1. Sistematik
Türk Medeni Kanunu'nun Kişiler Hukuku kitabında "Tüzel Kişiler" başlıklı ikinci
kısmın "Dernekler" bölümünde, "Derneklerin faaliyetleri" üst başlığı altında
"Genel olarak" kenar başlığıyla yer alan 90. madde, mehaz İsviçre Medeni
Kanunu'nun (ZGB) 62. ve 63. maddelerinden esinlenerek hukukumuza
kazandırılmıştır. Hükmün ratio legis'i (amacı) derneklerin tüzel
kişilik olarak hak ve fiil ehliyetlerini tüzüklerinde belirttikleri amaç,
çalışma konuları ve biçimleri çerçevesinde kullanmalarını yasal bir zorunluluğa
bağlamak ve bu faaliyetlerin kamu hukuku nitelikli emredici kurallarla,
yasaklarla veya izinlerle kısıtlanabileceğini açıkça ortaya koymaktır.
Yasa koyucu, tüzel kişiliğin faaliyet sınırlarını belirleyerek sivil alanın
kontrol edilebilir ve öngörülebilir olmasını hedeflemiştir.
Sivil toplum örgütlenmelerinde geçerli olan temel "tüzük serbestisi" ilkesi ile
devletin korumakla yükümlü olduğu "kamu düzeni" sınırı arasındaki hassas
dogmatik denge bu maddede somutlaşmaktadır. Dernekler, kendi hür iradeleriyle
hazırladıkları tüzüklerinde belirledikleri faaliyetleri serbestçe yürütebilme
hakkına sahipken; Anayasa ve kamu hukuku mevzuatının çizdiği mutlak
sınırları aşmaları veya izne bağlı faaliyetleri izinsiz gerçekleştirmeleri
durumunda, faaliyetten alıkoyma gibi ağır yargısal tedbirlerle karşılaşarak bu
dengenin kamu yararına korunması amaçlanmıştır.
2. Kavramlar
Tüzüğe bağlı faaliyet: Derneklerin, kanunla kendilerine tanınan tüzel
kişilik haklarını ve organları aracılığıyla kullandıkları fiil ehliyetlerini,
yalnızca kuruluş tüzüklerinde açıkça ve önceden belirlenmiş olan amaçlar ile bu
amaçları gerçekleştirecek çalışma konuları ve biçimleri doğrultusunda icra
edebilmesi ilkesidir.
Kamu hukuku saklılığı: Derneklerin özel hukuk tüzel kişisi olmalarına
rağmen, icra ettikleri faaliyetlerin (örneğin eğitim, silah bulundurma, yardım
toplama, radyo-televizyon yayını yapma) kamu düzenini, milli güvenliği veya
kamu sağlığını yakından ilgilendirmesi durumunda, o alanları düzenleyen idare
ve kamu hukuku nitelikli özel kanunların getirdiği yasaklayıcı veya izne
bağlayıcı emredici hükümlere mutlak surette uymak zorunda olmalarıdır.
Faaliyetten alıkoyma: Derneğin icra ettiği eylemlerin kanunlara, kamu
hukuku yasaklarına veya tüzüğündeki sınırlamalara ağır ve acil müdahaleyi
gerektirecek ölçüde aykırılık teşkil etmesi hâlinde, tüzel kişiliğin nihai
feshinden (kapatılmasından) önce, Cumhuriyet savcısının istemiyle yetkili
mahkemece verilen ve derneğin çalışmalarını geçici olarak donduran ihtiyati
tedbir kararıdır.
Yasak ve sınırlamalara aykırılık: Dernek tüzel kişiliğinin, tüzüğünde
açıkça yazmayan bir alanda faaliyette bulunarak ehliyet (yetki) aşımına gitmesi
ya da 5253 sayılı Dernekler Kanunu ile diğer özel mevzuatta açıkça suç sayılan,
yasaklanan veya mülki idarenin ön iznine bağlanan faaliyetleri (örneğin izinsiz
lokal açmak, izinsiz yardım toplamak) idari prosedürleri yok sayarak fiilen
gerçekleştirmesi durumudur.
