1. Sistematik
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun İkinci Kitap Aile Hukuku bölümünde,
boşanmanın hukuki sonuçlarını düzenleyen kısımda yer alan "Kişisel durum,
tazminat ve nafaka" başlığı altındaki 173, 174 ve 175. maddeler, boşanma
kurumunun en hayati sonuçlarını barındırmaktadır. Mehaz İsviçre Medeni
Kanunu'nun (ZGB) 119 ve 122-125. maddelerinden (eski metinleri itibarıyla)
esinlenilerek sistematiğimize dâhil edilen bu hükümlerin temelindeki ratio
legis, evlilik birliğinin sona ermesiyle tarafların uğradığı maddi ve kişisel
yıkımın hukuk düzeni tarafından onarılmasıdır. Kanun koyucu, boşanma kararıyla
birlikte eşlerin statülerinde meydana gelen radikal değişimi salt bir "bağın
kopması" olarak görmemiş; kusursuz veya daha az kusurlu olan ile yoksulluğa
düşecek olan tarafı ekonomik ve psikolojik bir koruma kalkanı altına almayı
hedeflemiştir.
Bu üç maddenin yargılama hukukunda birlikte değerlendirilmesinin önemi,
boşanmanın fer'isi (eki) niteliğindeki bu taleplerin genellikle aynı dava
dilekçesiyle mahkeme önüne getirilmesinden kaynaklanmaktadır. Kadının
soyadındaki zorunlu değişiklik ile bunun yaratacağı olası kimlik erozyonu (m.
173) evliliğin bitmesiyle uğranılan mevcut veya beklenen menfaat kaybı ile
şahsiyete yönelik saldırıların telafisi (m. 174) ve gelecekteki ekonomik
sefaletin önlenmesi (m. 175) birbiriyle organik bir bütünlük içindedir. Hâkim, boşanmaya hükmederken tarafların kusur oranlarını ve sosyo-ekonomik
durumlarını bir teraziye koyarak, bu üç unsuru eşzamanlı ve birbiriyle uyumlu
bir biçimde karara bağlamak zorundadır.
2. Kavramlar
Kadının soyadı (m. 173)
Boşanma hâlinde kadının evlenme ile kazandığı kişisel durumunu (erginlik gibi)
koruması kural olmakla birlikte, evlenmeden önceki soyadını yeniden alması
mutlak bir yasal sonuçtur. Kadının evlilik birliği içinde kocasının
soyadını taşıması kuralının doğal bir uzantısı olarak, evliliğin sona ermesiyle
bu soyadını kullanma hakkı kural olarak düşer ve kadın önceki (kızlık veya dul
ise önceki) soyadına geri döner.
Soyadı kullanma izni şartları
Kadının, boşandığı kocasının soyadını kullanmakta haklı ve korunmaya değer bir
menfaati bulunması (örneğin bu soyadı ile mesleki bir ün yapmış olması) ve bu
kullanımın kocaya hiçbir zarar vermeyecek olmasının ispatlanması durumunda
mahkemece verilen istisnai bir izindir. Bu iki şartın birlikte
(kümülatif) gerçekleştiğine kanaat getiren hâkim, kadının talebi üzerine eski
eşin soyadını taşımasına hükmedebilir.
Maddi tazminat (m. 174/1)
Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen tarafın, boşanmada
kusurlu olan taraftan talep edebileceği uygun miktardaki ekonomik telafidir. Maddi tazminata hükmedilebilmesi için temel koşul, tazminat isteyen
tarafın boşanmada kusursuz veya diğer eşe göre daha az kusurlu olmasıdır. Evliliğin sağladığı veya gelecekte sağlaması muhtemel olan ekonomik
destekten (örneğin diğer eşin bakım ve iaşesinden) yoksun kalmak, bu menfaat
ihlalinin en somut göstergesidir.
Manevi tazminat (m. 174/2)
Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı ağır surette saldırıya
uğrayan tarafın, kusurlu olan diğer taraftan uygun miktarda bir para ödenmesini
isteme hakkıdır. Bu talebin kabulü için boşanmaya yol açan fiilin
(örneğin şiddet, aldatma veya ağır hakaret) eşin onurunu, saygınlığını ve
ruhsal bütünlüğünü zedeleyecek boyutta haksız bir saldırı teşkil etmesi ve
davacının kusursuz veya daha az kusurlu olması gerekmektedir.
