1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) Birinci Kitabı, "Ticari İşletme" başlığını taşımakta olup, bu kitabın Birinci Kısmı doğrudan "Tacir" kavramına ayrılmıştır. İlgili kısmın altında yer alan 12. madde, ticaret hukukunun en temel sübjesi olan "gerçek kişi tacir" kavramını, tacir sıfatının kazanılma anını ve tacir sıfatı fiilen kazanılmamış olsa dahi hukuki güvenlik ilkesi gereği tacir gibi sorumlu tutulacak kişileri düzenlemektedir [1], [2], [3].
Türk Ticaret Kanunu, tacirleri "gerçek kişiler" ve "tüzel kişiler" olmak üzere ikili bir ayrıma tabi tutmuştur [4]. TTK m. 12, gerçek kişi tacirlerin durumunu üç farklı fıkrada, üç ayrı hukuki statü yaratarak (gerçek kişi tacir, tacir sayılan kimse ve tacir gibi sorumlu olan kimse) sistematize etmiştir [5]. Birinci fıkra, genel kuralı ve fiili durumu esas alarak tacir sıfatının olağan kazanılma şartlarını belirler. İkinci ve üçüncü fıkralar ise ticari hayattaki "görünüşe güven" (Rechtsschein) ilkesinin ve iyiniyetli üçüncü kişilerin korunması gerekliliğinin bir yansıması olarak kaleme alınmıştır [6].
Bu madde, ticaret hukukunun "sübjektif sistem" veya "karma sistem" tartışmalarında nerede durduğunu göstermesi bakımından da büyük öneme sahiptir. Zira Türk Hukuku, salt taciri merkeze alan sübjektif sistemi değil, ticari işletme kavramını merkeze alan ve taciri bu işletme üzerinden tanımlayan modern sistemi (objektif-sübjektif karma sistem) benimsemiştir [1], [7], [8].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Gerçek Kişi Tacir (TTK m. 12/1)
Maddenin birinci fıkrasına göre, “Bir ticari işletmeyi, kısmen dahi olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir.” Bu tanımdan hareketle, bir gerçek kişinin tacir sıfatını asli olarak kazanabilmesi için üç temel unsurun kümülatif olarak bir arada bulunması şarttır:
- Bir ticari işletmenin mevcut olması: Ortada TTK m. 11/1 anlamında, esnaf işletmesi sınırlarını aşan, bağımsız ve devamlı surette gelir sağlamayı hedefleyen bir ekonomik organizasyon bulunmalıdır [1], [9].
- Ticari işletmenin işletilmesi: Ticari işletmenin kurulması yeterli olmayıp, dış dünyaya yönelik ekonomik faaliyetlerin fiilen icra edilmeye başlanması gerekmektedir. İşletmenin bizzat işletme sahibi tarafından idare edilmesi şart değildir; yasal veya iradi temsilciler (ticari mümessil, ticari vekil vb.) aracılığıyla da işletilebilir [1], [10].
- İşletmenin kısmen dahi olsa kendi adına işletilmesi: Faaliyetin ekonomik sonuçlarının (kâr ve zararın) kime ait olduğundan ziyade, hukuki işlemlerin kimin adına ve hesabına yapıldığı önem taşır. Fıkrada yer alan “kısmen dahi olsa” ibaresi, özellikle tüzel kişiliği bulunmayan adi ortaklıklarda (adi şirket) karşımıza çıkar. Bir ticari işletme adi şirket tarafından işletiliyorsa, adi şirketin tüzel kişiliği bulunmadığı için ortakların her biri ticari işletmeyi "kısmen kendi adına" işletmiş sayılır ve her bir ortak ayrı ayrı tacir sıfatını kazanır [11], [12], [13], [14].
2.2. Tacir Sayılanlar (TTK m. 12/2)
İkinci fıkra, henüz fiilen işletilmeye başlanmamış ancak dış dünyaya açılmış işletmelerin sahiplerini “tacir sayılanlar” statüsüne almaktadır. Bir kimsenin fiilen faaliyete geçmeden tacir sayılabilmesi için iki alternatif şarttan birinin gerçekleşmesi gerekir:
- İşletmenin açıldığının sirküler, gazete, radyo, televizyon, internet gibi vasıtalarla halka bildirilmesi.
