RESMİ METİN

C) Uygulanacak kanun hükümleri


Madde 126 - (1) Her şirket türüne özgü hükümler saklı kalmak şartıyla, Türk Medenî Kanununun tüzel kişilere ilişkin genel hükümleri ile bu Kısımda hüküm bulunmayan hususlarda Türk Borçlar Kanununun adi şirkete dair hükümleri her şirket türünün niteliğine uygun olduğu oranda, ticaret şirketleri hakkında da uygulanır.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 126. maddesi, ticaret şirketleri hukukunun temel yapı taşlarından birini oluşturan normlar hiyerarşisi ve kanun boşluklarının doldurulması usulünü düzenlemektedir. İlgili hüküm, Ticaret Şirketlerine İlişkin Genel Hükümler kısmında yer almakta olup, kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerin tamamı bakımından uygulama alanına sahiptir [1-3].

Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu döneminde, genel hükümlere yapılan atıflar spesifik madde numaraları sayılarak (örneğin mülga Borçlar Kanunu'nun belirli maddelerine yollama yapılarak) gerçekleştirilmekteydi. Ancak 6102 sayılı Kanun, mehaz kanunlardaki numaralandırma değişikliklerinin uyum sorunlarına yol açmasını engellemek ve daha dinamik bir hukuki çerçeve yaratmak amacıyla atıf yapılan madde numaralarını zikretme usulünden vazgeçmiştir [4]. Bunun yerine, doğrudan 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (TMK) tüzel kişilere ilişkin genel hükümleri ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) adi şirkete ilişkin hükümlerinin, her bir şirket türünün niteliğine uygun düştüğü ölçüde ticaret şirketleri hakkında da uygulanacağı genel ve soyut bir ilke olarak kabul edilmiştir [4].

Bu madde, ticaret şirketlerinin temelinde yatan "ortaklık (şirket)" ve "tüzel kişilik" kavramlarının ikili doğasını yansıtır. Bir ticaret şirketi, bir yönüyle TMK anlamında bağımsız bir tüzel kişi iken, diğer yönüyle TBK anlamında bir sözleşmesel birlikteliktir (adi ortaklık temeli). Madde, bu ikili doğayı normatif bir sıraya koyarak uygulayıcıya kesin bir metodoloji sunmaktadır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. "Her Şirket Türüne Özgü Hükümler Saklı Kalmak Şartıyla" İbaresi

Bu ibare, hukukun evrensel lex specialis derogat legi generali (özel kanun genel kanunu ilga eder) ilkesinin ticaret şirketleri hukukundaki somutlaşmış halidir. Ticari uyuşmazlıklarda öncelikle ilgili şirket türüne (örneğin anonim veya limited şirket) tahsis edilmiş emredici kanun hükümleri ve bu hükümlere aykırı olmayan esas sözleşme kuralları uygulanacaktır. TMK ve TBK hükümlerine ancak şirketler hukuku mevzuatında bir kanun boşluğu bulunması hâlinde başvurulabilir.

2.2. TMK’nın Tüzel Kişilere İlişkin Genel Hükümleri

TTK'nın 125. maddesi uyarınca ticaret şirketleri tüzel kişiliği haizdir ve TMK'nın 48. maddesi çerçevesinde bütün haklardan yararlanabilir, borçları üstlenebilirler [3, 5]. TTK m. 126'daki atıf gereği, ticaret şirketlerinin ehliyetleri, organları, yerleşim yerleri, sona erme ve tasfiyelerine ilişkin TTK'da özel düzenleme bulunmayan hallerde TMK m. 47 vd. hükümleri devreye girecektir. Ultra vires ilkesinin hukukumuzdan kaldırılmış olmasıyla birlikte, TMK m. 48 hükmünün ticaret şirketlerindeki yansıması tam ve eksiksiz bir hak ehliyeti olarak karşımıza çıkmaktadır [6, 7].

2.3. TBK’nın Adi Şirkete Dair Hükümleri

Adi ortaklık, tüm ticaret şirketlerinin temelini (prototipini) oluşturan en ilkel şirket formudur. Ticaret şirketleri de nihayetinde bir amaca ulaşmak için kişi ve mal topluluğu niteliği taşıdığından, TTK'da açık bir düzenleme bulunmayan (örneğin ortakların sadakat yükümlülüğü, özen borcunun kapsamı veya kâr-zarar dağıtımının temel felsefesine dair) spesifik hususlarda TBK'nın adi şirkete ilişkin hükümlerine (TBK m. 620 vd.) başvurulur.

