1. Sistematik
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun İkinci Kitap Aile Hukuku bölümünde, boşanma
yargılamasının hüküm aşamasını düzenleyen "Boşanma veya ayrılık" (m. 170)
"Ayrılık süresi" (m. 171) ve "Ayrılık süresinin bitimi" (m. 172) başlıkları,
mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 118, 119 ve 120. maddelerinden (eski
metinleri itibarıyla) esinlenilerek kaleme alınmıştır. Bu üç birbirini
tamamlayan maddenin temelindeki ratio legis, evlilik birliğini sarsan olaylar
ispatlanmış olsa dahi, devletin aileyi koruma refleksi gereğince hâkime esnek
bir karar verme yetkisi tanımak ve eşlere evliliği hukuken bitirmeden önce
fiilen uzaklaşarak uzlaşma fırsatı yaratmaktır. Kanun koyucu, katı bir "ya hep
ya hiç" mantığı yerine, davanın türüne ve eşlerin barışma ihtimaline göre
şekillenecek alternatifli bir hüküm mekanizması kurmuştur.
Ayrılık kararı, özünde boşanmaya giden yolda evliliği ipten almak için
öngörülmüş son bir "soğuma süresi" (cooling-off period) işlevi görmektedir.
Evlilik bağı hukuken ortadan kalkmamakta, eşlerin sadakat ve yardım
yükümlülükleri devam etmekte; ancak müşterek hayatı sürdürme (beraber yaşama)
mecburiyeti geçici bir süre için yasal olarak askıya alınmaktadır. Ayrılık
süresinin bitiminde ortak hayat yeniden kurulamamışsa, kanun koyucu bu durumu
evliliğin artık kesin olarak fiilen çöktüğünün yasal bir karinesi sayarak
boşanma yolunu nihai olarak açmaktadır.
2. Kavramlar
Hâkimin seçim yetkisi (m. 170/1)
Boşanma sebebinin davacı tarafça usulüne uygun şekilde ispatlanması halinde,
kural olarak hâkimin boşanmaya karar vermesi gerekse de, yasanın hâkime somut
olayın özelliklerine göre tarafları boşamak yerine sadece ayrılık kararı
verebilme yönünde tanıdığı istisnai takdir hakkıdır.
Ayrılık davasında boşanma yasağı (m. 170/2)
Davacı eşin, mevcut bir boşanma sebebi bulunmasına rağmen evliliğini tamamen
bitirmek istemeyip mahkemeden münhasıran "ayrılık" talep etmesi durumunda,
HMK'da yer alan taleple bağlılık ilkesi gereğince hâkimin bu talebi aşarak
eşlerin boşanmasına karar veremeyeceğini ifade eden emredici usul kuralıdır.
Boşanma davasında ayrılık kararı (m. 170/3)
Eşlerden birinin veya her ikisinin doğrudan boşanma talebiyle dava açmış ve
boşanma sebebini ispatlamış olmalarına rağmen, hâkimin eşlerin sosyal,
psikolojik ve kültürel durumlarını inceleyerek ortak hayatın yeniden kurulması
(barışma) olasılığının güçlü olduğuna vicdanen kanaat getirmesi halinde,
boşanma talebini reddetmeyip evliliği kurtarmak amacıyla ayrılığa
hükmetmesidir.
Ayrılık süresi: 1-3 yıl (m. 171)
Hâkimin ayrılık kararı verirken tarafların durumuna göre takdir edeceği, alt
sınırı bir yıl, üst sınırı ise üç yıl olan ve ayrılık hükmünün kesinleştiği
tarihten itibaren işlemeye başlayan yasal mola süresidir. Bu süre zarfında
eşlerin ayrı yaşama hakkı mahkeme kararıyla meşru bir zemine oturtulmuş olur.