Yoksulluk nafakası (m. 175)
Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan tarafın, kendi kusurunun diğer
taraftan daha ağır olmaması koşuluyla, geçimini sağlamak amacıyla mali gücü
oranında diğer eşten talep ettiği süresiz ödemedir. Burada aranan
"yoksulluk" kavramı, yeme, giyinme, barınma, sağlık ve eğitim gibi bireyin
maddi varlığını geliştirmek için zorunlu harcamaları karşılayacak gelirden
yoksun kalmayı ifade eder.
Nafaka yükümlüsünün kusursuzluğu
Yoksulluk nafakası talep edilen (ödeme yapacak olan) eşin, boşanmaya sebep olan
olaylarda kusurlu olmasının mutlak bir şart olmaması kuralıdır.
Kanun koyucu, yoksulluk nafakasını bir tazminat veya ceza olarak değil, evlilik
birliğinden doğan "boşanma sonrası dayanışma yükümlülüğü" olarak
kurguladığından, nafaka yükümlüsünün hiç kusuru olmasa dahi mali gücü varsa bu
nafakayı ödemekle yükümlü tutulabileceğini hükme bağlamıştır.
3. Sistematik İlişkiler
- TMK m. 166 (Evlilik birliğinin temelinden sarsılması başta olmak üzere
genel ve özel boşanma sebepleri, tazminat ve nafaka taleplerinde yapılacak
kusur değerlendirmesinin ana dayanağıdır).
- TMK m. 176-177 (Nafakanın irat biçiminde ödenmesi, tarafların mali
durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirmesi hâlinde nafakanın
artırılması, azaltılması veya kaldırılması kuralları).
- TMK m. 186 (Eşlerin birliğin giderlerine güçleri oranında katılma
yükümlülüğü, boşanma sonrası ortaya çıkan maddi tazminatın "beklenen menfaat"
hesabında referans noktasıdır).
- TMK m. 27 (Haklı sebeplere dayanarak adın ve soyadın değiştirilmesi kurumu,
kadının soyadı hakkındaki TMK m. 173 hükmünün genel medeni hukuktaki
uzantısıdır).
- TBK m. 49-58 (Haksız fiil sorumluluğu ve manevi tazminat hükümleri, TMK m.
174'ün özel nitelikli yapısına paralel ve tamamlayıcı genel hükümlerdir).
- AY m. 41 (Devletin aileyi koruma yükümlülüğü, yoksulluk nafakasının sosyal
hukuk devleti ilkesiyle birleştiği anayasal temeldir).
4. Yargıtay İçtihadı
"scraper'dan karar yok, ileride güncelle"
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Yirmi yıllık evliliği boyunca hiç çalışmamış ve ev işleriyle meşgul
olmuş kadın, ağır şiddetli geçimsizlik nedeniyle kocasından boşanmıştır.
Yargılama neticesinde kocasının sadakatsiz davranışları nedeniyle daha ağır
kusurlu olduğu ispatlanmıştır. Mahkeme, evliliğin bitmesiyle kadının yoksulluğa
düşeceğini (asgari geçim şartlarını sağlayamayacağını) tespit ederek, TMK m.
175 uyarınca kocanın mali gücü oranında kadın lehine "süresiz" yoksulluk
nafakasına hükmetmiştir. Şayet ilerleyen yıllarda nafaka borçlusu koca
ağır bir hastalığa yakalanıp işini kaybeder veya kadın fiilen başka biriyle
evliymiş gibi yaşamaya başlarsa, TMK m. 176/3 ve 4 uyarınca nafakanın
indirilmesi veya tamamen kaldırılması için yeni bir dava açılabilecektir.
Olay 2: Boşanma davası derdest iken koca, eşinin itibarını sarsmak amacıyla
onun özel fotoğraflarını ve hakaret içerikli metinleri sosyal medya
hesaplarından yayınlamış, ayrıca onu çevresinde asılsız iftiralarla
karalamıştır. Kocanın bu eylemleri sadece kusurlu bir boşanma sebebi olmakla
kalmamış, aynı zamanda kadının şeref, haysiyet ve toplumsal saygınlığına
(kişilik haklarına) ağır bir saldırı teşkil etmiştir. Kadın, boşanma
davasında daha az kusurlu taraf olarak, TMK m. 174/2 hükmüne dayanarak,
uğradığı bu ruhsal yıkımın ve onur kırıklığının telafisi amacıyla kocasından
yüklü bir manevi tazminat talep etmiş ve mahkemece hakkaniyete uygun bir
meblağa hükmedilmiştir.
