1. Sistematik
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun İkinci Kitap Aile Hukuku bölümünde, evlilik
birliğinin sona ermesi ve boşanmanın ardından ebeveyn-çocuk ilişkilerinin
dinamik yapısını düzenleyen TMK m. 183 ile boşanma yargılamasının emredici usul
kurallarını belirleyen TMK m. 184 (ve eşlerin genel yükümlülüklerinin temeli
olan m. 185) hükümleri, mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 134 ve 277-278.
maddelerinden mülhemdir. Bu normlar bütününün ratio legis'i, bir yandan
velayet gibi yaşayan ve sürekli değişen hukuki kurumların yeni hayat şartlarına
uyarlanmasındaki "velayet esnekliğini" güvence altına almak; diğer yandan da
kamu düzenini çok yakından ilgilendiren boşanma kararlarının, alelade bir
borçlar hukuku uyuşmazlığından farklı olarak "serbest delil değerlendirmesi" ve
ağırlaştırılmış vicdani kanaat süzgecinden geçirilerek verilmesini sağlamaktır. Yasa koyucu, ailenin tasfiyesi sürecini özel bir koruma zırhına büründürerek,
yargılamanın merkezine sadece tarafların şekli beyanlarını değil, maddi
gerçeğin bizzat kendisini oturtmuştur.
TMK m. 184 (ve bağlantılı maddi hukuk normu olan m. 185) aile mahkemesi
yargılamasını Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) genel, taraflarca hazırlama
ilkesine dayalı usul kurallarından keskin ve dogmatik bir biçimde ayırır.
Medeni usul hukukunda geçerli olan yemin, ikrarın bağlayıcılığı ve delil
hiyerarşisi gibi temel ispat araçları, boşanma davalarının kapısından içeri
giremez. Bu durum, aile hukukunda tasarruf ilkesinin daraltılıp, re'sen
araştırma ilkesine yaklaşan melez (karma) bir usul yapısının benimsendiğini
göstermektedir.
2. Kavramlar
Yeni olgu (m. 183)
Velayet veya kişisel ilişki düzenlemesinin kesinleşmesinden sonra, ana veya
babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere (yurt içi veya yurt dışı) gitmesi
veya ölmesi gibi önceden öngörülemeyen ve çocuğun hayatında köklü etkiler
yaratan maddi değişiklikleri ifade eder. Aile hukukunda velayet kararları
maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmediğinden, bu tür yeni vakıaların ortaya
çıkması halinde mahkeme, mevcut statükonun sürdürülmesinin çocuğun üstün
yararına aykırı olup olmadığını değerlendirerek velayeti değiştirmeye veya
kişisel ilişkiyi yeniden düzenlemeye yetkili kılınmıştır.
Vicdani kanaat şartı (m. 184/1)
Boşanma veya ayrılık davasının dayandığı maddi vakıaların varlığı konusunda
aile mahkemesi hâkiminin tam bir içsel tatmine ve mutlak bir kesinliğe ulaşması
zorunluluğudur. Genel borçlar veya eşya hukuku usulündeki şekli ispat
kurallarının aksine, aile hukukunda hâkim, sunulan delillerle mekanik bir
biçimde bağlı kalmayarak olguların gerçekliğine bizzat inanmalıdır; şayet
hâkimde bu kanaat uyanmazsa, iddialar biçimsel olarak ispatlanmış görünse dahi
davanın reddine karar verilmelidir.
Yemin yasağı (m. 184/2)
Boşanma veya ayrılık davalarının dayandığı olguların ispatı için taraflara
kesin delil niteliğindeki yeminin yöneltilememesi ve yemin teklif edilememesi
kuralıdır. Evlilik birliğinin sona ermesi kamu düzenini ilgilendirdiğinden ve
yemin, kişinin vicdanı ile maddi gerçeklik arasına sıkışmış, dışsal denetime
kapalı sübjektif bir ispat aracı olduğundan, yasa koyucu ailenin tasfiyesi
sürecinde hukukun yanıltılmasını ve dinî/manevi duyguların istismar edilmesini
önlemek amacıyla bu delili mutlak surette yasaklamıştır.
