1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) Birinci Kitabının, "Acentelik" başlığını taşıyan Yedinci Kısmında yer alan 105. madde, acentenin yetkilerini genel olarak düzenlemektedir [1-3]. Acentelik kurumu, ticari hayatın sürekliliği ve tacirlerin kendi işletme merkezleri dışında ticari işlem hacimlerini genişletmeleri bakımından büyük bir öneme sahiptir. TTK m. 105, bu çerçevede acentenin müvekkili nam ve hesabına yapabileceği hukuki işlemleri, hakkı koruyucu irade beyanlarını ve davada temsil yetkisini hüküm altına alarak, hukuki güvenlik ve işlem güvenliği ilkelerine hizmet etmektedir [3, 4].
Maddenin birinci fıkrası, acentenin sözleşmelerle ilgili ihtar, ihbar ve protesto gibi hakkı koruyan beyanları müvekkili adına yapma ve kabul etme yetkisini düzenler [3, 5]. İkinci fıkra, acentenin "dava takip yetkisi" ile donatılmasını sağlayarak, acente aracılığıyla kurulan sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklarda acentenin müvekkili adına aktif ve pasif husumet ehliyetine benzer bir usuli temsile sahip olduğunu hükme bağlar; fıkranın ikinci cümlesi ise yabancı tacirler adına Türkiye'de acentelik yapanlar bakımından Türk mahkemelerinin yetkisini koruyucu emredici bir kural getirir [3, 4, 6]. Üçüncü fıkra ise, acenteye karşı müvekkile izafeten açılan davalarda verilen ilamların acentenin şahsi malvarlığına uygulanamayacağı kuralını getirerek, usul hukukundaki taraf sıfatı ve maddi hukuktaki borçluluk statüsü arasındaki ayrımı netleştirir [7-9].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Hakkı Koruyan Beyanları Yapma ve Kabul Etme Yetkisi (TTK m. 105/1)
TTK m. 105/1 uyarınca acente, ister "aracı acente" sıfatıyla kuruluşuna aracılık ettiği sözleşmeler olsun, ister "sözleşme yapan acente" sıfatıyla bizzat akdettiği sözleşmeler olsun, bu işlemlerle ilgili her türlü ihtar, ihbar ve protesto gibi hakkı koruyan beyanları müvekkili adına yapmaya ve bunları kabule kanunen yetkilidir [3, 5]. Bu yetki, acenteye özel bir vekâletname verilmesine gerek olmaksızın doğrudan kanundan doğar. Kanun koyucu burada ticari hayatın hızını ve güvenliğini korumayı hedeflemiş; üçüncü kişilerin, sözleşmenin kuruluşunda muhatap oldukları acenteye, ifa aşamasındaki aksaklıklara (örneğin ayıp ihbarı veya temerrüt ihtarı) ilişkin beyanlarını da yöneltebilmelerini sağlamıştır [3, 5, 10].
2.2. Davada Temsil Yetkisi ve Usuli Statü (TTK m. 105/2)
TTK m. 105/2, acenteye müvekkili adına dava açma ve kendisine karşı da müvekkile izafeten dava açılabilme yetkisi vermektedir [3, 6]. Burada usul hukuku dogmatiği bakımından son derece hassas bir husus mevcuttur: Acente, bu davalarda maddi anlamda hakkın süjesi (taraf) değildir. Doktrinde isabetle vurgulandığı üzere, burada acentenin "dava takip yetkisi" (HMK m. 53) bulunmaktadır [6, 11]. Dava takip yetkisi, şekli taraf teorisi çerçevesinde davayı yürütme yetkisini ifade eder; acente, davanın asıl tarafı olan müvekkilinin (asilin) yasal temsilcisi sıfatıyla hareket etmektedir [11]. Dolayısıyla taraf ehliyeti ve husumet bizzat müvekkile aittir; acente yalnızca usuli bir vasıtadır.
