1. Sistematik
Türk Medeni Kanunu'nun Kişiler Hukuku kitabında "Tüzel Kişiler" başlıklı ikinci
kısmın "Dernekler" bölümünde, "Üyelik" üst başlığı ve "Kazanılması" alt başlığı
altında yer alan 64. madde, mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 65.
maddesinin ikinci fıkrasından esinlenilerek hukukumuza dâhil edilmiştir. Hükmün
amacı (ratio legis) dernek üyeliğinin kazanılması sürecini belirli, nesnel
ve şeffaf kriterlere bağlayarak hem bireyin derneğe katılım hakkını usuli bir
güvenceye kavuşturmak hem de dernek yönetiminin başvuruları sürüncemede
bırakmasını önlemektir. Kanun koyucu, üyeliğe kabul prosedürünü "yazılı
başvuru", "yönetim kurulu kararı" ve "otuz günlük makul süre" gibi emredici
unsurlarla çerçeveleyerek dernek özerkliği ile bireyin katılım hakkı arasındaki
hassas dengeyi kurmayı hedeflemiştir.
Tarihsel arka plan açısından TMK m. 64 incelendiğinde, mülga 743 sayılı Medeni
Kanun döneminde ve yeni TMK'nın ilk halinde derneklere üye olma hakkının
yalnızca "gerçek kişilere" tanındığı görülmektedir. Ancak demokratikleşme
adımları ve sivil toplumun güçlendirilmesi hedefleri doğrultusunda 30.07.2003
tarihli ve 4963 sayılı Kanun'un 32. maddesiyle hükümde esaslı bir reforma
gidilmiş, "gerçek kişi" ibaresinin yanına "ile tüzel kişiler" ibaresi
eklenmiştir. Bu devrim niteliğindeki değişiklikle birlikte ticaret
şirketlerinin, vakıfların ve diğer derneklerin de bir derneğin asli üyesi
olabilmesinin önü açılmış, örgütlenme özgürlüğünün sübjektif kapsamı çağdaş
Avrupa hukuku standartlarına ulaştırılarak genişletilmiştir.
2. Kavramlar
2.1 Fiil ehliyeti şartı: Derneğe üye olabilmek için aranan ve TMK m. 10
uyarınca kişinin ergin olmasını, ayırt etme gücüne sahip bulunmasını ve kısıtlı
olmamasını ifade eden temel medeni hukuk ehliyetidir. Dernek üyeliği, aidat
ödeme ve dernek faaliyetlerine katılma gibi borçlandırıcı ve şahsi
yükümlülükler doğurduğundan, kanun koyucu kural olarak tam ehliyetli olmayı
aramıştır. Ancak bu katı kuralın, çocukların örgütlenme hakkı bağlamında
Çocuk Dernekleri Yönetmeliği ve Dernekler Kanunu m. 3 ile getirilen özel
istisnaları mevcuttur.
2.2 Tüzel kişi üyeliği: 2003 yılında gerçekleştirilen yasal reform (4963
sayılı Kanun) ile hukuk sistemimize giren ve anonim şirket, limited şirket,
vakıf veya bir başka dernek gibi tüzel kişilerin, diğer bir derneğe asıl üye
sıfatıyla katılabilme ehliyetidir. Tüzel kişinin derneğe üyeliği halinde,
tüzel kişi dernek genel kurulunda ve organlarında kendi yetkili organı
tarafından görevlendirilecek bir gerçek kişi (temsilci) aracılığıyla oy
kullanır ve iradesini açıklar. Bu durum, sivil toplum örgütlerinin kurumsal
kapasitelerinin ve finansal sürdürülebilirliklerinin artmasına büyük katkı
sağlamıştır.
2.3 Yazılı başvuru: Dernek üyeliği iradesinin ispatı ve ciddiyeti açısından
TMK m. 64/2'de emredici olarak öngörülen geçerlilik ve ispat şeklidir.