İkrara bağlı olunmaması (m. 184/3)
Çekişmeli yargıda davalının, davacının iddialarını mahkeme huzurunda kabul
etmesinin (ikrarının) boşanma veya ayrılık davalarında hâkimi bağlayıcı bir
kesin delil oluşturmaması ilkesidir. HMK kapsamındaki genel usul kuralının tam
aksine, eşlerden birinin "evet, evi terk ettim" veya "evet, şiddet uyguladım"
şeklindeki beyanı tek başına boşanma kararı verilmesi için yeterli değildir;
hâkim, ikrar edilen bu maddi vakıaları diğer yan delillerle desteklenmedikçe
sabit kabul edemez.
Serbest delil takdiri (m. 184/4)
Aile mahkemesi hâkiminin, boşanma yargılamasında sunulan her türlü kanıtı,
önceden belirlenmiş katı bir delil hiyerarşisine (kesin-takdiri delil ayrımına)
bağlı kalmaksızın özgürce değerlendirmesidir. Hâkim, tanık beyanlarını, uzman
psikolog raporlarını veya dijital iletişim verilerini kendi vicdani süzgecinden
geçirerek onlara dilediği ispat gücünü atfedebilir; bu özgürlük, ailenin mahrem
yapısı içindeki gizli kalmış veya dışa vurulmamış şiddet ve geçimsizlik
vakıalarını aydınlatmanın en temel usuli enstrümanıdır.
Anlaşmanın onay zorunluluğu (m. 184/5)
Eşlerin boşanma veya ayrılığın mali sonuçları (tazminat, yoksulluk nafakası)
ile çocukların durumu (velayet, iştirak nafakası) hususlarında kendi aralarında
yaptıkları sözleşme ve protokollerin, mahkemece bizzat incelenip uygun
bulunmadıkça hiçbir hukuki geçerlilik taşımaması kuralıdır. Taraflar borçlar
hukuku anlamında bir sözleşme hürriyetine sahip olsalar da, aile hukukunun kamu
düzeni karakteri gereği bu sözleşme hâkimin tasdikine bağlı, geciktirici
(taliki) şarta bağlanmış bir hukuki işlemdir.
3. Sistematik İlişkiler
- TMK m. 182 (velayet düzenlemesi — m. 183'teki yeni olguların değiştireceği
temel statüko).
- TMK m. 166/3 (anlaşmalı boşanma — ikrarın hâkimi bağlamayacağı kuralının [TMK
m. 184/3] kanundaki yegâne istisnası).
- HMK m. 192-193 (ikrarın bağlayıcılığına ilişkin genel usul kuralı — TMK m.
184/3'ün bu genel kuralla olan dogmatik çelişkisi/çatışması).
- HMK m. 282 (delillerin serbestçe takdiri — TMK m. 184/4'ün genel medeni usul
hukukundaki paraleli).
- 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair
Kanun (hâkimin vicdani kanaate ulaşmasında bünyedeki uzmanların hazırlayacağı
SİR - Sosyal İnceleme Raporlarının tahkikattaki rolü).
4. Yargıtay İçtihadı
scraper'dan karar yok, ileride güncelle
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Boşanma kararı neticesinde velayeti annesine bırakılan müşterek çocuğun
hayatında, annenin bir yabancı ile yeni bir evlilik yapıp yurt dışına kalıcı
olarak taşınma kararı almasıyla köklü bir değişim meydana gelmiştir. Bu durum,
TMK m. 183 anlamında velayet düzenlemesinde zorunlu değişiklik gerektirebilecek
nitelikte "yeni bir olgu" (başkasıyla evlenme ve yer değiştirme) teşkil eder.
