1. Sistematik
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun İkinci Kitap Aile Hukuku, Evliliğin Genel
Hükümleri bölümünde "Eşlerin meslek ve işi" (m. 192) "Hukuki işlemler" (m.
193) ve "Aile konutu" (m. 194) başlıkları altında düzenlenen bu hüküm bloku,
mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 162, 169 ve 170. maddelerinden neşet
etmiştir. Bu normların temelindeki ratio legis, mülga 743 sayılı Kanun
dönemindeki "kocanın iznine bağlı çalışma" ve "kocanın reisliği" gibi ataerkil
kalıntıları tamamen tasfiye ederek eşlere mutlak bir kişisel özgürlük ve hukuki
işlem özerkliği tanımak; ancak bu serbestiyi, evlilik birliğinin mekânsal ve
manevi merkezi olan "ailenin barınma güvencesi" lehine istisnai olarak
sınırlandırmaktır. Yasa koyucu, bireysel özgürlükler ile ailenin bütünlüğünü
koruma amacı arasında hassas bir denge kurmuş, hukuki işlem serbestisini kural,
aile konutundaki rıza şartını ise bu kuralın en keskin istisnası olarak
kurgulamıştır.
Bu maddeler silsilesi içerisinde, şüphesiz ki pratik açıdan en çok uygulanan ve
üzerinde en yoğun içtihat üretilen hüküm TMK m. 194'te düzenlenen aile konutu
güvencesidir. Zira TMK m. 193 ile eşlere tanınan ve üçüncü kişilerle
diledikleri gibi sözleşme yapabilme imkânı veren geniş fiil ehliyeti, konu
"aile konutu" olduğunda âdeta dondurulmaktadır. Eşlerin yaşam faaliyetlerini
yoğunlaştırdıkları bu mekânın korunması, sadece eşlerin değil, çocukların da
barınma hakkının ve psikolojik gelişimlerinin anayasal düzeyde (AY m. 41)
güvence altına alınmasının doğrudan bir sonucudur.
2. Kavramlar
Meslek/iş seçim özgürlüğü (m. 192)
Eşlerin, çalışma hayatına katılma, bir meslek veya sanatı icra etme konusunda
diğer eşin rızasına veya iznine mutlak surette ihtiyaç duymadan özgürce karar
verebilmelerini ifade eder. Mülga kanundaki kadının çalışmasının kocanın iznine
bağlı olduğu kuralının Anayasa Mahkemesince iptal edilmesinin ardından TMK'da
somutlaşan bu özgürlük, sınırsız olmayıp "evlilik birliğinin huzur ve yararı"
gibi ahlaki ve hukuki bir iç denetim mekanizmasıyla dengelenmiştir.
Hukuki işlem serbestisi (m. 193)
Evlilik birliğinin kurulmasının, eşlerin fiil ehliyetini kural olarak
daraltmamasını; kanunda aksine özel bir hüküm bulunmadıkça her bir eşin
diğeriyle veya üçüncü kişilerle borçlandırıcı ya da tasarrufi her türlü hukuki
işlemi yapabilme serbestisini tanımlar. Eşler arası cebri icra yasağının da
kalkmasıyla tam bir uygulama alanı bulan bu ilkenin, TMK m. 194 (aile konutu)
m. 199 (tasarruf yetkisinin sınırlandırılması) ve m. 223/2 (paylı mülkiyet
payının devri) gibi özel yasal kısıtlamaları mevcuttur.
Aile konutu güvencesi (m. 194)
Eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdikleri, acı ve tatlı günleri
birlikte yaşadıkları tekil ve biricik mekân olan aile konutu üzerindeki
tasarruf yetkisinin, malik olan eş yönünden sınırlandırılmasıdır. Bu güvence
gereğince, diğer eşin "açık rızası" (zımni veya örtülü rıza yetmez)
alınmaksızın bu konutla ilgili kira sözleşmesi feshedilemez, konut üçüncü
kişilere devredilemez ve konut üzerinde ipotek veya intifa gibi ayni haklarla
sınırlamalar yaratılamaz.
