1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 100. maddesi, cari hesap sözleşmelerine ilişkin "Bakiyenin Haczi" kurumunu düzenlemektedir. Cari hesap sözleşmesinin en temel prensiplerinden biri olan "bütünlük ilkesi" (TTK m. 97), hesaba geçirilen alacak ve borç kalemlerinin ayrılmaz bir bütün oluşturduğunu ve hesabın kesilmesinden önce taraflardan hiçbirinin alacaklı veya borçlu sayılamayacağını amirdir [1-5]. Kural olarak, tarafların hukuki durumu ancak sözleşmenin sonundaki hesabın kesilmesi işlemiyle belirlenir [4].
Ancak kanun koyucu, cari hesap ilişkisinin kapalı ve dokunulmaz doğasının, tarafların üçüncü kişi alacaklılarını mağdur etmesini engellemek amacıyla TTK m. 100 hükmünü sevk etmiştir [6, 7]. Bu düzenleme, bütünlük ilkesine getirilmiş yasal ve istisnai bir müdahaledir. İlgili madde uyarınca, taraflardan birinin alacaklısı, borçlusunun cari hesaptaki muhtemel alacak bakiyesine (artan tutara) haciz koydurabilir [6, 7]. Haciz anında cari hesap geçici olarak kapatılır ve o gün itibarıyla bir bakiye saptanır [6, 7]. Hüküm, cari hesap sözleşmesinin işleyişini, üçüncü kişilerin icra hukuku kapsamındaki haklarıyla dengeleyen çok katmanlı bir mekanizma öngörmektedir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Bakiyenin Saptanması ve Geçici Kapatma (TTK m. 100/1)
Taraflardan birinin alacaklısının cari hesaptaki bakiyeyi haczettirdiği gün, hesap kapatılarak artan tutar derhal saptanır [6, 7]. Bu "kapatma" işlemi, sözleşmeyi tümden sona erdiren nihai bir kapatma değil, haciz anındaki bilançonun fotoğrafını çekmeye yarayan geçici bir tespittir. Hesap kesilip bakiye tespit edilmeden önce taraflardan hiçbirisi hukuken alacaklı veya borçlu sıfatını haiz olmadığından, haciz işlemi bizzat bu tespitin yapılmasını zorunlu kılar [8].
2.2. Haczin Kaldırılması İçin 15 Günlük Süre ve Fesih Hakkı (TTK m. 100/2)
Haczin tebliği, cari hesabın diğer tarafı (borçlu olmayan taraf) için ciddi bir hukuki belirsizlik ve risk oluşturur. Bu nedenle kanun, borcundan dolayı cari hesabına haciz ihbarnamesi tebliğ edilen tarafa, haczi kaldırtması için 15 günlük bir süre tanımıştır [6, 7, 9]. Şayet borçlu taraf bu 15 gün içinde haczi kaldırtmazsa, muhatap (diğer) taraf cari hesap sözleşmesini tek taraflı irade beyanıyla feshedebilir [6, 9-11]. Bu fesih hakkı, ticari ilişkilerde güvenin sarsılması ve karşı tarafın ödeme güçlüğüne düşmesi ihtimaline binaen tanınmış bozucu yenilik doğuran bir haktır.
2.3. Haciz Ettiren Kimsenin Durumunun Ağırlaştırılamaması İlkesi ve İstisnası
Haczin tebliğine rağmen diğer taraf sözleşmeyi feshetmez ise, cari hesap ilişkisi işlemeye devam eder [9]. Ancak bu durumda, haciz koyduran üçüncü kişi alacaklının hukuki durumu, cari hesaba geçirilecek yeni borç kalemleriyle ağırlaştırılamaz [6, 9, 12]. Yani, haciz anında saptanan pozitif bakiye, hacizden sonra doğan işlemler sebebiyle haciz alacaklısı aleyhine eksiltilemez [9].