Hâkim, talep üzerine, bu coğrafi ve sosyal kopuşun çocuğun babasıyla olan
kişisel ilişkisini ve bedensel/ruhsal gelişimini nasıl etkileyeceğini pedagog
incelemesiyle tespit etmek zorundadır. Şayet taşınma çocuğun üstün yararına
ağır bir zarar veriyorsa, mahkeme velayeti babaya devredebilir veya babanın
kişisel ilişki takvimini blok tatiller şeklinde sınır ötesi dinamiklere göre
tamamen yeniden uyarlayabilir.
Olay 2: Şiddetli geçimsizlik nedeniyle çekişmeli boşanma davası devam eden
eşler, yargılamanın yıpratıcılığından kurtulmak amacıyla aralarında bir
protokol hazırlamış ve bu metni noter huzurunda imzalayarak birbirlerinden
hiçbir şekilde nafaka ve tazminat talep etmediklerini beyan etmişlerdir. Ancak
TMK m. 184/5 hükmünün emredici doğası gereğince, boşanmanın fer'i sonuçlarına
ilişkin bu tür anlaşmalar, davayı gören aile mahkemesi hâkimi tarafından bizzat
duruşmada incelenip "onaylanmadıkça" geçerli bir borç doğurucu işlem vasfı
kazanamaz. Eşlerin resmi bir noter nezdinde işlem yapmaları dahi bu
geçersizliği iyileştirmez; zira borçlar hukuku sözleşme kuralları, aile
hukukunun kamu düzenini koruyan mutlak tasdik şartını ve hâkim denetimini
hiçbir zaman bertaraf edemez.
6. Pratik Notlar
- TMK m. 183 kapsamındaki velayet ve kişisel ilişkinin değiştirilmesi
talepleri, ilk boşanma kararını veren mahkemede değil, HMK genel yetki
kurallarına göre talep anında çocuğun veya ilgilinin yerleşim yeri Aile
Mahkemesinde yeni ve bağımsız bir dava olarak görülür.
- İkrara bağlı olmama kuralının (m. 184/3) anlaşmalı boşanmaya (m. 166/3)
yansıması istisnai bir karakter taşır; anlaşmalı boşanmada eşlerin mahkeme
huzurundaki boşanma iradeleri, basit bir vakıa ikrarını aşarak doğrudan kurucu
bir sözleşme ve bağlayıcı tasarruf niteliği kazanır.
- Gizli duruşma kararının verilebilmesi (m. 184/6) hâkimin re'sen takdir
edebileceği bir husus olmayıp, mutlaka taraflardan birinin mahremiyetini ve
ailenin şerefini korumak saikiyle "talepte bulunmasına" bağlıdır ve Anayasal
aleniyet ilkesinin katı bir istisnasıdır.
- Anlaşmaların (protokollerin) hâkim denetiminin kapsamı, sadece eşlerin
birbirlerine karşı mali taahhütleriyle sınırlı kalmaz; özellikle iştirak
nafakası ve kişisel ilişkiye dair maddeler hâkimin "çocuğun üstün yararı"
süzgecinden geçirilir ve gerekirse tarafların rızasıyla re'sen değiştirilir.
- Velayet değişikliğinde (m. 183) "yeni bir olgu" gerekmesinin pratikte
yarattığı ispat külfeti büyüktür; zira sadece ebeveynin yeni bir evlilik
yapması tek başına velayetin alınması için yeterli görülmemekte, bu yeni
evliliğin çocuğun fiziki veya psikolojik bütünlüğüne fiilen zarar verdiğinin
(örneğin üvey ebeveyn şiddetinin) kanıtlanması aranmaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Aile mahkemelerinde TMK m. 184/1 uyarınca benimsenen "vicdani kanaat" ölçütü,
teorik olarak usul hukukunun katı ispat kurallarını yumuşatmayı hedeflese de
uygulamada ciddi bir öngörülemezlik ve hukuk güvenliği sorunu yaratmaktadır.
