlerine uygun olması gerekmektedir. Özellikle sermaye şirketlerinin kuruluşunda veya sermaye artırımında ayni sermaye olarak getirilen taşınmazların üzerinde rehin, ipotek veya haciz gibi takyidatların bulunması halinde, Yargıtay bu durumun TTK m. 342 ve m. 581 uyarınca emredici hükme aykırılık teşkil ettiğini ve sicil müdürlüğünün tescilden kaçınma işleminin hukuka uygun olduğunu vurgulamaktadır. Ayrıca Yargıtay, alacakların sermaye olarak getirilmesi durumunda, alacağın gerçekliğinin ve tahsil edilebilirliğinin kanıtlanması yükümlülüğüne işaret etmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo):
Kurulmakta olan "Alfa Yazılım Anonim Şirketi"nin kurucu ortaklarından (A), şirkete sermaye olarak yazılım kodlama konusundaki "üstün kişisel emeğini" ve şahsına ait olan tescilli bir "alan adını" (domain name) getirmeyi taahhüt etmiştir. Şirket kuruluş belgeleri tescil için Ticaret Sicili Müdürlüğü'ne sunulmuştur.
Hukuki analiz: TTK m. 127/1-h bendi uyarınca "haklı olarak kullanılan devredilebilir elektronik alanlar", anonim şirketlere ayni sermaye olarak getirilebilir [5], [6]. Bu bağlamda alan adının sermaye olarak konulması hukuka uygundur. Ancak, kurucu ortak (A)'nın "kişisel emeği", TTK m. 127/1-e bendinde her ne kadar genel bir sermaye unsuru olarak sayılmışsa da, TTK m. 127/2'nin atfıyla uygulanan TTK m. 342/1 uyarınca anonim şirketlere sermaye olarak getirilemez [10], [18]. Ticaret Sicili Müdürü, kişisel emeğin sermaye olarak gösterildiği bu kuruluş işlemini reddetmek zorundadır.
Olay 2 (kurmaca senaryo):
Beta Limited Şirketi'nin ortağı (B), şirkete nakdi sermaye taahhüdü yerine, üçüncü bir şahıs (C)'den olan vadesi geçmiş (muaccel) alacağını şirkete devrederek sermaye koyma borcunu ifa etmek istemektedir. Alacağın temliki işlemi yapılmış ve tescil edilmiştir. Ancak şirket, borçlu (C)'den bu alacağı tahsil edememiştir.
Hukuki analiz: TTK m. 127/1-a bendi uyarınca muaccel alacakların limited şirketlere sermaye olarak konulması mümkündür [11], [6]. Ne var ki, TTK m. 130/1 uyarınca, sermaye olarak şirkete alacak devreden ortak, bu alacak şirketçe fiilen tahsil edilmedikçe sermaye koyma borcundan kurtulmuş sayılamaz [30], [31], [14]. Alacağın 1 ay içinde tahsil edilememesi nedeniyle, ortak (B) temerrüde düşmüş sayılır ve sürenin bitiminden itibaren geçecek günlerin temerrüt faizini ve şirketin uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlü olur (TTK m. 130/3) [31], [14].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Ayni sermaye olarak getirilecek malvarlığı unsurlarının niteliği, mülkiyeti, üzerinde takyidat (haciz, rehin vb.) bulunmadığı ve nakden değerlendirilebilir olduğu hususundaki ispat yükü, taahhütte bulunan kurucu veya ortağa aittir [20], [10]. Bu durum asliye ticaret mahkemesince atanan
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 127. maddesi, ticaret şirketlerine getirilebilecek sermaye unsurlarını düzenleyen temel ve genel bir hükümdür. Madde, Ticaret Şirketleri kitabının "Genel Hükümler" başlığı altında yer almakta olup, kural olarak kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketler olmak üzere tüm ticaret şirketleri bakımından uygulama alanına sahiptir [1], [2], [3].
Maddenin birinci fıkrasında, ticaret şirketlerine sermaye olarak konulabilecek malvarlığı değerleri "sayma yöntemiyle" ancak sınırlı sayı (numerus clausus) ilkesine tabi olmaksızın, örnekleyici bir biçimde listelenmiştir [4], [5], [6]. İlgili fıkranın (j) bendinde yer alan "devrolunabilen ve nakden değerlendirilebilen her türlü değer" ifadesi, kanun koyucunun sermaye unsurlarını tahdidi olarak saymadığını, aksine ticari hayatın ihtiyaçlarına ve teknolojik gelişmelere cevap verebilecek esnek bir yapı kurmayı amaçladığını göstermektedir [7], [5], [8].
