1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) “Ticaret Şirketleri” başlıklı İkinci Kitabı’nın girişinde yer alan 124. madde, ticaret ortaklıkları hukukunun temel taşı niteliğindedir [1]. Kanun koyucu, bu madde ile ticaret şirketlerinin hangi türlerden ibaret olduğunu belirlemiş ve bu şirketleri yapısal özelliklerine göre şahıs ve sermaye şirketleri olarak iki ana kategoriye ayırmıştır [2, 3].
Mülga 6762 sayılı TTK döneminden farklı olarak, 6102 sayılı TTK’nın 124. maddesinin ikinci fıkrası, şirketlerin tasnifini (şahıs ve sermaye şirketi ayrımını) açıkça pozitif hukuka taşımıştır. Maddenin gerekçesinde ve öğretide de vurgulandığı üzere, bu ayrımın kanun metnine dâhil edilmesi, vergi mevzuatı ve doktrindeki süregelen tasniflerle paralellik sağlamak amacıyla gerçekleştirilmiştir [3]. Madde, ticaret şirketlerinin kuruluş, işleyiş ve sona erme rejimlerinin hangi ilkelere tâbi olacağını belirleyen çerçeve bir norm hüviyetindedir ve "sınırlı sayı (numerus clausus)" ilkesinin Türk şirketler hukukundaki en somut yansımasıdır [3].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Ticaret Şirketleri ve Sınırlı Sayı İlkesi (Numerus Clausus)
TTK m. 124/1 bendi, ticaret şirketlerini; kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketler olarak tahdidî (sınırlı) bir biçimde saymıştır [1, 2, 4]. Sınırlı sayı ilkesi gereğince, kurucular kendi iradeleriyle bu beş türün dışında, kanunda öngörülmeyen, karma veya atipik bir ticaret şirketi türü ihdas edemezler [3]. Şayet kişiler, bu türlerden birinin asgari kurucu unsurlarını (essentialia negotii) taşımayan bir ortaklık kurmak isterlerse, meydana gelen hukuki yapı ancak Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 620 vd. anlamında bir "adi ortaklık" (adi şirket) olarak nitelendirilecektir [5, 6].
2.2. Şahıs Şirketleri Kavramı
Maddenin ikinci fıkrası uyarınca kollektif ile komandit şirketler "şahıs şirketi" olarak tasnif edilmiştir [2, 4]. Şahıs şirketlerinde, ortakların kişisel emekleri, ticari itibarları ve birbirlerine duydukları güven ön plandadır [7]. Bu yapıların en belirgin hukuki sonucu, ortakların şirket borçlarından dolayı kural olarak ikinci dereceden, sınırsız ve müteselsilen sorumlu olmalarıdır [8]. TTK'nın şahıs şirketlerine ilişkin kuralları, tüzel kişiliğin arkasındaki gerçek kişilerin malvarlığını alacaklılar için bir güvence mekanizması olarak kurgular.
2.3. Sermaye Şirketleri Kavramı
Anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler ise "sermaye şirketi" olarak kabul edilmiştir [2, 4]. Sermaye şirketlerinde, ortakların kişiliğinden ziyade, şirkete getirmeyi taahhüt ettikleri sermaye önem taşır. TTK m. 329 ve m. 573 gereğince sermaye şirketlerinde ortaklar, şirket borçlarından ötürü kişisel malvarlıklarıyla sorumlu tutulamazlar; yalnızca taahhüt ettikleri sermaye payını ödemekle yükümlüdürler [9-11]. Sorumluluğun sadece şirketin malvarlığıyla sınırlı olması, bu tür şirketlerde sermayenin korunması ilkesini son derece katı bir kurallar bütününe bağlamıştır.
2.4. Kooperatiflerin Konumu
6762 sayılı mülga TTK döneminde kooperatiflerin ticaret şirketi olup olmadığı yönündeki doktrinel tartışmalar, 2004 yılında 5146 sayılı Kanun ile Kooperatifler Kanunu'nda yapılan değişiklik ve ardından 6102 sayılı TTK m. 124'teki açık düzenleme ile son bulmuştur [3, 5]. Kooperatifler açıkça bir ticaret şirketi olarak kabul edilmiş, şahıs veya sermaye şirketi olarak sınıflandırılmamış, kendine özgü (sui generis) bir yapı olarak madde metninde yerini almıştır [2].