Cumhuriyet savcısının rolü: Kamu düzeninin, genel sağlığın veya ahlakın
dernek faaliyetleri kisvesi altında ihlal edildiği kriz durumlarında, salt
idari bir denetim mekanizmasından ziyade, kamu ve devlet adına bizzat harekete
geçerek derneğin hukuk dışı eylemlerinin acilen durdurulmasını (faaliyetten
alıkonulmasını) bağımsız yargıdan (mahkemeden) talep etme yetki ve göreviyle
donatılmış adli makamdır.
3. Sistematik İlişkiler
- TMK m. 56 (Derneklerin kazanç paylaşma dışında belirli ve ortak bir amacı
gerçekleştirmek üzere kurulması ve amacın hukuka aykırı olamaması kuralı).
- TMK m. 58 (Dernek tüzüğünün kanunun emredici hükümlerine aykırı olamaması ve
çalışma konularının tüzükte gösterilmesinin mecburi oluşu).
- TMK m. 89 (Derneğin amacının kanuna veya ahlaka aykırı hâle gelmesi durumunda
Cumhuriyet savcısı veya ilgililerin istemiyle mahkemece fesih kararı verilmesi
ve tedbir uygulanması).
- Anayasa m. 33 (Dernek kurma hürriyeti ve bu hürriyetin yalnızca milli
güvenlik, kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi gibi sebeplerle kanunla
sınırlanabileceği güvencesi).
- AİHS m. 11 (Toplanma ve örgütlenme özgürlüğü ile dernek faaliyetlerine
yapılacak devlet müdahalelerinin zorunluluk testine tabi olması).
- 5253 sayılı Dernekler Kanunu m. 24-29 (Derneklerin kuramayacakları tesisler,
yürütemeyecekleri faaliyetler ile silah ve yabancı yardım yasaklarına dair kamu
hukuku sınırlamaları).
4. Yargıtay İçtihadı
"scraper'dan karar yok, ileride güncelle"
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Yalnızca spor faaliyetlerini desteklemek ve gençleri spora teşvik etmek
amacıyla kurulan bir mahalli spor derneği, tüzüğünde hiçbir şekilde
öngörülmemiş olmasına rağmen, izinsiz bir radyo frekansı kiralayarak düzenli
olarak siyasi propaganda yayını ve genel haberleşme faaliyeti yürütmeye
başlamıştır.
Hukuki Analiz: TMK m. 90 uyarınca dernekler, ancak tüzüklerinde belirtilen
çalışma konuları ve biçimleri doğrultusunda faaliyette bulunabilirler.
Ayrıca radyo yayını ve haberleşme faaliyetleri, kamu hukuku nitelikli RTÜK ve
frekans mevzuatının ağır izin şartlarına tabidir. Derneğin bu tüzük dışı
ve izinsiz faaliyeti hem özel yetki (ehliyet) aşımı hem de kamu hukuku
yasaklarının ihlali niteliğindedir. Bu durum karşısında Cumhuriyet savcısı,
derneğin yasadışı yayın faaliyetinin derhal durdurulması için mahkemeden TMK m.
90/3 kapsamında faaliyetten alıkoyma kararı verilmesini talep edecek ve mahkeme
bu ihtiyati tedbiri uygulayabilecektir.
Olay 2: Sosyal yardımlaşma ve kimsesiz çocukları koruma amacıyla kurulan bir
derneğin yönetim kurulu, yaklaşan yerel seçimlerde belirli bir adayı ve siyasi
partiyi desteklemek üzere dernek binalarına afişler asmış, bütçesinden siyasi
kampanya yürütmüş ve mitingler organize etmiştir.