Şifahi (sözlü) olarak yapılan bir üyelik talebi hukuken sonuç doğurmaz ve
dernek yönetim kurulunu inceleme yapmaya mecbur kılmaz. Nitekim Yargıtay
uygulamalarında da, üyelik formunda imzası bulunmayan ve hakkında yetkili organ
tarafından verilmiş bir kabul kararı olmayan kişinin üye sıfatını
kazanamayacağı açıkça belirtilmiştir.
2.4 30 günlük karar süresi: Yönetim kurulunun, kendisine usulüne uygun
şekilde iletilen yazılı üyelik başvurusunu inceleyip kabul veya ret yönünde bir
karara varması için kanunun öngördüğü azami (en çok) idari değerlendirme
süresidir. Bu sürenin konulmasındaki temel amaç, başvurucunun statüsünün
belirsizlik içinde kalmasını önlemek ve dernek yönetimini makul bir zaman
dilimi içinde işlem tesis etmeye zorlamaktır. Sürenin niteliği doktrinde
tartışmalı olmakla birlikte, genel kabul gören görüşe göre bu süre düzenleyici
(intizami) bir süredir.
2.5 Kabul kararının dernek defterine kaydı: Üyeliğe kabul edilen kişinin
kimlik bilgilerinin, dernek mevzuatı uyarınca tutulması zorunlu olan resmi üye
kayıt defterine (üye kütüğüne) işlenmesi işlemidir. Bu kayıt işlemi
kurucu (ihdasi) değil, açıklayıcı (ihdari) niteliktedir; zira üyelik statüsü
esasen dernek yönetim kurulunun kabul kararı ile doğar. Deftere kayıt, üyeliğin
ispatı ve idari denetim mekanizmalarının işletilebilmesi açısından önem arz
eder.
2.6 Tüzükteki ek koşullar: TMK m. 58'in tanıdığı dernek özerkliği
çerçevesinde, kanundaki asgari fiil ehliyeti şartına ilaveten, derneğin kendi
tüzüğünde öngörebileceği meslek, yaş, ikametgâh veya referans gibi spesifik
üyelik şartlarıdır. Dernekler, "kabul ret nedenlerinin sınırı" çerçevesinde
ayrımcılık yasağına aykırı olmamak kaydıyla, amaçlarını gerçekleştirmek için
adaylarda belirli nitelikler aramakta serbesttir.
3. Sistematik İlişkiler
- TMK m. 10 vd. (Fiil ehliyetinin genel şartları olan erginlik, ayırt etme gücü
ve kısıtlı olmama durumu)
- TMK m. 56-58 (Derneğin tanımı, önceden izin almaksızın kurma hakkı ve tüzükte
üyelik şartlarının belirlenmesi zorunluluğu)
- TMK m. 63 (Dernek üyeliğinin gönüllülüğü ilkesi ile hiç kimsenin üye kabul
etmeye zorlanamaması)
- TMK m. 65, 66 ve 67 (Üyeliğin kendiliğinden sona ermesi, çıkma hakkı ve haklı
nedenle çıkarılma usulleri)
- 5253 sayılı Dernekler Kanunu m. 3 (Üyelik hakkı ve özellikle çocuk
derneklerine üyelik konusundaki yaş istisnaları)
- AY m. 33 ve AİHS m. 11 (Dernek kurma ve üye olma özgürlüğünün anayasal ve
evrensel temelleri)
4. Yargıtay İçtihadı
"scraper'dan karar yok, ileride güncelle"
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Bir meslek mensubu, faaliyet alanıyla ilgili bir derneğe usulüne uygun
şekilde yazılı üyelik başvurusunda bulunmuştur. Dernek yönetim kurulu, otuz gün
geçmesine rağmen başvuru sahibine olumlu veya olumsuz herhangi bir yazılı
bildirimde bulunmamış, başvuruyu cevapsız bırakmıştır.
Hukuki Analiz: TMK m. 64 uyarınca yönetim kurulunun başvuruyu en çok otuz
gün içinde karara bağlaması yasal bir zorunluluktur. İdare hukukundan
farklı olarak özel hukukta "sükût (sessiz kalma)", kural olarak kabul anlamına
gelmediği gibi, taraflar arasında önceden süregelen bir iş ilişkisi
bulunmadığından zımni kabul olarak da nitelendirilemez. Bu nedenle otuz günlük
sürenin sessiz geçirilmesi zımni bir ret kararı olarak değerlendirilmelidir.