Süre bitimi ve boşanma davası (m. 172)
Hâkim tarafından tayin edilen ayrılık süresinin dolmasıyla ayrılık durumunun
herhangi bir yeni mahkeme kararına gerek kalmaksızın kendiliğinden sona ermesi
ve şayet bu sürede eşler barışarak ortak hayatı yeniden kuramamışlarsa, ilk
davanın türüne veya kusur durumuna bakılmaksızın eşlerden her birine yeni bir
boşanma davası açma hakkı tanıyan hukuki aşamadır. Bu yeni davada ilk davada
ispatlanan olaylar ve ayrılık döneminde yaşanan gelişmeler bütüncül olarak
değerlendirilir.
3. Sistematik İlişkiler
- TMK m. 166-169 (boşanma sebepleri ve dava): TMK m. 170 uyarınca ayrılığa
karar verilebilmesi için öncelikle TMK m. 161-166 arasında düzenlenen boşanma
sebeplerinden birinin ispatlanmış olması ve dava süresince m. 169 uyarınca
geçici önlemlerin alınmış olması zorunludur.
- TMK m. 173-185 (boşanmanın sonuçları): TMK m. 172 uyarınca açılan ikinci
boşanma davası sonucunda, nafaka, tazminat ve mal rejiminin tasfiyesi gibi
boşanmanın mali ve kişisel sonuçları TMK m. 173 ve devamı hükümlerine göre
çözümlenecektir.
- TMK m. 186-188 (ortak konut): Ayrılık kararıyla birlikte eşlerin ortak
konutta birlikte yaşama yükümlülüğü kalktığından, bu sürede ortak konutun
tahsisi ve kullanımı TMK m. 186 vd. hükümleri çerçevesinde hâkim tarafından
düzenlenir.
- HMK m. 367 (yargılama usulü): Ayrılık kararı aile hukukuna ilişkin bir
karar olduğundan, HMK m. 367/2 uyarınca kesinleşmeden icra edilemez; bu nedenle
TMK m. 171'deki sürenin başlaması kararın kesinleşmesi şartına usulen
bağlanmıştır.
4. Yargıtay İçtihadı
scraper'dan karar yok, ileride güncelle
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Kadın eş (A) kocası (B)'ye karşı şiddetli geçimsizlik nedeniyle
boşanma davası açmış ve kocasının kusurlu eylemlerini ispatlamıştır. Ancak aile
mahkemesi hâkimi, eşlerin uzun yıllardır evli olmasını, müşterek çocukların
durumunu ve kocasının pişmanlık gösteren tavırlarını dikkate alarak, tarafların
barışma olasılığının yüksek olduğuna kanaat getirmiş ve TMK m. 170/3 uyarınca
boşanma yerine 2 yıllık ayrılığa hükmetmiştir. Ayrılık kararının
kesinleşmesiyle başlayan 2 yıllık süre boyunca eşler bir araya gelmemiş ve
ortak hayatı yeniden kuramamışlardır. Sürenin bitimiyle birlikte kadın eş (A)
TMK m. 172 uyarınca yeni bir boşanma davası açmış; mahkeme ilk davada
ispatlanan kusurlu eylemleri esas alarak tarafların boşanmalarına karar
vermiştir.
Olay 2: Koca (X) evlilikte yaşadıkları sorunları aşabileceklerine inandığı
için eşi (Y)'ye karşı boşanma davası yerine sadece ayrılık davası açmış ve
mahkeme TMK m. 171 uyarınca üst sınır olan 3 yıllık ayrılığa karar vermiştir.
TMK m. 170/2 gereği, talep sadece ayrılığa ilişkin olduğundan hâkim istese dahi
bu aşamada boşanmaya hükmedememiştir. Ayrılık kararı kesinleşip 3 yıllık süre
işlemeye başladıktan sonra, eşler bu uzun süre zarfında birbirlerinden tamamen
kopmuş ve barışma ihtimali ortadan kalkmıştır. 3 yıllık süre kendiliğinden
dolduğunda, her iki taraf da TMK m. 172 kapsamında mahkemeye başvurarak ortak
hayatın kurulamadığı gerekçesiyle boşanma talebinde bulunmuş ve mahkeme
evliliğin fiilen bittiğini saptayarak boşanma kararı tesis etmiştir.