Hukuki Analiz: Derneklerin faaliyet alanı ve hak ehliyeti öncelikle kuruluş
tüzükleriyle mutlak olarak sınırlandırılmıştır; ayrıca siyasi partiler kanunu
ve dernekler mevzuatı uyarınca derneklerin bir siyasi parti gibi doğrudan
organik siyasi eylemlerde bulunmaları kamu hukuku hükümleriyle kısıtlanmıştır. Derneğin bu icraatları, tüzüklerindeki sosyal yardımlaşma amacıyla
örtüşmeyen ultra vires (yetki dışı) eylemlerdir ve TMK m. 90/2 gereği
yasaklanan faaliyet sınırlarını aşmaktadır. Meydana gelen bu ağır ve açık
ihlal neticesinde Cumhuriyet savcısı, kamu düzenini korumak amacıyla derneği
faaliyetten alıkoyma yönünde yargısal tedbir başvurusunda bulunacaktır.
6. Pratik Notlar
- Tüzük dışı faaliyet ile yasak faaliyet ayrımı: Bir derneğin tüzüğünde
bulunmayan sıradan bir sivil eylemde bulunması (örneğin kermes düzenlemesi)
tüzüğe aykırılık oluştururken; silah eğitimi veya yasadışı yardım toplama gibi
"yasak faaliyetler" doğrudan ceza kanunlarının ve ağır idari yaptırımların
alanına girer.
- Özel kanun saklılığının kapsamı: Yasa koyucu, TMK m. 90/2'de kamu hukuku
nitelikli özel yasalara (örneğin Basın Kanunu, Silah Kanunu, RTÜK Yasası) atıf
yaparak, dernek tüzel kişiliğinin sivil alan dokunulmazlığını bahane ederek bu
emredici kanunlardan kaçmasını kesin olarak engellemiştir.
- Faaliyetten alıkoyma kararının geçici niteliği: TMK m. 90/3 kapsamında
verilen faaliyetten alıkoyma kararı, derneği bütünüyle hukuk dünyasından silen
inşai (kurucu) bir fesih kararı (TMK m. 89) değil, telafisi güç zararları
önlemeyi hedefleyen geçici bir ihtiyati tedbir mahiyetindedir.
- AİHM'in ihtiyati tedbir uygulamalarına yaklaşımı: Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi, derneklerin faaliyetten alıkonulmasını örgütlenme hürriyetine
yönelik en sert müdahalelerden saydığından, yerel mahkemelerin bu kararı
alırken mutlaka zorunluluk ve orantılılık testini son derece hassas biçimde
uygulaması gerektiğini şart koşar.
- 5253 sayılı Dernekler Kanunu'nun spesifik yasakları: Derneklerin askerliğe,
milli savunmaya veya genel kolluk hizmetlerine hazırlayıcı faaliyetlerde
bulunmaları ya da askeri eğitim mahiyetinde kamplar açmaları kanunen mutlak
şekilde yasaklanmış olup, TMK m. 90/2'nin uygulamadaki en katı görünümüdür.
7. Eleştirel Değerlendirme
Dural/Öğüz (Cilt II) ve Özsunay (Tüzel Kişiler) tarafından da sıklıkla
eleştirildiği üzere, TMK m. 90'da yer alan "tüzüklerinde belirtilen çalışma
konuları ve biçimleri doğrultusunda" faaliyet zorunluluğu, uygulamada katı
şekilde yorumlandığında sivil toplum örgütlenmelerinin dinamizmini ve
operasyonel hızını ciddi ölçüde daraltmaktadır. Dernekler, yaşayan ve toplumun
anlık değişen ihtiyaçlarına süratle reaksiyon göstermesi gereken
organizmalardır. Yaşanan ani bir afet durumunda, tüzüğünde yalnızca "kültür ve
sanat" amacı yazan bir derneğin acil arama-kurtarma faaliyeti yürütmesi veya
çadır dağıtması, mevcut yasanın katı lafzına göre "tüzük dışı faaliyet"
sayılabilme riski taşımaktadır. Hak ehliyetinin tüzük metniyle sıkı sıkıya
sınırlandırılması, modern sivil toplumun esnekliğine hiç uymayan arkaik bir
"ultra vires" (yetki aşımı) kuralı kalıntısı olarak sivil alanı boğmakta ve
dernekleri sürekli bürokratik tüzük değişikliği sarmalına itmektedir.