- İşletmenin ticaret siciline tescil ettirilerek durumun ilan edilmesi [15], [16], [17].
Bu hükmün temel "ratio legis"i (konuluş amacı), üçüncü kişilerin hukuki güvenliğinin korunmasıdır. Zira ticari işletmenin kurulma aşamasında yapılan hazırlık işlemleri (mal alımı, kira sözleşmesi yapılması vb.) de ticari hayatın bir parçasıdır ve üçüncü kişiler, karşılarındaki kişinin tacir olduğuna güvenerek işlem yapmaktadırlar [15].
2.3. Tacir Gibi Sorumlu Olanlar (TTK m. 12/3)
Üçüncü fıkra, hukuken veya fiilen bir ticari işletme bulunmamasına rağmen, böyle bir işletme varmış gibi kendi adına veya tüzel kişiliği olmayan farazi bir şirket adına işlem yapan kişilerin durumunu düzenler. Bu kişiler, “iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu” olurlar [6], [16].
Burada kanun koyucu, "görünüşe güven teorisi" (Rechtsscheintheorie) uyarınca yaratılan dış görünüşün hukuki sonuçlarını düzenlemiştir [6]. Bu kişiler, tacir olmanın nimetlerinden (örneğin ticari defterlerin kendi lehine delil olması, ticaret unvanının korunması, hapis hakkı) yararlanamazlar; ancak tacir olmanın tüm külfetlerine (iflasa tabi olma, ticari temerrüt faizi ödeme, ticari defter tutma mecburiyeti) katlanmak zorundadırlar [6], [18], [19], [20].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 11 (Ticari İşletme): TTK m. 12, tacir sıfatını doğrudan "ticari işletme" kavramına bağlamıştır. Dolayısıyla m. 12'nin uygulanabilmesi için öncelikle m. 11'deki esnaf işletmesi sınırını aşan bir ekonomik yapının varlığı şarttır [1], [9].
- TTK m. 13 (Küçük ve Kısıtlıların Durumu): Küçük ve kısıtlılara ait ticari işletmelerin yasal temsilci tarafından işletilmesi halinde tacir sıfatı, işletmeyi kendi adına işleten temsilciye değil, temsil edilene (küçük/kısıtlıya) aittir [21], [22]. Ancak yasal temsilci, tacir gibi cezai hükümlerden sorumlu tutulur [21], [23].
- TTK m. 14 (Ticaret Yapmaktan Menedilenler): Kanuni veya yargısal yasaklara (örneğin memuriyet) rağmen bir ticari işletme işleten kişi, m. 12/1 uyarınca tacir sıfatını kazanır ve tacir olmanın tüm hukuki ve cezai sonuçlarına katlanır [21], [24], [22].
- TTK m. 16 (Tüzel Kişi Tacirler): 12. madde sadece gerçek kişilerin tacir sıfatını düzenlerken; ticaret şirketleri, dernekler, vakıflar ve kamu iktisadi teşebbüslerinin (KİT) tacir sıfatı, 16. maddede özel olarak ele alınmıştır [4], [25], [5].
- TTK m. 18 vd. (Tacir Olmanın Hükümleri): Madde 12 uyarınca tacir statüsüne giren herkes, m. 18 gereğince iflasa tabi olma, ticaret unvanı seçme, ticari defter tutma ve basiretli iş adamı gibi davranma yükümlülüklerine tabi olur [26], [27], [28].
- İcra ve İflas Kanunu (İİK) m. 43 ve m. 44: TTK m. 12/1, 2, 3 kapsamında tacir olan veya tacir gibi sorumlu olan kişiler her türlü borçlarından dolayı iflasa tabidir. Ticareti terk eden gerçek kişi tacirler, bu durumu ilan etmelerinden itibaren bir yıl süreyle daha iflasa tabi olmaya devam ederler [29], [30].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Ticaret Siciline Kaydın Kurucu Değil Bildirici Olması Üzerine:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin istikrar kazanmış içtihatlarına göre, ticari işletme niteliği fiili duruma bağlı olarak kendiliğinden kazanılır ve kaybedilir. Yargıtay, "Bir ticari işletmenin veya şahsın tacir sayılması için ticaret siciline kayıt zorunlu değildir" şeklinde hüküm kurarak, tescilin kurucu değil, açıklayıcı (bildirici) etkiye sahip olduğunu vurgulamaktadır [31], [32].