2.3. Yabancı Tacirler Adına Yapılan Acentelikte Yargı Yeri (TTK m. 105/2, 2. Cümle)
Maddenin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi, "Yabancı tacirler adına acentelik yapanlar hakkındaki sözleşmelerde yer alan, bu hükme aykırı şartlar geçersizdir" şeklindedir [3]. Bu düzenlemenin temel amacı, Türkiye'de işlem yapan yabancı tacirlerin, Türk vatandaşlarını veya Türkiye'deki ticari partnerlerini kendi ülkelerindeki mahkemelerde dava açmaya veya davayı takip etmeye zorlamalarını engellemek, böylelikle uyuşmazlığın Türk mahkemelerinde ve acente üzerinden çözülebilmesini güvence altına almaktır [12]. Bu kural, Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) m. 47 anlamında yetki anlaşmalarının sınırını çizen özel ve emredici bir norm niteliğindedir [13, 14].
2.4. İlamın Acenteye Uygulanamaması (TTK m. 105/3)
Maddenin üçüncü fıkrası uyarınca, "Acentelerin ad ve hesabına hareket ettikleri kişilere karşı Türkiye’de açılacak olan davalar sonucunda alınan kararlar acentelere uygulanamaz" [9]. Bu hüküm, mülga 6762 sayılı TTK döneminde Yargıtay içtihatlarıyla sağlanan hukuki durumun kanunlaşmış halidir [8]. İlamın acenteye uygulanamaması, müvekkile izafeten acente aleyhine açılan davada verilen hükmün, acentenin şahsi malvarlığı aleyhine icra edilemeyeceği (haciz uygulanamayacağı) anlamına gelir [8]. Zira maddi hukuk bakımından borçlu acente değil, müvekkildir. İcra takibinde borçlu sıfatı müvekkile ait olup, acente ancak temsilci konumundadır [8, 15].
3. Sistematik İlişkiler
- HMK m. 53 ve 114 (Dava Takip Yetkisi ve Dava Şartları): TTK m. 105/2'deki temsilen dava açma ehliyeti, HMK m. 53'teki dava takip yetkisi müessesesinin somut bir görünümüdür [6, 11]. Acentenin taraf sıfatı olmamasına rağmen davayı yürütebilmesi, kanunun açıkça verdiği bir yasal temsil yetkisine dayanır.
- TTK m. 18/3 (Tacirler Arası İhbar ve İhtarlar): TTK m. 105/1 uyarınca acenteye yapılacak temerrüt, fesih veya dönme ihtar ve ihbarlarının, her iki tarafın da tacir olduğu durumlarda TTK m. 18/3'te öngörülen noter, iadeli taahhütlü mektup, telgraf veya KEP yoluyla yapılması zorunludur [16-18].
- MÖHUK m. 47 (Yetki Anlaşmaları): TTK m. 105/2'deki yabancı tacirler lehine getirilen yetki kısıtlaması, MÖHUK m. 47'de öngörülen yetki anlaşmalarının geçerlilik şartlarına doğrudan müdahale eden emredici bir kural olarak uygulama bulmaktadır [14, 19, 20].
- TTK m. 1416 (Sigorta Sözleşmelerinde Bildirim): TTK m. 105 genel hükmünün sigorta hukukuna yansıması TTK m. 1416'da görülür. Sigorta ettirenin her türlü bildirimi, sözleşmeye aracılık eden acenteye yapabileceği açıkça hükme bağlanmıştır [10, 21].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay uygulaması, TTK m. 105 bağlamında özellikle "yabancı mahkeme lehine yetki şartı" (105/2) ve "acentenin malvarlığına haciz yasağı" (105/3) konularında istikrar kazanmıştır:
1. Yabancı Mahkemeyi Yetkilendiren Anlaşmaların Geçersizliği Hususu:
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarına göre; TTK m. 105/2 (mülga TTK m. 119) uyarınca, Türkiye'deki müşterilerin yabancı tacire karşı açacakları davalarda acenteye husumet yöneltebilmeleri emredici bir kuraldır [22-24]. Yargıtay, yabancı bir mahkemenin (örneğin Londra mahkemelerinin) münhasır yetkili kılındığı konişmento veya acentelik sözleşmesi şartlarını, TTK m. 105/2 karşısında geçersiz saymaktadır. Yargıtay'ın yaklaşımına göre; "Türk mahkemelerinin münhasır yetkisini bertaraf eden yetki anlaşmaları TTK m. 105/2 karşısında geçersizdir" [22, 24].