2.5. İstisnai Yapılar (Maddede Sayılmayanlar)
TTK m. 124, ticaret şirketlerini beş tür ile sınırlandırmış olsa da doktrinde; holdinglerin, umumi mağazaların ve donatma iştiraklerinin (deniz ticareti hukukuna özgü yapısı gereği) maddede ismen zikredilmeseler de ticaret şirketi vasfı taşıdıkları veya ticari şirket hükümlerine tabi kılındıkları kabul edilmektedir [5].
3. Sistematik İlişkiler
Bu maddenin TTK, TBK ve TMK’daki diğer kurumlarla dikey ve yatay bağlantıları şöyledir:
- TTK m. 125 (Tüzel Kişilik ve Ehliyet): TTK m. 124'te sayılan tüm ticaret şirketleri tüzel kişiliği haizdir [4, 12]. Ultra vires ilkesinin kaldırılmasıyla (TTK m. 125/2) birlikte bu şirketler, TMK m. 48 çerçevesinde işletme konusundan bağımsız olarak her türlü hak ve borca ehil hale gelmişlerdir [4, 13].
- TTK m. 126 (Uygulanacak Hükümler): TTK m. 124'te yer alan şirket tipleri için kanunda özel hüküm bulunmayan hallerde TMK'nın tüzel kişilere ilişkin genel hükümleri ve TBK'nın adi şirkete dair hükümleri niteliğine uygun düştüğü ölçüde uygulanır [1, 5, 14].
- TTK m. 136, m. 137 (Birleşme Hükümleri): Hangi şirket türlerinin birbiriyle birleşebileceği (geçerli birleşmeler) kuralı doğrudan TTK m. 124'te belirtilen şahıs ve sermaye şirketi ayrımına göre dizayn edilmiştir [15]. Örneğin, bir sermaye şirketinin devrolunan sıfatıyla bir şahıs şirketine katılması yasaklanmıştır [16].
- TBK m. 620 (Adi Ortaklık Sözleşmesi): TTK m. 124'te sayılan asgari tip şartlarını (örneğin ticaret siciline tescil) taşımayan birleşmeler veya ortaklık iradeleri, zorunlu olarak TBK m. 620 kapsamındaki adi ortaklık rejimine tabi olur.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ticaret daireleri, şirketler hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarda TTK m. 124'teki sınırlı sayı ilkesini ve şirket tipolojisini sıkı sıkıya denetlemektedir. Yerleşik Yargıtay içtihatlarında şu ilkeler öne çıkmaktadır:
- Tescil Öncesi Dönem ve Tip İhlali: Yargıtay, kurucular arasında bir sermaye şirketi (örneğin anonim şirket) kurma gayesiyle sözleşme yapılmasına rağmen, şirketin ticaret siciline tescil edilerek tüzel kişilik (TTK m. 125) kazanamaması durumunda, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin bir ticaret şirketi değil, zorunlu olarak "adi şirket" sayılacağını hüküm altına almaktadır.
- Şahıs ve Sermaye Şirketi Sorumluluk Rejimi Karakteri: Yargıtay kararlarında, anonim ve limited şirket (sermaye şirketleri) borçlarından dolayı ortakların (kamu borçları istisnası hariç) kişisel malvarlıklarına gidilemeyeceği [17]; buna karşın kollektif şirket ortaklarının "şahıs şirketi" niteliği gereği doğrudan icra takibine maruz kalabileceği, ancak bunun için öncelikle şirkete başvurulmasının (öncelik ilkesi) şart olduğu katı bir biçimde uygulanmaktadır.
