1. Sistematik
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun İkinci Kitap Aile Hukuku, Evlilik Hukuku
kısmında "Boşanma Sebepleri" arasında düzenlenen 163. (suç işleme ve
haysiyetsiz hayat sürme) 164. (terk) ve 165. (akıl hastalığı) maddeleri, mehaz
İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 114 ve 116. maddelerinden neşet eden özel
boşanma sebepleridir. Bu hükümlerin temelindeki ratio legis, evlilik
birliğinin taraflardan biri veya her ikisi için devam ettirilemez hale geldiği,
ortak yaşamın imkânsızlaştığı ve evliliğin kurumsal mahiyetinin ağır bir ihlale
veya biyolojik/psikolojik bir engele uğradığı spesifik durumlarda, kanun
koyucunun evliliği dağıtma iradesidir. Kanun koyucu, bu üç maddedeki maddi
vakıaları o kadar ağır ve tüketici bulmuştur ki, bu fiillerin varlığı halinde
evlilik bağının çözülmesini özel bir yasal çerçeveye oturtmuştur.
Bu üç özel boşanma sebebinin dogmatik olarak en belirgin ortak noktası,
"birlikte yaşamı çekilmez kılma" unsurudur. Suç işleme ve haysiyetsiz hayat
sürmede (TMK m. 163) ile akıl hastalığında (TMK m. 165) bu çekilmezlik şartı
bizzat kanun metninde aranmışken; terk (TMK m. 164) sebebinde kanun koyucu altı
aylık fiili ayrılığı ve sonuçsuz kalan ihtarı, ortak hayatın çekilmezliğinin
mutlak bir yasal karinesi olarak kabul etmiştir. Dolayısıyla her üç halde de
hâkimin temel inceleme alanı, mevcut özel durumun diğer eş için evliliği fiilen
ve hukuken sürdürülemez bir yüke dönüştürüp dönüştürmediğidir.
2. Kavramlar
Küçük düşürücü suç (m. 163)
Eşlerden birinin hırsızlık, dolandırıcılık, rüşvet, irtikap, cinsel saldırı,
güveni kötüye kullanma gibi toplumun ahlak ve şeref anlayışına göre faili ağır
bir şekilde itibarsızlaştıran suçlardan birini işlemesidir. Bu boşanma
sebebine dayanılabilmesi için suçun mutlaka evlendikten sonra işlenmesi
gerekir; ancak ceza mahkemesindeki mahkumiyet kararının kesinleşmesi zorunlu
olmayıp, eylemin işlendiğinin hukuk mahkemesinde ispatlanması ve bu eylemin
diğer eş için birlikte yaşamı çekilmez kılması yeterlidir.
Haysiyetsiz hayat sürme (m. 163)
Bir eşin toplumun genel ahlak ve namus anlayışıyla bağdaşmayan, şeref ve
haysiyetten yoksun bir yaşam biçimini (örneğin kumarbazlık, uyuşturucu
ticareti, fuhuş, randevu evi işletmeciliği) devamlı surette benimsemesidir. Bu
eylemin bir boşanma sebebi oluşturabilmesi için anlık bir sapma değil, bir
yaşam tarzı olarak "süreklilik" arz etmesi ve diğer eş açısından hayatı
tahammül edilmez bir noktaya getirmesi şarttır. Kanun, bu sebebe dayalı davayı
süreye bağlamamış, "her zaman" açılabileceğini öngörmüştür.
Terk (m. 164)
Eşlerden birinin evlilik birliğinin kendisine yüklediği görevleri yerine
getirmemek maksadıyla diğer eşi bırakıp gitmesi veya haklı bir sebep olmaksızın
ortak konuta dönmemesidir. Terk sebebiyle boşanma davası açılabilmesi için
ayrılığın kesintisiz en az altı ay sürmüş olması, mahkeme veya noter
aracılığıyla çekilen ihtarın sonuçsuz kalması ve diğer eşi evden kovan veya
dönmesini engelleyen tarafın da terk etmiş sayılacağı kuralının dikkate
alınması mutlak zorunluluktur.