Adi Ortaklıkta Tacir Sıfatı Üzerine:
Yargıtay uygulaması, adi şirketlerin (adi ortaklıkların) tüzel kişiliği olmadığını, bu sebeple adi ortaklığın kendisinin değil, ortakların her birinin TTK m. 12/1 bağlamında “kısmen dahi olsa kendi adına işleten” kuralı gereğince ayrı ayrı gerçek kişi tacir sıfatına sahip olduklarını kabul etmektedir [12], [13], [14].
Tacir Gibi Sorumlu Olma (m. 12/3) Üzerine:
Yargıtay kararlarında, TTK m. 12/3 gereği bir kişinin iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu tutulabilmesi için, dışarıya karşı yaratılan aldatıcı görünüşün (ticari işletme varmış gibi davranma) ve üçüncü kişinin bu görünüşe haklı olarak güvenmesinin (iyiniyetin) somut delillerle kanıtlanması gerektiği belirtilir. Yargıtay ayrıca, sadece anonim şirkete kefil olmanın veya şirket ortağı olmanın, kişiyi tacir veya tacir gibi sorumlu hale getirmeyeceğini açıkça ifade etmiştir [33], [20].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo):
Bay A ve Bay B, yazılı bir sözleşme olmaksızın, bir araya gelerek bir büyük ölçekli mobilya üretim atölyesi açmışlar ve kâr-zararı yarı yarıya paylaşmak üzere anlaşmışlardır. Atölye için gerekli keresteler Bay A tarafından "A&B Mobilya" tabelası altında tedarikçi Bay C'den alınmıştır. Borç ödenmeyince Bay C, hem A'ya hem B'ye karşı tacirlere özgü temerrüt faizi talebiyle dava açmış ve iflas yoluyla takip başlatmıştır.
Hukuki analiz: Taraflar arasında tüzel kişiliği bulunmayan bir adi şirket (adi ortaklık) ilişkisi mevcuttur. Ortada esnaf sınırını aşan bir ticari işletme vardır. TTK m. 12/1 gereğince “kısmen dahi olsa kendi adına işletme” şartı gerçekleştiğinden, Bay A ve Bay B ayrı ayrı "gerçek kişi tacir" sıfatını haizdir [11], [13]. Dolayısıyla Bay C, her ikisinin de iflasını isteyebilir ve ticari temerrüt faizi (avans faizi) talep edebilir.
Olay 2 (kurmaca senaryo):
Bay D, bir e-ticaret platformu kuracağını yerel gazetelere ve sosyal medya mecralarına tam sayfa reklam vererek duyurmuş, depo kiralamış ancak yazılım altyapısındaki çökme nedeniyle hiçbir fiili satış veya faaliyete başlayamadan piyasadan çekilmiştir. Bu süreçte reklam ajansına olan borcunu ödememiştir.
Hukuki analiz: Bay D, fiilen ticari işletmeyi işletmeye başlamamış olsa da, TTK m. 12/2 hükmü uyarınca, durumu sirküler, gazete ve ilan araçlarıyla halka bildirdiği için “tacir sayılan” statüsündedir [15], [16]. Reklam ajansı, Bay D'nin tacir sayılması hasebiyle, borcun tahsili için ticari hükümlere dayanabilir ve Bay D'nin iflasını talep edebilir [29].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Bir kişinin gerçek kişi tacir olduğunu iddia eden taraf, esnaf sınırını aşan bir ticari işletmenin bulunduğunu ve bu kişi tarafından işletildiğini her türlü delille (tanık, vergi kaydı, fiili durum vb.) ispat edebilir. TTK m. 12/3 uyarınca kişinin tacir gibi sorumlu tutulabilmesi için ise davacı üçüncü kişinin, yaratılan ticari işletme görünümüne güvendiğini ve iyiniyetli olduğunu kanıtlaması gerekir.
- Zamanaşımı / Süreler: Gerçek kişi tacirlerin iflasa tabi olma durumu, ticareti terk etmeleri ve bu durumu usulüne uygun şekilde ticaret siciline bildirip ilan etmelerinden itibaren İİK m. 44 uyarınca 1 yıl daha devam eder [34], [30].