Faaliyetten alıkoyma tedbirinin, yalnızca Cumhuriyet savcısının istemi ve
mahkemenin kararına bağlanmış olması hukuki bir güvence gibi görünse de;
Akyol'un hakkın kullanılması perspektifi ve bilhassa Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nin 11. madde içtihatları çerçevesinde incelendiğinde bu tedbirin
"orantılılık" (ölçülülük) ilkesi bakımından ağır defoları mevcuttur.
Faaliyetten alıkoyma, uygulamada çoğu zaman derneğin banka hesaplarının
dondurulması, lokalinin tamamen mühürlenmesi ve tüm sivil toplantılarının
yasaklanması anlamına gelir ki; bu durum derneğin fiilen "felç edilmesi"
demektir. Yargı makamlarının, yalnızca iddia edilen spesifik şüpheli faaliyeti
durdurmak (örneğin sadece yasadışı paneli engellemek) yerine, derneğin hukuka
uygun diğer tüm yasal faaliyetlerini de kapsayacak biçimde tüzel kişiliği bir
bütün olarak eylemsizliğe mahkûm etmesi, telafisi imkânsız sivil kayıplar
doğurmaktadır. Kanun metninin "kısmi faaliyet durdurma" şeklinde daha esnek ve
kademeli bir yapıya kavuşturulmamış olması demokratik devlet ilkesiyle
bağdaşmamaktadır.
İçinde bulunduğumuz dijital iletişim çağında, TMK m. 90'da ifade edilen
"çalışma konuları ve biçimleri" ile "faaliyet" kavramlarının internet mecraları
ve sosyal medya ağları bağlamında nasıl yorumlanacağı devasa bir doktriner
boşluk teşkil etmektedir. Fiziksel bir lokal açmak, dergi basmak veya kermes
düzenlemek gibi geleneksel eylem biçimleri tüzükte kolayca sınırlandırılıp
denetlenebilirken; bir derneğin uluslararası sanal platformlarda yürüttüğü
asenkron kampanyalar, blokzincir üzerinden organize ettiği sanal ağlar veya
sosyal medya platformlarındaki söylemsel eylemleri karşısında klasik "kamu
hukuku nitelikli sınırların" nerede başlayıp nerede bittiği belirsizdir. Siber
sivil alanın, yirminci yüzyıldan kalma yasal kalıplarla ve "faaliyetten
alıkoyma" gibi fiziksel çağrışımlar barındıran müeyyidelerle denetlenmeye
çalışılması hukuken oldukça güçtür. De lege ferenda (olması gereken hukuk)
bağlamında, derneklerin hak ehliyeti ve eylem sınırlarının dijital faaliyet
türlerini de kapsayacak ve siber sivil inisiyatifleri güvenceye alacak şekilde
modern bir yaklaşımla revize edilmesi hukuk sistemimiz için kaçınılmaz bir
zorunluluktur.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt I — Temel Kavramlar ve Medeni Kanunun Başlangıç Hükümleri; Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt II — Kişiler Hukuku; Şener Akyol, Medeni Hukuk — Şahsın Hukuku; Bilge Öztan, Şahsın Hukuku Hakiki Şahıslar; Turgut Akıntürk / Derya Ateş Karaman, Türk Medeni Hukuku — Aile Hukuku; Ahmet M. Kılıçoğlu, Aile Hukuku.
- Yargı kararları: Türk Medeni Kanunu m. 90'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Medeni Kanunu (Schweizerisches Zivilgesetzbuch — ZGB) Art. 62-63.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 90. madde metnine dayanır.