Bununla birlikte, maddenin ikinci fıkrası, sermaye şirketleri (anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler) bakımından oldukça önemli bir sınırlandırma getirmektedir. Zira şahıs şirketlerinde ortakların şirket borçlarından dolayı sınırsız ve müteselsil sorumlu olmaları, bu şirketlere getirilecek sermaye unsurlarında esneklik tanınmasına imkan verirken; alacaklıların tek güvencesinin şirketin malvarlığı olduğu sermaye şirketlerinde, sermayenin korunması ilkesi gereği daha katı kurallar öngörülmüştür [9], [10]. Bu bağlamda, TTK m. 127/2 hükmü, anonim şirketler için TTK m. 342, limited şirketler için TTK m. 581 ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler için TTK m. 307 hükümlerini saklı tutarak, sermaye şirketlerine ayni sermaye olarak getirilemeyecek unsurların altını kesin bir biçimde çizmiştir [8].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Nakdi Sermaye (Para, Alacak, Kıymetli Evrak ve Sermaye Şirketlerine Ait Paylar)
Madde metninin (a) bendi uyarınca para, alacak, kıymetli evrak ve sermaye şirketlerine ait paylar sermaye olarak getirilebilir [4], [6]. Doktrinde nakdi sermaye, para, alacak ve kıymetli evraktan oluşan sermaye unsuru olarak adlandırılmaktadır [11]. TTK m. 127/1-a bendinde "sermaye şirketlerine ait paylar" ibaresinin bilinçli olarak tercih edildiği ifade edilmektedir; zira bu kavram, senede bağlanmış olsun veya olmasın, bütün sermaye şirketlerine ait payları (çıplak paylar dâhil) kapsayacak genişlikte bir ifade olarak kanuna dâhil edilmiştir [12]. Nakdi sermaye taahhüdünün Türk Lirası veya yabancı para cinsinden yapılması mümkündür; yabancı para cinsinden taahhütlerde şirket sözleşmesinde bunun Türk Lirası karşılığının gösterilmesi zorunludur [11]. Alacakların sermaye olarak getirilmesi durumunda ise, muaccel veya müeccel bir alacağın devri Borçlar Kanunu hükümlerine göre (alacağın temliki suretiyle) gerçekleştirilmelidir [13], [14].
2.2. Ayni Sermaye (Taşınırlar, Taşınmazlar ve Bunların Kullanma Hakları)
Maddenin (c) ve (d) bentleri uyarınca taşınırlar, her çeşit taşınmazlar ile bunların faydalanma ve kullanma hakları sermaye olarak konulabilir [7], [6]. Ayni sermayenin şirkete getirilmesi bir taahhüt işlemi olup, tasarruf işleminin tamamlanması ile şirket bu varlıklar üzerinde malik sıfatıyla tasarruf edebilir [15], [16], [17]. Anonim ve limited şirketler bakımından ayni sermaye olarak getirilecek taşınır ve taşınmazların üzerinde "sınırlı ayni bir hak, haciz ve tedbir bulunmaması" kanuni bir zorunluluktur (TTK m. 342/1 ve m. 581/1) [10], [18], [19]. Taşınmazların ayni sermaye olarak kabulü için değerlerinin bilirkişi tarafından belirlenerek tapuya şerh verilmesi şartı aranmaktadır [20], [21].
2.3. Fikri Mülkiyet Hakları ve Dijital Malvarlığı Unsurları
Maddenin (b) bendinde fikri mülkiyet hakları; (h) bendinde ise "haklı olarak kullanılan devredilebilir elektronik ortamlar, alanlar, adlar ve işaretler gibi değerler" sayılmıştır [5], [6]. TTK'nın getirdiği en önemli yeniliklerden biri, mülga 6762 sayılı Kanun döneminde açıkça yer almayan ve modern ticari hayatın bir parçası olan alan adları (domain names) ve elektronik ortamların sermaye olarak getirilebilmesine imkan tanımasıdır [5], [22], [23]. Fikri mülkiyet hakları kavramı; patent, marka, tasarım, telif hakları gibi çok geniş bir yelpazeyi ifade etmektedir [23], [24]. Dijital malvarlığı unsurlarının ayni sermaye olabilmesi için "haklı olarak kullanılma", "devredilebilme" ve "nakden takdir olunabilme" şartlarını taşıması gerekmektedir [5], [25].