- Görevli/yetkili mahkeme: Gerçek kişi tacir sıfatının kazanılmasıyla birlikte, kişinin ticari işletmesiyle ilgili uyuşmazlıklar "nispi ticari dava" (TTK m. 4/1) niteliği kazanır ve görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi olur [35], [36].
- Yaygın uygulama hataları:
- Ticaret siciline kaydın, tacir sıfatının kurucu unsuru zannedilmesi. Kayıt sadece bildiricidir (m. 12/2 istisnası hariç) [31], [32].
- Bir sermaye şirketinin (A.Ş. veya Ltd.) hissedarı, ortağı ya da müdürü olan gerçek kişilerin sırf bu sıfatlarından dolayı "tacir" sayılacağı yanılgısı. Tüzel kişi tacirlerde tacir olan bizzat şirketin tüzel kişiliğidir; ortaklar ve yöneticiler tacir değildir [37], [38].
7. Eleştirel Değerlendirme
TTK m. 12'nin mevcut lafzı ve kavramsal yapısı, doktrinde köklü tartışmalara konu olmuştur. Özellikle TTK m. 12/1'de yer alan “kısmen dahi olsa” ibaresinin gerekliliği, Sabih Arkan, Reha Poroy, Hamdi Yasaman ve Mehmet Bahtiyar gibi kıdemli hukukçular tarafından titizlikle incelenmiştir. Doktrinde bazı yazarlar, bu ifadenin yalnızca adi şirket ortaklarının durumunu açıklamak için kanuna konulduğunu, aslen ticaret siciline kayıt pratiklerinde kafa karışıklığı yaratabildiğini savunmaktadır [11]. Zira bir ticari işletme ya bir kişinin adına işletilir ya da adi şirkette olduğu gibi ortakların bütünü adına işletilir.
TTK m. 12/3'teki “hukuken var sayılmayan diğer bir şirket” ifadesi de doktrinde eleştirilmektedir. Kanun koyucu bu ifade ile henüz tüzel kişilik kazanmamış (kuruluş aşamasındaki) ticaret şirketlerini veya batıl şirketleri kastetmektedir [6]. Ancak bu kişilerin "tacir gibi sorumlu" kılınması suretiyle sadece külfetlere maruz bırakılıp, nimetlerden (örneğin hapis hakkı veya defterlerin lehine delil olması) mahrum bırakılması [6], [18], dürüstlük kuralının (TMK m. 2) sınırlarını zorladığı yönünde eleştiriler almaktadır. Zira dış dünyada tacir gibi görünen ve üçüncü kişilere o şekilde güven veren bir kişinin, karşı taraf tacirmişçesine ona karşı borçlarını ifa ederken tacir olmanın sağladığı hukuki defilerden yararlanamaması, menfaatler dengesini tek taraflı olarak bozmaktadır. Buna karşılık hakim doktrin, yaratılan sahte görünüşün bir müeyyidesi olarak bu kişinin nimetlerden yararlandırılmamasını adil ve hukuki güvenliğe uygun bulmaktadır [6], [14].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) Birinci Kitabı, "Ticari İşletme" başlığını taşımakta olup, bu kitabın Birinci Kısmı doğrudan "Tacir" kavramına ayrılmıştır. İlgili kısmın altında yer alan 12. madde, ticaret hukukunun en temel sübjesi olan "gerçek kişi tacir" kavramını, tacir sıfatının kazanılma anını ve tacir sıfatı fiilen kazanılmamış olsa dahi hukuki güvenlik ilkesi gereği tacir gibi sorumlu tutulacak kişileri düzenlemektedir [1], [2], [3].
Türk Ticaret Kanunu, tacirleri "gerçek kişiler" ve "tüzel kişiler" olmak üzere ikili bir ayrıma tabi tutmuştur [4]. TTK m. 12, gerçek kişi tacirlerin durumunu üç farklı fıkrada, üç ayrı hukuki statü yaratarak (gerçek kişi tacir, tacir sayılan kimse ve tacir gibi sorumlu olan kimse) sistematize etmiştir [5]. Birinci fıkra, genel kuralı ve fiili durumu esas alarak tacir sıfatının olağan kazanılma şartlarını belirler. İkinci ve üçüncü fıkralar ise ticari hayattaki "görünüşe güven" (Rechtsschein) ilkesinin ve iyiniyetli üçüncü kişilerin korunması gerekliliğinin bir yansıması olarak kaleme alınmıştır [6].