Başvurucu, TMK m. 63'teki derneğin kimseyi üyeliğe kabul etmeye zorlanamayacağı
kuralı karşısında doğrudan üyeliğinin tespitini isteyemez; ancak yönetim
kurulunun keyfi eylemi nedeniyle doğan bir zararı varsa tazminat talep
edebilir.
Olay 2: Sosyal yardımlaşma amacıyla kurulan bir derneğin tüzüğüne, "Derneğe
yalnızca X inancına mensup kişiler asıl üye olabilir" şeklinde bir ek üyelik
koşulu konulmuş ve farklı inançtan bir kişinin yazılı başvurusu salt bu sebeple
yönetim kurulunca reddedilmiştir.
Hukuki Analiz: Dernekler, kendi tüzüklerinde üyelik için ek koşullar
belirlemekte özerk iseler de, bu özerklik anayasal eşitlik ilkesi ve TMK m.
68'deki ayrımcılık yasağıyla sınırlıdır. TMK m. 68 uyarınca dernek, üyeleri
veya üye adayları arasında dil, ırk, renk, cinsiyet, din ve mezhep farkı
gözetemez ve eşitliği bozan uygulamalar yapamaz. Somut olaydaki tüzük
hükmü kanunun emredici hükümlerine ve ayrımcılık yasağına açıkça aykırı
olduğundan TBK m. 27 bağlamında kesin hükümsüzdür (mutlak butlanla batıldır).
Reddedilen aday, bu ayrımcı ret işleminin ve tüzük hükmünün iptali istemiyle
mahkemeye başvurarak kişilik haklarına yapılan saldırının durdurulmasını talep
edebilir.
6. Pratik Notlar
- Fiil ehliyeti şartı kural olarak küçüklerin dernek üyesi olmasını engellese
de, Dernekler Kanunu m. 3'teki özel düzenleme uyarınca 15 yaşını bitirenler
çocuk dernekleri kurabilir, 12 yaşını bitirenler ise yasal temsilcilerinin
izniyle üye olabilirler.
- Tüzel kişinin dernek üyeliğine kabul edilmesi halinde, tüzel kişi yönetim
kurulu başkanı veya temsille görevlendireceği yetkili bir gerçek kişi
aracılığıyla dernek genel kurulunda temsil edilir ve oyunu kullanır.
- Otuz günlük sürenin yönetim kurulunca ihlal edilmesi üyeliğin otomatikman
kabulü anlamına gelmese de, bu ihmal dernek içi disiplin kurallarının
işletilmesine ve dernek yöneticilerinin idari sorumluluğuna zemin
hazırlayabilir.
- Kanunun aradığı "yazılı başvuru" şartı, günümüz teknolojik koşullarında 5070
sayılı Elektronik İmza Kanunu kapsamında güvenli elektronik imza kullanılarak
veya e-Devlet kapısı (DERBİS) üzerinden gerçekleştirilen başvurularla da
geçerli şekilde yerine getirilebilir.
- Yönetim kurulunun red kararı derneğin özerkliği (TMK m. 63) kapsamında kural
olarak gerekçesiz olabilse de, red gerekçesinin ayrımcılık yasağına (TMK m. 68)
veya Anayasa m. 33'e aykırı motivasyonlar taşımaması gerekir.
- Üye defterinin usulüne uygun tutulması şekli bir mecburiyettir; ancak üyelik
kayıtlarının aynı zamanda "özel nitelikli kişisel veri" (dernek üyeliği
bilgisi) olması sebebiyle 6698 sayılı KVKK kapsamında aydınlatma yükümlülüğü ve
açık rıza süreçleriyle uyumlu işlenmesi hukuki bir zorunluluktur.