Bunun yegâne istisnası, hesaba geçirilen kalemlerin "haciz tarihinden önce doğmuş bulunan hukuki bir ilişkiden" kaynaklanmasıdır [9, 12]. Şayet hacizden önce kurulmuş bir sözleşme veya işlem sonradan bir borç doğurursa, bu borç cari hesaba kaydedilir ve haciz alacaklısı bu kaydın bakiyeyi azaltmasına katlanmak zorundadır [9]. Aynı şekilde, alacağın doğumuna neden olan hukuki ilişkinin sonradan feshi, iptali veya maddi hataların düzeltilmesi hallerinde de bakiye azalırsa, alacaklı bu duruma katlanır [9].
2.4. Ödemenin Talep Edilebileceği An (TTK m. 100/3 ve m. 94)
Haciz işlemi bakiyenin tespitini sağlasa da, haczettiren alacaklı, saptanan bu bakiyenin tarafına ödenmesini derhal talep edemez [8, 9]. TTK m. 100/3 uyarınca ödeme, ancak hesabın TTK m. 94'e göre normal şartlarda kapatılması gereken (hesap devresinin sonu) anda istenebilir [8, 12]. Zira cari hesap sözleşmesinde taraflar, karşılıklı alacakların belirli devreler sonunda takas edileceği hususunda anlaşmışlardır [13]. Üçüncü kişinin haczi, cari hesabın diğer tarafının vadeden önce ödemeye zorlanması sonucunu doğuramaz.
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 94 (Hesap Devresi ve Bakiyenin Belirlenmesi): Cari hesapta alacak ve borç kalemleri arasındaki fark, ancak sözleşme veya teamülle belirlenen hesap devreleri sonunda tespit edilir [14]. TTK m. 100/3 hükmü, haciz alacaklısının ödeme talebini kesin ve emredici olarak m. 94'te öngörülen hesap devresinin sonuna ertelemiştir [8, 9, 12].
- TTK m. 97 (Bütünlük İlkesi): Cari hesaba geçirilen alacak ve borç kalemlerinin ayrılmaz bir bütün oluşturduğu kuralının [1], üçüncü kişilerin haklarını zedelememesi adına m. 100 hükmü ile sınırlandırıldığı görülmektedir.
- TTK m. 98 ve 99 (Sona Erme Halleri): Belirli süreli cari hesaplar, m. 100/2 uyarınca 15 gün içinde haczin kaldırılmaması neticesinde yapılan fesih bildirimi ile tıpkı süre bitimi, iflas veya ölüm hallerinde olduğu gibi sona erer [2, 8, 10].
- İİK m. 89 (Haciz İhbarnamesi): Cari hesap bakiyesinin haczi, usul hukuku bağlamında İcra ve İflas Kanunu'nun m. 89 hükümlerine göre üçüncü şahıstaki mal ve alacakların haczi prosedürü işletilerek gerçekleştirilir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay uygulamalarında, cari hesap bakiyesinin haczine ilişkin en önemli uyuşmazlıklar, ödeme anının belirlenmesi ve haczin kapsamı üzerinde toplanmaktadır. Yargıtay, bakiyenin haczi durumunda üçüncü kişi alacaklıya yapılacak ödemenin kesinlikle hesap devresinin sonuna (kapanış anına) kadar bekletilmesi gerektiğini istikrarla belirtmektedir [8].
Yine Yargıtay bir kararında, cari hesap sözleşmesinin doğası gereği tarafların alacaklı ve borçlu sıfatlarının sürekli yer değiştirebileceğini dikkate alarak, “üçüncü şahıs şirket ile borçlu arasında cari hesap sözleşmesine dayalı hesap bakiyesine haciz koymak için hesap devresinin sonunun beklenmesi gerekeceğinden daha önce haciz ihbarnamesi gönderilemez” şeklinde hüküm kurmuştur [15]. Ancak doktrinde de eleştirilebileceği üzere bu yaklaşım, TTK m. 100'ün bizzat "haciz tebliğ edildiği gün hesabın kapatılıp bakiyenin bulunacağı" [6, 7] yönündeki amir hükmüyle çelişki yaratabilmektedir. Zira haciz, hesap devresinin sonu beklenmeden her an konulabilir; beklenen şey haciz konulması değil, "haczedilen bedelin ödenmesidir" [9, 12].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Haczin Fesih Sebebi Olması):
(A) A.Ş. ile (B) Bankası arasında 1 yıllık süreli cari hesap sözleşmesi bulunmaktadır. (A)'nın alacaklısı olan (C), İcra Müdürlüğü vasıtasıyla (B) Bankasına İİK m. 89/1 uyarınca haciz ihbarnamesi gönderir. Haczin tebliğ edildiği 1 Nisan tarihinde, (A)'nın cari hesabı 150.000 TL alacak bakiyesi vermektedir. (A) A.Ş., 16 Nisan tarihine kadar haczi kaldırtmamıştır.