Tapu şerhi hakkı
Aile konutu olarak özgülenen taşınmazın maliki olmayan eşin, evlilik birliği
devam ettiği sürece tek taraflı bir taleple tapu müdürlüğüne başvurarak konutun
sicil kaydına "aile konutu şerhi" verdirebilme hakkıdır. Bu şerh, taşınmazın
aile konutu vasfını doğuran kurucu (inşai) bir şerh değil, mevcut fiili durumu
sicile yansıtarak üçüncü kişilerin iyiniyet iddiasını kesen açıklayıcı
(bildirici) bir şerhtir.
Kiralık konutta taraf sıfatı
Aile konutunun kira sözleşmesiyle sağlandığı hâllerde, asıl kira sözleşmesinde
imzası bulunmayan (taraf olmayan) eşin, kiralayana (ev sahibine) yönelteceği
tek taraflı bir bildirimle sözleşmenin resmî tarafı hâline gelmesidir. Bu
yenilik doğuran bildirim neticesinde, kira bedelinin ödenmesi ve konutun
korunması gibi borçlardan her iki eş kiralayana karşı kanunen "müteselsil
sorumlu" sıfatını kazanır.
3. Sistematik İlişkiler
- TMK m. 186 (ortak konut seçimi — eşlerin konutu birlikte seçmeleri kuralı, m.
194'teki aile konutunun mekânsal temelini oluşturur).
- TMK m. 188 (birliği temsil yetkisi — eşlerin meslek ve işten elde ettikleri
kazanımlar ile evliliğin günlük ihtiyaçlarını karşılama temsilinin organik
bağı).
- TMK m. 218 vd. (mal rejimi sınırlamaları — m. 193 hukuki işlem serbestisi
kuralı, edinilmiş mallara katılma rejimindeki karşılıksız kazandırmalar
bağlamında sınırlandırılır).
- TMK m. 240 (aile konutunun miras hukukundaki yansıması — sağ kalan eşe
mirasın tasfiyesinde aile konutu üzerinde ayni hak tanınmasının m. 194'teki
yaşantıyı sürdürme amacına dayanması).
- 6098 sayılı TBK m. 310 vd. (kira sözleşmesi devri — kiralık konutta eşin
taraf sıfatı kazanmasının borçlar hukukundaki sözleşmeye katılma kurumuna özel
bir istisna oluşturması).
- Tapu Sicil Tüzüğü m. 50 (aile konutu şerhinin tapuda işlenmesi ve terkini
usulünün idari altyapısı).
4. Yargıtay İçtihadı
"scraper'dan karar yok, ileride güncelle"
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Koca (X) eşi (Y) ile birlikte yaşadıkları kiralık aile konutunun kira
sözleşmesini, ev sahibiyle anlaşarak tek taraflı olarak feshetmiş ve evi
tahliye etme taahhüdü vermiştir. Bu durum, TMK m. 194/1'in "diğer eşin açık
rızası bulunmadıkça kira sözleşmesi feshedilemez" şeklindeki emredici ve kamu
düzenine ilişkin kuralının çok net bir ihlalidir. Kadın eşin (Y) açık, yazılı
veya duruşmadaki sözlü beyanıyla rızası alınmadığı için, kocanın ev sahibiyle
yaptığı bu fesih işlemi ve tahliye taahhüdü mutlak surette geçersizdir (kesin
hükümsüzdür). Ev sahibi, bu feshe dayanarak kadını ve çocukları aile konutundan
tahliye ettiremez, kadın dilerse ev sahibine bildirim yaparak sözleşmenin
doğrudan tarafı olabilir.
Olay 2: Kocasının adına tapuda kayıtlı olan ve yıllardır birlikte oturdukları
ev için kadın, kocasının evi satacağından şüphelenerek tek başına tapu
müdürlüğüne başvurmuş ve m. 194/3 uyarınca evlenme cüzdanı ve muhtarlık belgesi
ibraz ederek tapuya "aile konutu şerhi" işletmiştir. Kocası şerhten habersiz
bir şekilde evi üçüncü bir kişiye satmak üzere tapuya gittiğinde, memur şerh
sebebiyle kadının açık muvafakatini (rızasını) arayacak, muvafakat verilmediği
için satış işlemi gerçekleşmeyecektir. Şayet tapu memuru hataen rıza almadan
satışı gerçekleştirirse, devralan üçüncü kişi şerh sicilde bulunduğu için TMK
m. 1023 (iyiniyet koruması) hükmünden yararlanamayacak ve kadın tarafından
açılacak tapu iptal ve tescil davası ile mülkiyet tekrar kocaya döndürülerek
aile konutu güvencesi sağlanacaktır.
