1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 121. maddesi, ticari işletme hukukunun en önemli kurumlarından biri olan acentelik sözleşmesinin sona erme sebeplerini ve bu sona ermenin hukuki sonuçlarını düzenlemektedir [1, 2]. Acentelik sözleşmesi, müvekkil ile acente arasında karşılıklı güvene dayanan, sürekli nitelikte bir borç ilişkisi kurar. Bu süreklilik ve güven unsuru, sözleşmenin sona erdirilme usullerinin de kanun koyucu tarafından özel olarak düzenlenmesini zorunlu kılmıştır.
Maddenin sistematiği incelendiğinde; ilk iki fıkrada sözleşmenin süresine (belirli veya belirsiz) göre olağan ve olağanüstü fesih usulleri düzenlenmiş [1, 2], üçüncü fıkrada ölüm, iflas ve kısıtlanma gibi tarafların kişiliğinde meydana gelen ve sözleşmenin temeli olan güven ilişkisini objektif olarak ortadan kaldıran hallere yer verilmiş [2], dördüncü ve beşinci fıkralarda ise haksız fesih ile infisah hallerinde devreye girecek tazminat mekanizmaları hüküm altına alınmıştır [2, 3]. Bu madde, sadece sözleşmenin sona ermesini değil, aynı zamanda sona erme sonrasında tarafların (özellikle zayıf konumda olan acentenin) ekonomik mahvını önlemeyi amaçlayan dengeleyici bir işleve sahiptir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Belirsiz Süreli Sözleşmelerde İhbarlı (Olağan) Fesih
TTK m. 121/1 uyarınca, belirsiz süreli acentelik sözleşmeleri, taraflardan her biri tarafından üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla feshedilebilir [1]. Bu üç aylık ihbar süresi, sürekli bir borç ilişkisi olan acentelikte, tarafların (özellikle acentenin) yeni duruma uyum sağlaması, alternatif iş olanakları yaratması ve işletme organizasyonunu yeni koşullara göre tasfiye edebilmesi için öngörülmüş emredici asgari bir süredir. Sözleşme özgürlüğü çerçevesinde bu süre taraflarca artırılabilir ancak azaltılamaz.
2.2. Haklı Sebeple (Olağanüstü) Fesih
Sözleşme ister belirli ister belirsiz süreli olsun, "haklı sebeplerin" varlığı halinde taraflar sözleşmeyi her zaman feshedebilirler (TTK m. 121/1, c. 2) [1, 2]. Haklı sebep, dürüstlük kuralı (TMK m. 2) gereği, taraflardan biri için sözleşme ilişkisini sürdürmenin katlanılamaz hale geldiği durumları ifade eder. Doktrinde ve Yargıtay kararlarında belirtildiği üzere; acentenin talimatlara uymaması, rekabet yasağını ihlal etmesi, müvekkilin hak ettiği komisyonları kasten ödememesi veya acentenin faaliyet alanını haksız yere daraltması haklı sebep teşkil eder [1, 4]. Haklı sebeple fesih, derhal etki doğurur ve ihbar süresi tanımasına gerek yoktur [5].
2.3. Belirli Süreli Sözleşmenin Zımnen Uzaması (Belirsiz Süreli Hale Gelme)
TTK m. 121/2, belirli süre için yapılmış bir acentelik sözleşmesinin, sürenin dolmasına rağmen tarafların fiili olarak edimlerini ifa etmeye devam etmeleri halinde, sözleşmenin belirsiz süreli sözleşmeye dönüşeceğini emreder [2]. Bu düzenleme, hukuki güvenlik ve fiili durumun korunması ilkesine dayanır. Sözleşme belirsiz süreli hale geldiğinde, artık sona erdirilebilmesi için birinci fıkradaki üç aylık fesih ihbarı kuralına uyulması zorunlu hale gelir [1, 2].