6. Pratik Notlar
- Soyadı izninin kaldırılması koşulları: Kadının kocasının soyadını
kullanmasına mahkemece izin verilmiş olsa dahi, koca koşulların sonradan
değiştiğini (örneğin kadının bu soyadını haysiyetsiz bir yaşamla lekelediğini)
ispat ederse, TMK m. 173/3 uyarınca bu iznin kaldırılmasını talep edebilir.
- Maddi tazminatta hesaplama yöntemi: Aile hukukunda maddi tazminat (TMK m.
174/1) Borçlar Hukukundaki gibi katı bir aktüeryal hesaplamadan ziyade;
tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kusurun ağırlığı ve hakkaniyet ilkesi
gözetilerek hâkim tarafından takdiren belirlenir.
- Manevi tazminatın takdiri: Manevi tazminat bir zenginleşme aracı
olmadığından, hâkim bu miktarı tayin ederken kişilik hakkına yapılan saldırının
ağırlığını ve tazminat ödeyecek eşin mali gücünü oranlayarak makul bir miktar
belirlemelidir.
- Yoksulluk nafakasının süresizliği: Türkiye'de yoksulluk nafakası kanun
metni gereği "süresiz" bağlanırken (TMK m. 175) birçok Avrupa ülkesinde
nafaka, eşin kendi ayakları üzerinde durabilmesi için tanınan geçici bir
adaptasyon süresiyle (örneğin 3-5 yıl) sınırlandırılmıştır.
- Nafakanın değiştirilmesi: Tarafların mali durumlarındaki olağanüstü
değişiklikler (enflasyon, işsizlik, piyango çıkması) veya hakkaniyetin
gerektirdiği hallerde, TMK m. 176 uyarınca iradın (nafakanın) artırılmasına
veya azaltılmasına daima karar verilebilir.
- Nafakanın ödenmemesi: Mahkeme ilamına bağlanan yoksulluk nafakasının
ödenmemesi halinde, İcra ve İflas Kanunu uyarınca ilamlı icra takibi
başlatılabilir ve borçlunun şikâyet üzerine tazyik hapsiyle cezalandırılması
gündeme gelir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Medeni Kanunu m. 175'te düzenlenen yoksulluk nafakasının "süresiz" olması,
günümüz sosyo-ekonomik dinamikleri karşısında ciddi bir hukuki ve toplumsal
tartışma konusudur. Özellikle çok kısa süren (örneğin birkaç ay veya
bir yıl) ve müşterek çocuğun bulunmadığı evliliklerde, sırf kanundaki "süresiz"
lafzı nedeniyle, daha az kusurlu olan tarafın ömür boyu eski eşine nafaka
ödemeye mahkûm edilmesi ağır bir hakkaniyetsizlik yaratmaktadır. Evlilik
birliğinin yarattığı dayanışma fikri, evlilik bittikten sonra bir tarafı
diğerinin sürekli "emeklilik fonu" veya "garantörü" haline getirmemelidir.
Doktrinde Dural/Öğüz/Gümüş ve Kılıçoğlu'nun da işaret ettiği üzere, nafakanın
evlilik süresi, eşlerin yaşı, mesleki eğitimi ve yeniden iş bulma kapasiteleri
dikkate alınarak kademeli veya belirli bir süreyle (örneğin 3-5 yıl)
sınırlandırılması yönünde acil bir yasal reforma ihtiyaç vardır.
Maddi tazminatın (TMK m. 174/1) mahkemelerce hesaplanma yöntemi de eleştiriye
oldukça açıktır. Yargıtay içtihatlarında, maddi tazminatın tam bir zararın
ispatı aranmaksızın "uygun bir miktar" olarak hakkaniyete göre belirleneceği
ifade edilse de, bu esneklik mahkemelerin tamamen keyfi ve standardize
edilmemiş rakamlara hükmetmesine yol açmaktadır. Borçlar Hukuku doktrininde yer
alan destekten yoksun kalma hesaplamaları (PMF tabloları, yaşam süresi
istatistikleri) Aile Mahkemelerinde genellikle göz ardı edilmekte, "beklenen
menfaat" kavramının içi bilimsel verilere dayanmadan doldurulmaktadır. Kusursuz
tarafın uğradığı gerçek ekonomik sarsıntının, salt hâkimin vicdani takdirine
bırakılması, benzer dosyalarda uçurum derecesinde farklı tazminat rakamlarının
çıkmasına neden olarak hukuk güvenliğini zedelemektedir.