6. Pratik Notlar
- Aile konutu şerhinin tapuda işlenmesi için hak sahibi olmayan eşin evlenme
cüzdanı ve söz konusu taşınmazda birlikte yaşandığını kanıtlayan
nüfus/muhtarlık yerleşim yeri belgesiyle tapu müdürlüğüne bizzat başvurması
yeterlidir, mahkeme kararına gerek yoktur.
- "Açık rıza" şartı, mülkiyet devri veya ipotek gibi işlemlerde kesin bir
geçerlilik şartı olup; eşin satış sırasında orada bulunması veya sessiz kalması
zımni rıza sayılamaz, rızanın işlemin türünü belirtecek netlikte beyan edilmesi
gerekir.
- Şerhin kaldırılması, eşlerin birlikte başvurusu, şerhi koyduran eşin tek
taraflı talebi, yeni bir aile konutu edinildiğinin ispatı veya evliliği sona
erdiren (boşanma/ölüm) kesinleşmiş kararların ibrazıyla mümkündür; çekişmeli
hâllerde mahkeme kararı aranır.
- TMK m. 193 hukuki işlem serbestisi, eşlerin diğer mallarını (yazlık ev,
yatırım amaçlı arsa, ticari şirket hisseleri vb.) diledikleri gibi
satabilmelerini sağlarken; bu serbestinin tek mutlak sınırı, o taşınmazın aile
konutu niteliğinde olup olmamasıdır.
- Evlilik birliği devam ederken tapu şerhinin konulmasının pratik faydası,
olası bir gizli satışta veya ipotek işleminde, bankaların veya alıcıların
"taşınmazın aile konutu olduğunu bilmiyorduk" şeklindeki iyiniyet savunmalarını
peşinen ve mutlak olarak çürütmesidir.
7. Eleştirel Değerlendirme
TMK m. 194 ile getirilen aile konutu güvencesi, ailenin barınma hakkını koruyan
çok güçlü bir kalkan olmakla beraber, uygulamada kötü niyetli istismarlara
(hakkın kötüye kullanılmasına) oldukça açıktır. Fiilen bitmiş, eşlerin
birbirine karşı boşanma davası açtığı ve mahkemece TMK m. 169 uyarınca geçici
ayrılık kararı verilip konutun bir eşe özgülendiği hâllerde dahi; konutu çoktan
terk etmiş olan diğer eş, inat veya intikam saikiyle açık rızasını vermeyerek
malik eşin mülkiyet hakkını yıllarca dondurabilmektedir. Boşanma davası
kesinleşene kadar "aile konutu" vasfının hukuken devam etmesi, malik olan eşi
malvarlığı üzerinde işlem yapmaktan mahrum bırakmakta, rıza alınamaması hâlinde
TMK m. 194/2 uyarınca hâkime başvurarak "rızanın eksikliğini giderme davası"
açmak da yargılamaların uzunluğu sebebiyle mağduriyeti artırmaktadır.
TMK m. 193'te övülerek düzenlenen "hukuki işlem serbestisi", edinilmiş mallara
katılma rejiminin (m. 218 vd.) yarattığı "beklenti hakları" ve katılma alacağı
mekanizması karşısında dogmatik bir çelişki üretmektedir. Bir eş kâğıt üzerinde
sahibi olduğu ve aile konutu olmayan bir gayrimenkulü TMK m. 193 uyarınca
serbestçe satabilse de, şayet bu mal edinilmiş mal kategorisinde ise ve satış
işlemi "diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla" (TMK m. 229)
yapılmışsa, tasfiye sırasında bu devir hesaba "eklenecek değer" olarak dâhil
edilmektedir. Dolayısıyla Medeni Kanun, eşe m. 193 ile verdiği tasarruf
ehliyetini, mal rejiminin sonunda devasa bir borç çıkartarak dolaylı ve
ekonomik bir şekilde adeta geri almaktadır; bu durum gerçek anlamda bir
tasarruf özerkliğinden söz etmeyi zorlaştırmaktadır.
