1. Sistematik
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun İkinci Kitap Aile Hukuku bölümünde, yasal
mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminin mülkiyet yapısını,
yönetimini ve sona ermesini düzenleyen 220 ile 229. maddeler arasındaki hüküm
bloku, mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 198-206. maddelerinden
sistematiğimize dâhil edilmiştir. Bu geniş kurallar silsilesinin ratio
legis'i, tasfiye hesaplamalarında büyük önem taşıyan kişisel mallar ile
edinilmiş mallar arasındaki o keskin ve normatif sınırı çizmek; diğer yandan
mal rejiminin tasfiyesi aşamasında ortaya çıkabilecek hileli devirlere ve gizli
karşılıksız kazandırmalara karşı zayıf eşin denkleştirme ve katılma alacağını
katı bir yargısal koruma kalkanı altına almaktır. Kanun koyucu, eşlerin irade
özgürlüğünü mal yönetimi bağlamında geniş tutarken, tasfiye anında oluşabilecek
ekonomik adaletsizlikleri önceden bertaraf edecek yasal karineler ihdas
etmiştir.
Özellikle TMK m. 229'da düzenlenen eklenecek değerler kuralı, evlilik
birliğinin fiilen çöküş aşamasında kötüniyetli eşin mal kaçırma girişimlerini
tasfiye hesabına "hesabi bir ekleme" yaparak bertaraf eden ve hakkın kötüye
kullanılmasını engelleyen en kritik emniyet sübaplarından biridir. Bu
kuralların etkin uygulanması, evlilikte soyut bir kavram olan dayanışma ruhunu
mülkiyet adaletine dönüştürmekte; eşlerin karşılıklı emeklerinin evlilik
sonrası dönemde heba edilmesinin önüne geçmektedir.
2. Kavramlar
Kişisel mallar (m. 220)
Kanun gereğince kişisel mal sayılan değerler dört kategoriyle tahdidi (sınırlı)
olarak belirlenmiş olup, bu mallar kural olarak mal rejiminin tasfiyesinde
hesaba (paylaşıma) katılmazlar. Bu kategoriler; eşlerden birinin yalnız
kişisel kullanımına yarayan eşya, mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine
ait bulunan veya sonradan miras ya da karşılıksız kazanma (bağış) yoluyla elde
edilen mallar, manevi tazminat alacakları ve tüm bu kişisel mallar yerine geçen
(ikame) değerlerdir.
Sözleşmeyle kişisel mal (m. 221)
Eşlerin irade özerkliği çerçevesinde usulüne uygun yapacakları bir mal rejimi
sözleşmesiyle, esasen yasa gereği edinilmiş mal sayılması gereken bazı özel
malvarlığı gruplarını kendi kişisel mal havuzlarına dâhil edebilme yetkisidir.
Buna göre taraflar, bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle
doğan malları ile kişisel malların gelirlerinin (kira, faiz vb.) edinilmiş
mallara dâhil olmayacağını açıkça kararlaştırarak paylaşım dışı bırakabilirler.
Mal yönetimi ve ispat (m. 222-223)
Her eşin yasal sınırlar içerisinde kendi kişisel ve edinilmiş mallarını
bağımsız bir şekilde yönetme, bunlardan yararlanma ve dilediği gibi tasarrufta
bulunma hakkını ifade ettiği gibi, bu malların aidiyetinin tespitinde uygulanan
sıkı usul kurallarını da içerir. Belirli bir malın kendisine ait olduğunu
iddia eden eş bunu ispatla yükümlü olup; aidiyeti ispat edilemeyen mallar paylı
mülkiyet sayılır ve bir eşin tüm malları aksi açıkça kanıtlanana kadar kanun
gereği "edinilmiş mal" kabul edilir.
Mal rejiminin sona ermesi ve değerleme (m. 224-228)
Edinilmiş mallara katılma rejiminin, eşlerden birinin ölümü, evliliğin iptali,
başka bir mal rejiminin kabulü veya boşanma davasının açıldığı tarih (geçmişe
etkili olarak) itibarıyla hukuken sona ermesini ifade eder. Bu an itibarıyla
malların türlerine (edinilmiş/kişisel) ayrılarak durumlarının (nitelik, miktar)
dondurulmasını ve katılma alacağının hesabında malların tasfiye (karar)
anındaki sürüm değerleri üzerinden hesaplanmasını öngören usul basamaklarıdır.