2.4. Ölüm, İflas ve Kısıtlanma Halleri
TTK m. 121/3, müvekkilin veya acentenin ölümü, kısıtlanması veya iflası hallerinde Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 513. maddesine atıf yapmaktadır [2]. TBK m. 513 uyarınca vekalet sözleşmesini sona erdiren bu haller, kural olarak acentelik sözleşmesini de sona erdirir. Acentelik ilişkisi, şahsa sıkı sıkıya bağlı bir güven ilişkisi (intuitu personae) olduğundan, tarafların kişiliğindeki bu köklü değişiklikler sözleşmenin devamını imkânsız kılar.
2.5. Usulsüz Feshin Sonuçları ve Tazminat (Tamamlanmamış İşler Tazminatı)
TTK m. 121/4 hükmü, haklı bir sebep olmaksızın veya üç aylık ihbar süresine uyulmaksızın sözleşmeyi fesheden tarafın, "başlanmış işlerin tamamlanmaması sebebiyle" diğer tarafın uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlü olduğunu belirtir [2, 3]. Kanun koyucu burada doğrudan müspet zararın (beklenen kârın) tazmininden ziyade, acentenin hazırlığını yaptığı ancak haksız fesih nedeniyle komisyona hak kazanamadığı işlere odaklanmış lafzi bir ifade kullanmıştır. Ayrıca 121/5'te, ölüm, iflas gibi hallerle sözleşme sona erdiğinde, işlerin tamamlanması halinde acenteye verilecek ücret oranında "uygun bir tazminatın" ödeneceği hakkaniyet ilkesi çerçevesinde düzenlenmiştir [3].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 122 (Denkleştirme İstemi): TTK m. 121 ile sözleşmenin sona ermesi, doğrudan TTK m. 122'deki denkleştirme isteminin (müşteri tazminatı) temel ön şartıdır [3, 6]. TTK m. 122/3 uyarınca, eğer müvekkilin feshi haklı gösterecek bir eylemi yokken acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru nedeniyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeple feshedilmişse, acente denkleştirme isteyemez [6-8]. Bu yönüyle 121. maddedeki feshin niteliği, milyonlarca liralık denkleştirme taleplerinin kaderini belirler.
- TTK m. 18/3 (Ticari İhbar ve İhtarların Şekli): Tacirler arasında sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye veya temerrüde düşürmeye yönelik ihbarların geçerliliği, TTK m. 18/3 gereğince noter, taahhütlü mektup, telgraf veya KEP (Kayıtlı Elektronik Posta) aracılığıyla yapılmasına bağlıdır [9, 10]. Acentelik sözleşmesinin TTK m. 121 kapsamında feshi, mutlaka bu şekil şartına uygun gerçekleştirilmelidir; aksi halde yargılamada feshin usulüne uygun yapıldığı ispat edilemez [10, 11].
- TTK m. 123 (Rekabet Yasağı): Acentelik sözleşmesinin m. 121 uyarınca sona ermesiyle birlikte, şayet taraflar arasında TTK m. 123 uyarınca yazılı bir rekabet yasağı anlaşması yapılmışsa, acentenin iki yıla kadar sürebilecek rekabet etmeme yükümlülüğü başlar [12-15]. Fesih anı, bu yasağın süre başlangıcını oluşturur.
- TBK m. 513 (Vekalet Hükümlerinin Uygulanması): TTK m. 121/3'teki açık atıf nedeniyle, acentelik ilişkisinin şahsa bağlılığı kuralının istisnaları (örneğin işletmenin mirasçılarla devame etmesi) durumlarında TBK'nın vekalet sözleşmesine ilişkin hükümleri kıyasen uygulanır [2].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri (özellikle 11. Hukuk Dairesi), TTK m. 121 eksenindeki uyuşmazlıklarda feshin haklı olup olmadığını ve ihbar sürelerine uyulup uyulmadığını titizlikle incelemektedir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre:
- Haklı Sebebin Çekilmezlik Unsuru: Yargıtay, taraflar arasındaki en ufak anlaşmazlığın haklı sebep teşkil etmeyeceğini, feshin dürüstlük kuralı gereği ancak sözleşmenin devamının ilgili taraf için "çekilmez" hale gelmesiyle mümkün olacağını belirtir [4, 5]. Örneğin, acentenin hakedişlerinin müvekkil tarafından sistematik olarak ödenmemesi veya acentenin rekabet yasağını ihlal ederek müvekkilin müşteri portföyünü başka bir markaya kaydırması net haklı fesih sebebidir [16].