Bu madde, ticaret hukukunun "sübjektif sistem" veya "karma sistem" tartışmalarında nerede durduğunu göstermesi bakımından da büyük öneme sahiptir. Zira Türk Hukuku, salt taciri merkeze alan sübjektif sistemi değil, ticari işletme kavramını merkeze alan ve taciri bu işletme üzerinden tanımlayan modern sistemi (objektif-sübjektif karma sistem) benimsemiştir [1], [7], [8].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Gerçek Kişi Tacir (TTK m. 12/1)
Maddenin birinci fıkrasına göre, “Bir ticari işletmeyi, kısmen dahi olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir.” Bu tanımdan hareketle, bir gerçek kişinin tacir sıfatını asli olarak kazanabilmesi için üç temel unsurun kümülatif olarak bir arada bulunması şarttır:
2.2. Tacir Sayılanlar (TTK m. 12/2)
İkinci fıkra, henüz fiilen işletilmeye başlanmamış ancak dış dünyaya açılmış işletmelerin sahiplerini “tacir sayılanlar” statüsüne almaktadır. Bir kimsenin fiilen faaliyete geçmeden tacir sayılabilmesi için iki alternatif şarttan birinin gerçekleşmesi gerekir:
2.3. Tacir Gibi Sorumlu Olanlar (TTK m. 12/3)
Üçüncü fıkra, hukuken veya fiilen bir ticari işletme bulunmamasına rağmen, böyle bir işletme varmış gibi kendi adına veya tüzel kişiliği olmayan farazi bir şirket adına işlem yapan kişilerin durumunu düzenler. Bu kişiler, “iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu” olurlar [6], [16]. Burada kanun koyucu, "görünüşe güven teorisi" (Rechtsscheintheorie) uyarınca yaratılan dış görünüşün hukuki sonuçlarını düzenlemiştir [6]. Bu kişiler, tacir olmanın nimetlerinden (örneğin ticari defterlerin kendi lehine delil olması, ticaret unvanının korunması, hapis hakkı) yararlanamazlar; ancak tacir olmanın tüm külfetlerine (iflasa tabi olma, ticari temerrüt faizi ödeme, ticari defter tutma mecburiyeti) katlanmak zorundadırlar [6], [18], [19], [20].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Ticaret Siciline Kaydın Kurucu Değil Bildirici Olması Üzerine: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin istikrar kazanmış içtihatlarına göre, ticari işletme niteliği fiili duruma bağlı olarak kendiliğinden kazanılır ve kaybedilir. Yargıtay, "Bir ticari işletmenin veya şahsın tacir sayılması için ticaret siciline kayıt zorunlu değildir" şeklinde hüküm kurarak, tescilin kurucu değil, açıklayıcı (bildirici) etkiye sahip olduğunu vurgulamaktadır [31], [32].
Adi Ortaklıkta Tacir Sıfatı Üzerine: Yargıtay uygulaması, adi şirketlerin (adi ortaklıkların) tüzel kişiliği olmadığını, bu sebeple adi ortaklığın kendisinin değil, ortakların her birinin TTK m. 12/1 bağlamında “kısmen dahi olsa kendi adına işleten” kuralı gereğince ayrı ayrı gerçek kişi tacir sıfatına sahip olduklarını kabul etmektedir [12], [13], [14].