7. Eleştirel Değerlendirme
TMK m. 64'te yer alan otuz günlük karar süresi, Dural/Öğüz ve Özsunay (Tüzel
Kişiler) sistematiği çerçevesinde değerlendirildiğinde, adayların hukuki
durumunu askıda bırakmamak adına isabetli bir adımdır. Ancak kanun metninde,
otuz günlük sürenin sükûtla geçirilmesi halindeki hukuki yaptırımın ne
olacağının açıkça belirtilmemiş olması, doktrinde ve uygulamada ciddi boşluklar
yaratmaktadır. Sürenin dolmasının ardından idari hukuktaki gibi bir "zımni ret"
mi oluştuğu, yoksa dernek özerkliği kapsamında yönetim kurulunun bu süreden
sonra da (gecikmeli) bir karar alıp alamayacağı hususu tartışmalıdır. Akyol'un
hakkın kullanılması perspektifinden bakıldığında, sükûtun özel hukukta kabul
sayılmaması kuralı gereği adayın üye olamayacağı açık ise de, dernek
yönetiminin bu kanuni yükümlülüğü ihlal etmesinin adaya sadece TMK m. 2
kapsamında bir tazminat talep hakkı doğurması, örgütlenme özgürlüğünün pratikte
eksik korunmasına neden olmaktadır.
Diğer bir eleştirel boyut, dernek özerkliği (tüzükle ek koşul getirme
serbestisi) ile ayrımcılık yasağı arasındaki çatışmadır. Derneklerin üye kabul
etmeye zorlanamayacağı şeklindeki negatif serbesti, özellikle belirli toplumsal
imtiyazları veya ekonomik gücü elinde bulunduran "kapalı devre" elit
derneklerin (bazı büyük spor kulüpleri veya cemiyetler) tüzüklerine ulaşılması
zor yapay bariyerler koymalarına araç edilmektedir. Anayasa'nın eşitlik ilkesi
ve AİHS m. 11 normları ışığında, derneklerin üye alımındaki "özerk ret"
hakkının salt keyfiliğe dönüşmesini engellemek için, red kararlarının yargısal
denetiminin (ayrımcılık testi bakımından) daha etkin hale getirilmesi gerektiği
sivil hukukçular tarafından sıkça vurgulanmaktadır.
Son olarak, TMK m. 64'teki fiil ehliyeti şartı ve yabancılarla ilgili mevzuat
(TMK m. 93) modern sivil toplumun "kapsayıcılık" (inclusivity) ilkesiyle yer
yer çelişmektedir. BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin çocuğun toplanma ve
örgütlenme özgürlüğünü tanıyan 15. maddesine rağmen, çocukların doğrudan ve
vesayet makamı engeline takılmadan örgütlenmesi Türk hukukunda hâlâ istisnai ve
zorlu bir süreçtir. Benzer şekilde, Türkiye'de dernek kurabilmek ve
üye olabilmek için yabancılardan aranan "yerleşme hakkına sahip olma" koşulu,
sığınmacıların, geçici koruma altındakilerin veya göçmen işçilerin kendi
haklarını savunabilecekleri yasal sivil toplum zeminlerinden mahrum
bırakılmasına ve anayasal örgütlenme hakkının evrensel niteliğinden sapılmasına
yol açan arkaik bir sınırlandırma olarak değerlendirilmelidir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt I — Temel Kavramlar ve Medeni Kanunun Başlangıç Hükümleri; Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt II — Kişiler Hukuku; Şener Akyol, Medeni Hukuk — Şahsın Hukuku; Bilge Öztan, Şahsın Hukuku Hakiki Şahıslar; Turgut Akıntürk / Derya Ateş Karaman, Türk Medeni Hukuku — Aile Hukuku; Ahmet M. Kılıçoğlu, Aile Hukuku.
- Yargı kararları: Türk Medeni Kanunu m. 64'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Medeni Kanunu (Schweizerisches Zivilgesetzbuch — ZGB) Art. 65/2.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 64. madde metnine dayanır.