- Usulsüz Fesihte Zararın Kapsamı: Yargıtay kararlarında, TTK m. 121/4 kapsamında istenebilecek zararın ispatının dar yorumlanmaması gerektiği vurgulanmaktadır. Acente, sözleşmenin usulsüz feshinden dolayı mahrum kaldığı kârı (müspet zararını), sözleşme süresince kazanabileceği tahmini komisyonları uzman bilirkişi raporuyla talep edebilir [2, 3].
- Şekil Şartına Aykırılık: TTK m. 18/3 uyarınca fesih bildiriminin noter, KEP vs. ile yapılmamış olması halinde, Yargıtay bu bildirimi dikkate almamakta ve sözleşmenin haksız olarak (fiilen) sonlandırıldığı kabulüyle müvekkili tazminata mahkum etmektedir [10, 11].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
Olay Anlatımı: (A) Sigorta A.Ş. ile (B) acentesi arasında 2018 yılında belirsiz süreli bir acentelik sözleşmesi imzalanmıştır. (A) şirketi, (B)'nin bulunduğu bölgede daha düşük komisyonla çalışacak (C) acentesiyle anlaşmış ve 01.03.2024 tarihinde (B) acentesine adi e-posta göndererek sözleşmeyi derhal ve tek taraflı olarak feshettiğini bildirmiştir.
Hukuki analiz: Müvekkil (A)'nın bu işlemi TTK m. 121/1 hükmüne açıkça aykırıdır [1]. Zira belirsiz süreli sözleşmelerde üç ay önceden ihbarda bulunma yükümlülüğü ihlal edilmiştir. Üstelik fesih bildirimi, TTK m. 18/3'teki (noter, KEP vb.) şekil şartlarını da taşımamaktadır [9, 10]. Acente (B), TTK m. 121/4 uyarınca üç aylık ihbar süresine uyulmaması sebebiyle bu süre zarfında elde edeceği kâr kaybını ve başlanmış işlerin tamamlanamaması nedeniyle uğradığı zararı talep edebilir [2]. Ayrıca, müvekkilin haklı bir sebebi olmaksızın gerçekleşen bu fesih nedeniyle, şartları varsa TTK m. 122 kapsamında denkleştirme isteminde de bulunabilecektir [7, 17].
Olay 2:
Olay Anlatımı: (X) Otomotiv ile (Y) Yetkili Satıcısı (Acente) arasında 3 yıl süreli sözleşme yapılmış, ancak süre 2023 yılında bitmesine rağmen taraflar ticari faaliyetlerine zımnen 2025 yılına kadar devam etmiştir. 2025 yılında acente (Y) şirketinin tek ortağı ve asıl işleticisi ağır bir hastalığa yakalanarak faaliyetini sürdüremez hale gelmiş ve sözleşmeyi haklı sebeple feshetmiştir.
Hukuki analiz: Sözleşme süresi bittikten sonra faaliyete devam edildiği için TTK m. 121/2 uyarınca sözleşme belirsiz süreli hale gelmiştir [2]. Acentenin ağır hastalığı, objektif olarak faaliyetini sürdürmesini engellediği için haklı sebep teşkil eder (TMK m. 2 kapsamında dürüstlük kuralı). Sözleşme TTK m. 121/1 c. 2 ve 121/3 bağlamında haklı nedenle sona ermiş kabul edilir [1, 2]. Bu noktada acente, kusuru olmaksızın ve kendi bedeninden kaynaklanan bu mücbir sebeple ayrıldığı için, yarattığı müşteri çevresi nedeniyle müvekkilin yararlanmaya devam etmesi koşuluyla, TTK m. 121/5 ve m. 122 kapsamında tazminat ve denkleştirme haklarını ileri sürebilecektir [3, 18, 19].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Acentelik sözleşmesini haklı sebeple feshettiğini iddia eden taraf (ister acente ister müvekkil olsun), bu haklı sebebi (Örn: sadakat borcuna aykırılık, komisyonların ödenmemesi) HMK m. 190 uyarınca kesin delillerle ispat etmek zorundadır. Ayrıca feshin TTK m. 18/3 usullerine göre yapıldığının ispatı da işlemi yapan tarafa aittir [10, 11].