Eklenecek değerler (m. 229)
Mal rejiminin sona ermesinden önceki son bir yıl içinde diğer eşin rızası
olmadan yapılan olağan hediyeler dışındaki karşılıksız kazandırmalar ile,
rejimin devamı süresince (zaman sınırı olmaksızın) diğer eşin katılma alacağını
azaltmak kastıyla yapılan her türlü devirleri kapsayan koruyucu mekanizmadır.
Bu mallar fiilen elden çıkarılmış olsalar dahi, tasfiye hesabında sanki eşin
malvarlığındaymış gibi (farazi olarak) edinilmiş malların aktif değerine
eklenirler.
3. Sistematik İlişkiler
- TMK m. 219 (edinilmiş mallar — m. 220'de sayılan kişisel malların
tamamlayıcısı ve zıddı olarak tasfiye havuzunun ana hattını çizer).
- TMK m. 230 vd. (denkleştirme ve katılma alacağı — m. 229'daki eklenecek
değerlerin matematiksel olarak doğrudan dâhil edildiği hesaplama altyapısı).
- TMK m. 236-241 (tasfiye hükümleri — değerleme anının ve eklenecek değerlerin
sonuçlandığı nihai yargısal aşama).
- TBK m. 19 (muvazaa — eşten mal kaçırmak için m. 229 kapsamında üçüncü
kişilerle yapılan hileli devirlerin Borçlar Hukuku genel hükümlerine göre
iptali koordinasyonu).
4. Yargıtay İçtihadı
scraper'dan karar yok, ileride güncelle
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Kadın eşe evlenmeden önce babasından miras kalan yazlık ev, TMK m.
220/2 uyarınca herhangi bir karşılık ödenmeden (ivazsız) elde edildiği için
mutlak bir kişisel maldır ve tasfiye paylaşımlarının dışındadır. Ancak bu
yazlığın evlilik birliği devam ederken üçüncü kişilere kiraya verilmesiyle elde
edilen düzenli kira gelirleri, taraflar arasında TMK m. 221 kapsamında aksine
bir noter sözleşmesi bulunmadığı takdirde TMK m. 219/4 uyarınca kanunen
edinilmiş mal havuzuna dâhil edilir. Boşanma anındaki tasfiye davasında davacı
koca, yazlığın mülkiyet değeri üzerinden hiçbir hak talep edemezken, bu
yazlıktan gelip bankada biriken kira gelirlerinin yarısı üzerinde "katılma
alacağı" isteyebilecektir. Bu senaryo, mülkiyetin aslı (kişisel mal) ile
hukuki semeresi (edinilmiş mal) arasındaki keskin kanuni ayrımın en tipik
tezahürüdür.
Olay 2: Çekişmeli boşanma davası açılmasından yaklaşık altı ay önce davalı
koca, adına kayıtlı ve evlilik içinde alınmış olan lüks aracını kâğıt üzerinde
satış göstererek annesine devretmiştir. Gerçekte bir bağışlama olan ve diğer
eşin katılma alacağını bariz bir şekilde azaltma kastı taşıyan bu devir işlemi,
kadının rızası alınmadığından TMK m. 229/1-b.2 kapsamında edinilmiş mallara
"eklenecek değer" olarak tasfiye hesabına dâhil edilecektir. Kadın eş, bu
malvarlığının devir tarihindeki durumu esas alınarak tasfiye tarihindeki sürüm
değerinin yarı bedelini hesaplamada kocasının borcuymuş gibi işleme
sokabilecektir. Üstelik TMK m. 229 son fıkrası uyarınca ilgili dava
kayınvalideye ihbar edilmişse, kocasının malvarlığının yetmediği eksik kısım
için doğrudan m. 241 kapsamında üçüncü kişiye de yönelebilecektir.
6. Pratik Notlar
- İspat edilemeyen malın edinilmiş mal sayılmasının pratik sonucu (TMK m.
222/3) evlilik içinde eşlerin ortak havuzda biriktirdikleri ve bireysel
kaynağını net olarak belgeleyemedikleri her türlü varlığın tasfiyede yarı
yarıya paylaşılma güvencesini sağlamasıdır.