Son olarak, boşanan kadının soyadı meselesini düzenleyen TMK m. 173 hükmü,
çağdaş insan hakları ve cinsiyet eşitliği perspektifinden arkaik bir yapı
sergilemektedir. Kadının evlilikle kocasının soyadını alması kuralının
(TMK m. 187) AYM tarafından iptal edilmesi sürecindeki anayasal gelişmeler göz
önüne alındığında; boşanma sonrası kadının eski kocasının soyadını kullanmaya
devam edebilmesini "kocaya zarar vermeme" gibi son derece ataerkil ve sübjektif
bir ispat yüküne bağlamak kabul edilemez. Bir kadının yıllarca o soyadı ile
akademi veya iş dünyasında kimlik inşa ettikten sonra, boşanmayla kâğıt
üzerinde yeniden "kızlık soyadına" döndürülmesi onun şahsiyet hakkına doğrudan
bir müdahaledir. Bu kurumun, "kocanın izni veya zararı" ekseninden çıkarılarak,
tamamen kadının kişisel kimlik hakkı ve irade özerkliği bağlamında yeniden
yapılandırılması zorunludur.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt I — Temel Kavramlar ve Medeni Kanunun Başlangıç Hükümleri; Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt II — Kişiler Hukuku; Şener Akyol, Medeni Hukuk — Şahsın Hukuku; Bilge Öztan, Şahsın Hukuku Hakiki Şahıslar; Turgut Akıntürk / Derya Ateş Karaman, Türk Medeni Hukuku — Aile Hukuku; Ahmet M. Kılıçoğlu, Aile Hukuku.
- Yargı kararları: Türk Medeni Kanunu m. 173'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Medeni Kanunu (Schweizerisches Zivilgesetzbuch — ZGB) Art. 119 122-125.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 173. madde metnine dayanır.
Görüş: Yoksulluk nafakasının süresizliğinin kısa evliliklerde adaletsizlik yarattığı; maddi tazminat hesaplamasında nesnel ölçütlerin içtihatla netleştirilmesi; boşanan kadının soyadı seçiminin kişisel özerklik ilkesiyle uyumlu biçimde genişletilmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Sistematik
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun İkinci Kitap Aile Hukuku bölümünde, boşanmanın hukuki sonuçlarını düzenleyen kısımda yer alan "Kişisel durum, tazminat ve nafaka" başlığı altındaki 173, 174 ve 175. maddeler, boşanma kurumunun en hayati sonuçlarını barındırmaktadır. Mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 119 ve 122-125. maddelerinden (eski metinleri itibarıyla) esinlenilerek sistematiğimize dâhil edilen bu hükümlerin temelindeki ratio legis, evlilik birliğinin sona ermesiyle tarafların uğradığı maddi ve kişisel yıkımın hukuk düzeni tarafından onarılmasıdır. Kanun koyucu, boşanma kararıyla birlikte eşlerin statülerinde meydana gelen radikal değişimi salt bir "bağın kopması" olarak görmemiş; kusursuz veya daha az kusurlu olan ile yoksulluğa düşecek olan tarafı ekonomik ve psikolojik bir koruma kalkanı altına almayı hedeflemiştir.
Bu üç maddenin yargılama hukukunda birlikte değerlendirilmesinin önemi, boşanmanın fer'isi (eki) niteliğindeki bu taleplerin genellikle aynı dava dilekçesiyle mahkeme önüne getirilmesinden kaynaklanmaktadır. Kadının soyadındaki zorunlu değişiklik ile bunun yaratacağı olası kimlik erozyonu (m. 173) evliliğin bitmesiyle uğranılan mevcut veya beklenen menfaat kaybı ile şahsiyete yönelik saldırıların telafisi (m. 174) ve gelecekteki ekonomik sefaletin önlenmesi (m. 175) birbiriyle organik bir bütünlük içindedir. Hâkim, boşanmaya hükmederken tarafların kusur oranlarını ve sosyo-ekonomik durumlarını bir teraziye koyarak, bu üç unsuru eşzamanlı ve birbiriyle uyumlu bir biçimde karara bağlamak zorundadır.