- Zamanaşımı / Süreler: Belirsiz süreli sözleşmelerde asgari ihbar süresi "3 aydır" [1]. Sözleşmenin feshinden kaynaklanan genel tazminat davaları kural olarak 5 yıllık ticari zamanaşımına tabi iken (TBK m. 147), TTK m. 122'de düzenlenen denkleştirme tazminatı hakkının, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren "1 yıl" içinde ileri sürülmesi (dava veya tahkim yoluyla) şarttır [8].
- Görevli/yetkili mahkeme: Acentelik sözleşmesi mutlak ticari iş niteliğinde olduğundan (TTK m. 4), fesih ve buna bağlı tazminat davalarında Asliye Ticaret Mahkemeleri görevlidir [20, 21]. Ayrıca, bir miktar alacağın (tazminat, hakediş) tahsili söz konusu olacağından TTK m. 5/A gereği dava açılmadan önce ticari dava şartı arabuluculuğa başvurulması zorunludur [22, 23].
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada yapılan en büyük hatalardan biri, müvekkil şirketlerin acenteye e-posta veya iadeli taahhütsüz standart kargoyla fesih bildirimi yapıp, ertesi gün acentenin şifrelerini kapatmalarıdır. Bu durum TTK m. 18/3'e açık aykırılık teşkil ettiği gibi [10], TTK m. 121/4 bağlamında acenteye fahiş tazminatlar ödenmesine yol açmaktadır [2]. Diğer bir hata ise; belirli süreli sözleşmenin bitiminden sonra çalışmaya devam edilip, aylar sonra "sözleşmeniz zaten bitmişti" diyerek derhal hukuki ilişkinin kesilmesidir; oysa TTK m. 121/2 uyarınca sözleşme çoktan belirsiz süreli hale gelmiş ve 3 aylık ihbar süresi doğmuştur [2].
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu m. 121/4 hükmünde tazminatın ölçüsü olarak "başlanmış işlerin tamamlanmaması sebebiyle diğer tarafın uğradığı zarar" ifadesinin kullanılması, doktrinde (Arkan, Poroy/Yasaman, Bahtiyar, Kaya) haklı eleştirilere maruz kalmaktadır. Kuru kuruya sadece "başlanmış ama tamamlanmamış işlerin" tazmin edilmesi, haksız şekilde kapıya konulan bir acentenin gerçekte uğradığı "müspet zararın" (üç aylık ihbar süresince kazanacağı tüm olağan komisyonların ve yapabileceği yeni işlerin) tazminine engel teşkil etmemelidir. Hükmün lafzi yorumu mağduriyetlere yol açabileceğinden, doktrinde buradaki zararın geniş yorumlanarak TBK m. 112 vd. genel hükümlerindeki tam tazmin ilkesine göre değerlendirilmesi gerektiği savunulmaktadır.