2.4. "Niteliğine Uygun Olduğu Oranda" Ölçütü

Maddenin en kritik filtresi bu ifadedir. Kanun koyucu, her adi şirket hükmünün ticaret şirketlerine doğrudan uygulanamayacağının altını çizmektedir. Örneğin; adi şirkette ortakların müteselsil ve sınırsız sorumluluğu kural iken, sermaye şirketlerinde (anonim ve limited) ortakların sorumluluğu yalnızca taahhüt ettikleri sermaye ile sınırlıdır (sınırlı sorumluluk ilkesi). Dolayısıyla, TBK'daki ortakların kişisel sorumluluğuna ilişkin bir hüküm, anonim şirketlere "niteliğine uygun olmadığı" için kıyasen dahi uygulanamaz. Doktrinde Prof. Dr. Reha Poroy ve Prof. Dr. Ünal Tekinalp'in de eserlerinde sıklıkla vurguladığı üzere, bu kavram hâkime takdir yetkisi sunan ve kurumun ruhuna aykırı uygulamaları engelleyen bir emniyet sübabıdır.

3. Sistematik İlişkiler

Bu maddenin TTK, TBK ve TMK ile olan dogmatik ve normatif bağlantıları son derece derindir. İlgili yasal hiyerarşi, normlar arasındaki öncelik-sonralık ilişkisini belirler.

  • TTK m. 124 ve 125 — Ticaret şirketlerinin sınırlı sayı (numerus clausus) ilkesiyle sayıldığı ve tüzel kişiliklerinin hukuki dayanağının kurulduğu hükümlerdir [2, 3, 8]. TTK m. 126, bu kurucu maddeleri tamamlayarak sistemin hukuki altyapısını oluşturur.
  • TMK m. 47 vd. — Tüzel kişilerin kuruluş, hak ve fiil ehliyetleri ile organlarına dair temel rejimdir.
  • Ticaret Şirketlerine Uygulanacak Hükümlerin Hiyerarşisi — TTK m. 126 dikkate alındığında uygulanacak kurallar silsilesi sırasıyla şöyledir: 1) Şirket sözleşmesi (esas sözleşme) hükümleri, 2) Her bir ticaret şirketi tipine ilişkin kanundaki özel hükümler, 3) TMK’nın tüzel kişilere ilişkin hükümleri, 4) TBK’nın adi şirkete ilişkin hükümleri, 5) TTK’nın diğer hükümleri, 6) Ticari örf ve adet hukuku kuralları, 7) TMK’nın genel hükümleri [9].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 11. Hukuk Dairesi'nin istikrar kazanmış içtihatlarında, TTK m. 126 (ve mülga 6762 sayılı Kanun m. 136) hükmü "tamamlayıcı hukuk kuralı" fonksiyonuyla uygulanmaktadır.

Özellikle şirket ortakları arasındaki uyuşmazlıklarda "sadakat yükümlülüğü" bakımından özel bir TTK normu veya şirket sözleşmesi hükmü bulunmadığında, Yargıtay; TBK'nın adi şirketteki ortakların sadakat borcuna ilişkin hükümlerini limited şirket veya anonim şirket kapalı tip yapılarına "niteliklerine uygun düştüğü ölçüde" tatbik etmektedir. Keza genel kurul kararlarının hükümsüzlüğüne ilişkin uyuşmazlıklarda, TTK'da sayılan iptal veya butlan hallerinin dışında, sözleşmelerin hükümsüzlüğüne veya tüzel kişi kararlarının iptaline dair TMK ve TBK genel teorisinden yararlanılmaktadır. Yargıtay kararlarında ısrarla çizilen sınır; şahıs şirketi özellikleri ile sermaye şirketi özellikleri arasındaki yapısal zıtlıklardır.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Kurmaca senaryo): X Limited Şirketi'nde ortaklar, şirket faaliyet alanına giren bir ticari fırsatı kendi şahsi menfaatlerine yönlendirmişlerdir. TTK'nın limited şirketlere dair hükümlerinde rekabet yasağı sadece müdürler için sarih olarak düzenlenmiş, müdür olmayan ortaklar bakımından (şirket sözleşmesinde de kural bulunmaması hâlinde) belirgin bir boşluk doğmuştur. Hukuki analiz: TTK m. 126 atfı uyarınca, öncelikle şirkete dair özel hükümlere bakılır. Özel hükümlerde ve şirket sözleşmesinde açık düzenleme yoksa, TBK'nın adi şirkete dair "ortakların şirketin menfaatini koruma ve sadakat borcu" hükümleri devreye girer. Bir limited şirkette müdür olmayan ortağın, şirketin varlıksal değerine zarar verecek ölçüde rekabet etmesi adi ortaklık sadakat borcuna aykırılık teşkil edeceğinden, "niteliğine uygun olduğu oranda" TBK kuralları uygulanarak ortağın sorumluluğuna gidilebilir.