Görüş: Tüzük çerçevesinin dar yorumlanmasının sivil toplumu kısıtlama riski; faaliyetten alıkoymanın AİHM m. 11 orantılılık testine sıkı biçimde tabi tutulması; dijital faaliyetlerin tüzük kapsamına girmesi için esnek yorum benimsenmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Sistematik
Türk Medeni Kanunu'nun Kişiler Hukuku kitabında "Tüzel Kişiler" başlıklı ikinci kısmın "Dernekler" bölümünde, "Derneklerin faaliyetleri" üst başlığı altında "Genel olarak" kenar başlığıyla yer alan 90. madde, mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 62. ve 63. maddelerinden esinlenerek hukukumuza kazandırılmıştır. Hükmün ratio legis'i (amacı) derneklerin tüzel kişilik olarak hak ve fiil ehliyetlerini tüzüklerinde belirttikleri amaç, çalışma konuları ve biçimleri çerçevesinde kullanmalarını yasal bir zorunluluğa bağlamak ve bu faaliyetlerin kamu hukuku nitelikli emredici kurallarla, yasaklarla veya izinlerle kısıtlanabileceğini açıkça ortaya koymaktır. Yasa koyucu, tüzel kişiliğin faaliyet sınırlarını belirleyerek sivil alanın kontrol edilebilir ve öngörülebilir olmasını hedeflemiştir.
Sivil toplum örgütlenmelerinde geçerli olan temel "tüzük serbestisi" ilkesi ile devletin korumakla yükümlü olduğu "kamu düzeni" sınırı arasındaki hassas dogmatik denge bu maddede somutlaşmaktadır. Dernekler, kendi hür iradeleriyle hazırladıkları tüzüklerinde belirledikleri faaliyetleri serbestçe yürütebilme hakkına sahipken; Anayasa ve kamu hukuku mevzuatının çizdiği mutlak sınırları aşmaları veya izne bağlı faaliyetleri izinsiz gerçekleştirmeleri durumunda, faaliyetten alıkoyma gibi ağır yargısal tedbirlerle karşılaşarak bu dengenin kamu yararına korunması amaçlanmıştır.
2. Kavramlar
Tüzüğe bağlı faaliyet: Derneklerin, kanunla kendilerine tanınan tüzel kişilik haklarını ve organları aracılığıyla kullandıkları fiil ehliyetlerini, yalnızca kuruluş tüzüklerinde açıkça ve önceden belirlenmiş olan amaçlar ile bu amaçları gerçekleştirecek çalışma konuları ve biçimleri doğrultusunda icra edebilmesi ilkesidir.
Kamu hukuku saklılığı: Derneklerin özel hukuk tüzel kişisi olmalarına rağmen, icra ettikleri faaliyetlerin (örneğin eğitim, silah bulundurma, yardım toplama, radyo-televizyon yayını yapma) kamu düzenini, milli güvenliği veya kamu sağlığını yakından ilgilendirmesi durumunda, o alanları düzenleyen idare ve kamu hukuku nitelikli özel kanunların getirdiği yasaklayıcı veya izne bağlayıcı emredici hükümlere mutlak surette uymak zorunda olmalarıdır.
Faaliyetten alıkoyma: Derneğin icra ettiği eylemlerin kanunlara, kamu hukuku yasaklarına veya tüzüğündeki sınırlamalara ağır ve acil müdahaleyi gerektirecek ölçüde aykırılık teşkil etmesi hâlinde, tüzel kişiliğin nihai feshinden (kapatılmasından) önce, Cumhuriyet savcısının istemiyle yetkili mahkemece verilen ve derneğin çalışmalarını geçici olarak donduran ihtiyati tedbir kararıdır.
Yasak ve sınırlamalara aykırılık: Dernek tüzel kişiliğinin, tüzüğünde açıkça yazmayan bir alanda faaliyette bulunarak ehliyet (yetki) aşımına gitmesi ya da 5253 sayılı Dernekler Kanunu ile diğer özel mevzuatta açıkça suç sayılan, yasaklanan veya mülki idarenin ön iznine bağlanan faaliyetleri (örneğin izinsiz lokal açmak, izinsiz yardım toplamak) idari prosedürleri yok sayarak fiilen gerçekleştirmesi durumudur.