Hukuki analiz: TTK m. 100/2 uyarınca borçlu taraf (A), 15 gün içinde haczi kaldırtmadığı için, diğer taraf olan (B) Bankası sözleşmeyi feshetme hakkına sahip olmuştur [6, 7, 10, 11]. (B) Bankası dilerse derhal sözleşmeyi feshederek tasfiye sürecine geçebilir.
Olay 2 (Ağırlaştırılamama İlkesi ve İstisnası):
Yukarıdaki olayda (B) Bankası sözleşmeyi feshetmemiş ve cari hesap işlemeye devam etmiştir. 10 Mayıs tarihinde, hacizden önce (A)'nın (B) Bankasından kullanmış olduğu ancak henüz muaccel olmayan bir kredi borcunun 50.000 TL'lik taksiti cari hesaba borç olarak kaydedilmiş ve bakiye 100.000 TL'ye düşmüştür.
Hukuki analiz: TTK m. 100/2 gereğince, haciz ettiren (C)'nin durumu yeni kalemlerle ağırlaştırılamaz [6, 9, 12]. Ancak, 50.000 TL'lik bu borç kaydı, "haciz tarihinden önce doğmuş bulunan hukuki bir ilişkiden (önceki kredi sözleşmesi)" kaynaklandığı için hukuka uygundur [9, 12]. Alacaklı (C), bu eksilmeye katlanmak zorundadır [9]. (C), bakiye kalan 100.000 TL'nin kendisine ödenmesini ise TTK m. 94 uyarınca hesap devresinin sonunda (örneğin yıl sonunda) talep edebilecektir [8, 9, 12].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Haciz ihbarnamesi kendisine tebliğ edilen cari hesap tarafı (örneğin banka veya tedarikçi), haciz anında hesabın borçlusu durumunda olmadığını (bakiyenin sıfır veya eksi olduğunu) ticari defterleriyle ispat edebilir. TTK m. 100/2'deki istisnaya dayanarak bakiyeyi düşüren taraf, bu işlemin hacizden önceki bir hukuki ilişkiden doğduğunu kesin delillerle ispatlamakla yükümlüdür.
- Zamanaşımı / Süreler: Cari hesaba ilişkin davalar, TTK m. 101 uyarınca hesabın sona ermesinden itibaren 5 yıllık zamanaşımına tabidir [12, 16, 17]. Haczin kaldırtılması için kanunun borçluya tanıdığı süre tebliğden itibaren kesin olarak 15 gündür [6, 7, 11].
- Görevli/yetkili mahkeme: Cari hesap sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir (TTK m. 4). İcra işlemlerine ve haczin usulüne yönelik şikâyetlerde ise İcra Hukuk Mahkemesi yetkilidir.
- Yaygın uygulama hataları: İcra müdürlükleri veya alacaklı vekilleri tarafından, haciz konulan cari hesap bakiyesinin İİK m. 89/1 tebliğinden hemen sonra icra dosyasına ödenmesinin talep edilmesi en yaygın hatadır. Haczedilen bakiye, sözleşmedeki hesap dönemi kapanana kadar (TTK m. 94) istenemez [8, 9, 12].
7. Eleştirel Değerlendirme
Cari hesap ilişkisinin temelinde yer alan takas ve bütünlük prensiplerinin [5, 18, 19], İcra ve İflas hukuku bağlamındaki üçüncü kişi alacaklı haklarıyla çatışması doktrinde öteden beri tartışma konusudur. Reha Poroy, Hamdi Yasaman, Sabih Arkan ve Mehmet Bahtiyar gibi otoritelerin de işaret ettiği üzere [20-22], cari hesap sözleşmesi, tarafların ticari işlemlerini basitleştirme ve yeknesaklaştırma ihtiyacından doğmuştur [23].