- Görünüşte Şirket ve Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması: Yargıtay, sermaye şirketlerinin tüzel kişiliğinin kötüye kullanılarak alacaklıların zarara uğratıldığı hallerde, TTK m. 124'teki yapısal korumayı aşarak "tüzel kişilik perdesinin aralanması" (disregard of legal entity) teorisi ile TMK m. 2 (dürüstlük kuralı) temelinde ortakları doğrudan sorumlu tutabilmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo):
Türkiye'de faaliyet göstermek isteyen yabancı sermayeli bir girişim grubu ile yerli bir konsorsiyum, yatırım risklerini minimize etmek amacıyla, ortaklarının hem sınırlı sorumluluğa sahip olduğu hem de kâr dağıtımında tamamen serbestçe hareket edebildikleri "Yatırım Fonu Şirketi" adı altında, Türk Ticaret Kanunu'nda ismen sayılmayan yeni bir tüzel kişilik modeli kurgulayarak sözleşme hazırlamış ve tescil için Ticaret Sicili Müdürlüğü'ne başvurmuştur.
Hukuki analiz: TTK m. 124/1 hükmü gereğince, ticaret şirketleri numerus clausus (sınırlı sayı) ilkesine tabidir [3, 4]. Ticaret Sicili Müdürü, kanunda öngörülmeyen atipik bir "Yatırım Fonu Şirketi" türünü tescil edemez. Tescil talebi reddedilecektir. Taraflar, ticari amaçla fiilen faaliyete geçerlerse aralarındaki ilişki tüzel kişiliği bulunmayan TBK m. 620 kapsamındaki adi şirket hükümlerine tabi olur.
Olay 2 (kurmaca senaryo):
Üç ortak tarafından kurulan bir limited şirkette, şirketin ticari borçları sebebiyle alacaklılar, şirketin malvarlığının borcu karşılamaması üzerine doğrudan ortakların kişisel banka hesaplarına ve gayrimenkullerine ihtiyati haciz uygulamak için mahkemeye müracaat etmiştir. Alacaklı taraf, şirketin idaresinde şahsi emekleri bulunduğu için şahıs şirketi hükümleri uygulanması gerektiğini iddia etmektedir.
Hukuki analiz: TTK m. 124/2 bendi, limited şirketi kesin, net ve emredici bir biçimde "sermaye şirketi" olarak sınıflandırmıştır [2, 4]. Sermaye şirketlerinde hâkim olan temel kural gereğince, ortaklar şirket borçlarından dolayı kişisel malvarlıklarıyla sorumlu tutulamazlar [18, 19]. Kamu borçları (6183 sayılı Kanun m. 35) istisnası dışında, alacaklıların doğrudan limited şirket ortaklarının şahsi malvarlığına gitme talepleri, TTK'nın sistematik yapısına aykırı olduğundan mahkemece reddedilmelidir.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Bir ticari yapının ticaret şirketi vasfını haiz olduğunun ve tipinin (kollektif, limited vd.) ispatı, ticaret sicili kayıtları ve usulüne uygun düzenlenmiş şirket sözleşmesi (esas sözleşme) ile sağlanır [20]. Sicile tescil kurucu unsurdur.
- Zamanaşımı / Süreler: Şirket türlerine özgü zamanaşımı süreleri uygulanmakla birlikte, ticari işlerden doğan davalarda kural olarak TTK ve TBK m. 146 vd. hükümleri çerçevesindeki ticari zamanaşımı ve TTK m. 6 uyarınca emredici süreler geçerlidir [21].
- Görevli/yetkili mahkeme: Şirket türünün tespiti, şirket ortakları arasındaki iç ilişkiler, kurumsal yapı itilafları ile ticaret siciline itiraz davalarında görevli mahkeme, Asliye Ticaret Mahkemesidir.
- Yaygın uygulama hataları:
- Hukuk uygulayıcıları ve tacirler tarafından limited şirketlerin, asgari sermaye ile kurulabilmesi ve ortakların birbirini tanıması nedeniyle fiiliyatta "şahıs şirketi" gibi yönetilmesi [22]. Hukuken TTK m. 124/2 uyarınca katı bir sermaye şirketi olduğu gerçeğinin göz ardı edilerek şahsi sorumluluk yanılgısına düşülmesi [2, 4].