Cumhuriyet savcısının rolü: Kamu düzeninin, genel sağlığın veya ahlakın dernek faaliyetleri kisvesi altında ihlal edildiği kriz durumlarında, salt idari bir denetim mekanizmasından ziyade, kamu ve devlet adına bizzat harekete geçerek derneğin hukuk dışı eylemlerinin acilen durdurulmasını (faaliyetten alıkonulmasını) bağımsız yargıdan (mahkemeden) talep etme yetki ve göreviyle donatılmış adli makamdır.
3. Sistematik İlişkiler
4. Yargıtay İçtihadı
"scraper'dan karar yok, ileride güncelle"
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Yalnızca spor faaliyetlerini desteklemek ve gençleri spora teşvik etmek amacıyla kurulan bir mahalli spor derneği, tüzüğünde hiçbir şekilde öngörülmemiş olmasına rağmen, izinsiz bir radyo frekansı kiralayarak düzenli olarak siyasi propaganda yayını ve genel haberleşme faaliyeti yürütmeye başlamıştır. Hukuki Analiz: TMK m. 90 uyarınca dernekler, ancak tüzüklerinde belirtilen çalışma konuları ve biçimleri doğrultusunda faaliyette bulunabilirler. Ayrıca radyo yayını ve haberleşme faaliyetleri, kamu hukuku nitelikli RTÜK ve frekans mevzuatının ağır izin şartlarına tabidir. Derneğin bu tüzük dışı ve izinsiz faaliyeti hem özel yetki (ehliyet) aşımı hem de kamu hukuku yasaklarının ihlali niteliğindedir. Bu durum karşısında Cumhuriyet savcısı, derneğin yasadışı yayın faaliyetinin derhal durdurulması için mahkemeden TMK m. 90/3 kapsamında faaliyetten alıkoyma kararı verilmesini talep edecek ve mahkeme bu ihtiyati tedbiri uygulayabilecektir.
Olay 2: Sosyal yardımlaşma ve kimsesiz çocukları koruma amacıyla kurulan bir derneğin yönetim kurulu, yaklaşan yerel seçimlerde belirli bir adayı ve siyasi partiyi desteklemek üzere dernek binalarına afişler asmış, bütçesinden siyasi kampanya yürütmüş ve mitingler organize etmiştir. Hukuki Analiz: Derneklerin faaliyet alanı ve hak ehliyeti öncelikle kuruluş tüzükleriyle mutlak olarak sınırlandırılmıştır; ayrıca siyasi partiler kanunu ve dernekler mevzuatı uyarınca derneklerin bir siyasi parti gibi doğrudan organik siyasi eylemlerde bulunmaları kamu hukuku hükümleriyle kısıtlanmıştır. Derneğin bu icraatları, tüzüklerindeki sosyal yardımlaşma amacıyla örtüşmeyen ultra vires (yetki dışı) eylemlerdir ve TMK m. 90/2 gereği yasaklanan faaliyet sınırlarını aşmaktadır. Meydana gelen bu ağır ve açık ihlal neticesinde Cumhuriyet savcısı, kamu düzenini korumak amacıyla derneği faaliyetten alıkoyma yönünde yargısal tedbir başvurusunda bulunacaktır.