Hâkimlerin sosyolojik, kültürel veya ahlaki ön kabulleri, aynı maddi vakıanın
(örneğin eşler arası ses yükseltmenin) bir mahkemede "ispatlanmış ve evliliği
çekilmez kılan şiddetli geçimsizlik" sayılarak boşanmaya gerekçe oluştururken,
diğer bir mahkemede "evlilik hayatının olağan ve katlanılabilir tartışması"
olarak değerlendirilip davanın reddedilmesine yol açabilmektedir. Bu aşırı
sübjektif marj, boşanma davasının kaderini maddi delillerden ziyade hâkimin
kişisel vicdan algısına ve tolerans eşiğine aşırı derecede bağımlı kılmaktadır.
Taraf ikrarının hâkimi bağlamaması ilkesi (TMK m. 184/3) ailenin kamu düzeni
karakteriyle ve serbest delil takdiriyle uyumlu dogmatik bir kalkan gibi
görünse de; pratikte çekişmeli aile davalarını gereksiz yere uzatan ve usul
ekonomisini (HMK m. 30) tahrip eden bürokratik bir engele dönüşmektedir.
Tarafların örneğin evi terk ettiklerini veya zina fiilini mahkeme huzurunda
tereddütsüz ve baskısız bir biçimde açıkça kabul ettikleri durumlarda dahi,
hâkimin sırf yasa lafzı gereği bu ikrara itibar edemeyip tarafları tanık
dinletmeye veya başkaca delil toplamaya mecbur bırakması çağdaş uyuşmazlık
çözümüyle bağdaşmaz. Muvazaalı boşanmaları engelleme kastıyla ihdas edilen bu
kural, evliliği fiilen tamamen bitmiş ve maddi gerçeği ikrar eden tarafları,
yıllarca süren ve mahremiyeti zedeleyen yargılama işkencesine mahkûm
etmektedir.
Boşanmanın fer'i sonuçlarına ilişkin anlaşmaların hâkim onayına tabi kılınması
(TMK m. 184/5) eşlerin irade özerkliği ve borçlar hukuku sözleşme serbestisi
bakımından derin bir çelişki ve sistemik gerilim barındırmaktadır. Çocukların
velayeti, bakımı ve iştirak nafakası gibi konularda devletin (hâkimin) üstün
yarar denetimi yapması son derece meşru ve gerekli iken; yetişkin, tam
ehliyetli ve ne istediğini bilen iki eşin "kendi aralarındaki" mal rejiminin
tasfiyesi veya birbirlerine ödeyecekleri maddi/manevi tazminat miktarı
üzerindeki mutabakatlarına hâkimin müdahale edebilmesi korumacı ve vesayetçi
bir yaklaşımdır. Eşlerin tamamen malvarlıksal olan tasarruf yetkilerinin aile
mahkemesi vesayetine alınması, medeni hukukun liberal temellerini sarsmakta ve
bireylerin ekonomik geleceklerini özgürce tayin ve tasfiye hakkını yersiz yere
sınırlandırmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt I — Temel Kavramlar ve Medeni Kanunun Başlangıç Hükümleri; Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt II — Kişiler Hukuku; Şener Akyol, Medeni Hukuk — Şahsın Hukuku; Bilge Öztan, Şahsın Hukuku Hakiki Şahıslar; Turgut Akıntürk / Derya Ateş Karaman, Türk Medeni Hukuku — Aile Hukuku; Ahmet M. Kılıçoğlu, Aile Hukuku.
- Yargı kararları: Türk Medeni Kanunu m. 183'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Medeni Kanunu (Schweizerisches Zivilgesetzbuch — ZGB) Art. 134 277-278.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 183. madde metnine dayanır.