Bununla birlikte doktrinde ve uygulamada en çok tartışılan husus, acentenin "hastalık" veya "yaşlılık" (TTK m. 121/3 ve 121/5 kapsamında) gibi haklı nedenlerle sözleşmeyi feshetmesinin, TTK m. 122/3 hükmü karşısındaki durumudur. AB'nin 86/653/EEC sayılı Direktifi ve Alman Ticaret Kanunu (HGB §89b), acentenin kendi bedensel/yaşamsal durumlarından doğan haklı fesihlerinde denkleştirme tazminatı alabileceğini açıkça öngörmesine rağmen [24, 25], TTK m. 122/3 "müvekkilin feshi haklı gösterecek eylemi olmadan, acente feshetmişse denkleştirme isteyemez" diyerek lafzen bu hakkı ortadan kaldırmış görünmektedir [8, 26, 27]. Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Prof. Dr. Arslan Kaya ve diğer otoriteler, TTK m. 122/3'ün bu lafzi katılığına rağmen amaca uygun (teleolojik) yorum yapılarak; acentenin kasten değil de ağır bir hastalık yüzünden m. 121 kapsamında sözleşmeyi sonlandırmak zorunda kalması halinde, yarattığı ve müvekkile miras bıraktığı müşteri çevresi için hakkaniyet gereği denkleştirme tazminatı alabilmesi gerektiğini güçlü bir şekilde ifade etmektedirler [18, 19, 28, 29]. Kanun koyucunun TTK m. 122/3 fıkrasını, AB normlarına uygun olarak "acentenin yaşlılığı, hastalığı gibi haklı durumları saklı kalmak kaydıyla" şeklinde yeniden düzenlemesi acil bir reform ihtiyacıdır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 121. maddesi, ticari işletme hukukunun en önemli kurumlarından biri olan acentelik sözleşmesinin sona erme sebeplerini ve bu sona ermenin hukuki sonuçlarını düzenlemektedir [1, 2]. Acentelik sözleşmesi, müvekkil ile acente arasında karşılıklı güvene dayanan, sürekli nitelikte bir borç ilişkisi kurar. Bu süreklilik ve güven unsuru, sözleşmenin sona erdirilme usullerinin de kanun koyucu tarafından özel olarak düzenlenmesini zorunlu kılmıştır.
Maddenin sistematiği incelendiğinde; ilk iki fıkrada sözleşmenin süresine (belirli veya belirsiz) göre olağan ve olağanüstü fesih usulleri düzenlenmiş [1, 2], üçüncü fıkrada ölüm, iflas ve kısıtlanma gibi tarafların kişiliğinde meydana gelen ve sözleşmenin temeli olan güven ilişkisini objektif olarak ortadan kaldıran hallere yer verilmiş [2], dördüncü ve beşinci fıkralarda ise haksız fesih ile infisah hallerinde devreye girecek tazminat mekanizmaları hüküm altına alınmıştır [2, 3]. Bu madde, sadece sözleşmenin sona ermesini değil, aynı zamanda sona erme sonrasında tarafların (özellikle zayıf konumda olan acentenin) ekonomik mahvını önlemeyi amaçlayan dengeleyici bir işleve sahiptir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Belirsiz Süreli Sözleşmelerde İhbarlı (Olağan) Fesih
TTK m. 121/1 uyarınca, belirsiz süreli acentelik sözleşmeleri, taraflardan her biri tarafından üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla feshedilebilir [1]. Bu üç aylık ihbar süresi, sürekli bir borç ilişkisi olan acentelikte, tarafların (özellikle acentenin) yeni duruma uyum sağlaması, alternatif iş olanakları yaratması ve işletme organizasyonunu yeni koşullara göre tasfiye edebilmesi için öngörülmüş emredici asgari bir süredir. Sözleşme özgürlüğü çerçevesinde bu süre taraflarca artırılabilir ancak azaltılamaz.
2.2. Haklı Sebeple (Olağanüstü) Fesih
Sözleşme ister belirli ister belirsiz süreli olsun, "haklı sebeplerin" varlığı halinde taraflar sözleşmeyi her zaman feshedebilirler (TTK m. 121/1, c. 2) [1, 2]. Haklı sebep, dürüstlük kuralı (TMK m. 2) gereği, taraflardan biri için sözleşme ilişkisini sürdürmenin katlanılamaz hale geldiği durumları ifade eder. Doktrinde ve Yargıtay kararlarında belirtildiği üzere; acentenin talimatlara uymaması, rekabet yasağını ihlal etmesi, müvekkilin hak ettiği komisyonları kasten ödememesi veya acentenin faaliyet alanını haksız yere daraltması haklı sebep teşkil eder [1, 4]. Haklı sebeple fesih, derhal etki doğurur ve ihbar süresi tanımasına gerek yoktur [5].