2. İlamların İcrası Bağlamında Acentenin Şahsi Sorumsuzluğu:
Mülga 6762 sayılı Kanun döneminin ilk yıllarında Yargıtay'ın acente aleyhine verilen kararların acentenin malvarlığından tahsil edilebileceği yönünde talihsiz kararları olmuşsa da, bilahare Hukuk Genel Kurulu (örneğin HGK'nın 14.02.1986 tarihli kararı) ve Daire kararlarıyla bu görüşten dönülmüştür [15, 25]. Yargıtay, "müvekkile izafeten acenteye karşı açılan davalarda alınan ilamın acentenin şahsi malvarlığına icra edilemeyeceğine" hükmetmiştir. Yeni TTK m. 105/3, Yargıtay'ın bu doğru uygulamasına doğrudan kanuni mesnet teşkil etmiştir [8, 9].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Yabancı Müvekkil ve Yetki Anlaşması Senaryosu):
Merkezi Almanya’da bulunan X GmbH şirketinin Türkiye’deki acentesi Y A.Ş., Türk vatandaşı Z Ltd. Şti. ile bir satım sözleşmesine aracılık etmiştir. Sözleşmede "Bu sözleşmeden doğan her türlü uyuşmazlıkta münhasıran Frankfurt mahkemeleri yetkilidir" şeklinde bir yetki şartı bulunmaktadır. Malların ayıplı çıkması üzerine Z Ltd. Şti., Türkiye'de Y A.Ş.'ye (müvekkili X GmbH'ya izafeten) dava açmıştır. Y A.Ş., yetki ilk itirazında bulunarak davanın usulden reddini talep etmiştir.
Hukuki Analiz: TTK m. 105/2'nin ikinci cümlesi uyarınca, yabancı tacirler adına acentelik yapanlar hakkındaki sözleşmelerde bu hükme (Türkiye'de acenteye dava açılabilmesi kuralına) aykırı şartlar geçersizdir [3, 4]. Yargıtay içtihatları doğrultusunda, MÖHUK m. 47 şartlarını taşısa dahi, Türk zayıf tarafı (müşteriyi) koruyan bu emredici norm karşısında Frankfurt mahkemelerini yetkili kılan sözleşme maddesi batıldır. Y A.Ş.'nin yetki ilk itirazı mahkemece reddedilmelidir [22, 24]. Ancak yargılama neticesinde alınacak ilam, TTK m. 105/3 gereği Y A.Ş.'nin kişisel malvarlığı aleyhine icra edilemez [8, 9].
Olay 2 (İhbar ve Temsil Yetkisinin Kapsamı Senaryosu):
Acente A, müvekkili B A.Ş. adına C Ltd. Şti. ile bir hammadde alım sözleşmesi akdetmiştir. C Ltd. Şti., malları vadesinde teslim etmemiştir. Acente A, derhal bir ihtarname çekerek C Ltd. Şti.'yi temerrüde düşürmüştür. Daha sonra B A.Ş., C Ltd. Şti. aleyhine sözleşmenin feshi ve tazminat davası açtığında; C Ltd. Şti., "Acente A'nın ihtar çekmek için özel bir vekâletnamesi olmadığını, bu nedenle temerrüt ihtarı hükümlerinin doğmayacağını" savunmuştur.