2. Kavramlar
Kadının soyadı (m. 173) Boşanma hâlinde kadının evlenme ile kazandığı kişisel durumunu (erginlik gibi) koruması kural olmakla birlikte, evlenmeden önceki soyadını yeniden alması mutlak bir yasal sonuçtur. Kadının evlilik birliği içinde kocasının soyadını taşıması kuralının doğal bir uzantısı olarak, evliliğin sona ermesiyle bu soyadını kullanma hakkı kural olarak düşer ve kadın önceki (kızlık veya dul ise önceki) soyadına geri döner.
Soyadı kullanma izni şartları Kadının, boşandığı kocasının soyadını kullanmakta haklı ve korunmaya değer bir menfaati bulunması (örneğin bu soyadı ile mesleki bir ün yapmış olması) ve bu kullanımın kocaya hiçbir zarar vermeyecek olmasının ispatlanması durumunda mahkemece verilen istisnai bir izindir. Bu iki şartın birlikte (kümülatif) gerçekleştiğine kanaat getiren hâkim, kadının talebi üzerine eski eşin soyadını taşımasına hükmedebilir.
Maddi tazminat (m. 174/1) Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen tarafın, boşanmada kusurlu olan taraftan talep edebileceği uygun miktardaki ekonomik telafidir. Maddi tazminata hükmedilebilmesi için temel koşul, tazminat isteyen tarafın boşanmada kusursuz veya diğer eşe göre daha az kusurlu olmasıdır. Evliliğin sağladığı veya gelecekte sağlaması muhtemel olan ekonomik destekten (örneğin diğer eşin bakım ve iaşesinden) yoksun kalmak, bu menfaat ihlalinin en somut göstergesidir.
Manevi tazminat (m. 174/2) Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı ağır surette saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olan diğer taraftan uygun miktarda bir para ödenmesini isteme hakkıdır. Bu talebin kabulü için boşanmaya yol açan fiilin (örneğin şiddet, aldatma veya ağır hakaret) eşin onurunu, saygınlığını ve ruhsal bütünlüğünü zedeleyecek boyutta haksız bir saldırı teşkil etmesi ve davacının kusursuz veya daha az kusurlu olması gerekmektedir.
Yoksulluk nafakası (m. 175) Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan tarafın, kendi kusurunun diğer taraftan daha ağır olmaması koşuluyla, geçimini sağlamak amacıyla mali gücü oranında diğer eşten talep ettiği süresiz ödemedir. Burada aranan "yoksulluk" kavramı, yeme, giyinme, barınma, sağlık ve eğitim gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu harcamaları karşılayacak gelirden yoksun kalmayı ifade eder.
Nafaka yükümlüsünün kusursuzluğu Yoksulluk nafakası talep edilen (ödeme yapacak olan) eşin, boşanmaya sebep olan olaylarda kusurlu olmasının mutlak bir şart olmaması kuralıdır. Kanun koyucu, yoksulluk nafakasını bir tazminat veya ceza olarak değil, evlilik birliğinden doğan "boşanma sonrası dayanışma yükümlülüğü" olarak kurguladığından, nafaka yükümlüsünün hiç kusuru olmasa dahi mali gücü varsa bu nafakayı ödemekle yükümlü tutulabileceğini hükme bağlamıştır.
3. Sistematik İlişkiler
4. Yargıtay İçtihadı
"scraper'dan karar yok, ileride güncelle"
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Yirmi yıllık evliliği boyunca hiç çalışmamış ve ev işleriyle meşgul olmuş kadın, ağır şiddetli geçimsizlik nedeniyle kocasından boşanmıştır. Yargılama neticesinde kocasının sadakatsiz davranışları nedeniyle daha ağır kusurlu olduğu ispatlanmıştır. Mahkeme, evliliğin bitmesiyle kadının yoksulluğa düşeceğini (asgari geçim şartlarını sağlayamayacağını) tespit ederek, TMK m. 175 uyarınca kocanın mali gücü oranında kadın lehine "süresiz" yoksulluk nafakasına hükmetmiştir. Şayet ilerleyen yıllarda nafaka borçlusu koca ağır bir hastalığa yakalanıp işini kaybeder veya kadın fiilen başka biriyle evliymiş gibi yaşamaya başlarsa, TMK m. 176/3 ve 4 uyarınca nafakanın indirilmesi veya tamamen kaldırılması için yeni bir dava açılabilecektir.