6. Pratik Notlar
- Hâkimin ayrılık kararı verirken göz önünde tuttuğu kriterler, mücerret bir
barışma ihtimalinin ötesinde; eşlerin sosyal, kültürel durumları, fiili ayrılık
süreleri ve tarafların mahkemedeki beyanları gibi sağlam ve ciddiye alınabilir
delillere dayanmalıdır.
- Ayrılık süresinde nafaka, velayet, konut hakları aynen devam edeceğinden;
hâkim ayrılık kararı ile birlikte tıpkı geçici tedbirlerde olduğu gibi eşlerden
birine barınma imkânı sağlamalı, çocukların velayetini fiilen birine bırakmalı
ve uygun bir nafakaya hükmetmelidir.
- Süre bitiminde açılacak boşanma davasında yeni delil gerekip gerekmediği
hususunda yasa koyucu kolaylık sağlamış; TMK m. 172 uyarınca, ilk ayrılık
davasında ispatlanmış olan olayların bu yeni boşanma davasında da aynen geçerli
kabul edileceğini düzenlemiştir.
- "Kesinleşme" tarihinin tespitinin önemi, bir ile üç yıl arasında takdir
edilen ayrılık süresinin başlangıcını tayin etmesinden ileri gelir; karar
istinaf veya temyiz edilmişse, süre ancak kanun yolları tüketilip karar
kesinleştiği gün işlemeye başlar.
- Ayrılık süresindeki gelişmelerin yeni davaya taşınması kuralı gereğince;
şayet ayrılık süresi içinde eşlerden biri sadakat yükümlülüğünü ihlal etmiş
veya diğerine hakaret etmişse, ikinci davada bu yeni kusurlar tazminat ve
nafaka hesaplamasında doğrudan dikkate alınır.
7. Eleştirel Değerlendirme
TMK m. 170 ve devamında düzenlenen ayrılık kurumunun Türkiye pratiğinde ve aile
mahkemelerinde neredeyse hiç veya çok nadir kullanılmamasının ardında derin
sosyolojik ve pratik sebepler yatmaktadır. Türk toplum yapısında eşlerin
mahkeme kapısına gelmesi genellikle evliliğin psikolojik olarak tamamen
tükendiği, ailelerin de uyuşmazlığa dâhil olduğu ve onarım ihtimalinin
kalmadığı çok geç bir aşamada gerçekleşmektedir. Üstelik boşanma davalarının
yerel mahkeme, istinaf ve temyiz süreçleriyle birlikte ortalama üç ila beş yıl
sürdüğü bir adalet sisteminde, hâkimin bir de taraflara "bir yıldan üç yıla
kadar" ek bir yasal ayrılık süresi (TMK m. 171) dayatması, tarafların yeni bir
hayat kurma hakkını ölçüsüzce ertelemektedir. Bu nedenle, kanunun koruyucu bir
niyetle getirdiği bu "düşünme payı", pratikte mağdur eşleri kâğıt üzerinde evli
kalmaya mahkûm eden cezalandırıcı bir araca dönüşmektedir.
Hâkime TMK m. 170/3 uyarınca tanınan "ortak hayatın yeniden kurulması
olasılığı" tespit yetkisinin hiçbir objektif hukuki standarda bağlanmamış
olması ciddi bir doktriner sorundur. Yargıtay her ne kadar barışma ihtimalinin
somut delillere dayanması gerektiğini vurgulasa da, eşlerden birinin şiddet
veya ağır hakaret iddialarını ispatladığı bir dosyada, hâkimin sırf muhafazakâr
bir aile yapısını koruma güdüsüyle veya "müşterek çocuklar var" şeklindeki
basmakalıp bir gerekçeyle boşanma yerine ayrılığa hükmetmesi, kişilerin özgür
iradelerine ağır bir devlet müdahalesidir. Evlilik birliğinin sürdürülmesini
çekilmez bulan kusursuz bir eşin, diğer tarafın inatçı tavrı veya hâkimin
sübjektif kanaati yüzünden boşanma hakkından mahrum bırakılması, medeni hukukun
dayandığı irade özerkliği ve anayasal mahremiyet ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
Modern aile hukuku sistemleri, çatışmalı evliliklerde eşleri birbirinden zorla
uzaklaştırıp süreyi bekleten klasik "ayrılık kararı" modeli yerine, süreç
odaklı "uzlaşma ve aile arabuluculuğu" mekanizmalarını ön plana çıkarmaktadır.