Kiralık aile konutlarında sözleşmenin tarafı olmayan eşin, kiralayana (ev
sahibine) bildirimde bulunarak sözleşmenin tarafı ve müteselsil borçlusu hâline
gelmesine imkân tanıyan TMK m. 194/4 hükmü, borçlar hukukunun temel prensibi
olan "sözleşmelerin nisbiliği" ilkesine indirilmiş çok ağır bir darbedir. Ev
sahibi, ekonomik durumunu güvendiği ve kefilini aldığı kişiyle kira sözleşmesi
yapmışken, kanun zorlamasıyla hiç onaylamadığı ve belki de ödeme gücü olmayan
diğer eşi kendisine "kiracı" olarak kabul etmek zorunda bırakılmaktadır.
Kiracıyı ne ölçüde bilgilendirdiği ve taraf sıfatı değişikliğinin pratik
sorunları bir yana; eşlerin sonradan boşanmaları veya fiilen ayrılmaları
hâlinde ev sahibinin kira bedelini kimden tahsil edeceği, fesih ihtarını kime
çekeceği gibi konularda ciddi usuli karmaşalar doğmaktadır. Aileyi koruma
güdüsü, üçüncü kişi kiralayanın sözleşme hürriyetini ve mülkiyet hakkını aşırı
derecede zedelememelidir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt I — Temel Kavramlar ve Medeni Kanunun Başlangıç Hükümleri; Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt II — Kişiler Hukuku; Şener Akyol, Medeni Hukuk — Şahsın Hukuku; Bilge Öztan, Şahsın Hukuku Hakiki Şahıslar; Turgut Akıntürk / Derya Ateş Karaman, Türk Medeni Hukuku — Aile Hukuku; Ahmet M. Kılıçoğlu, Aile Hukuku.
- Yargı kararları: Türk Medeni Kanunu m. 193'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Medeni Kanunu (Schweizerisches Zivilgesetzbuch — ZGB) Art. 162 169.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 193. madde metnine dayanır.
Görüş: Meslek seçim özgürlüğünün birliğin huzur ve yararı ile dengelenmesinin soyut kaldığı; m. 193 hukuki işlem serbestisinin mal rejimi kısıtlamalarıyla tutarlı biçimde yorumlanması gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Sistematik
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun İkinci Kitap Aile Hukuku, Evliliğin Genel Hükümleri bölümünde "Eşlerin meslek ve işi" (m. 192) "Hukuki işlemler" (m. 193) ve "Aile konutu" (m. 194) başlıkları altında düzenlenen bu hüküm bloku, mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 162, 169 ve 170. maddelerinden neşet etmiştir. Bu normların temelindeki ratio legis, mülga 743 sayılı Kanun dönemindeki "kocanın iznine bağlı çalışma" ve "kocanın reisliği" gibi ataerkil kalıntıları tamamen tasfiye ederek eşlere mutlak bir kişisel özgürlük ve hukuki işlem özerkliği tanımak; ancak bu serbestiyi, evlilik birliğinin mekânsal ve manevi merkezi olan "ailenin barınma güvencesi" lehine istisnai olarak sınırlandırmaktır. Yasa koyucu, bireysel özgürlükler ile ailenin bütünlüğünü koruma amacı arasında hassas bir denge kurmuş, hukuki işlem serbestisini kural, aile konutundaki rıza şartını ise bu kuralın en keskin istisnası olarak kurgulamıştır.
Bu maddeler silsilesi içerisinde, şüphesiz ki pratik açıdan en çok uygulanan ve üzerinde en yoğun içtihat üretilen hüküm TMK m. 194'te düzenlenen aile konutu güvencesidir. Zira TMK m. 193 ile eşlere tanınan ve üçüncü kişilerle diledikleri gibi sözleşme yapabilme imkânı veren geniş fiil ehliyeti, konu "aile konutu" olduğunda âdeta dondurulmaktadır. Eşlerin yaşam faaliyetlerini yoğunlaştırdıkları bu mekânın korunması, sadece eşlerin değil, çocukların da barınma hakkının ve psikolojik gelişimlerinin anayasal düzeyde (AY m. 41) güvence altına alınmasının doğrudan bir sonucudur.
2. Kavramlar
Meslek/iş seçim özgürlüğü (m. 192) Eşlerin, çalışma hayatına katılma, bir meslek veya sanatı icra etme konusunda diğer eşin rızasına veya iznine mutlak surette ihtiyaç duymadan özgürce karar verebilmelerini ifade eder. Mülga kanundaki kadının çalışmasının kocanın iznine bağlı olduğu kuralının Anayasa Mahkemesince iptal edilmesinin ardından TMK'da somutlaşan bu özgürlük, sınırsız olmayıp "evlilik birliğinin huzur ve yararı" gibi ahlaki ve hukuki bir iç denetim mekanizmasıyla dengelenmiştir.