Doktrinde, TTK m. 100'de yer alan "haciz ettiren kimsenin durumunun ağırlaştırılamaması" kuralının istisnası (hacizden önce doğan ilişkilere dayalı kayıtlar) ticari hayatın gereklilikleri açısından isabetli bulunmakla birlikte, kötüniyetli uygulamalara kapı aralayabileceği değerlendirilmektedir. Zira cari hesabın borçlusu ve muhatap taraf, muvazaalı şekilde eski tarihli hukuki ilişkilere dayanarak bakiyeyi sıfırlama yoluna gidebilir. Bu husus, haciz alacaklısını İİK m. 277 ve devamı uyarınca tasarrufun iptali davalarına yönelmek zorunda bırakmaktadır.
Ayrıca Yargıtay'ın, hesap devresi sonu gelmeden haciz ihbarnamesi dahi gönderilemeyeceği yönündeki istisnai kararları [15], TTK m. 100/1'in "haczettirdiği gün hesap kapatılarak bakiye saptanır" şeklindeki emredici lafzına [6, 7] aykırı düşmektedir. Hukuken doğru olan yorum, haczin derhal uygulanıp bakiyenin sabitlenmesi; ancak "tahsilat" işleminin hesap devresi sonuna bırakılmasıdır [8, 9]. Yeni TTK, eski kanundaki sistematik yapıyı koruyarak m. 100 hükmünü sevk etmiş olup [24], yargısal uygulamaların bu madde lafzına sadık kalması ticari güvenliğin tesisi için elzemdir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 100. maddesi, cari hesap sözleşmelerine ilişkin "Bakiyenin Haczi" kurumunu düzenlemektedir. Cari hesap sözleşmesinin en temel prensiplerinden biri olan "bütünlük ilkesi" (TTK m. 97), hesaba geçirilen alacak ve borç kalemlerinin ayrılmaz bir bütün oluşturduğunu ve hesabın kesilmesinden önce taraflardan hiçbirinin alacaklı veya borçlu sayılamayacağını amirdir [1-5]. Kural olarak, tarafların hukuki durumu ancak sözleşmenin sonundaki hesabın kesilmesi işlemiyle belirlenir [4].
Ancak kanun koyucu, cari hesap ilişkisinin kapalı ve dokunulmaz doğasının, tarafların üçüncü kişi alacaklılarını mağdur etmesini engellemek amacıyla TTK m. 100 hükmünü sevk etmiştir [6, 7]. Bu düzenleme, bütünlük ilkesine getirilmiş yasal ve istisnai bir müdahaledir. İlgili madde uyarınca, taraflardan birinin alacaklısı, borçlusunun cari hesaptaki muhtemel alacak bakiyesine (artan tutara) haciz koydurabilir [6, 7]. Haciz anında cari hesap geçici olarak kapatılır ve o gün itibarıyla bir bakiye saptanır [6, 7]. Hüküm, cari hesap sözleşmesinin işleyişini, üçüncü kişilerin icra hukuku kapsamındaki haklarıyla dengeleyen çok katmanlı bir mekanizma öngörmektedir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Bakiyenin Saptanması ve Geçici Kapatma (TTK m. 100/1)
Taraflardan birinin alacaklısının cari hesaptaki bakiyeyi haczettirdiği gün, hesap kapatılarak artan tutar derhal saptanır [6, 7]. Bu "kapatma" işlemi, sözleşmeyi tümden sona erdiren nihai bir kapatma değil, haciz anındaki bilançonun fotoğrafını çekmeye yarayan geçici bir tespittir. Hesap kesilip bakiye tespit edilmeden önce taraflardan hiçbirisi hukuken alacaklı veya borçlu sıfatını haiz olmadığından, haciz işlemi bizzat bu tespitin yapılmasını zorunlu kılar [8].