Görüş: Vicdani kanaat standardının nesnel kriterlere kavuşturulması; ikrara bağlı olmama ilkesinin anlaşmalı boşanmada zamansal maliyeti nedeniyle kısmi reforma açık olduğu; anlaşmaların hâkim onayının tarafların özerkliğine müdahale değil koruma olduğu görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Sistematik
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun İkinci Kitap Aile Hukuku bölümünde, evlilik birliğinin sona ermesi ve boşanmanın ardından ebeveyn-çocuk ilişkilerinin dinamik yapısını düzenleyen TMK m. 183 ile boşanma yargılamasının emredici usul kurallarını belirleyen TMK m. 184 (ve eşlerin genel yükümlülüklerinin temeli olan m. 185) hükümleri, mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 134 ve 277-278. maddelerinden mülhemdir. Bu normlar bütününün ratio legis'i, bir yandan velayet gibi yaşayan ve sürekli değişen hukuki kurumların yeni hayat şartlarına uyarlanmasındaki "velayet esnekliğini" güvence altına almak; diğer yandan da kamu düzenini çok yakından ilgilendiren boşanma kararlarının, alelade bir borçlar hukuku uyuşmazlığından farklı olarak "serbest delil değerlendirmesi" ve ağırlaştırılmış vicdani kanaat süzgecinden geçirilerek verilmesini sağlamaktır. Yasa koyucu, ailenin tasfiyesi sürecini özel bir koruma zırhına büründürerek, yargılamanın merkezine sadece tarafların şekli beyanlarını değil, maddi gerçeğin bizzat kendisini oturtmuştur.
TMK m. 184 (ve bağlantılı maddi hukuk normu olan m. 185) aile mahkemesi yargılamasını Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) genel, taraflarca hazırlama ilkesine dayalı usul kurallarından keskin ve dogmatik bir biçimde ayırır. Medeni usul hukukunda geçerli olan yemin, ikrarın bağlayıcılığı ve delil hiyerarşisi gibi temel ispat araçları, boşanma davalarının kapısından içeri giremez. Bu durum, aile hukukunda tasarruf ilkesinin daraltılıp, re'sen araştırma ilkesine yaklaşan melez (karma) bir usul yapısının benimsendiğini göstermektedir.
2. Kavramlar
Yeni olgu (m. 183) Velayet veya kişisel ilişki düzenlemesinin kesinleşmesinden sonra, ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere (yurt içi veya yurt dışı) gitmesi veya ölmesi gibi önceden öngörülemeyen ve çocuğun hayatında köklü etkiler yaratan maddi değişiklikleri ifade eder. Aile hukukunda velayet kararları maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmediğinden, bu tür yeni vakıaların ortaya çıkması halinde mahkeme, mevcut statükonun sürdürülmesinin çocuğun üstün yararına aykırı olup olmadığını değerlendirerek velayeti değiştirmeye veya kişisel ilişkiyi yeniden düzenlemeye yetkili kılınmıştır.
Vicdani kanaat şartı (m. 184/1) Boşanma veya ayrılık davasının dayandığı maddi vakıaların varlığı konusunda aile mahkemesi hâkiminin tam bir içsel tatmine ve mutlak bir kesinliğe ulaşması zorunluluğudur. Genel borçlar veya eşya hukuku usulündeki şekli ispat kurallarının aksine, aile hukukunda hâkim, sunulan delillerle mekanik bir biçimde bağlı kalmayarak olguların gerçekliğine bizzat inanmalıdır; şayet hâkimde bu kanaat uyanmazsa, iddialar biçimsel olarak ispatlanmış görünse dahi davanın reddine karar verilmelidir.
Yemin yasağı (m. 184/2) Boşanma veya ayrılık davalarının dayandığı olguların ispatı için taraflara kesin delil niteliğindeki yeminin yöneltilememesi ve yemin teklif edilememesi kuralıdır. Evlilik birliğinin sona ermesi kamu düzenini ilgilendirdiğinden ve yemin, kişinin vicdanı ile maddi gerçeklik arasına sıkışmış, dışsal denetime kapalı sübjektif bir ispat aracı olduğundan, yasa koyucu ailenin tasfiyesi sürecinde hukukun yanıltılmasını ve dinî/manevi duyguların istismar edilmesini önlemek amacıyla bu delili mutlak surette yasaklamıştır.