Hukuki Analiz: TTK m. 105/1 çerçevesinde acentenin, yaptığı veya aracılık ettiği sözleşmelerle ilgili her türlü ihtar, ihbar ve protesto çekme yetkisi kanundan doğmaktadır [3, 5]. Acentenin bu hakkı koruyan beyanları yapabilmesi için müvekkili B A.Ş.'den ayrıca özel bir yetki belgesi veya vekâletname almasına gerek yoktur [5]. Dolayısıyla C Ltd. Şti.'nin savunması hukuki dayanaktan yoksundur; ihtarname geçerli sonuç doğurur.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Acentenin, TTK m. 105 kapsamında müvekkili adına dava takip edebilmesi için, söz konusu uyuşmazlığın "kendisinin aracılık ettiği veya bizzat akdettiği" bir sözleşmeden kaynaklandığını ispatlaması şarttır [3, 5]. Eğer acentenin hiçbir dâhili olmayan, asilin doğrudan üçüncü kişiyle yaptığı bir işlem söz konusuysa, acenteye husumet yöneltilemez.
- Dava Dilekçesinin Yazımı (Husumet): Davacılar tarafından yapılan en yaygın hukuki hata, yabancı veya yerli asil adına acenteye dava açarken davalı hanesine doğrudan acentenin unvanını (şahsi husumetle) yazmalarıdır. Davalı hanesine mutlaka "Asil [X Şirketi]’ne izafeten Acente [Y Şirketi]" yazılmalıdır. Aksi halde, acente "pasif husumet yokluğu" (sıfat yokluğu) itirazında bulunacaktır.
- Görevli Mahkeme: Acentelik ilişkisi doğrudan TTK m. 4 kapsamında mutlak ticari dava niteliğindedir [26]. Bu sebeple TTK m. 105 kapsamındaki uyuşmazlıklar, miktarına bakılmaksızın Asliye Ticaret Mahkemesinde (TTK m. 5) görülür [27].
- Dava Şartı Arabuluculuk: Uyuşmazlık bir miktar paranın ödenmesini (alacak veya tazminat) konu ediniyorsa, TTK m. 5/A uyarınca zorunlu ticari arabuluculuk dava şartıdır [28, 29].
7. Eleştirel Değerlendirme
TTK m. 105/2 hükmü, Türk hukuk doktrininde son derece ciddi tartışmalara konu olmaktadır [23, 30, 31]. Kanun lafzı, "bu hükme aykırı şartlar geçersizdir" demekte olup, Yargıtay bu kuralı Türk mahkemelerinin "münhasır yetkisi" (exclusive jurisdiction) olarak yorumlayarak yabancı mahkeme seçimi (yetki) anlaşmalarını mutlak surette geçersiz saymaktadır [22, 24].
Buna karşın, Nomer, Şanlı, Ekşi ve Kaya gibi öncü akademisyenler, bu katı içtihadı ağır şekilde eleştirmektedir [13, 23, 32]. Doktrine göre; TTK m. 105/2, münhasır bir yetki kuralı değildir. Amacı, zayıf durumda olan Türk taciri korumak, ona kendi ülkesinde pratik bir dava açma "imkanı (alternatifi)" sunmaktır [23, 30, 31]. Eğer taraflar serbest iradeleriyle tahkim anlaşması veya yabancı mahkeme yetki anlaşması yapmışlarsa, milletlerarası ticaretin öngörülebilirliği (forum shopping'in engellenmesi) ve MÖHUK m. 47 ilkeleri gereğince, ticari dürüstlüğe aykırı ve ezici bir durum olmadığı sürece bu iradeye saygı duyulmalıdır [31, 33, 34]. Yargıtay'ın hükmü, korumacı bir saikle "münhasır yetki" seviyesine yükseltmesi, uluslararası yetki kurallarının modern prensipleriyle çelişmektedir [24, 35]. Gelecekte, TTK m. 105/2'nin lafzının milletlerarası usul hukuku standartlarına uyumlu bir şekilde yumuşatılarak "Türk mahkemelerinin yetkisi sözleşmeyle kaldırılamaz" şeklindeki katı yorumun terk edilmesi yerinde olacaktır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) Birinci Kitabının, "Acentelik" başlığını taşıyan Yedinci Kısmında yer alan 105. madde, acentenin yetkilerini genel olarak düzenlemektedir [1-3]. Acentelik kurumu, ticari hayatın sürekliliği ve tacirlerin kendi işletme merkezleri dışında ticari işlem hacimlerini genişletmeleri bakımından büyük bir öneme sahiptir. TTK m. 105, bu çerçevede acentenin müvekkili nam ve hesabına yapabileceği hukuki işlemleri, hakkı koruyucu irade beyanlarını ve davada temsil yetkisini hüküm altına alarak, hukuki güvenlik ve işlem güvenliği ilkelerine hizmet etmektedir [3, 4].