Türk Medeni Kanunu'nun, tarafları pasif bir bekleyişe iten TMK m. 171'deki
mekanik 1-3 yıllık ayrılık süresi modelini revize etmesi şarttır. Bunun yerine,
boşanma davası öncesinde veya davanın ilk aşamalarında aile mahkemesi
bünyesindeki uzman psikologlar, pedagoglar ve hukukçular eşliğinde zorunlu
ancak esnek bir "aile arabuluculuğu / danışmanlığı" evresi öngörülmelidir.
Ancak böyle interaktif ve terapötik bir süreç, ortak hayatın yeniden kurulması
olasılığını kâğıt üzerinde bir varsayım olmaktan çıkarıp, gerçek ve ölçülebilir
bir irade testine dönüştürebilir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt I — Temel Kavramlar ve Medeni Kanunun Başlangıç Hükümleri; Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt II — Kişiler Hukuku; Şener Akyol, Medeni Hukuk — Şahsın Hukuku; Bilge Öztan, Şahsın Hukuku Hakiki Şahıslar; Turgut Akıntürk / Derya Ateş Karaman, Türk Medeni Hukuku — Aile Hukuku; Ahmet M. Kılıçoğlu, Aile Hukuku.
- Yargı kararları: Türk Medeni Kanunu m. 170'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Medeni Kanunu (Schweizerisches Zivilgesetzbuch — ZGB) Art. 118-120.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 170. madde metnine dayanır.
Görüş: Ayrılık kurumunun uzlaşma arabuluculuğuyla desteklenmesinin boşanma sayısını azaltabileceği; hâkimin 'olasılık' tespitine nesnel kriter getirilmesinin tutarlılık sağlayacağı; aile mahkemelerinde uzman arabulucu desteğinin sistematik hale getirilmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Sistematik
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun İkinci Kitap Aile Hukuku bölümünde, boşanma yargılamasının hüküm aşamasını düzenleyen "Boşanma veya ayrılık" (m. 170) "Ayrılık süresi" (m. 171) ve "Ayrılık süresinin bitimi" (m. 172) başlıkları, mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 118, 119 ve 120. maddelerinden (eski metinleri itibarıyla) esinlenilerek kaleme alınmıştır. Bu üç birbirini tamamlayan maddenin temelindeki ratio legis, evlilik birliğini sarsan olaylar ispatlanmış olsa dahi, devletin aileyi koruma refleksi gereğince hâkime esnek bir karar verme yetkisi tanımak ve eşlere evliliği hukuken bitirmeden önce fiilen uzaklaşarak uzlaşma fırsatı yaratmaktır. Kanun koyucu, katı bir "ya hep ya hiç" mantığı yerine, davanın türüne ve eşlerin barışma ihtimaline göre şekillenecek alternatifli bir hüküm mekanizması kurmuştur.
Ayrılık kararı, özünde boşanmaya giden yolda evliliği ipten almak için öngörülmüş son bir "soğuma süresi" (cooling-off period) işlevi görmektedir. Evlilik bağı hukuken ortadan kalkmamakta, eşlerin sadakat ve yardım yükümlülükleri devam etmekte; ancak müşterek hayatı sürdürme (beraber yaşama) mecburiyeti geçici bir süre için yasal olarak askıya alınmaktadır. Ayrılık süresinin bitiminde ortak hayat yeniden kurulamamışsa, kanun koyucu bu durumu evliliğin artık kesin olarak fiilen çöktüğünün yasal bir karinesi sayarak boşanma yolunu nihai olarak açmaktadır.
2. Kavramlar
Hâkimin seçim yetkisi (m. 170/1) Boşanma sebebinin davacı tarafça usulüne uygun şekilde ispatlanması halinde, kural olarak hâkimin boşanmaya karar vermesi gerekse de, yasanın hâkime somut olayın özelliklerine göre tarafları boşamak yerine sadece ayrılık kararı verebilme yönünde tanıdığı istisnai takdir hakkıdır.