Görüş: Yönetim kurulunun 30 günlük süre içinde sessiz kalmasının hukuki sonucunu netleştirecek bir yasal düzenleme; ayrımcı üyelik koşullarına karşı yargısal denetimin sıkı uygulanması ve çocukların dernek katılım kanallarının zenginleştirilmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Sistematik
Türk Medeni Kanunu'nun Kişiler Hukuku kitabında "Tüzel Kişiler" başlıklı ikinci kısmın "Dernekler" bölümünde, "Üyelik" üst başlığı ve "Kazanılması" alt başlığı altında yer alan 64. madde, mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 65. maddesinin ikinci fıkrasından esinlenilerek hukukumuza dâhil edilmiştir. Hükmün amacı (ratio legis) dernek üyeliğinin kazanılması sürecini belirli, nesnel ve şeffaf kriterlere bağlayarak hem bireyin derneğe katılım hakkını usuli bir güvenceye kavuşturmak hem de dernek yönetiminin başvuruları sürüncemede bırakmasını önlemektir. Kanun koyucu, üyeliğe kabul prosedürünü "yazılı başvuru", "yönetim kurulu kararı" ve "otuz günlük makul süre" gibi emredici unsurlarla çerçeveleyerek dernek özerkliği ile bireyin katılım hakkı arasındaki hassas dengeyi kurmayı hedeflemiştir.
Tarihsel arka plan açısından TMK m. 64 incelendiğinde, mülga 743 sayılı Medeni Kanun döneminde ve yeni TMK'nın ilk halinde derneklere üye olma hakkının yalnızca "gerçek kişilere" tanındığı görülmektedir. Ancak demokratikleşme adımları ve sivil toplumun güçlendirilmesi hedefleri doğrultusunda 30.07.2003 tarihli ve 4963 sayılı Kanun'un 32. maddesiyle hükümde esaslı bir reforma gidilmiş, "gerçek kişi" ibaresinin yanına "ile tüzel kişiler" ibaresi eklenmiştir. Bu devrim niteliğindeki değişiklikle birlikte ticaret şirketlerinin, vakıfların ve diğer derneklerin de bir derneğin asli üyesi olabilmesinin önü açılmış, örgütlenme özgürlüğünün sübjektif kapsamı çağdaş Avrupa hukuku standartlarına ulaştırılarak genişletilmiştir.
2. Kavramlar
2.1 Fiil ehliyeti şartı: Derneğe üye olabilmek için aranan ve TMK m. 10 uyarınca kişinin ergin olmasını, ayırt etme gücüne sahip bulunmasını ve kısıtlı olmamasını ifade eden temel medeni hukuk ehliyetidir. Dernek üyeliği, aidat ödeme ve dernek faaliyetlerine katılma gibi borçlandırıcı ve şahsi yükümlülükler doğurduğundan, kanun koyucu kural olarak tam ehliyetli olmayı aramıştır. Ancak bu katı kuralın, çocukların örgütlenme hakkı bağlamında Çocuk Dernekleri Yönetmeliği ve Dernekler Kanunu m. 3 ile getirilen özel istisnaları mevcuttur.
2.2 Tüzel kişi üyeliği: 2003 yılında gerçekleştirilen yasal reform (4963 sayılı Kanun) ile hukuk sistemimize giren ve anonim şirket, limited şirket, vakıf veya bir başka dernek gibi tüzel kişilerin, diğer bir derneğe asıl üye sıfatıyla katılabilme ehliyetidir. Tüzel kişinin derneğe üyeliği halinde, tüzel kişi dernek genel kurulunda ve organlarında kendi yetkili organı tarafından görevlendirilecek bir gerçek kişi (temsilci) aracılığıyla oy kullanır ve iradesini açıklar. Bu durum, sivil toplum örgütlerinin kurumsal kapasitelerinin ve finansal sürdürülebilirliklerinin artmasına büyük katkı sağlamıştır.
2.3 Yazılı başvuru: Dernek üyeliği iradesinin ispatı ve ciddiyeti açısından TMK m. 64/2'de emredici olarak öngörülen geçerlilik ve ispat şeklidir. Şifahi (sözlü) olarak yapılan bir üyelik talebi hukuken sonuç doğurmaz ve dernek yönetim kurulunu inceleme yapmaya mecbur kılmaz. Nitekim Yargıtay uygulamalarında da, üyelik formunda imzası bulunmayan ve hakkında yetkili organ tarafından verilmiş bir kabul kararı olmayan kişinin üye sıfatını kazanamayacağı açıkça belirtilmiştir.