- Adi ortaklıkların, ticari işletme işletmeleri halinde tüzel kişiliklerinin bulunduğu yanılgısıyla kendi adlarına (ortaklardan bağımsız olarak) dava ehliyetine sahip olduklarının zannedilmesi. Adi ortaklıkların taraf ehliyeti yoktur.
7. Eleştirel Değerlendirme
TTK m. 124 bağlamında Türk ticaret hukuku doktrininde (Örn. Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Ersin Çamoğlu, Mehmet Bahtiyar, Hasan Pulaşlı) önemli tartışmalar yürütülmektedir.
Öncelikle, TTK m. 124/2 ile limited şirketlerin "sermaye şirketi" olarak kategorize edilmesi doktrinde ekseriyetle kabul edilse de; limited şirketlerin kanuni yapısı gereği (ortaklıktan çıkma, çıkarılma, ek ödeme yükümlülükleri, rekabet yasağı gibi şahsi unsurlar barındırması sebebiyle) katı bir sermaye şirketi olmaktan ziyade, şahıs şirketi özellikleri de taşıyan melez (karma) bir yapısı bulunduğu (örneğin Prof. Dr. Hasan Pulaşlı ve Prof. Dr. Mehmet Bahtiyar'ın vurguladığı üzere) değerlendirilmektedir [22]. Kanun koyucunun m. 124/2'deki bu keskin ayrımı, Alman hukukundaki "GmbH" modelini temel alarak dogmatik bir netlik sağlama gayesine dayanmakta ise de, limited şirketlerin uygulamadaki kapalı tip özellikleri bu saf tasnifi zaman zaman esnetmektedir.
İkinci olarak, numerus clausus (sınırlı sayı) ilkesinin günümüz modern ve dinamik ekonomi şartlarında katı bir çelik korse işlevi gördüğü yönünde eleştiriler bulunmaktadır. Anglo-Sakson hukuku menşeli esnek ortaklık yapıları karşısında, Türk ve Kıta Avrupası hukukunun bu statik sınıflandırmasının, uluslararası doğrudan yatırımlar (Foreign Direct Investments) açısından karma modellerin inşasını engellediği ileri sürülmektedir. Bununla birlikte, işlem güvenliğinin (third-party reliance) ve alacaklıların korunmasının tesis edilebilmesi açısından sınırlı sayı ilkesinin ve tiplere bağlılığın (Typenzwang) varlığı, hukukumuzun omurgasını koruması bakımından elzemdir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) “Ticaret Şirketleri” başlıklı İkinci Kitabı’nın girişinde yer alan 124. madde, ticaret ortaklıkları hukukunun temel taşı niteliğindedir [1]. Kanun koyucu, bu madde ile ticaret şirketlerinin hangi türlerden ibaret olduğunu belirlemiş ve bu şirketleri yapısal özelliklerine göre şahıs ve sermaye şirketleri olarak iki ana kategoriye ayırmıştır [2, 3].
Mülga 6762 sayılı TTK döneminden farklı olarak, 6102 sayılı TTK’nın 124. maddesinin ikinci fıkrası, şirketlerin tasnifini (şahıs ve sermaye şirketi ayrımını) açıkça pozitif hukuka taşımıştır. Maddenin gerekçesinde ve öğretide de vurgulandığı üzere, bu ayrımın kanun metnine dâhil edilmesi, vergi mevzuatı ve doktrindeki süregelen tasniflerle paralellik sağlamak amacıyla gerçekleştirilmiştir [3]. Madde, ticaret şirketlerinin kuruluş, işleyiş ve sona erme rejimlerinin hangi ilkelere tâbi olacağını belirleyen çerçeve bir norm hüviyetindedir ve "sınırlı sayı (numerus clausus)" ilkesinin Türk şirketler hukukundaki en somut yansımasıdır [3].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Ticaret Şirketleri ve Sınırlı Sayı İlkesi (Numerus Clausus)
TTK m. 124/1 bendi, ticaret şirketlerini; kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketler olarak tahdidî (sınırlı) bir biçimde saymıştır [1, 2, 4]. Sınırlı sayı ilkesi gereğince, kurucular kendi iradeleriyle bu beş türün dışında, kanunda öngörülmeyen, karma veya atipik bir ticaret şirketi türü ihdas edemezler [3]. Şayet kişiler, bu türlerden birinin asgari kurucu unsurlarını (essentialia negotii) taşımayan bir ortaklık kurmak isterlerse, meydana gelen hukuki yapı ancak Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 620 vd. anlamında bir "adi ortaklık" (adi şirket) olarak nitelendirilecektir [5, 6].