İkrara bağlı olunmaması (m. 184/3) Çekişmeli yargıda davalının, davacının iddialarını mahkeme huzurunda kabul etmesinin (ikrarının) boşanma veya ayrılık davalarında hâkimi bağlayıcı bir kesin delil oluşturmaması ilkesidir. HMK kapsamındaki genel usul kuralının tam aksine, eşlerden birinin "evet, evi terk ettim" veya "evet, şiddet uyguladım" şeklindeki beyanı tek başına boşanma kararı verilmesi için yeterli değildir; hâkim, ikrar edilen bu maddi vakıaları diğer yan delillerle desteklenmedikçe sabit kabul edemez.
Serbest delil takdiri (m. 184/4) Aile mahkemesi hâkiminin, boşanma yargılamasında sunulan her türlü kanıtı, önceden belirlenmiş katı bir delil hiyerarşisine (kesin-takdiri delil ayrımına) bağlı kalmaksızın özgürce değerlendirmesidir. Hâkim, tanık beyanlarını, uzman psikolog raporlarını veya dijital iletişim verilerini kendi vicdani süzgecinden geçirerek onlara dilediği ispat gücünü atfedebilir; bu özgürlük, ailenin mahrem yapısı içindeki gizli kalmış veya dışa vurulmamış şiddet ve geçimsizlik vakıalarını aydınlatmanın en temel usuli enstrümanıdır.
Anlaşmanın onay zorunluluğu (m. 184/5) Eşlerin boşanma veya ayrılığın mali sonuçları (tazminat, yoksulluk nafakası) ile çocukların durumu (velayet, iştirak nafakası) hususlarında kendi aralarında yaptıkları sözleşme ve protokollerin, mahkemece bizzat incelenip uygun bulunmadıkça hiçbir hukuki geçerlilik taşımaması kuralıdır. Taraflar borçlar hukuku anlamında bir sözleşme hürriyetine sahip olsalar da, aile hukukunun kamu düzeni karakteri gereği bu sözleşme hâkimin tasdikine bağlı, geciktirici (taliki) şarta bağlanmış bir hukuki işlemdir.
3. Sistematik İlişkiler
4. Yargıtay İçtihadı
scraper'dan karar yok, ileride güncelle
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Boşanma kararı neticesinde velayeti annesine bırakılan müşterek çocuğun hayatında, annenin bir yabancı ile yeni bir evlilik yapıp yurt dışına kalıcı olarak taşınma kararı almasıyla köklü bir değişim meydana gelmiştir. Bu durum, TMK m. 183 anlamında velayet düzenlemesinde zorunlu değişiklik gerektirebilecek nitelikte "yeni bir olgu" (başkasıyla evlenme ve yer değiştirme) teşkil eder. Hâkim, talep üzerine, bu coğrafi ve sosyal kopuşun çocuğun babasıyla olan kişisel ilişkisini ve bedensel/ruhsal gelişimini nasıl etkileyeceğini pedagog incelemesiyle tespit etmek zorundadır. Şayet taşınma çocuğun üstün yararına ağır bir zarar veriyorsa, mahkeme velayeti babaya devredebilir veya babanın kişisel ilişki takvimini blok tatiller şeklinde sınır ötesi dinamiklere göre tamamen yeniden uyarlayabilir.
Olay 2: Şiddetli geçimsizlik nedeniyle çekişmeli boşanma davası devam eden eşler, yargılamanın yıpratıcılığından kurtulmak amacıyla aralarında bir protokol hazırlamış ve bu metni noter huzurunda imzalayarak birbirlerinden hiçbir şekilde nafaka ve tazminat talep etmediklerini beyan etmişlerdir. Ancak TMK m. 184/5 hükmünün emredici doğası gereğince, boşanmanın fer'i sonuçlarına ilişkin bu tür anlaşmalar, davayı gören aile mahkemesi hâkimi tarafından bizzat duruşmada incelenip "onaylanmadıkça" geçerli bir borç doğurucu işlem vasfı kazanamaz. Eşlerin resmi bir noter nezdinde işlem yapmaları dahi bu geçersizliği iyileştirmez; zira borçlar hukuku sözleşme kuralları, aile hukukunun kamu düzenini koruyan mutlak tasdik şartını ve hâkim denetimini hiçbir zaman bertaraf edemez.