2.3. Belirli Süreli Sözleşmenin Zımnen Uzaması (Belirsiz Süreli Hale Gelme)
TTK m. 121/2, belirli süre için yapılmış bir acentelik sözleşmesinin, sürenin dolmasına rağmen tarafların fiili olarak edimlerini ifa etmeye devam etmeleri halinde, sözleşmenin belirsiz süreli sözleşmeye dönüşeceğini emreder [2]. Bu düzenleme, hukuki güvenlik ve fiili durumun korunması ilkesine dayanır. Sözleşme belirsiz süreli hale geldiğinde, artık sona erdirilebilmesi için birinci fıkradaki üç aylık fesih ihbarı kuralına uyulması zorunlu hale gelir [1, 2].
2.4. Ölüm, İflas ve Kısıtlanma Halleri
TTK m. 121/3, müvekkilin veya acentenin ölümü, kısıtlanması veya iflası hallerinde Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 513. maddesine atıf yapmaktadır [2]. TBK m. 513 uyarınca vekalet sözleşmesini sona erdiren bu haller, kural olarak acentelik sözleşmesini de sona erdirir. Acentelik ilişkisi, şahsa sıkı sıkıya bağlı bir güven ilişkisi (intuitu personae) olduğundan, tarafların kişiliğindeki bu köklü değişiklikler sözleşmenin devamını imkânsız kılar.
2.5. Usulsüz Feshin Sonuçları ve Tazminat (Tamamlanmamış İşler Tazminatı)
TTK m. 121/4 hükmü, haklı bir sebep olmaksızın veya üç aylık ihbar süresine uyulmaksızın sözleşmeyi fesheden tarafın, "başlanmış işlerin tamamlanmaması sebebiyle" diğer tarafın uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlü olduğunu belirtir [2, 3]. Kanun koyucu burada doğrudan müspet zararın (beklenen kârın) tazmininden ziyade, acentenin hazırlığını yaptığı ancak haksız fesih nedeniyle komisyona hak kazanamadığı işlere odaklanmış lafzi bir ifade kullanmıştır. Ayrıca 121/5'te, ölüm, iflas gibi hallerle sözleşme sona erdiğinde, işlerin tamamlanması halinde acenteye verilecek ücret oranında "uygun bir tazminatın" ödeneceği hakkaniyet ilkesi çerçevesinde düzenlenmiştir [3].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri (özellikle 11. Hukuk Dairesi), TTK m. 121 eksenindeki uyuşmazlıklarda feshin haklı olup olmadığını ve ihbar sürelerine uyulup uyulmadığını titizlikle incelemektedir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre:
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Olay Anlatımı: (A) Sigorta A.Ş. ile (B) acentesi arasında 2018 yılında belirsiz süreli bir acentelik sözleşmesi imzalanmıştır. (A) şirketi, (B)'nin bulunduğu bölgede daha düşük komisyonla çalışacak (C) acentesiyle anlaşmış ve 01.03.2024 tarihinde (B) acentesine adi e-posta göndererek sözleşmeyi derhal ve tek taraflı olarak feshettiğini bildirmiştir. Hukuki analiz: Müvekkil (A)'nın bu işlemi TTK m. 121/1 hükmüne açıkça aykırıdır [1]. Zira belirsiz süreli sözleşmelerde üç ay önceden ihbarda bulunma yükümlülüğü ihlal edilmiştir. Üstelik fesih bildirimi, TTK m. 18/3'teki (noter, KEP vb.) şekil şartlarını da taşımamaktadır [9, 10]. Acente (B), TTK m. 121/4 uyarınca üç aylık ihbar süresine uyulmaması sebebiyle bu süre zarfında elde edeceği kâr kaybını ve başlanmış işlerin tamamlanamaması nedeniyle uğradığı zararı talep edebilir [2]. Ayrıca, müvekkilin haklı bir sebebi olmaksızın gerçekleşen bu fesih nedeniyle, şartları varsa TTK m. 122 kapsamında denkleştirme isteminde de bulunabilecektir [7, 17].