Maddenin birinci fıkrası, acentenin sözleşmelerle ilgili ihtar, ihbar ve protesto gibi hakkı koruyan beyanları müvekkili adına yapma ve kabul etme yetkisini düzenler [3, 5]. İkinci fıkra, acentenin "dava takip yetkisi" ile donatılmasını sağlayarak, acente aracılığıyla kurulan sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklarda acentenin müvekkili adına aktif ve pasif husumet ehliyetine benzer bir usuli temsile sahip olduğunu hükme bağlar; fıkranın ikinci cümlesi ise yabancı tacirler adına Türkiye'de acentelik yapanlar bakımından Türk mahkemelerinin yetkisini koruyucu emredici bir kural getirir [3, 4, 6]. Üçüncü fıkra ise, acenteye karşı müvekkile izafeten açılan davalarda verilen ilamların acentenin şahsi malvarlığına uygulanamayacağı kuralını getirerek, usul hukukundaki taraf sıfatı ve maddi hukuktaki borçluluk statüsü arasındaki ayrımı netleştirir [7-9].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Hakkı Koruyan Beyanları Yapma ve Kabul Etme Yetkisi (TTK m. 105/1)
TTK m. 105/1 uyarınca acente, ister "aracı acente" sıfatıyla kuruluşuna aracılık ettiği sözleşmeler olsun, ister "sözleşme yapan acente" sıfatıyla bizzat akdettiği sözleşmeler olsun, bu işlemlerle ilgili her türlü ihtar, ihbar ve protesto gibi hakkı koruyan beyanları müvekkili adına yapmaya ve bunları kabule kanunen yetkilidir [3, 5]. Bu yetki, acenteye özel bir vekâletname verilmesine gerek olmaksızın doğrudan kanundan doğar. Kanun koyucu burada ticari hayatın hızını ve güvenliğini korumayı hedeflemiş; üçüncü kişilerin, sözleşmenin kuruluşunda muhatap oldukları acenteye, ifa aşamasındaki aksaklıklara (örneğin ayıp ihbarı veya temerrüt ihtarı) ilişkin beyanlarını da yöneltebilmelerini sağlamıştır [3, 5, 10].
2.2. Davada Temsil Yetkisi ve Usuli Statü (TTK m. 105/2)
TTK m. 105/2, acenteye müvekkili adına dava açma ve kendisine karşı da müvekkile izafeten dava açılabilme yetkisi vermektedir [3, 6]. Burada usul hukuku dogmatiği bakımından son derece hassas bir husus mevcuttur: Acente, bu davalarda maddi anlamda hakkın süjesi (taraf) değildir. Doktrinde isabetle vurgulandığı üzere, burada acentenin "dava takip yetkisi" (HMK m. 53) bulunmaktadır [6, 11]. Dava takip yetkisi, şekli taraf teorisi çerçevesinde davayı yürütme yetkisini ifade eder; acente, davanın asıl tarafı olan müvekkilinin (asilin) yasal temsilcisi sıfatıyla hareket etmektedir [11]. Dolayısıyla taraf ehliyeti ve husumet bizzat müvekkile aittir; acente yalnızca usuli bir vasıtadır.
2.3. Yabancı Tacirler Adına Yapılan Acentelikte Yargı Yeri (TTK m. 105/2, 2. Cümle)
Maddenin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi, "Yabancı tacirler adına acentelik yapanlar hakkındaki sözleşmelerde yer alan, bu hükme aykırı şartlar geçersizdir" şeklindedir [3]. Bu düzenlemenin temel amacı, Türkiye'de işlem yapan yabancı tacirlerin, Türk vatandaşlarını veya Türkiye'deki ticari partnerlerini kendi ülkelerindeki mahkemelerde dava açmaya veya davayı takip etmeye zorlamalarını engellemek, böylelikle uyuşmazlığın Türk mahkemelerinde ve acente üzerinden çözülebilmesini güvence altına almaktır [12]. Bu kural, Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) m. 47 anlamında yetki anlaşmalarının sınırını çizen özel ve emredici bir norm niteliğindedir [13, 14].