Tacir Gibi Sorumlu Olma (m. 12/3) Üzerine: Yargıtay kararlarında, TTK m. 12/3 gereği bir kişinin iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu tutulabilmesi için, dışarıya karşı yaratılan aldatıcı görünüşün (ticari işletme varmış gibi davranma) ve üçüncü kişinin bu görünüşe haklı olarak güvenmesinin (iyiniyetin) somut delillerle kanıtlanması gerektiği belirtilir. Yargıtay ayrıca, sadece anonim şirkete kefil olmanın veya şirket ortağı olmanın, kişiyi tacir veya tacir gibi sorumlu hale getirmeyeceğini açıkça ifade etmiştir [33], [20].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): Bay A ve Bay B, yazılı bir sözleşme olmaksızın, bir araya gelerek bir büyük ölçekli mobilya üretim atölyesi açmışlar ve kâr-zararı yarı yarıya paylaşmak üzere anlaşmışlardır. Atölye için gerekli keresteler Bay A tarafından "A&B Mobilya" tabelası altında tedarikçi Bay C'den alınmıştır. Borç ödenmeyince Bay C, hem A'ya hem B'ye karşı tacirlere özgü temerrüt faizi talebiyle dava açmış ve iflas yoluyla takip başlatmıştır. Hukuki analiz: Taraflar arasında tüzel kişiliği bulunmayan bir adi şirket (adi ortaklık) ilişkisi mevcuttur. Ortada esnaf sınırını aşan bir ticari işletme vardır. TTK m. 12/1 gereğince “kısmen dahi olsa kendi adına işletme” şartı gerçekleştiğinden, Bay A ve Bay B ayrı ayrı "gerçek kişi tacir" sıfatını haizdir [11], [13]. Dolayısıyla Bay C, her ikisinin de iflasını isteyebilir ve ticari temerrüt faizi (avans faizi) talep edebilir.
Olay 2 (kurmaca senaryo): Bay D, bir e-ticaret platformu kuracağını yerel gazetelere ve sosyal medya mecralarına tam sayfa reklam vererek duyurmuş, depo kiralamış ancak yazılım altyapısındaki çökme nedeniyle hiçbir fiili satış veya faaliyete başlayamadan piyasadan çekilmiştir. Bu süreçte reklam ajansına olan borcunu ödememiştir. Hukuki analiz: Bay D, fiilen ticari işletmeyi işletmeye başlamamış olsa da, TTK m. 12/2 hükmü uyarınca, durumu sirküler, gazete ve ilan araçlarıyla halka bildirdiği için “tacir sayılan” statüsündedir [15], [16]. Reklam ajansı, Bay D'nin tacir sayılması hasebiyle, borcun tahsili için ticari hükümlere dayanabilir ve Bay D'nin iflasını talep edebilir [29].
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
TTK m. 12'nin mevcut lafzı ve kavramsal yapısı, doktrinde köklü tartışmalara konu olmuştur. Özellikle TTK m. 12/1'de yer alan “kısmen dahi olsa” ibaresinin gerekliliği, Sabih Arkan, Reha Poroy, Hamdi Yasaman ve Mehmet Bahtiyar gibi kıdemli hukukçular tarafından titizlikle incelenmiştir. Doktrinde bazı yazarlar, bu ifadenin yalnızca adi şirket ortaklarının durumunu açıklamak için kanuna konulduğunu, aslen ticaret siciline kayıt pratiklerinde kafa karışıklığı yaratabildiğini savunmaktadır [11]. Zira bir ticari işletme ya bir kişinin adına işletilir ya da adi şirkette olduğu gibi ortakların bütünü adına işletilir.
TTK m. 12/3'teki “hukuken var sayılmayan diğer bir şirket” ifadesi de doktrinde eleştirilmektedir. Kanun koyucu bu ifade ile henüz tüzel kişilik kazanmamış (kuruluş aşamasındaki) ticaret şirketlerini veya batıl şirketleri kastetmektedir [6]. Ancak bu kişilerin "tacir gibi sorumlu" kılınması suretiyle sadece külfetlere maruz bırakılıp, nimetlerden (örneğin hapis hakkı veya defterlerin lehine delil olması) mahrum bırakılması [6], [18], dürüstlük kuralının (TMK m. 2) sınırlarını zorladığı yönünde eleştiriler almaktadır. Zira dış dünyada tacir gibi görünen ve üçüncü kişilere o şekilde güven veren bir kişinin, karşı taraf tacirmişçesine ona karşı borçlarını ifa ederken tacir olmanın sağladığı hukuki defilerden yararlanamaması, menfaatler dengesini tek taraflı olarak bozmaktadır. Buna karşılık hakim doktrin, yaratılan sahte görünüşün bir müeyyidesi olarak bu kişinin nimetlerden yararlandırılmamasını adil ve hukuki güvenliğe uygun bulmaktadır [6], [14].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.