2.4 30 günlük karar süresi: Yönetim kurulunun, kendisine usulüne uygun şekilde iletilen yazılı üyelik başvurusunu inceleyip kabul veya ret yönünde bir karara varması için kanunun öngördüğü azami (en çok) idari değerlendirme süresidir. Bu sürenin konulmasındaki temel amaç, başvurucunun statüsünün belirsizlik içinde kalmasını önlemek ve dernek yönetimini makul bir zaman dilimi içinde işlem tesis etmeye zorlamaktır. Sürenin niteliği doktrinde tartışmalı olmakla birlikte, genel kabul gören görüşe göre bu süre düzenleyici (intizami) bir süredir.
2.5 Kabul kararının dernek defterine kaydı: Üyeliğe kabul edilen kişinin kimlik bilgilerinin, dernek mevzuatı uyarınca tutulması zorunlu olan resmi üye kayıt defterine (üye kütüğüne) işlenmesi işlemidir. Bu kayıt işlemi kurucu (ihdasi) değil, açıklayıcı (ihdari) niteliktedir; zira üyelik statüsü esasen dernek yönetim kurulunun kabul kararı ile doğar. Deftere kayıt, üyeliğin ispatı ve idari denetim mekanizmalarının işletilebilmesi açısından önem arz eder.
2.6 Tüzükteki ek koşullar: TMK m. 58'in tanıdığı dernek özerkliği çerçevesinde, kanundaki asgari fiil ehliyeti şartına ilaveten, derneğin kendi tüzüğünde öngörebileceği meslek, yaş, ikametgâh veya referans gibi spesifik üyelik şartlarıdır. Dernekler, "kabul ret nedenlerinin sınırı" çerçevesinde ayrımcılık yasağına aykırı olmamak kaydıyla, amaçlarını gerçekleştirmek için adaylarda belirli nitelikler aramakta serbesttir.
3. Sistematik İlişkiler
4. Yargıtay İçtihadı
"scraper'dan karar yok, ileride güncelle"
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Bir meslek mensubu, faaliyet alanıyla ilgili bir derneğe usulüne uygun şekilde yazılı üyelik başvurusunda bulunmuştur. Dernek yönetim kurulu, otuz gün geçmesine rağmen başvuru sahibine olumlu veya olumsuz herhangi bir yazılı bildirimde bulunmamış, başvuruyu cevapsız bırakmıştır. Hukuki Analiz: TMK m. 64 uyarınca yönetim kurulunun başvuruyu en çok otuz gün içinde karara bağlaması yasal bir zorunluluktur. İdare hukukundan farklı olarak özel hukukta "sükût (sessiz kalma)", kural olarak kabul anlamına gelmediği gibi, taraflar arasında önceden süregelen bir iş ilişkisi bulunmadığından zımni kabul olarak da nitelendirilemez. Bu nedenle otuz günlük sürenin sessiz geçirilmesi zımni bir ret kararı olarak değerlendirilmelidir. Başvurucu, TMK m. 63'teki derneğin kimseyi üyeliğe kabul etmeye zorlanamayacağı kuralı karşısında doğrudan üyeliğinin tespitini isteyemez; ancak yönetim kurulunun keyfi eylemi nedeniyle doğan bir zararı varsa tazminat talep edebilir.
Olay 2: Sosyal yardımlaşma amacıyla kurulan bir derneğin tüzüğüne, "Derneğe yalnızca X inancına mensup kişiler asıl üye olabilir" şeklinde bir ek üyelik koşulu konulmuş ve farklı inançtan bir kişinin yazılı başvurusu salt bu sebeple yönetim kurulunca reddedilmiştir. Hukuki Analiz: Dernekler, kendi tüzüklerinde üyelik için ek koşullar belirlemekte özerk iseler de, bu özerklik anayasal eşitlik ilkesi ve TMK m. 68'deki ayrımcılık yasağıyla sınırlıdır. TMK m. 68 uyarınca dernek, üyeleri veya üye adayları arasında dil, ırk, renk, cinsiyet, din ve mezhep farkı gözetemez ve eşitliği bozan uygulamalar yapamaz. Somut olaydaki tüzük hükmü kanunun emredici hükümlerine ve ayrımcılık yasağına açıkça aykırı olduğundan TBK m. 27 bağlamında kesin hükümsüzdür (mutlak butlanla batıldır). Reddedilen aday, bu ayrımcı ret işleminin ve tüzük hükmünün iptali istemiyle mahkemeye başvurarak kişilik haklarına yapılan saldırının durdurulmasını talep edebilir.