İhtar usulü
Terk eden eşin ortak konuta dönmesi için kanunun aradığı zorunlu, resmi ve
şekli bir çağrı mekanizmasıdır. İhtarın talep edilebilmesi için terk eyleminin
üzerinden en az dört ay geçmiş olması şarttır; ihtar kararında eşe eve dönmesi
için iki aylık bir mühlet verilir ve bu mühletin sonuçsuz kalması halinde
boşanma davası açma hakkı doğar. İhtar, esası incelemeden yapılan usuli bir
işlem olup hem mahkemeler hem de noterler aracılığıyla gönderilebilmektedir.
Akıl hastalığı (m. 165)
Eşlerden birinin evlilik birliği devam ederken yakalandığı veya evlilikten
sonra ortaya çıkan, ortak hayatı diğer eş için çekilmez hale getiren şizofreni,
paranoya gibi ağır psikiyatrik rahatsızlıklardır. Bu sebebe dayalı olarak
boşanma kararı verilebilmesi için, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının
mutlaka "resmî sağlık kurulu raporu" (tam teşekküllü devlet/üniversite
hastanesi veya Adli Tıp Kurumu) ile şüpheye yer bırakmayacak şekilde tıbben
tespit edilmiş olması emredici bir şarttır.
3. Sistematik İlişkiler
- TMK m. 161-162 (zina, hayata kast — TMK 163, 164, 165 ile birlikte kanunda
sınırlı sayıyla düzenlenmiş diğer kusura veya olguya dayalı özel boşanma
sebepleri).
- TMK m. 166 (evlilik birliğinin temelden sarsılması — özel boşanma
sebeplerinin ispat edilemediği hallerde, aynı maddi vakıaların
yöneltilebileceği genel boşanma sebebi ve torba hüküm).
- TMK m. 133 (akıl hastalığı evlenme engeli — m. 165'teki boşanma sebebi
evlilikten sonra ortaya çıkan veya önceden var olup evliliği çekilmez kılan
hastalıkları kapsarken; m. 133 mutlak butlan ve evlenme engeli rejimidir).
- TMK m. 186 (ortak konut — eşlerin evi birlikte seçmeleri kuralı, terk
davasında haklı ihtarın yöneltileceği müşterek barınma alanını tanımlar).
- 6284 sayılı Kanun (şiddet içeren davranışların haysiyetsiz hayat veya
müşterek hayatın çekilmezliği bağlamında boşanma davasıyla eşgüdümlü koruma
mekanizması).
4. Yargıtay İçtihadı
scraper'dan karar yok, ileride güncelle
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Eşiyle tartıştıktan sonra evlilik yükümlülüklerinden kaçmak maksadıyla
1 Ocak tarihinde müşterek konutu terk eden kocaya karşı kadın, terk sebebine
dayalı boşanma davası açmak istemektedir. Kanuni sürelerin katı hesabı
uyarınca, kadının ihtar çekebilmesi için terk tarihinden itibaren en az dört
tam ayın geçmesi (1 Mayıs) beklenmelidir. İhtarın tebliğinden itibaren kocaya
kanunen tanınan iki aylık düşünme ve eve dönme süresi (1 Temmuz) dolmadan dava
açılamaz. Kocanın bu iki aylık sürede de dönmemesiyle birlikte toplam altı
aylık ayrılık süresi tamamlanmış olacak ve kadının TMK m. 164 kapsamında terk
nedeniyle boşanma davası açma hakkı hukuken doğacaktır. Şayet ihtar dördüncü ay
dolmadan çekilirse tüm prosedür geçersiz sayılır.
Olay 2: Evlilik birliği içerisinde ağır paranoid şizofreni tanısı alan ve
sanrıları nedeniyle eşine sürekli saldırgan tavırlar sergileyen kadına karşı
koca, TMK m. 165 uyarınca akıl hastalığı sebebiyle boşanma davası açmıştır.
Aile mahkemesi, salt tanık beyanlarıyla yetinmeyerek davalı kadını tam
teşekküllü bir üniversite hastanesinin psikiyatri heyetine sevk etmiştir.
Heyetten alınan resmî sağlık kurulu raporunda, kadının hastalığının
kronikleştiği ve "geçmesine tıbben olanak bulunmadığı" kesin olarak tespit
edilmiştir. Kocanın bu hastalık sebebiyle ortak hayatının çekilmez hale
geldiğini ispatlaması üzerine, mahkeme başkaca bir kusur incelemesi yapmaksızın
akıl hastalığı özel sebebine dayanarak tarafların boşanmalarına karar
verecektir.