6. Pratik Notlar
7. Eleştirel Değerlendirme
Aile mahkemelerinde TMK m. 184/1 uyarınca benimsenen "vicdani kanaat" ölçütü, teorik olarak usul hukukunun katı ispat kurallarını yumuşatmayı hedeflese de uygulamada ciddi bir öngörülemezlik ve hukuk güvenliği sorunu yaratmaktadır. Hâkimlerin sosyolojik, kültürel veya ahlaki ön kabulleri, aynı maddi vakıanın (örneğin eşler arası ses yükseltmenin) bir mahkemede "ispatlanmış ve evliliği çekilmez kılan şiddetli geçimsizlik" sayılarak boşanmaya gerekçe oluştururken, diğer bir mahkemede "evlilik hayatının olağan ve katlanılabilir tartışması" olarak değerlendirilip davanın reddedilmesine yol açabilmektedir. Bu aşırı sübjektif marj, boşanma davasının kaderini maddi delillerden ziyade hâkimin kişisel vicdan algısına ve tolerans eşiğine aşırı derecede bağımlı kılmaktadır.
Taraf ikrarının hâkimi bağlamaması ilkesi (TMK m. 184/3) ailenin kamu düzeni karakteriyle ve serbest delil takdiriyle uyumlu dogmatik bir kalkan gibi görünse de; pratikte çekişmeli aile davalarını gereksiz yere uzatan ve usul ekonomisini (HMK m. 30) tahrip eden bürokratik bir engele dönüşmektedir. Tarafların örneğin evi terk ettiklerini veya zina fiilini mahkeme huzurunda tereddütsüz ve baskısız bir biçimde açıkça kabul ettikleri durumlarda dahi, hâkimin sırf yasa lafzı gereği bu ikrara itibar edemeyip tarafları tanık dinletmeye veya başkaca delil toplamaya mecbur bırakması çağdaş uyuşmazlık çözümüyle bağdaşmaz. Muvazaalı boşanmaları engelleme kastıyla ihdas edilen bu kural, evliliği fiilen tamamen bitmiş ve maddi gerçeği ikrar eden tarafları, yıllarca süren ve mahremiyeti zedeleyen yargılama işkencesine mahkûm etmektedir.
Boşanmanın fer'i sonuçlarına ilişkin anlaşmaların hâkim onayına tabi kılınması (TMK m. 184/5) eşlerin irade özerkliği ve borçlar hukuku sözleşme serbestisi bakımından derin bir çelişki ve sistemik gerilim barındırmaktadır. Çocukların velayeti, bakımı ve iştirak nafakası gibi konularda devletin (hâkimin) üstün yarar denetimi yapması son derece meşru ve gerekli iken; yetişkin, tam ehliyetli ve ne istediğini bilen iki eşin "kendi aralarındaki" mal rejiminin tasfiyesi veya birbirlerine ödeyecekleri maddi/manevi tazminat miktarı üzerindeki mutabakatlarına hâkimin müdahale edebilmesi korumacı ve vesayetçi bir yaklaşımdır. Eşlerin tamamen malvarlıksal olan tasarruf yetkilerinin aile mahkemesi vesayetine alınması, medeni hukukun liberal temellerini sarsmakta ve bireylerin ekonomik geleceklerini özgürce tayin ve tasfiye hakkını yersiz yere sınırlandırmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 183. madde metnine dayanır.
Görüş: Vicdani kanaat standardının nesnel kriterlere kavuşturulması; ikrara bağlı olmama ilkesinin anlaşmalı boşanmada zamansal maliyeti nedeniyle kısmi reforma açık olduğu; anlaşmaların hâkim onayının tarafların özerkliğine müdahale değil koruma olduğu görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.