Ayrılık davasında boşanma yasağı (m. 170/2) Davacı eşin, mevcut bir boşanma sebebi bulunmasına rağmen evliliğini tamamen bitirmek istemeyip mahkemeden münhasıran "ayrılık" talep etmesi durumunda, HMK'da yer alan taleple bağlılık ilkesi gereğince hâkimin bu talebi aşarak eşlerin boşanmasına karar veremeyeceğini ifade eden emredici usul kuralıdır.
Boşanma davasında ayrılık kararı (m. 170/3) Eşlerden birinin veya her ikisinin doğrudan boşanma talebiyle dava açmış ve boşanma sebebini ispatlamış olmalarına rağmen, hâkimin eşlerin sosyal, psikolojik ve kültürel durumlarını inceleyerek ortak hayatın yeniden kurulması (barışma) olasılığının güçlü olduğuna vicdanen kanaat getirmesi halinde, boşanma talebini reddetmeyip evliliği kurtarmak amacıyla ayrılığa hükmetmesidir.
Ayrılık süresi: 1-3 yıl (m. 171) Hâkimin ayrılık kararı verirken tarafların durumuna göre takdir edeceği, alt sınırı bir yıl, üst sınırı ise üç yıl olan ve ayrılık hükmünün kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlayan yasal mola süresidir. Bu süre zarfında eşlerin ayrı yaşama hakkı mahkeme kararıyla meşru bir zemine oturtulmuş olur.
Süre bitimi ve boşanma davası (m. 172) Hâkim tarafından tayin edilen ayrılık süresinin dolmasıyla ayrılık durumunun herhangi bir yeni mahkeme kararına gerek kalmaksızın kendiliğinden sona ermesi ve şayet bu sürede eşler barışarak ortak hayatı yeniden kuramamışlarsa, ilk davanın türüne veya kusur durumuna bakılmaksızın eşlerden her birine yeni bir boşanma davası açma hakkı tanıyan hukuki aşamadır. Bu yeni davada ilk davada ispatlanan olaylar ve ayrılık döneminde yaşanan gelişmeler bütüncül olarak değerlendirilir.
3. Sistematik İlişkiler
4. Yargıtay İçtihadı
scraper'dan karar yok, ileride güncelle
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Kadın eş (A) kocası (B)'ye karşı şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma davası açmış ve kocasının kusurlu eylemlerini ispatlamıştır. Ancak aile mahkemesi hâkimi, eşlerin uzun yıllardır evli olmasını, müşterek çocukların durumunu ve kocasının pişmanlık gösteren tavırlarını dikkate alarak, tarafların barışma olasılığının yüksek olduğuna kanaat getirmiş ve TMK m. 170/3 uyarınca boşanma yerine 2 yıllık ayrılığa hükmetmiştir. Ayrılık kararının kesinleşmesiyle başlayan 2 yıllık süre boyunca eşler bir araya gelmemiş ve ortak hayatı yeniden kuramamışlardır. Sürenin bitimiyle birlikte kadın eş (A) TMK m. 172 uyarınca yeni bir boşanma davası açmış; mahkeme ilk davada ispatlanan kusurlu eylemleri esas alarak tarafların boşanmalarına karar vermiştir.
Olay 2: Koca (X) evlilikte yaşadıkları sorunları aşabileceklerine inandığı için eşi (Y)'ye karşı boşanma davası yerine sadece ayrılık davası açmış ve mahkeme TMK m. 171 uyarınca üst sınır olan 3 yıllık ayrılığa karar vermiştir. TMK m. 170/2 gereği, talep sadece ayrılığa ilişkin olduğundan hâkim istese dahi bu aşamada boşanmaya hükmedememiştir. Ayrılık kararı kesinleşip 3 yıllık süre işlemeye başladıktan sonra, eşler bu uzun süre zarfında birbirlerinden tamamen kopmuş ve barışma ihtimali ortadan kalkmıştır. 3 yıllık süre kendiliğinden dolduğunda, her iki taraf da TMK m. 172 kapsamında mahkemeye başvurarak ortak hayatın kurulamadığı gerekçesiyle boşanma talebinde bulunmuş ve mahkeme evliliğin fiilen bittiğini saptayarak boşanma kararı tesis etmiştir.