6. Pratik Notlar
- m. 163 "her zaman" dava hakkı sağlar; zina (m. 161) ve hayata kastta (m.
- var olan 6 aylık ve 5 yıllık hak düşürücü süreler, suç işleme ve
haysiyetsiz hayat sürme durumunda geçerli değildir.
- Terk davasında ihtarın noter aracılığıyla da çekilebilmesine olanak tanıyan
yasa değişikliği, mahkeme bürokrasisine takılmadan süreci hızlandırmış olup,
ihtar masrafının ve yol giderinin (konuta dönüş bedeli) konutta ödemeli
gönderilmesi usulü mali açıdan katı şartlara bağlanmıştır.
- Fiili ayrılığın tek başına terk sayılabilmesi mümkün değildir; TMK m.
164'ün uygulanabilmesi için evi terk eden eşin evlilik yükümlülüklerinden
kaçınma "maksadının" ispatlanması gerekir, örneğin iş veya tedavi için ayrılmak
terk oluşturmaz.
- Akıl hastalığı davasında, hastalığın iradi bir eylem olmaması (kusur
bulunmaması) sebebiyle, boşanan masum eşin (davacı) akıl hastası eşten maddi
veya manevi tazminat (TMK m. 174) alabilmesi hukuken mümkün değildir.
- Haysiyetsiz hayat sürme davasında "süreklilik" şartının pratikte ispatı
zorlu bir süreçtir; zira bir kerelik bir uyuşturucu kullanımı veya tek seferlik
bir fuhuş vakası haysiyetsiz hayat kurumu için yeterli görülmeyip, bunun bir
yaşam tarzı olarak benimsendiğinin gösterilmesi gerekir.
7. Eleştirel Değerlendirme
TMK m. 163'te yer alan "haysiyetsiz hayat sürme" kavramı, son derece soyut,
toplumun değişken ahlaki değer yargılarına bağımlı ve muğlak bir nitelik
taşımaktadır. Modern insan hakları ve özel hayata saygı ekseninde
değerlendirildiğinde; neyin haysiyetsiz, neyin salt marjinal bir yaşam tarzı
olduğunu belirleme yetkisinin tamamen hâkimin sübjektif ahlak anlayışına
bırakılması ciddi hukuk güvenliği sorunları yaratmaktadır. Toplumun bir kesimi
için kabul edilebilir olan bir eylemin (örneğin kumar oynama veya alkol
bağımlılığı) diğer bir hâkim tarafından "haysiyetsizlik" etiketiyle
damgalanarak mutlak bir boşanma zeminine oturtulması, aile hukukunun daha
nesnel, zarar odaklı ve eşlerin ruhsal/bedensel bütünlüğünü koruyan modern
fonksiyonuyla uyumsuzdur.
Terk davasındaki (TMK m. 164) dört ay bekleme, ihtar çekme ve iki ay daha
bekleme şeklindeki parçalı ve karmaşık kronolojik prosedür, günümüz hızlı yaşam
dinamikleri karşısında mağdur eşe katlanılması zor bir bürokratik yük
getirmektedir. Bir eşin evi terk ettiği ve evliliği fiilen sonlandırdığı
aşikârken, diğer eşin aylarca bekleyip usuli bir ihtarname (yol parasıyla
birlikte) hazırlamak zorunda bırakılması, evliliği kâğıt üzerinde suni bir
şekilde ayakta tutan arkaik bir formalitedir. Şekli şartlara en ufak bir
riayetsizliğin ihtarı ve dolayısıyla davayı geçersiz kılması, evlilik birliği
çoktan çökmüş eşlerin sadece prosedürel nedenlerle boşanmalarını
imkânsızlaştırmakta, yargı ekonomisini ihlal eden reddedilmiş boşanma davaları
yığınına neden olmaktadır.