2.4. Kişisel Emek ve Ticari İtibar
Maddenin (e) ve (f) bentlerinde kişisel emek ve ticari itibarın sermaye olarak konulabileceği ifade edilmiştir [7], [6]. Emek sermayesi; kişinin mesleki tecrübesi, çalışma yeteneği ve müşteri çevresi gibi unsurları içerir [26]. Ancak, TTK m. 127/2 hükmünün saklı tuttuğu özel düzenlemeler (TTK m. 342 ve m. 581) gereği, hizmet edimleri, kişisel emek ve ticari itibarın sermaye şirketlerine (anonim ve limited şirketlere) sermaye olarak konulması kesin olarak yasaklanmıştır [9], [10], [18]. Zira bu değerler bilançoda kesin bir değer ile gösterilmeye ve nakde çevrilerek alacaklıları tatmin etmeye elverişli değildir [9]. Dolayısıyla bu unsurlar, yalnızca ortakların sınırsız sorumlu olduğu kollektif ve komandit şirketlerde sermaye olarak getirilebilir [9].
2.5. Ticari İşletmeler
Maddenin (g) bendi uyarınca ticari işletmeler bir bütün olarak (aktif ve pasifiyle birlikte) sermaye olarak konulabilir [7], [6]. Ticari işletmenin ayni sermaye olarak konulması durumunda, ticari işletmenin devrine ilişkin yazılı sözleşme yapılması ve işletmeye dahil taşınmazlar, fikri mülkiyet hakları gibi sicile tabi unsurlar için ilgili sicillere şerh ve tescil işlemlerinin gerçekleştirilmesi zorunludur [22].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında, sermaye koyma borcunun ifası ve ayni sermayenin değerlemesine ilişkin uyuşmazlıklarda "sermayenin korunması ilkesi" titizlikle ele alınmaktadır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, bir ticaret şirketine sermaye olarak getirilen taşınmazın veya ticari işletmenin değer tespitinde, yerel mahkemelerce atanan bilirkişilerin hazırladığı değerleme raporlarının objektif, bilimsel ve piyasa rayiçlerine uygun olması gerekmektedir. Özellikle sermaye şirketlerinin kuruluşunda veya sermaye artırımında ayni sermaye olarak getirilen taşınmazların üzerinde rehin, ipotek veya haciz gibi takyidatların bulunması halinde, Yargıtay bu durumun TTK m. 342 ve m. 581 uyarınca emredici hükme aykırılık teşkil ettiğini ve sicil müdürlüğünün tescilden kaçınma işleminin hukuka uygun olduğunu vurgulamaktadır. Ayrıca Yargıtay, alacakların sermaye olarak getirilmesi durumunda, alacağın gerçekliğinin ve tahsil edilebilirliğinin kanıtlanması yükümlülüğüne işaret etmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): Kurulmakta olan "Alfa Yazılım Anonim Şirketi"nin kurucu ortaklarından (A), şirkete sermaye olarak yazılım kodlama konusundaki "üstün kişisel emeğini" ve şahsına ait olan tescilli bir "alan adını" (domain name) getirmeyi taahhüt etmiştir. Şirket kuruluş belgeleri tescil için Ticaret Sicili Müdürlüğü'ne sunulmuştur. Hukuki analiz: TTK m. 127/1-h bendi uyarınca "haklı olarak kullanılan devredilebilir elektronik alanlar", anonim şirketlere ayni sermaye olarak getirilebilir [5], [6]. Bu bağlamda alan adının sermaye olarak konulması hukuka uygundur. Ancak, kurucu ortak (A)'nın "kişisel emeği", TTK m. 127/1-e bendinde her ne kadar genel bir sermaye unsuru olarak sayılmışsa da, TTK m. 127/2'nin atfıyla uygulanan TTK m. 342/1 uyarınca anonim şirketlere sermaye olarak getirilemez [10], [18]. Ticaret Sicili Müdürü, kişisel emeğin sermaye olarak gösterildiği bu kuruluş işlemini reddetmek zorundadır.
Olay 2 (kurmaca senaryo): Beta Limited Şirketi'nin ortağı (B), şirkete nakdi sermaye taahhüdü yerine, üçüncü bir şahıs (C)'den olan vadesi geçmiş (muaccel) alacağını şirkete devrederek sermaye koyma borcunu ifa etmek istemektedir. Alacağın temliki işlemi yapılmış ve tescil edilmiştir. Ancak şirket, borçlu (C)'den bu alacağı tahsil edememiştir. Hukuki analiz: TTK m. 127/1-a bendi uyarınca muaccel alacakların limited şirketlere sermaye olarak konulması mümkündür [11], [6]. Ne var ki, TTK m. 130/1 uyarınca, sermaye olarak şirkete alacak devreden ortak, bu alacak şirketçe fiilen tahsil edilmedikçe sermaye koyma borcundan kurtulmuş sayılamaz [30], [31], [14]. Alacağın 1 ay içinde tahsil edilememesi nedeniyle, ortak (B) temerrüde düşmüş sayılır ve sürenin bitiminden itibaren geçecek günlerin temerrüt faizini ve şirketin uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlü olur (TTK m. 130/3) [31], [14].
6. Pratik Uygulama Notları