Olay 2 (Kurmaca senaryo): Y Anonim Şirketi'nin genel kurulu toplanarak, Türk Ticaret Kanunu'nda açıkça yasaklanmamış ancak ahlaka ve kamu düzenine ağır surette aykırı bir faaliyetin gerçekleştirilmesi (örneğin yasadışı bir ticari faaliyet finansmanı) yönünde esas sözleşme değişikliği kararı almıştır. Hukuki analiz: TTK'da genel kurul kararlarının butlanı sınırlı olmayan sebeplerle (m. 447) sayılmıştır [10]. Ancak ahlaka veya kamu düzenine aykırılık hâlinde doğrudan TBK m. 27'deki "kesin hükümsüzlük (butlan)" rejimine gidilir. TTK m. 126 hiyerarşisi gereği, TTK hükümlerinin yetersiz kaldığı hukuki işlem teorisi eksiklikleri, tüzel kişinin yapısına uygun düştüğü için TMK ve TBK'nın genel hükümleri çerçevesinde butlan tespiti ile çözümlenir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Ticari uyuşmazlıklarda TMK veya TBK (adi şirket) hükümlerinin uygulanmasını talep eden taraf; öncelikle TTK'da ve esas sözleşmede bir kanun/kural boşluğu bulunduğunu, sonrasında ise talep ettiği genel hükmün "ilgili ticaret şirketinin niteliğine (şahıs/sermaye yapısına) uygun olduğunu" somut delillerle ispatla mükelleftir.
  • Zamanaşımı / Süreler: Şirketler hukuku uyuşmazlıklarında TTK'da öngörülen özel zamanaşımı süreleri (örneğin sorumluluk davalarındaki 2/5 yıllık süreler) saklıdır. Ancak TTK'da hüküm bulunmayan ve m. 126 atfıyla TBK'dan çözülen hallerde, TBK m. 146 ve m. 147'de yer alan 10 veya 5 yıllık genel/özel zamanaşımı süreleri uygulama alanı bulacaktır.
  • Görevli/yetkili mahkeme: TTK m. 126 atfıyla TMK veya TBK kuralları uygulansa dahi, söz konusu ihtilaf bir ticaret şirketini ve onun ortaklık yapısını ilgilendirdiğinden mutlak ticari dava niteliğindedir. Görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir.
  • Yaygın uygulama hataları: Uygulamada sıklıkla yapılan en büyük hata; sermaye şirketleri (A.Ş., Ltd. Şti.) aleyhine, ortakların şahsi malvarlıklarına TBK'nın adi ortaklığa ilişkin müteselsil sorumluluk prensipleri kullanılarak müracaat edilmeye çalışılmasıdır. Bu durum, "niteliğe uygunluk" kriterinin ve tüzel kişilik perdesinin göz ardı edilmesi anlamına gelir.

7. Eleştirel Değerlendirme

Doktrinde TTK m. 126 hükmü, mülga Kanun'daki katı "madde numarası belirtilerek yapılan atıf" sistemini terk etmesi sebebiyle devrim niteliğinde kabul edilmekle birlikte, beraberinde bazı teorik tartışmaları da getirmiştir [4, 11].

Prof. Dr. Ünal Tekinalp ve Prof. Dr. Sabih Arkan gibi otoriteler, şirketler hukukunun otonom yapısının güçlendirilmesi gerektiğini sıklıkla ifade etmektedir. TTK m. 126 hükmündeki "her şirket türünün niteliğine uygun olduğu oranda" kıstası son derece elastik bir yapıya sahiptir. Bu esneklik, mahkemelere ve yargısal içtihatlara geniş bir manevra alanı sağlarken, aynı zamanda hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkesi bakımından riskler taşır. Bir adi şirket hükmünün anonim şirkete hangi eşikten sonra "uygun olmayacağı" sorusu, kanun koyucu tarafından sınırları çizilmiş net bir matris sunmadığından, tamamen doktriner yorumlara ve Yargıtay'ın dönemsel içtihatlarına bağımlı kalmıştır. Kanun yapma tekniği açısından, ilerleyen süreçlerde özellik arz eden hususların bizzat TTK içerisinde kodifiye edilmesi (özellikle limited şirketlere ilişkin ortaklar arası borç ilişkileri gibi alanlarda), m. 126 atfına duyulan ihtiyacı azaltarak hukuki belirliliği artıracaktır.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.