- Değerleme ve sona erme tarihinin tespiti tasfiye açısından hayati öneme
sahiptir; mal rejimi eşlerin evleri fiilen ayırdığı tarihte değil, hukuken
boşanma davasının mahkemeye tevzi edildiği (açıldığı) tarihte sona erer ve bu
an itibarıyla malların niteliği dondurulur.
- TMK m. 229 son cümlesi uyarınca, eklenecek değere konu olan devirden
yararlanan üçüncü kişilere karşı (TMK m. 241 kapsamında eksik kalan miktar
için) dava açılabilmesi ve mahkeme kararının onlara karşı ileri sürülebilmesi
için, görülen asıl tasfiye davasının o üçüncü kişiye mutlak surette ihbar
edilmiş olması usuli bir dava şartıdır.
- Manevi tazminatın kişisel mal sayılması (TMK m. 220/3) kişinin çektiği
fiziksel veya ruhsal acının telafisi olarak doğrudan şahsiyetine bağlı bir
değer olmasından kaynaklansa da, bu tazminatın bankada faizde tutulmasıyla elde
edilen gelirler kural olarak yine edinilmiş mal havuzuna akacaktır.
- TMK m. 221 kapsamında bir mesleki malvarlığının veya kişisel mal gelirlerinin
sözleşmeyle kişisel mal havuzuna alınabilmesi için bu mal rejimi sözleşmesinin,
evlenme başvurusunda yapılmıyorsa mutlaka TMK m. 205 uyarınca noterde
"düzenleme" veya "onaylama" şeklinde yapılması emredici bir şekil şartıdır.
7. Eleştirel Değerlendirme
TMK m. 222/3'te yer alan "Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar
edinilmiş mal kabul edilir" şeklindeki yasal karine, görünürde zayıf eşi
koruyan paylaşımcı bir yaklaşım sergilese de, Türkiye'deki kayıtdışı ekonomi ve
nakit akışı pratikleri göz önüne alındığında ciddi bir ispat yükü dengesizliği
yaratmaktadır. Evlilikten önce yastık altında biriktirdiği altınlarla evlilik
içinde bir taşınmaz alan eş, yıllar sonra bu durumu yazılı belgelerle veya
resmi banka dekontlarıyla ispat edemediği takdirde, tamamen kendi birikimi
(kişisel malı) olan bu değeri diğer eşle yarı yarıya paylaşmak zorunda
kalmaktadır. Bu katı formel ispat zorunluluğu, evliliğin başında hayatın
olağan akışına ve aile içi güven ilişkisine uymayacak biçimde her harcamayı
faturalandırmak gibi aşırı kuralcı bir tavrı dayatmakta, ispat edemeyen dürüst
eşlerin ağır mali mağduriyetlerine yol açabilmektedir.
TMK m. 229'da düzenlenen hileli devirlerin ve karşılıksız kazandırmaların
tasfiye hesabına eklenebilmesi, kâğıt üzerinde eşi ve katılma alacağını koruyan
kusursuz bir zırh gibi dursa da; özellikle üçüncü kişiye (devralana) yönelik
zorunlu ihbar şartının ve azaltma kastının ispatının yarattığı pratik usuli
güçlükler davaları çoğu zaman çıkmaza sokmaktadır. Kötüniyetli eşin malı
devrettiği üçüncü kişinin adresinin bulunamaması, yurt dışına gitmiş olması
veya muvazaalı ticari işlemler silsilesiyle malın elden ele seri şekilde
dolaşması durumlarında, sırf bu "ihbar" şartının sağlanamaması mağdur eşin
hakkına kavuşmasını yıllarca geciktirmektedir. Kanun koyucunun, eklenecek
değerler yönünden üçüncü kişilerin iyiniyet korumasını daha dar bir çerçeveye
oturtması ve azaltma kastının ispatında zayıf eş lehine fiili karineleri yasal
metne daha güçlü bir şekilde derç etmesi gerekmektedir.