Olay 2: Boşanma davası derdest iken koca, eşinin itibarını sarsmak amacıyla onun özel fotoğraflarını ve hakaret içerikli metinleri sosyal medya hesaplarından yayınlamış, ayrıca onu çevresinde asılsız iftiralarla karalamıştır. Kocanın bu eylemleri sadece kusurlu bir boşanma sebebi olmakla kalmamış, aynı zamanda kadının şeref, haysiyet ve toplumsal saygınlığına (kişilik haklarına) ağır bir saldırı teşkil etmiştir. Kadın, boşanma davasında daha az kusurlu taraf olarak, TMK m. 174/2 hükmüne dayanarak, uğradığı bu ruhsal yıkımın ve onur kırıklığının telafisi amacıyla kocasından yüklü bir manevi tazminat talep etmiş ve mahkemece hakkaniyete uygun bir meblağa hükmedilmiştir.
6. Pratik Notlar
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Medeni Kanunu m. 175'te düzenlenen yoksulluk nafakasının "süresiz" olması, günümüz sosyo-ekonomik dinamikleri karşısında ciddi bir hukuki ve toplumsal tartışma konusudur. Özellikle çok kısa süren (örneğin birkaç ay veya bir yıl) ve müşterek çocuğun bulunmadığı evliliklerde, sırf kanundaki "süresiz" lafzı nedeniyle, daha az kusurlu olan tarafın ömür boyu eski eşine nafaka ödemeye mahkûm edilmesi ağır bir hakkaniyetsizlik yaratmaktadır. Evlilik birliğinin yarattığı dayanışma fikri, evlilik bittikten sonra bir tarafı diğerinin sürekli "emeklilik fonu" veya "garantörü" haline getirmemelidir. Doktrinde Dural/Öğüz/Gümüş ve Kılıçoğlu'nun da işaret ettiği üzere, nafakanın evlilik süresi, eşlerin yaşı, mesleki eğitimi ve yeniden iş bulma kapasiteleri dikkate alınarak kademeli veya belirli bir süreyle (örneğin 3-5 yıl) sınırlandırılması yönünde acil bir yasal reforma ihtiyaç vardır.
Maddi tazminatın (TMK m. 174/1) mahkemelerce hesaplanma yöntemi de eleştiriye oldukça açıktır. Yargıtay içtihatlarında, maddi tazminatın tam bir zararın ispatı aranmaksızın "uygun bir miktar" olarak hakkaniyete göre belirleneceği ifade edilse de, bu esneklik mahkemelerin tamamen keyfi ve standardize edilmemiş rakamlara hükmetmesine yol açmaktadır. Borçlar Hukuku doktrininde yer alan destekten yoksun kalma hesaplamaları (PMF tabloları, yaşam süresi istatistikleri) Aile Mahkemelerinde genellikle göz ardı edilmekte, "beklenen menfaat" kavramının içi bilimsel verilere dayanmadan doldurulmaktadır. Kusursuz tarafın uğradığı gerçek ekonomik sarsıntının, salt hâkimin vicdani takdirine bırakılması, benzer dosyalarda uçurum derecesinde farklı tazminat rakamlarının çıkmasına neden olarak hukuk güvenliğini zedelemektedir.
Son olarak, boşanan kadının soyadı meselesini düzenleyen TMK m. 173 hükmü, çağdaş insan hakları ve cinsiyet eşitliği perspektifinden arkaik bir yapı sergilemektedir. Kadının evlilikle kocasının soyadını alması kuralının (TMK m. 187) AYM tarafından iptal edilmesi sürecindeki anayasal gelişmeler göz önüne alındığında; boşanma sonrası kadının eski kocasının soyadını kullanmaya devam edebilmesini "kocaya zarar vermeme" gibi son derece ataerkil ve sübjektif bir ispat yüküne bağlamak kabul edilemez. Bir kadının yıllarca o soyadı ile akademi veya iş dünyasında kimlik inşa ettikten sonra, boşanmayla kâğıt üzerinde yeniden "kızlık soyadına" döndürülmesi onun şahsiyet hakkına doğrudan bir müdahaledir. Bu kurumun, "kocanın izni veya zararı" ekseninden çıkarılarak, tamamen kadının kişisel kimlik hakkı ve irade özerkliği bağlamında yeniden yapılandırılması zorunludur.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 173. madde metnine dayanır.
Görüş: Yoksulluk nafakasının süresizliğinin kısa evliliklerde adaletsizlik yarattığı; maddi tazminat hesaplamasında nesnel ölçütlerin içtihatla netleştirilmesi; boşanan kadının soyadı seçiminin kişisel özerklik ilkesiyle uyumlu biçimde genişletilmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.