Hukuki işlem serbestisi (m. 193) Evlilik birliğinin kurulmasının, eşlerin fiil ehliyetini kural olarak daraltmamasını; kanunda aksine özel bir hüküm bulunmadıkça her bir eşin diğeriyle veya üçüncü kişilerle borçlandırıcı ya da tasarrufi her türlü hukuki işlemi yapabilme serbestisini tanımlar. Eşler arası cebri icra yasağının da kalkmasıyla tam bir uygulama alanı bulan bu ilkenin, TMK m. 194 (aile konutu) m. 199 (tasarruf yetkisinin sınırlandırılması) ve m. 223/2 (paylı mülkiyet payının devri) gibi özel yasal kısıtlamaları mevcuttur.
Aile konutu güvencesi (m. 194) Eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdikleri, acı ve tatlı günleri birlikte yaşadıkları tekil ve biricik mekân olan aile konutu üzerindeki tasarruf yetkisinin, malik olan eş yönünden sınırlandırılmasıdır. Bu güvence gereğince, diğer eşin "açık rızası" (zımni veya örtülü rıza yetmez) alınmaksızın bu konutla ilgili kira sözleşmesi feshedilemez, konut üçüncü kişilere devredilemez ve konut üzerinde ipotek veya intifa gibi ayni haklarla sınırlamalar yaratılamaz.
Tapu şerhi hakkı Aile konutu olarak özgülenen taşınmazın maliki olmayan eşin, evlilik birliği devam ettiği sürece tek taraflı bir taleple tapu müdürlüğüne başvurarak konutun sicil kaydına "aile konutu şerhi" verdirebilme hakkıdır. Bu şerh, taşınmazın aile konutu vasfını doğuran kurucu (inşai) bir şerh değil, mevcut fiili durumu sicile yansıtarak üçüncü kişilerin iyiniyet iddiasını kesen açıklayıcı (bildirici) bir şerhtir.
Kiralık konutta taraf sıfatı Aile konutunun kira sözleşmesiyle sağlandığı hâllerde, asıl kira sözleşmesinde imzası bulunmayan (taraf olmayan) eşin, kiralayana (ev sahibine) yönelteceği tek taraflı bir bildirimle sözleşmenin resmî tarafı hâline gelmesidir. Bu yenilik doğuran bildirim neticesinde, kira bedelinin ödenmesi ve konutun korunması gibi borçlardan her iki eş kiralayana karşı kanunen "müteselsil sorumlu" sıfatını kazanır.
3. Sistematik İlişkiler
bağlamında sınırlandırılır).
4. Yargıtay İçtihadı
"scraper'dan karar yok, ileride güncelle"
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Koca (X) eşi (Y) ile birlikte yaşadıkları kiralık aile konutunun kira sözleşmesini, ev sahibiyle anlaşarak tek taraflı olarak feshetmiş ve evi tahliye etme taahhüdü vermiştir. Bu durum, TMK m. 194/1'in "diğer eşin açık rızası bulunmadıkça kira sözleşmesi feshedilemez" şeklindeki emredici ve kamu düzenine ilişkin kuralının çok net bir ihlalidir. Kadın eşin (Y) açık, yazılı veya duruşmadaki sözlü beyanıyla rızası alınmadığı için, kocanın ev sahibiyle yaptığı bu fesih işlemi ve tahliye taahhüdü mutlak surette geçersizdir (kesin hükümsüzdür). Ev sahibi, bu feshe dayanarak kadını ve çocukları aile konutundan tahliye ettiremez, kadın dilerse ev sahibine bildirim yaparak sözleşmenin doğrudan tarafı olabilir.