Mal rejiminin tasfiyesinde kişisel mallar ve edinilmiş mallar ayrımının; kripto
paralar, NFT'ler (Nitelikli Fikrî Tapu) ve dijital madencilik (mining)
gelirleri gibi yeni nesil dijital varlıklar karşısındaki sınıflandırma boşluğu
modern aile hukukunun en büyük güncel krizlerinden biridir. Bir eşin evlenmeden
önce (kişisel mal olarak) aldığı pahalı donanımlarla evlilik içinde kendi zaman
ve emeğini katarak ürettiği Bitcoin'lerin veya kişisel soğuk cüzdanında tuttuğu
bir altcoin'in "staking" (kilitleme) yöntemiyle getirdiği dönemsel getirilerin
TMK m. 219 (edinilmiş mal) ve m. 220 (kişisel mal) bağlamında hukuken tam
olarak nereye oturtulacağı doktrinde tam bir muammadır. Bu varlıkların
saniyelik aşırı değer dalgalanmaları (volatilite) ve kaynağının merkeziyetsiz
blokzincir üzerindeki karmaşık ispatı, TMK m. 228'deki değerlendirme anı ve m.
220'deki ikame kurallarının dijital varlıklar hukuku ekseninde acilen
güncellenmesini zorunlu kılmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt I — Temel Kavramlar ve Medeni Kanunun Başlangıç Hükümleri; Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt II — Kişiler Hukuku; Şener Akyol, Medeni Hukuk — Şahsın Hukuku; Bilge Öztan, Şahsın Hukuku Hakiki Şahıslar; Turgut Akıntürk / Derya Ateş Karaman, Türk Medeni Hukuku — Aile Hukuku; Ahmet M. Kılıçoğlu, Aile Hukuku.
- Yargı kararları: Türk Medeni Kanunu m. 229'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Medeni Kanunu (Schweizerisches Zivilgesetzbuch — ZGB) Art. 198-206.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 229. madde metnine dayanır.
Görüş: İspat edilemeyen malın edinilmiş mal sayılması kuralının adaletli uygulanması için tarafların ortak mal beyanı zorunluluğunun getirilmesi; dijital varlıklar için sınıflandırma rehberi oluşturulması gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Sistematik
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun İkinci Kitap Aile Hukuku bölümünde, yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminin mülkiyet yapısını, yönetimini ve sona ermesini düzenleyen 220 ile 229. maddeler arasındaki hüküm bloku, mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 198-206. maddelerinden sistematiğimize dâhil edilmiştir. Bu geniş kurallar silsilesinin ratio legis'i, tasfiye hesaplamalarında büyük önem taşıyan kişisel mallar ile edinilmiş mallar arasındaki o keskin ve normatif sınırı çizmek; diğer yandan mal rejiminin tasfiyesi aşamasında ortaya çıkabilecek hileli devirlere ve gizli karşılıksız kazandırmalara karşı zayıf eşin denkleştirme ve katılma alacağını katı bir yargısal koruma kalkanı altına almaktır. Kanun koyucu, eşlerin irade özgürlüğünü mal yönetimi bağlamında geniş tutarken, tasfiye anında oluşabilecek ekonomik adaletsizlikleri önceden bertaraf edecek yasal karineler ihdas etmiştir.
Özellikle TMK m. 229'da düzenlenen eklenecek değerler kuralı, evlilik birliğinin fiilen çöküş aşamasında kötüniyetli eşin mal kaçırma girişimlerini tasfiye hesabına "hesabi bir ekleme" yaparak bertaraf eden ve hakkın kötüye kullanılmasını engelleyen en kritik emniyet sübaplarından biridir. Bu kuralların etkin uygulanması, evlilikte soyut bir kavram olan dayanışma ruhunu mülkiyet adaletine dönüştürmekte; eşlerin karşılıklı emeklerinin evlilik sonrası dönemde heba edilmesinin önüne geçmektedir.
2. Kavramlar
Kişisel mallar (m. 220) Kanun gereğince kişisel mal sayılan değerler dört kategoriyle tahdidi (sınırlı) olarak belirlenmiş olup, bu mallar kural olarak mal rejiminin tasfiyesinde hesaba (paylaşıma) katılmazlar. Bu kategoriler; eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya sonradan miras ya da karşılıksız kazanma (bağış) yoluyla elde edilen mallar, manevi tazminat alacakları ve tüm bu kişisel mallar yerine geçen (ikame) değerlerdir.