2.4. İlamın Acenteye Uygulanamaması (TTK m. 105/3)
Maddenin üçüncü fıkrası uyarınca, "Acentelerin ad ve hesabına hareket ettikleri kişilere karşı Türkiye’de açılacak olan davalar sonucunda alınan kararlar acentelere uygulanamaz" [9]. Bu hüküm, mülga 6762 sayılı TTK döneminde Yargıtay içtihatlarıyla sağlanan hukuki durumun kanunlaşmış halidir [8]. İlamın acenteye uygulanamaması, müvekkile izafeten acente aleyhine açılan davada verilen hükmün, acentenin şahsi malvarlığı aleyhine icra edilemeyeceği (haciz uygulanamayacağı) anlamına gelir [8]. Zira maddi hukuk bakımından borçlu acente değil, müvekkildir. İcra takibinde borçlu sıfatı müvekkile ait olup, acente ancak temsilci konumundadır [8, 15].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay uygulaması, TTK m. 105 bağlamında özellikle "yabancı mahkeme lehine yetki şartı" (105/2) ve "acentenin malvarlığına haciz yasağı" (105/3) konularında istikrar kazanmıştır:
1. Yabancı Mahkemeyi Yetkilendiren Anlaşmaların Geçersizliği Hususu: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarına göre; TTK m. 105/2 (mülga TTK m. 119) uyarınca, Türkiye'deki müşterilerin yabancı tacire karşı açacakları davalarda acenteye husumet yöneltebilmeleri emredici bir kuraldır [22-24]. Yargıtay, yabancı bir mahkemenin (örneğin Londra mahkemelerinin) münhasır yetkili kılındığı konişmento veya acentelik sözleşmesi şartlarını, TTK m. 105/2 karşısında geçersiz saymaktadır. Yargıtay'ın yaklaşımına göre; "Türk mahkemelerinin münhasır yetkisini bertaraf eden yetki anlaşmaları TTK m. 105/2 karşısında geçersizdir" [22, 24].
2. İlamların İcrası Bağlamında Acentenin Şahsi Sorumsuzluğu: Mülga 6762 sayılı Kanun döneminin ilk yıllarında Yargıtay'ın acente aleyhine verilen kararların acentenin malvarlığından tahsil edilebileceği yönünde talihsiz kararları olmuşsa da, bilahare Hukuk Genel Kurulu (örneğin HGK'nın 14.02.1986 tarihli kararı) ve Daire kararlarıyla bu görüşten dönülmüştür [15, 25]. Yargıtay, "müvekkile izafeten acenteye karşı açılan davalarda alınan ilamın acentenin şahsi malvarlığına icra edilemeyeceğine" hükmetmiştir. Yeni TTK m. 105/3, Yargıtay'ın bu doğru uygulamasına doğrudan kanuni mesnet teşkil etmiştir [8, 9].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Yabancı Müvekkil ve Yetki Anlaşması Senaryosu): Merkezi Almanya’da bulunan X GmbH şirketinin Türkiye’deki acentesi Y A.Ş., Türk vatandaşı Z Ltd. Şti. ile bir satım sözleşmesine aracılık etmiştir. Sözleşmede "Bu sözleşmeden doğan her türlü uyuşmazlıkta münhasıran Frankfurt mahkemeleri yetkilidir" şeklinde bir yetki şartı bulunmaktadır. Malların ayıplı çıkması üzerine Z Ltd. Şti., Türkiye'de Y A.Ş.'ye (müvekkili X GmbH'ya izafeten) dava açmıştır. Y A.Ş., yetki ilk itirazında bulunarak davanın usulden reddini talep etmiştir. Hukuki Analiz: TTK m. 105/2'nin ikinci cümlesi uyarınca, yabancı tacirler adına acentelik yapanlar hakkındaki sözleşmelerde bu hükme (Türkiye'de acenteye dava açılabilmesi kuralına) aykırı şartlar geçersizdir [3, 4]. Yargıtay içtihatları doğrultusunda, MÖHUK m. 47 şartlarını taşısa dahi, Türk zayıf tarafı (müşteriyi) koruyan bu emredici norm karşısında Frankfurt mahkemelerini yetkili kılan sözleşme maddesi batıldır. Y A.Ş.'nin yetki ilk itirazı mahkemece reddedilmelidir [22, 24]. Ancak yargılama neticesinde alınacak ilam, TTK m. 105/3 gereği Y A.Ş.'nin kişisel malvarlığı aleyhine icra edilemez [8, 9].