6. Pratik Notlar
7. Eleştirel Değerlendirme
Dural/Öğüz (Cilt II) ve Özsunay (Tüzel Kişiler) tarafından da sıklıkla eleştirildiği üzere, TMK m. 90'da yer alan "tüzüklerinde belirtilen çalışma konuları ve biçimleri doğrultusunda" faaliyet zorunluluğu, uygulamada katı şekilde yorumlandığında sivil toplum örgütlenmelerinin dinamizmini ve operasyonel hızını ciddi ölçüde daraltmaktadır. Dernekler, yaşayan ve toplumun anlık değişen ihtiyaçlarına süratle reaksiyon göstermesi gereken organizmalardır. Yaşanan ani bir afet durumunda, tüzüğünde yalnızca "kültür ve sanat" amacı yazan bir derneğin acil arama-kurtarma faaliyeti yürütmesi veya çadır dağıtması, mevcut yasanın katı lafzına göre "tüzük dışı faaliyet" sayılabilme riski taşımaktadır. Hak ehliyetinin tüzük metniyle sıkı sıkıya sınırlandırılması, modern sivil toplumun esnekliğine hiç uymayan arkaik bir "ultra vires" (yetki aşımı) kuralı kalıntısı olarak sivil alanı boğmakta ve dernekleri sürekli bürokratik tüzük değişikliği sarmalına itmektedir.
Faaliyetten alıkoyma tedbirinin, yalnızca Cumhuriyet savcısının istemi ve mahkemenin kararına bağlanmış olması hukuki bir güvence gibi görünse de; Akyol'un hakkın kullanılması perspektifi ve bilhassa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 11. madde içtihatları çerçevesinde incelendiğinde bu tedbirin "orantılılık" (ölçülülük) ilkesi bakımından ağır defoları mevcuttur. Faaliyetten alıkoyma, uygulamada çoğu zaman derneğin banka hesaplarının dondurulması, lokalinin tamamen mühürlenmesi ve tüm sivil toplantılarının yasaklanması anlamına gelir ki; bu durum derneğin fiilen "felç edilmesi" demektir. Yargı makamlarının, yalnızca iddia edilen spesifik şüpheli faaliyeti durdurmak (örneğin sadece yasadışı paneli engellemek) yerine, derneğin hukuka uygun diğer tüm yasal faaliyetlerini de kapsayacak biçimde tüzel kişiliği bir bütün olarak eylemsizliğe mahkûm etmesi, telafisi imkânsız sivil kayıplar doğurmaktadır. Kanun metninin "kısmi faaliyet durdurma" şeklinde daha esnek ve kademeli bir yapıya kavuşturulmamış olması demokratik devlet ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
İçinde bulunduğumuz dijital iletişim çağında, TMK m. 90'da ifade edilen "çalışma konuları ve biçimleri" ile "faaliyet" kavramlarının internet mecraları ve sosyal medya ağları bağlamında nasıl yorumlanacağı devasa bir doktriner boşluk teşkil etmektedir. Fiziksel bir lokal açmak, dergi basmak veya kermes düzenlemek gibi geleneksel eylem biçimleri tüzükte kolayca sınırlandırılıp denetlenebilirken; bir derneğin uluslararası sanal platformlarda yürüttüğü asenkron kampanyalar, blokzincir üzerinden organize ettiği sanal ağlar veya sosyal medya platformlarındaki söylemsel eylemleri karşısında klasik "kamu hukuku nitelikli sınırların" nerede başlayıp nerede bittiği belirsizdir. Siber sivil alanın, yirminci yüzyıldan kalma yasal kalıplarla ve "faaliyetten alıkoyma" gibi fiziksel çağrışımlar barındıran müeyyidelerle denetlenmeye çalışılması hukuken oldukça güçtür. De lege ferenda (olması gereken hukuk) bağlamında, derneklerin hak ehliyeti ve eylem sınırlarının dijital faaliyet türlerini de kapsayacak ve siber sivil inisiyatifleri güvenceye alacak şekilde modern bir yaklaşımla revize edilmesi hukuk sistemimiz için kaçınılmaz bir zorunluluktur.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 90. madde metnine dayanır.
Görüş: Tüzük çerçevesinin dar yorumlanmasının sivil toplumu kısıtlama riski; faaliyetten alıkoymanın AİHM m. 11 orantılılık testine sıkı biçimde tabi tutulması; dijital faaliyetlerin tüzük kapsamına girmesi için esnek yorum benimsenmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.