TMK m. 165 uyarınca akıl hastası eşe karşı açılan boşanma davasının varlığı,
Türkiye'nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Engelli Haklarına İlişkin Sözleşme
(CRPD) m. 23 (aileye saygı) bağlamında ciddi dogmatik ve insan hakları
gerilimleri üretmektedir. Evliliğin "iyi günde kötü günde, hastalıkta ve
sağlıkta" dayanışma gerektiren tabiatı karşısında, eşlerden birinin iradesi
dışında yakalandığı şifasız bir ruhsal rahatsızlık sebebiyle evlilikten
"ıskartaya çıkarılması", engelliliğe dayalı ayrımcılığın yasal bir tezahürü
olarak okunabilir. Hastalanan eşi bakım yükümlülüğü altındayken yalnızlığa
terk eden bu sistem, kusursuz sorumluluk ve sosyal devlet anlayışıyla
bağdaşmamaktadır; nitekim çağdaş hukuk sistemleri bu tür durumları özel boşanma
sebebi olmaktan çıkararak sadece genel "birlikte yaşamın çekilmezliği" (genel
boşanma sebebi) havuzu içinde, çok daha istisnai ve sosyal koruma tedbirleriyle
dengelenmiş şekilde uygulamaya yönelmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt I — Temel Kavramlar ve Medeni Kanunun Başlangıç Hükümleri; Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt II — Kişiler Hukuku; Şener Akyol, Medeni Hukuk — Şahsın Hukuku; Bilge Öztan, Şahsın Hukuku Hakiki Şahıslar; Turgut Akıntürk / Derya Ateş Karaman, Türk Medeni Hukuku — Aile Hukuku; Ahmet M. Kılıçoğlu, Aile Hukuku.
- Yargı kararları: Türk Medeni Kanunu m. 165'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Medeni Kanunu (Schweizerisches Zivilgesetzbuch — ZGB) Art. 114-116.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 165. madde metnine dayanır.
Görüş: Haysiyetsiz hayat kavramının çağdaş etik normlarla yeniden yorumlanması; terk davasındaki ihtar prosedürünün basitleştirilmesi; akıl hastası eşe karşı boşanmada BM Engelli Hakları Sözleşmesi perspektifinin gözetilmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Sistematik
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun İkinci Kitap Aile Hukuku, Evlilik Hukuku kısmında "Boşanma Sebepleri" arasında düzenlenen 163. (suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme) 164. (terk) ve 165. (akıl hastalığı) maddeleri, mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 114 ve 116. maddelerinden neşet eden özel boşanma sebepleridir. Bu hükümlerin temelindeki ratio legis, evlilik birliğinin taraflardan biri veya her ikisi için devam ettirilemez hale geldiği, ortak yaşamın imkânsızlaştığı ve evliliğin kurumsal mahiyetinin ağır bir ihlale veya biyolojik/psikolojik bir engele uğradığı spesifik durumlarda, kanun koyucunun evliliği dağıtma iradesidir. Kanun koyucu, bu üç maddedeki maddi vakıaları o kadar ağır ve tüketici bulmuştur ki, bu fiillerin varlığı halinde evlilik bağının çözülmesini özel bir yasal çerçeveye oturtmuştur.
Bu üç özel boşanma sebebinin dogmatik olarak en belirgin ortak noktası, "birlikte yaşamı çekilmez kılma" unsurudur. Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürmede (TMK m. 163) ile akıl hastalığında (TMK m. 165) bu çekilmezlik şartı bizzat kanun metninde aranmışken; terk (TMK m. 164) sebebinde kanun koyucu altı aylık fiili ayrılığı ve sonuçsuz kalan ihtarı, ortak hayatın çekilmezliğinin mutlak bir yasal karinesi olarak kabul etmiştir. Dolayısıyla her üç halde de hâkimin temel inceleme alanı, mevcut özel durumun diğer eş için evliliği fiilen ve hukuken sürdürülemez bir yüke dönüştürüp dönüştürmediğidir.
2. Kavramlar
Küçük düşürücü suç (m. 163) Eşlerden birinin hırsızlık, dolandırıcılık, rüşvet, irtikap, cinsel saldırı, güveni kötüye kullanma gibi toplumun ahlak ve şeref anlayışına göre faili ağır bir şekilde itibarsızlaştıran suçlardan birini işlemesidir. Bu boşanma sebebine dayanılabilmesi için suçun mutlaka evlendikten sonra işlenmesi gerekir; ancak ceza mahkemesindeki mahkumiyet kararının kesinleşmesi zorunlu olmayıp, eylemin işlendiğinin hukuk mahkemesinde ispatlanması ve bu eylemin diğer eş için birlikte yaşamı çekilmez kılması yeterlidir.