Olay 2 (İhbar ve Temsil Yetkisinin Kapsamı Senaryosu): Acente A, müvekkili B A.Ş. adına C Ltd. Şti. ile bir hammadde alım sözleşmesi akdetmiştir. C Ltd. Şti., malları vadesinde teslim etmemiştir. Acente A, derhal bir ihtarname çekerek C Ltd. Şti.'yi temerrüde düşürmüştür. Daha sonra B A.Ş., C Ltd. Şti. aleyhine sözleşmenin feshi ve tazminat davası açtığında; C Ltd. Şti., "Acente A'nın ihtar çekmek için özel bir vekâletnamesi olmadığını, bu nedenle temerrüt ihtarı hükümlerinin doğmayacağını" savunmuştur. Hukuki Analiz: TTK m. 105/1 çerçevesinde acentenin, yaptığı veya aracılık ettiği sözleşmelerle ilgili her türlü ihtar, ihbar ve protesto çekme yetkisi kanundan doğmaktadır [3, 5]. Acentenin bu hakkı koruyan beyanları yapabilmesi için müvekkili B A.Ş.'den ayrıca özel bir yetki belgesi veya vekâletname almasına gerek yoktur [5]. Dolayısıyla C Ltd. Şti.'nin savunması hukuki dayanaktan yoksundur; ihtarname geçerli sonuç doğurur.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
TTK m. 105/2 hükmü, Türk hukuk doktrininde son derece ciddi tartışmalara konu olmaktadır [23, 30, 31]. Kanun lafzı, "bu hükme aykırı şartlar geçersizdir" demekte olup, Yargıtay bu kuralı Türk mahkemelerinin "münhasır yetkisi" (exclusive jurisdiction) olarak yorumlayarak yabancı mahkeme seçimi (yetki) anlaşmalarını mutlak surette geçersiz saymaktadır [22, 24].
Buna karşın, Nomer, Şanlı, Ekşi ve Kaya gibi öncü akademisyenler, bu katı içtihadı ağır şekilde eleştirmektedir [13, 23, 32]. Doktrine göre; TTK m. 105/2, münhasır bir yetki kuralı değildir. Amacı, zayıf durumda olan Türk taciri korumak, ona kendi ülkesinde pratik bir dava açma "imkanı (alternatifi)" sunmaktır [23, 30, 31]. Eğer taraflar serbest iradeleriyle tahkim anlaşması veya yabancı mahkeme yetki anlaşması yapmışlarsa, milletlerarası ticaretin öngörülebilirliği (forum shopping'in engellenmesi) ve MÖHUK m. 47 ilkeleri gereğince, ticari dürüstlüğe aykırı ve ezici bir durum olmadığı sürece bu iradeye saygı duyulmalıdır [31, 33, 34]. Yargıtay'ın hükmü, korumacı bir saikle "münhasır yetki" seviyesine yükseltmesi, uluslararası yetki kurallarının modern prensipleriyle çelişmektedir [24, 35]. Gelecekte, TTK m. 105/2'nin lafzının milletlerarası usul hukuku standartlarına uyumlu bir şekilde yumuşatılarak "Türk mahkemelerinin yetkisi sözleşmeyle kaldırılamaz" şeklindeki katı yorumun terk edilmesi yerinde olacaktır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.