2.2. Şahıs Şirketleri Kavramı
Maddenin ikinci fıkrası uyarınca kollektif ile komandit şirketler "şahıs şirketi" olarak tasnif edilmiştir [2, 4]. Şahıs şirketlerinde, ortakların kişisel emekleri, ticari itibarları ve birbirlerine duydukları güven ön plandadır [7]. Bu yapıların en belirgin hukuki sonucu, ortakların şirket borçlarından dolayı kural olarak ikinci dereceden, sınırsız ve müteselsilen sorumlu olmalarıdır [8]. TTK'nın şahıs şirketlerine ilişkin kuralları, tüzel kişiliğin arkasındaki gerçek kişilerin malvarlığını alacaklılar için bir güvence mekanizması olarak kurgular.
2.3. Sermaye Şirketleri Kavramı
Anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler ise "sermaye şirketi" olarak kabul edilmiştir [2, 4]. Sermaye şirketlerinde, ortakların kişiliğinden ziyade, şirkete getirmeyi taahhüt ettikleri sermaye önem taşır. TTK m. 329 ve m. 573 gereğince sermaye şirketlerinde ortaklar, şirket borçlarından ötürü kişisel malvarlıklarıyla sorumlu tutulamazlar; yalnızca taahhüt ettikleri sermaye payını ödemekle yükümlüdürler [9-11]. Sorumluluğun sadece şirketin malvarlığıyla sınırlı olması, bu tür şirketlerde sermayenin korunması ilkesini son derece katı bir kurallar bütününe bağlamıştır.
2.4. Kooperatiflerin Konumu
6762 sayılı mülga TTK döneminde kooperatiflerin ticaret şirketi olup olmadığı yönündeki doktrinel tartışmalar, 2004 yılında 5146 sayılı Kanun ile Kooperatifler Kanunu'nda yapılan değişiklik ve ardından 6102 sayılı TTK m. 124'teki açık düzenleme ile son bulmuştur [3, 5]. Kooperatifler açıkça bir ticaret şirketi olarak kabul edilmiş, şahıs veya sermaye şirketi olarak sınıflandırılmamış, kendine özgü (sui generis) bir yapı olarak madde metninde yerini almıştır [2].
2.5. İstisnai Yapılar (Maddede Sayılmayanlar)
TTK m. 124, ticaret şirketlerini beş tür ile sınırlandırmış olsa da doktrinde; holdinglerin, umumi mağazaların ve donatma iştiraklerinin (deniz ticareti hukukuna özgü yapısı gereği) maddede ismen zikredilmeseler de ticaret şirketi vasfı taşıdıkları veya ticari şirket hükümlerine tabi kılındıkları kabul edilmektedir [5].
3. Sistematik İlişkiler
Bu maddenin TTK, TBK ve TMK’daki diğer kurumlarla dikey ve yatay bağlantıları şöyledir:
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ticaret daireleri, şirketler hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarda TTK m. 124'teki sınırlı sayı ilkesini ve şirket tipolojisini sıkı sıkıya denetlemektedir. Yerleşik Yargıtay içtihatlarında şu ilkeler öne çıkmaktadır:
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): Türkiye'de faaliyet göstermek isteyen yabancı sermayeli bir girişim grubu ile yerli bir konsorsiyum, yatırım risklerini minimize etmek amacıyla, ortaklarının hem sınırlı sorumluluğa sahip olduğu hem de kâr dağıtımında tamamen serbestçe hareket edebildikleri "Yatırım Fonu Şirketi" adı altında, Türk Ticaret Kanunu'nda ismen sayılmayan yeni bir tüzel kişilik modeli kurgulayarak sözleşme hazırlamış ve tescil için Ticaret Sicili Müdürlüğü'ne başvurmuştur. Hukuki analiz: TTK m. 124/1 hükmü gereğince, ticaret şirketleri numerus clausus (sınırlı sayı) ilkesine tabidir [3, 4]. Ticaret Sicili Müdürü, kanunda öngörülmeyen atipik bir "Yatırım Fonu Şirketi" türünü tescil edemez. Tescil talebi reddedilecektir. Taraflar, ticari amaçla fiilen faaliyete geçerlerse aralarındaki ilişki tüzel kişiliği bulunmayan TBK m. 620 kapsamındaki adi şirket hükümlerine tabi olur.