2.2. Haczin Kaldırılması İçin 15 Günlük Süre ve Fesih Hakkı (TTK m. 100/2)
Haczin tebliği, cari hesabın diğer tarafı (borçlu olmayan taraf) için ciddi bir hukuki belirsizlik ve risk oluşturur. Bu nedenle kanun, borcundan dolayı cari hesabına haciz ihbarnamesi tebliğ edilen tarafa, haczi kaldırtması için 15 günlük bir süre tanımıştır [6, 7, 9]. Şayet borçlu taraf bu 15 gün içinde haczi kaldırtmazsa, muhatap (diğer) taraf cari hesap sözleşmesini tek taraflı irade beyanıyla feshedebilir [6, 9-11]. Bu fesih hakkı, ticari ilişkilerde güvenin sarsılması ve karşı tarafın ödeme güçlüğüne düşmesi ihtimaline binaen tanınmış bozucu yenilik doğuran bir haktır.
2.3. Haciz Ettiren Kimsenin Durumunun Ağırlaştırılamaması İlkesi ve İstisnası
Haczin tebliğine rağmen diğer taraf sözleşmeyi feshetmez ise, cari hesap ilişkisi işlemeye devam eder [9]. Ancak bu durumda, haciz koyduran üçüncü kişi alacaklının hukuki durumu, cari hesaba geçirilecek yeni borç kalemleriyle ağırlaştırılamaz [6, 9, 12]. Yani, haciz anında saptanan pozitif bakiye, hacizden sonra doğan işlemler sebebiyle haciz alacaklısı aleyhine eksiltilemez [9].
Bunun yegâne istisnası, hesaba geçirilen kalemlerin "haciz tarihinden önce doğmuş bulunan hukuki bir ilişkiden" kaynaklanmasıdır [9, 12]. Şayet hacizden önce kurulmuş bir sözleşme veya işlem sonradan bir borç doğurursa, bu borç cari hesaba kaydedilir ve haciz alacaklısı bu kaydın bakiyeyi azaltmasına katlanmak zorundadır [9]. Aynı şekilde, alacağın doğumuna neden olan hukuki ilişkinin sonradan feshi, iptali veya maddi hataların düzeltilmesi hallerinde de bakiye azalırsa, alacaklı bu duruma katlanır [9].
2.4. Ödemenin Talep Edilebileceği An (TTK m. 100/3 ve m. 94)
Haciz işlemi bakiyenin tespitini sağlasa da, haczettiren alacaklı, saptanan bu bakiyenin tarafına ödenmesini derhal talep edemez [8, 9]. TTK m. 100/3 uyarınca ödeme, ancak hesabın TTK m. 94'e göre normal şartlarda kapatılması gereken (hesap devresinin sonu) anda istenebilir [8, 12]. Zira cari hesap sözleşmesinde taraflar, karşılıklı alacakların belirli devreler sonunda takas edileceği hususunda anlaşmışlardır [13]. Üçüncü kişinin haczi, cari hesabın diğer tarafının vadeden önce ödemeye zorlanması sonucunu doğuramaz.
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay uygulamalarında, cari hesap bakiyesinin haczine ilişkin en önemli uyuşmazlıklar, ödeme anının belirlenmesi ve haczin kapsamı üzerinde toplanmaktadır. Yargıtay, bakiyenin haczi durumunda üçüncü kişi alacaklıya yapılacak ödemenin kesinlikle hesap devresinin sonuna (kapanış anına) kadar bekletilmesi gerektiğini istikrarla belirtmektedir [8].
Yine Yargıtay bir kararında, cari hesap sözleşmesinin doğası gereği tarafların alacaklı ve borçlu sıfatlarının sürekli yer değiştirebileceğini dikkate alarak, “üçüncü şahıs şirket ile borçlu arasında cari hesap sözleşmesine dayalı hesap bakiyesine haciz koymak için hesap devresinin sonunun beklenmesi gerekeceğinden daha önce haciz ihbarnamesi gönderilemez” şeklinde hüküm kurmuştur [15]. Ancak doktrinde de eleştirilebileceği üzere bu yaklaşım, TTK m. 100'ün bizzat "haciz tebliğ edildiği gün hesabın kapatılıp bakiyenin bulunacağı" [6, 7] yönündeki amir hükmüyle çelişki yaratabilmektedir. Zira haciz, hesap devresinin sonu beklenmeden her an konulabilir; beklenen şey haciz konulması değil, "haczedilen bedelin ödenmesidir" [9, 12].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Haczin Fesih Sebebi Olması): (A) A.Ş. ile (B) Bankası arasında 1 yıllık süreli cari hesap sözleşmesi bulunmaktadır. (A)'nın alacaklısı olan (C), İcra Müdürlüğü vasıtasıyla (B) Bankasına İİK m. 89/1 uyarınca haciz ihbarnamesi gönderir. Haczin tebliğ edildiği 1 Nisan tarihinde, (A)'nın cari hesabı 150.000 TL alacak bakiyesi vermektedir. (A) A.Ş., 16 Nisan tarihine kadar haczi kaldırtmamıştır. Hukuki analiz: TTK m. 100/2 uyarınca borçlu taraf (A), 15 gün içinde haczi kaldırtmadığı için, diğer taraf olan (B) Bankası sözleşmeyi feshetme hakkına sahip olmuştur [6, 7, 10, 11]. (B) Bankası dilerse derhal sözleşmeyi feshederek tasfiye sürecine geçebilir.