Haysiyetsiz hayat sürme (m. 163) Bir eşin toplumun genel ahlak ve namus anlayışıyla bağdaşmayan, şeref ve haysiyetten yoksun bir yaşam biçimini (örneğin kumarbazlık, uyuşturucu ticareti, fuhuş, randevu evi işletmeciliği) devamlı surette benimsemesidir. Bu eylemin bir boşanma sebebi oluşturabilmesi için anlık bir sapma değil, bir yaşam tarzı olarak "süreklilik" arz etmesi ve diğer eş açısından hayatı tahammül edilmez bir noktaya getirmesi şarttır. Kanun, bu sebebe dayalı davayı süreye bağlamamış, "her zaman" açılabileceğini öngörmüştür.
Terk (m. 164) Eşlerden birinin evlilik birliğinin kendisine yüklediği görevleri yerine getirmemek maksadıyla diğer eşi bırakıp gitmesi veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmemesidir. Terk sebebiyle boşanma davası açılabilmesi için ayrılığın kesintisiz en az altı ay sürmüş olması, mahkeme veya noter aracılığıyla çekilen ihtarın sonuçsuz kalması ve diğer eşi evden kovan veya dönmesini engelleyen tarafın da terk etmiş sayılacağı kuralının dikkate alınması mutlak zorunluluktur.
İhtar usulü Terk eden eşin ortak konuta dönmesi için kanunun aradığı zorunlu, resmi ve şekli bir çağrı mekanizmasıdır. İhtarın talep edilebilmesi için terk eyleminin üzerinden en az dört ay geçmiş olması şarttır; ihtar kararında eşe eve dönmesi için iki aylık bir mühlet verilir ve bu mühletin sonuçsuz kalması halinde boşanma davası açma hakkı doğar. İhtar, esası incelemeden yapılan usuli bir işlem olup hem mahkemeler hem de noterler aracılığıyla gönderilebilmektedir.
Akıl hastalığı (m. 165) Eşlerden birinin evlilik birliği devam ederken yakalandığı veya evlilikten sonra ortaya çıkan, ortak hayatı diğer eş için çekilmez hale getiren şizofreni, paranoya gibi ağır psikiyatrik rahatsızlıklardır. Bu sebebe dayalı olarak boşanma kararı verilebilmesi için, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının mutlaka "resmî sağlık kurulu raporu" (tam teşekküllü devlet/üniversite hastanesi veya Adli Tıp Kurumu) ile şüpheye yer bırakmayacak şekilde tıbben tespit edilmiş olması emredici bir şarttır.
3. Sistematik İlişkiler
4. Yargıtay İçtihadı
scraper'dan karar yok, ileride güncelle
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Eşiyle tartıştıktan sonra evlilik yükümlülüklerinden kaçmak maksadıyla 1 Ocak tarihinde müşterek konutu terk eden kocaya karşı kadın, terk sebebine dayalı boşanma davası açmak istemektedir. Kanuni sürelerin katı hesabı uyarınca, kadının ihtar çekebilmesi için terk tarihinden itibaren en az dört tam ayın geçmesi (1 Mayıs) beklenmelidir. İhtarın tebliğinden itibaren kocaya kanunen tanınan iki aylık düşünme ve eve dönme süresi (1 Temmuz) dolmadan dava açılamaz. Kocanın bu iki aylık sürede de dönmemesiyle birlikte toplam altı aylık ayrılık süresi tamamlanmış olacak ve kadının TMK m. 164 kapsamında terk nedeniyle boşanma davası açma hakkı hukuken doğacaktır. Şayet ihtar dördüncü ay dolmadan çekilirse tüm prosedür geçersiz sayılır.