Olay 2: Olay Anlatımı: (X) Otomotiv ile (Y) Yetkili Satıcısı (Acente) arasında 3 yıl süreli sözleşme yapılmış, ancak süre 2023 yılında bitmesine rağmen taraflar ticari faaliyetlerine zımnen 2025 yılına kadar devam etmiştir. 2025 yılında acente (Y) şirketinin tek ortağı ve asıl işleticisi ağır bir hastalığa yakalanarak faaliyetini sürdüremez hale gelmiş ve sözleşmeyi haklı sebeple feshetmiştir. Hukuki analiz: Sözleşme süresi bittikten sonra faaliyete devam edildiği için TTK m. 121/2 uyarınca sözleşme belirsiz süreli hale gelmiştir [2]. Acentenin ağır hastalığı, objektif olarak faaliyetini sürdürmesini engellediği için haklı sebep teşkil eder (TMK m. 2 kapsamında dürüstlük kuralı). Sözleşme TTK m. 121/1 c. 2 ve 121/3 bağlamında haklı nedenle sona ermiş kabul edilir [1, 2]. Bu noktada acente, kusuru olmaksızın ve kendi bedeninden kaynaklanan bu mücbir sebeple ayrıldığı için, yarattığı müşteri çevresi nedeniyle müvekkilin yararlanmaya devam etmesi koşuluyla, TTK m. 121/5 ve m. 122 kapsamında tazminat ve denkleştirme haklarını ileri sürebilecektir [3, 18, 19].
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu m. 121/4 hükmünde tazminatın ölçüsü olarak "başlanmış işlerin tamamlanmaması sebebiyle diğer tarafın uğradığı zarar" ifadesinin kullanılması, doktrinde (Arkan, Poroy/Yasaman, Bahtiyar, Kaya) haklı eleştirilere maruz kalmaktadır. Kuru kuruya sadece "başlanmış ama tamamlanmamış işlerin" tazmin edilmesi, haksız şekilde kapıya konulan bir acentenin gerçekte uğradığı "müspet zararın" (üç aylık ihbar süresince kazanacağı tüm olağan komisyonların ve yapabileceği yeni işlerin) tazminine engel teşkil etmemelidir. Hükmün lafzi yorumu mağduriyetlere yol açabileceğinden, doktrinde buradaki zararın geniş yorumlanarak TBK m. 112 vd. genel hükümlerindeki tam tazmin ilkesine göre değerlendirilmesi gerektiği savunulmaktadır.
Bununla birlikte doktrinde ve uygulamada en çok tartışılan husus, acentenin "hastalık" veya "yaşlılık" (TTK m. 121/3 ve 121/5 kapsamında) gibi haklı nedenlerle sözleşmeyi feshetmesinin, TTK m. 122/3 hükmü karşısındaki durumudur. AB'nin 86/653/EEC sayılı Direktifi ve Alman Ticaret Kanunu (HGB §89b), acentenin kendi bedensel/yaşamsal durumlarından doğan haklı fesihlerinde denkleştirme tazminatı alabileceğini açıkça öngörmesine rağmen [24, 25], TTK m. 122/3 "müvekkilin feshi haklı gösterecek eylemi olmadan, acente feshetmişse denkleştirme isteyemez" diyerek lafzen bu hakkı ortadan kaldırmış görünmektedir [8, 26, 27]. Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Prof. Dr. Arslan Kaya ve diğer otoriteler, TTK m. 122/3'ün bu lafzi katılığına rağmen amaca uygun (teleolojik) yorum yapılarak; acentenin kasten değil de ağır bir hastalık yüzünden m. 121 kapsamında sözleşmeyi sonlandırmak zorunda kalması halinde, yarattığı ve müvekkile miras bıraktığı müşteri çevresi için hakkaniyet gereği denkleştirme tazminatı alabilmesi gerektiğini güçlü bir şekilde ifade etmektedirler [18, 19, 28, 29]. Kanun koyucunun TTK m. 122/3 fıkrasını, AB normlarına uygun olarak "acentenin yaşlılığı, hastalığı gibi haklı durumları saklı kalmak kaydıyla" şeklinde yeniden düzenlemesi acil bir reform ihtiyacıdır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.