6. Pratik Notlar
7. Eleştirel Değerlendirme
TMK m. 64'te yer alan otuz günlük karar süresi, Dural/Öğüz ve Özsunay (Tüzel Kişiler) sistematiği çerçevesinde değerlendirildiğinde, adayların hukuki durumunu askıda bırakmamak adına isabetli bir adımdır. Ancak kanun metninde, otuz günlük sürenin sükûtla geçirilmesi halindeki hukuki yaptırımın ne olacağının açıkça belirtilmemiş olması, doktrinde ve uygulamada ciddi boşluklar yaratmaktadır. Sürenin dolmasının ardından idari hukuktaki gibi bir "zımni ret" mi oluştuğu, yoksa dernek özerkliği kapsamında yönetim kurulunun bu süreden sonra da (gecikmeli) bir karar alıp alamayacağı hususu tartışmalıdır. Akyol'un hakkın kullanılması perspektifinden bakıldığında, sükûtun özel hukukta kabul sayılmaması kuralı gereği adayın üye olamayacağı açık ise de, dernek yönetiminin bu kanuni yükümlülüğü ihlal etmesinin adaya sadece TMK m. 2 kapsamında bir tazminat talep hakkı doğurması, örgütlenme özgürlüğünün pratikte eksik korunmasına neden olmaktadır.
Diğer bir eleştirel boyut, dernek özerkliği (tüzükle ek koşul getirme serbestisi) ile ayrımcılık yasağı arasındaki çatışmadır. Derneklerin üye kabul etmeye zorlanamayacağı şeklindeki negatif serbesti, özellikle belirli toplumsal imtiyazları veya ekonomik gücü elinde bulunduran "kapalı devre" elit derneklerin (bazı büyük spor kulüpleri veya cemiyetler) tüzüklerine ulaşılması zor yapay bariyerler koymalarına araç edilmektedir. Anayasa'nın eşitlik ilkesi ve AİHS m. 11 normları ışığında, derneklerin üye alımındaki "özerk ret" hakkının salt keyfiliğe dönüşmesini engellemek için, red kararlarının yargısal denetiminin (ayrımcılık testi bakımından) daha etkin hale getirilmesi gerektiği sivil hukukçular tarafından sıkça vurgulanmaktadır.
Son olarak, TMK m. 64'teki fiil ehliyeti şartı ve yabancılarla ilgili mevzuat (TMK m. 93) modern sivil toplumun "kapsayıcılık" (inclusivity) ilkesiyle yer yer çelişmektedir. BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin çocuğun toplanma ve örgütlenme özgürlüğünü tanıyan 15. maddesine rağmen, çocukların doğrudan ve vesayet makamı engeline takılmadan örgütlenmesi Türk hukukunda hâlâ istisnai ve zorlu bir süreçtir. Benzer şekilde, Türkiye'de dernek kurabilmek ve üye olabilmek için yabancılardan aranan "yerleşme hakkına sahip olma" koşulu, sığınmacıların, geçici koruma altındakilerin veya göçmen işçilerin kendi haklarını savunabilecekleri yasal sivil toplum zeminlerinden mahrum bırakılmasına ve anayasal örgütlenme hakkının evrensel niteliğinden sapılmasına yol açan arkaik bir sınırlandırma olarak değerlendirilmelidir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 64. madde metnine dayanır.
Görüş: Yönetim kurulunun 30 günlük süre içinde sessiz kalmasının hukuki sonucunu netleştirecek bir yasal düzenleme; ayrımcı üyelik koşullarına karşı yargısal denetimin sıkı uygulanması ve çocukların dernek katılım kanallarının zenginleştirilmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.