Sözleşmeyle kişisel mal (m. 221) Eşlerin irade özerkliği çerçevesinde usulüne uygun yapacakları bir mal rejimi sözleşmesiyle, esasen yasa gereği edinilmiş mal sayılması gereken bazı özel malvarlığı gruplarını kendi kişisel mal havuzlarına dâhil edebilme yetkisidir. Buna göre taraflar, bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan malları ile kişisel malların gelirlerinin (kira, faiz vb.) edinilmiş mallara dâhil olmayacağını açıkça kararlaştırarak paylaşım dışı bırakabilirler.
Mal yönetimi ve ispat (m. 222-223) Her eşin yasal sınırlar içerisinde kendi kişisel ve edinilmiş mallarını bağımsız bir şekilde yönetme, bunlardan yararlanma ve dilediği gibi tasarrufta bulunma hakkını ifade ettiği gibi, bu malların aidiyetinin tespitinde uygulanan sıkı usul kurallarını da içerir. Belirli bir malın kendisine ait olduğunu iddia eden eş bunu ispatla yükümlü olup; aidiyeti ispat edilemeyen mallar paylı mülkiyet sayılır ve bir eşin tüm malları aksi açıkça kanıtlanana kadar kanun gereği "edinilmiş mal" kabul edilir.
Mal rejiminin sona ermesi ve değerleme (m. 224-228) Edinilmiş mallara katılma rejiminin, eşlerden birinin ölümü, evliliğin iptali, başka bir mal rejiminin kabulü veya boşanma davasının açıldığı tarih (geçmişe etkili olarak) itibarıyla hukuken sona ermesini ifade eder. Bu an itibarıyla malların türlerine (edinilmiş/kişisel) ayrılarak durumlarının (nitelik, miktar) dondurulmasını ve katılma alacağının hesabında malların tasfiye (karar) anındaki sürüm değerleri üzerinden hesaplanmasını öngören usul basamaklarıdır.
Eklenecek değerler (m. 229) Mal rejiminin sona ermesinden önceki son bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan yapılan olağan hediyeler dışındaki karşılıksız kazandırmalar ile, rejimin devamı süresince (zaman sınırı olmaksızın) diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan her türlü devirleri kapsayan koruyucu mekanizmadır. Bu mallar fiilen elden çıkarılmış olsalar dahi, tasfiye hesabında sanki eşin malvarlığındaymış gibi (farazi olarak) edinilmiş malların aktif değerine eklenirler.
3. Sistematik İlişkiler
4. Yargıtay İçtihadı
scraper'dan karar yok, ileride güncelle
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Kadın eşe evlenmeden önce babasından miras kalan yazlık ev, TMK m. 220/2 uyarınca herhangi bir karşılık ödenmeden (ivazsız) elde edildiği için mutlak bir kişisel maldır ve tasfiye paylaşımlarının dışındadır. Ancak bu yazlığın evlilik birliği devam ederken üçüncü kişilere kiraya verilmesiyle elde edilen düzenli kira gelirleri, taraflar arasında TMK m. 221 kapsamında aksine bir noter sözleşmesi bulunmadığı takdirde TMK m. 219/4 uyarınca kanunen edinilmiş mal havuzuna dâhil edilir. Boşanma anındaki tasfiye davasında davacı koca, yazlığın mülkiyet değeri üzerinden hiçbir hak talep edemezken, bu yazlıktan gelip bankada biriken kira gelirlerinin yarısı üzerinde "katılma alacağı" isteyebilecektir. Bu senaryo, mülkiyetin aslı (kişisel mal) ile hukuki semeresi (edinilmiş mal) arasındaki keskin kanuni ayrımın en tipik tezahürüdür.
Olay 2: Çekişmeli boşanma davası açılmasından yaklaşık altı ay önce davalı koca, adına kayıtlı ve evlilik içinde alınmış olan lüks aracını kâğıt üzerinde satış göstererek annesine devretmiştir. Gerçekte bir bağışlama olan ve diğer eşin katılma alacağını bariz bir şekilde azaltma kastı taşıyan bu devir işlemi, kadının rızası alınmadığından TMK m. 229/1-b.2 kapsamında edinilmiş mallara "eklenecek değer" olarak tasfiye hesabına dâhil edilecektir. Kadın eş, bu malvarlığının devir tarihindeki durumu esas alınarak tasfiye tarihindeki sürüm değerinin yarı bedelini hesaplamada kocasının borcuymuş gibi işleme sokabilecektir. Üstelik TMK m. 229 son fıkrası uyarınca ilgili dava kayınvalideye ihbar edilmişse, kocasının malvarlığının yetmediği eksik kısım için doğrudan m. 241 kapsamında üçüncü kişiye de yönelebilecektir.