6. Pratik Notlar
7. Eleştirel Değerlendirme
TMK m. 170 ve devamında düzenlenen ayrılık kurumunun Türkiye pratiğinde ve aile mahkemelerinde neredeyse hiç veya çok nadir kullanılmamasının ardında derin sosyolojik ve pratik sebepler yatmaktadır. Türk toplum yapısında eşlerin mahkeme kapısına gelmesi genellikle evliliğin psikolojik olarak tamamen tükendiği, ailelerin de uyuşmazlığa dâhil olduğu ve onarım ihtimalinin kalmadığı çok geç bir aşamada gerçekleşmektedir. Üstelik boşanma davalarının yerel mahkeme, istinaf ve temyiz süreçleriyle birlikte ortalama üç ila beş yıl sürdüğü bir adalet sisteminde, hâkimin bir de taraflara "bir yıldan üç yıla kadar" ek bir yasal ayrılık süresi (TMK m. 171) dayatması, tarafların yeni bir hayat kurma hakkını ölçüsüzce ertelemektedir. Bu nedenle, kanunun koruyucu bir niyetle getirdiği bu "düşünme payı", pratikte mağdur eşleri kâğıt üzerinde evli kalmaya mahkûm eden cezalandırıcı bir araca dönüşmektedir.
Hâkime TMK m. 170/3 uyarınca tanınan "ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı" tespit yetkisinin hiçbir objektif hukuki standarda bağlanmamış olması ciddi bir doktriner sorundur. Yargıtay her ne kadar barışma ihtimalinin somut delillere dayanması gerektiğini vurgulasa da, eşlerden birinin şiddet veya ağır hakaret iddialarını ispatladığı bir dosyada, hâkimin sırf muhafazakâr bir aile yapısını koruma güdüsüyle veya "müşterek çocuklar var" şeklindeki basmakalıp bir gerekçeyle boşanma yerine ayrılığa hükmetmesi, kişilerin özgür iradelerine ağır bir devlet müdahalesidir. Evlilik birliğinin sürdürülmesini çekilmez bulan kusursuz bir eşin, diğer tarafın inatçı tavrı veya hâkimin sübjektif kanaati yüzünden boşanma hakkından mahrum bırakılması, medeni hukukun dayandığı irade özerkliği ve anayasal mahremiyet ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
Modern aile hukuku sistemleri, çatışmalı evliliklerde eşleri birbirinden zorla uzaklaştırıp süreyi bekleten klasik "ayrılık kararı" modeli yerine, süreç odaklı "uzlaşma ve aile arabuluculuğu" mekanizmalarını ön plana çıkarmaktadır. Türk Medeni Kanunu'nun, tarafları pasif bir bekleyişe iten TMK m. 171'deki mekanik 1-3 yıllık ayrılık süresi modelini revize etmesi şarttır. Bunun yerine, boşanma davası öncesinde veya davanın ilk aşamalarında aile mahkemesi bünyesindeki uzman psikologlar, pedagoglar ve hukukçular eşliğinde zorunlu ancak esnek bir "aile arabuluculuğu / danışmanlığı" evresi öngörülmelidir. Ancak böyle interaktif ve terapötik bir süreç, ortak hayatın yeniden kurulması olasılığını kâğıt üzerinde bir varsayım olmaktan çıkarıp, gerçek ve ölçülebilir bir irade testine dönüştürebilir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 170. madde metnine dayanır.
Görüş: Ayrılık kurumunun uzlaşma arabuluculuğuyla desteklenmesinin boşanma sayısını azaltabileceği; hâkimin 'olasılık' tespitine nesnel kriter getirilmesinin tutarlılık sağlayacağı; aile mahkemelerinde uzman arabulucu desteğinin sistematik hale getirilmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.