Olay 2 (Ağırlaştırılamama İlkesi ve İstisnası): Yukarıdaki olayda (B) Bankası sözleşmeyi feshetmemiş ve cari hesap işlemeye devam etmiştir. 10 Mayıs tarihinde, hacizden önce (A)'nın (B) Bankasından kullanmış olduğu ancak henüz muaccel olmayan bir kredi borcunun 50.000 TL'lik taksiti cari hesaba borç olarak kaydedilmiş ve bakiye 100.000 TL'ye düşmüştür. Hukuki analiz: TTK m. 100/2 gereğince, haciz ettiren (C)'nin durumu yeni kalemlerle ağırlaştırılamaz [6, 9, 12]. Ancak, 50.000 TL'lik bu borç kaydı, "haciz tarihinden önce doğmuş bulunan hukuki bir ilişkiden (önceki kredi sözleşmesi)" kaynaklandığı için hukuka uygundur [9, 12]. Alacaklı (C), bu eksilmeye katlanmak zorundadır [9]. (C), bakiye kalan 100.000 TL'nin kendisine ödenmesini ise TTK m. 94 uyarınca hesap devresinin sonunda (örneğin yıl sonunda) talep edebilecektir [8, 9, 12].
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Cari hesap ilişkisinin temelinde yer alan takas ve bütünlük prensiplerinin [5, 18, 19], İcra ve İflas hukuku bağlamındaki üçüncü kişi alacaklı haklarıyla çatışması doktrinde öteden beri tartışma konusudur. Reha Poroy, Hamdi Yasaman, Sabih Arkan ve Mehmet Bahtiyar gibi otoritelerin de işaret ettiği üzere [20-22], cari hesap sözleşmesi, tarafların ticari işlemlerini basitleştirme ve yeknesaklaştırma ihtiyacından doğmuştur [23].
Doktrinde, TTK m. 100'de yer alan "haciz ettiren kimsenin durumunun ağırlaştırılamaması" kuralının istisnası (hacizden önce doğan ilişkilere dayalı kayıtlar) ticari hayatın gereklilikleri açısından isabetli bulunmakla birlikte, kötüniyetli uygulamalara kapı aralayabileceği değerlendirilmektedir. Zira cari hesabın borçlusu ve muhatap taraf, muvazaalı şekilde eski tarihli hukuki ilişkilere dayanarak bakiyeyi sıfırlama yoluna gidebilir. Bu husus, haciz alacaklısını İİK m. 277 ve devamı uyarınca tasarrufun iptali davalarına yönelmek zorunda bırakmaktadır.
Ayrıca Yargıtay'ın, hesap devresi sonu gelmeden haciz ihbarnamesi dahi gönderilemeyeceği yönündeki istisnai kararları [15], TTK m. 100/1'in "haczettirdiği gün hesap kapatılarak bakiye saptanır" şeklindeki emredici lafzına [6, 7] aykırı düşmektedir. Hukuken doğru olan yorum, haczin derhal uygulanıp bakiyenin sabitlenmesi; ancak "tahsilat" işleminin hesap devresi sonuna bırakılmasıdır [8, 9]. Yeni TTK, eski kanundaki sistematik yapıyı koruyarak m. 100 hükmünü sevk etmiş olup [24], yargısal uygulamaların bu madde lafzına sadık kalması ticari güvenliğin tesisi için elzemdir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.