Olay 2 (kurmaca senaryo): Üç ortak tarafından kurulan bir limited şirkette, şirketin ticari borçları sebebiyle alacaklılar, şirketin malvarlığının borcu karşılamaması üzerine doğrudan ortakların kişisel banka hesaplarına ve gayrimenkullerine ihtiyati haciz uygulamak için mahkemeye müracaat etmiştir. Alacaklı taraf, şirketin idaresinde şahsi emekleri bulunduğu için şahıs şirketi hükümleri uygulanması gerektiğini iddia etmektedir. Hukuki analiz: TTK m. 124/2 bendi, limited şirketi kesin, net ve emredici bir biçimde "sermaye şirketi" olarak sınıflandırmıştır [2, 4]. Sermaye şirketlerinde hâkim olan temel kural gereğince, ortaklar şirket borçlarından dolayı kişisel malvarlıklarıyla sorumlu tutulamazlar [18, 19]. Kamu borçları (6183 sayılı Kanun m. 35) istisnası dışında, alacaklıların doğrudan limited şirket ortaklarının şahsi malvarlığına gitme talepleri, TTK'nın sistematik yapısına aykırı olduğundan mahkemece reddedilmelidir.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
TTK m. 124 bağlamında Türk ticaret hukuku doktrininde (Örn. Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Ersin Çamoğlu, Mehmet Bahtiyar, Hasan Pulaşlı) önemli tartışmalar yürütülmektedir.
Öncelikle, TTK m. 124/2 ile limited şirketlerin "sermaye şirketi" olarak kategorize edilmesi doktrinde ekseriyetle kabul edilse de; limited şirketlerin kanuni yapısı gereği (ortaklıktan çıkma, çıkarılma, ek ödeme yükümlülükleri, rekabet yasağı gibi şahsi unsurlar barındırması sebebiyle) katı bir sermaye şirketi olmaktan ziyade, şahıs şirketi özellikleri de taşıyan melez (karma) bir yapısı bulunduğu (örneğin Prof. Dr. Hasan Pulaşlı ve Prof. Dr. Mehmet Bahtiyar'ın vurguladığı üzere) değerlendirilmektedir [22]. Kanun koyucunun m. 124/2'deki bu keskin ayrımı, Alman hukukundaki "GmbH" modelini temel alarak dogmatik bir netlik sağlama gayesine dayanmakta ise de, limited şirketlerin uygulamadaki kapalı tip özellikleri bu saf tasnifi zaman zaman esnetmektedir.
İkinci olarak, numerus clausus (sınırlı sayı) ilkesinin günümüz modern ve dinamik ekonomi şartlarında katı bir çelik korse işlevi gördüğü yönünde eleştiriler bulunmaktadır. Anglo-Sakson hukuku menşeli esnek ortaklık yapıları karşısında, Türk ve Kıta Avrupası hukukunun bu statik sınıflandırmasının, uluslararası doğrudan yatırımlar (Foreign Direct Investments) açısından karma modellerin inşasını engellediği ileri sürülmektedir. Bununla birlikte, işlem güvenliğinin (third-party reliance) ve alacaklıların korunmasının tesis edilebilmesi açısından sınırlı sayı ilkesinin ve tiplere bağlılığın (Typenzwang) varlığı, hukukumuzun omurgasını koruması bakımından elzemdir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.