Olay 2: Kocasının adına tapuda kayıtlı olan ve yıllardır birlikte oturdukları ev için kadın, kocasının evi satacağından şüphelenerek tek başına tapu müdürlüğüne başvurmuş ve m. 194/3 uyarınca evlenme cüzdanı ve muhtarlık belgesi ibraz ederek tapuya "aile konutu şerhi" işletmiştir. Kocası şerhten habersiz bir şekilde evi üçüncü bir kişiye satmak üzere tapuya gittiğinde, memur şerh sebebiyle kadının açık muvafakatini (rızasını) arayacak, muvafakat verilmediği için satış işlemi gerçekleşmeyecektir. Şayet tapu memuru hataen rıza almadan satışı gerçekleştirirse, devralan üçüncü kişi şerh sicilde bulunduğu için TMK m. 1023 (iyiniyet koruması) hükmünden yararlanamayacak ve kadın tarafından açılacak tapu iptal ve tescil davası ile mülkiyet tekrar kocaya döndürülerek aile konutu güvencesi sağlanacaktır.
6. Pratik Notlar
7. Eleştirel Değerlendirme
TMK m. 194 ile getirilen aile konutu güvencesi, ailenin barınma hakkını koruyan çok güçlü bir kalkan olmakla beraber, uygulamada kötü niyetli istismarlara (hakkın kötüye kullanılmasına) oldukça açıktır. Fiilen bitmiş, eşlerin birbirine karşı boşanma davası açtığı ve mahkemece TMK m. 169 uyarınca geçici ayrılık kararı verilip konutun bir eşe özgülendiği hâllerde dahi; konutu çoktan terk etmiş olan diğer eş, inat veya intikam saikiyle açık rızasını vermeyerek malik eşin mülkiyet hakkını yıllarca dondurabilmektedir. Boşanma davası kesinleşene kadar "aile konutu" vasfının hukuken devam etmesi, malik olan eşi malvarlığı üzerinde işlem yapmaktan mahrum bırakmakta, rıza alınamaması hâlinde TMK m. 194/2 uyarınca hâkime başvurarak "rızanın eksikliğini giderme davası" açmak da yargılamaların uzunluğu sebebiyle mağduriyeti artırmaktadır.
TMK m. 193'te övülerek düzenlenen "hukuki işlem serbestisi", edinilmiş mallara katılma rejiminin (m. 218 vd.) yarattığı "beklenti hakları" ve katılma alacağı mekanizması karşısında dogmatik bir çelişki üretmektedir. Bir eş kâğıt üzerinde sahibi olduğu ve aile konutu olmayan bir gayrimenkulü TMK m. 193 uyarınca serbestçe satabilse de, şayet bu mal edinilmiş mal kategorisinde ise ve satış işlemi "diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla" (TMK m. 229) yapılmışsa, tasfiye sırasında bu devir hesaba "eklenecek değer" olarak dâhil edilmektedir. Dolayısıyla Medeni Kanun, eşe m. 193 ile verdiği tasarruf ehliyetini, mal rejiminin sonunda devasa bir borç çıkartarak dolaylı ve ekonomik bir şekilde adeta geri almaktadır; bu durum gerçek anlamda bir tasarruf özerkliğinden söz etmeyi zorlaştırmaktadır.
Kiralık aile konutlarında sözleşmenin tarafı olmayan eşin, kiralayana (ev sahibine) bildirimde bulunarak sözleşmenin tarafı ve müteselsil borçlusu hâline gelmesine imkân tanıyan TMK m. 194/4 hükmü, borçlar hukukunun temel prensibi olan "sözleşmelerin nisbiliği" ilkesine indirilmiş çok ağır bir darbedir. Ev sahibi, ekonomik durumunu güvendiği ve kefilini aldığı kişiyle kira sözleşmesi yapmışken, kanun zorlamasıyla hiç onaylamadığı ve belki de ödeme gücü olmayan diğer eşi kendisine "kiracı" olarak kabul etmek zorunda bırakılmaktadır. Kiracıyı ne ölçüde bilgilendirdiği ve taraf sıfatı değişikliğinin pratik sorunları bir yana; eşlerin sonradan boşanmaları veya fiilen ayrılmaları hâlinde ev sahibinin kira bedelini kimden tahsil edeceği, fesih ihtarını kime çekeceği gibi konularda ciddi usuli karmaşalar doğmaktadır. Aileyi koruma güdüsü, üçüncü kişi kiralayanın sözleşme hürriyetini ve mülkiyet hakkını aşırı derecede zedelememelidir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 193. madde metnine dayanır.
Görüş: Meslek seçim özgürlüğünün birliğin huzur ve yararı ile dengelenmesinin soyut kaldığı; m. 193 hukuki işlem serbestisinin mal rejimi kısıtlamalarıyla tutarlı biçimde yorumlanması gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.