6. Pratik Notlar
7. Eleştirel Değerlendirme
TMK m. 222/3'te yer alan "Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir" şeklindeki yasal karine, görünürde zayıf eşi koruyan paylaşımcı bir yaklaşım sergilese de, Türkiye'deki kayıtdışı ekonomi ve nakit akışı pratikleri göz önüne alındığında ciddi bir ispat yükü dengesizliği yaratmaktadır. Evlilikten önce yastık altında biriktirdiği altınlarla evlilik içinde bir taşınmaz alan eş, yıllar sonra bu durumu yazılı belgelerle veya resmi banka dekontlarıyla ispat edemediği takdirde, tamamen kendi birikimi (kişisel malı) olan bu değeri diğer eşle yarı yarıya paylaşmak zorunda kalmaktadır. Bu katı formel ispat zorunluluğu, evliliğin başında hayatın olağan akışına ve aile içi güven ilişkisine uymayacak biçimde her harcamayı faturalandırmak gibi aşırı kuralcı bir tavrı dayatmakta, ispat edemeyen dürüst eşlerin ağır mali mağduriyetlerine yol açabilmektedir.
TMK m. 229'da düzenlenen hileli devirlerin ve karşılıksız kazandırmaların tasfiye hesabına eklenebilmesi, kâğıt üzerinde eşi ve katılma alacağını koruyan kusursuz bir zırh gibi dursa da; özellikle üçüncü kişiye (devralana) yönelik zorunlu ihbar şartının ve azaltma kastının ispatının yarattığı pratik usuli güçlükler davaları çoğu zaman çıkmaza sokmaktadır. Kötüniyetli eşin malı devrettiği üçüncü kişinin adresinin bulunamaması, yurt dışına gitmiş olması veya muvazaalı ticari işlemler silsilesiyle malın elden ele seri şekilde dolaşması durumlarında, sırf bu "ihbar" şartının sağlanamaması mağdur eşin hakkına kavuşmasını yıllarca geciktirmektedir. Kanun koyucunun, eklenecek değerler yönünden üçüncü kişilerin iyiniyet korumasını daha dar bir çerçeveye oturtması ve azaltma kastının ispatında zayıf eş lehine fiili karineleri yasal metne daha güçlü bir şekilde derç etmesi gerekmektedir.
Mal rejiminin tasfiyesinde kişisel mallar ve edinilmiş mallar ayrımının; kripto paralar, NFT'ler (Nitelikli Fikrî Tapu) ve dijital madencilik (mining) gelirleri gibi yeni nesil dijital varlıklar karşısındaki sınıflandırma boşluğu modern aile hukukunun en büyük güncel krizlerinden biridir. Bir eşin evlenmeden önce (kişisel mal olarak) aldığı pahalı donanımlarla evlilik içinde kendi zaman ve emeğini katarak ürettiği Bitcoin'lerin veya kişisel soğuk cüzdanında tuttuğu bir altcoin'in "staking" (kilitleme) yöntemiyle getirdiği dönemsel getirilerin TMK m. 219 (edinilmiş mal) ve m. 220 (kişisel mal) bağlamında hukuken tam olarak nereye oturtulacağı doktrinde tam bir muammadır. Bu varlıkların saniyelik aşırı değer dalgalanmaları (volatilite) ve kaynağının merkeziyetsiz blokzincir üzerindeki karmaşık ispatı, TMK m. 228'deki değerlendirme anı ve m. 220'deki ikame kurallarının dijital varlıklar hukuku ekseninde acilen güncellenmesini zorunlu kılmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 229. madde metnine dayanır.
Görüş: İspat edilemeyen malın edinilmiş mal sayılması kuralının adaletli uygulanması için tarafların ortak mal beyanı zorunluluğunun getirilmesi; dijital varlıklar için sınıflandırma rehberi oluşturulması gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.