Olay 2: Evlilik birliği içerisinde ağır paranoid şizofreni tanısı alan ve sanrıları nedeniyle eşine sürekli saldırgan tavırlar sergileyen kadına karşı koca, TMK m. 165 uyarınca akıl hastalığı sebebiyle boşanma davası açmıştır. Aile mahkemesi, salt tanık beyanlarıyla yetinmeyerek davalı kadını tam teşekküllü bir üniversite hastanesinin psikiyatri heyetine sevk etmiştir. Heyetten alınan resmî sağlık kurulu raporunda, kadının hastalığının kronikleştiği ve "geçmesine tıbben olanak bulunmadığı" kesin olarak tespit edilmiştir. Kocanın bu hastalık sebebiyle ortak hayatının çekilmez hale geldiğini ispatlaması üzerine, mahkeme başkaca bir kusur incelemesi yapmaksızın akıl hastalığı özel sebebine dayanarak tarafların boşanmalarına karar verecektir.
6. Pratik Notlar
7. Eleştirel Değerlendirme
TMK m. 163'te yer alan "haysiyetsiz hayat sürme" kavramı, son derece soyut, toplumun değişken ahlaki değer yargılarına bağımlı ve muğlak bir nitelik taşımaktadır. Modern insan hakları ve özel hayata saygı ekseninde değerlendirildiğinde; neyin haysiyetsiz, neyin salt marjinal bir yaşam tarzı olduğunu belirleme yetkisinin tamamen hâkimin sübjektif ahlak anlayışına bırakılması ciddi hukuk güvenliği sorunları yaratmaktadır. Toplumun bir kesimi için kabul edilebilir olan bir eylemin (örneğin kumar oynama veya alkol bağımlılığı) diğer bir hâkim tarafından "haysiyetsizlik" etiketiyle damgalanarak mutlak bir boşanma zeminine oturtulması, aile hukukunun daha nesnel, zarar odaklı ve eşlerin ruhsal/bedensel bütünlüğünü koruyan modern fonksiyonuyla uyumsuzdur.
Terk davasındaki (TMK m. 164) dört ay bekleme, ihtar çekme ve iki ay daha bekleme şeklindeki parçalı ve karmaşık kronolojik prosedür, günümüz hızlı yaşam dinamikleri karşısında mağdur eşe katlanılması zor bir bürokratik yük getirmektedir. Bir eşin evi terk ettiği ve evliliği fiilen sonlandırdığı aşikârken, diğer eşin aylarca bekleyip usuli bir ihtarname (yol parasıyla birlikte) hazırlamak zorunda bırakılması, evliliği kâğıt üzerinde suni bir şekilde ayakta tutan arkaik bir formalitedir. Şekli şartlara en ufak bir riayetsizliğin ihtarı ve dolayısıyla davayı geçersiz kılması, evlilik birliği çoktan çökmüş eşlerin sadece prosedürel nedenlerle boşanmalarını imkânsızlaştırmakta, yargı ekonomisini ihlal eden reddedilmiş boşanma davaları yığınına neden olmaktadır.
TMK m. 165 uyarınca akıl hastası eşe karşı açılan boşanma davasının varlığı, Türkiye'nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Engelli Haklarına İlişkin Sözleşme (CRPD) m. 23 (aileye saygı) bağlamında ciddi dogmatik ve insan hakları gerilimleri üretmektedir. Evliliğin "iyi günde kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta" dayanışma gerektiren tabiatı karşısında, eşlerden birinin iradesi dışında yakalandığı şifasız bir ruhsal rahatsızlık sebebiyle evlilikten "ıskartaya çıkarılması", engelliliğe dayalı ayrımcılığın yasal bir tezahürü olarak okunabilir. Hastalanan eşi bakım yükümlülüğü altındayken yalnızlığa terk eden bu sistem, kusursuz sorumluluk ve sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmamaktadır; nitekim çağdaş hukuk sistemleri bu tür durumları özel boşanma sebebi olmaktan çıkararak sadece genel "birlikte yaşamın çekilmezliği" (genel boşanma sebebi) havuzu içinde, çok daha istisnai ve sosyal koruma tedbirleriyle dengelenmiş şekilde uygulamaya yönelmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 165. madde metnine dayanır.
Görüş: Haysiyetsiz hayat kavramının çağdaş etik normlarla yeniden yorumlanması; terk davasındaki ihtar prosedürünün basitleştirilmesi; akıl hastası eşe karşı boşanmada BM Engelli Hakları Sözleşmesi perspektifinin gözetilmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.