1. Sistematik
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun İkinci Kitap Aile Hukuku kısmında, mutlak
butlan davasının usul ve esaslarını belirleyen "Dava açma görevi ve hakkı" ile
"Dava hakkının sınırlanması veya kalkması" alt başlıkları, mehaz İsviçre Medeni
Kanunu'nun (ZGB) 106. ve 107. maddelerine dayanmaktadır. Bu hükümlerin
temelindeki ratio legis, kamu düzenini derinden sarsan mutlak butlan
sebeplerinin varlığı hâlinde evliliğin iptalinin yalnızca tarafların
inisiyatifine bırakılmayıp resmi makam (Cumhuriyet savcısı) tarafından da dava
edilebilmesini sağlamak; buna karşılık evliliğin sona ermesi veya şahsın
ehliyetini kazanması gibi durumlarda bu müdahaleyi kısıtlamaktır.
TMK m. 146 ve m. 147, birlikte değerlendirildiğinde mutlak butlan davasının
usuli çerçevesini hem genel kural hem de istisnai konumlar bağlamında hassas
bir dengeye oturtmaktadır. İlk madde davanın kimler tarafından açılabileceğinin
geniş sınırlarını çizerken, ikinci madde bu genişliği kamu yararı ve bireysel
özerklik prensipleri etrafında daraltarak hukuki güvenliği tesis etmektedir.
2. Kavramlar
Savcının re'sen dava yetkisi (m. 146)
Mutlak butlanla sakat bir evliliğin kamu düzenine açıkça aykırılık teşkil
etmesi sebebiyle, iptal davasının Cumhuriyet savcısı tarafından herhangi bir
şikâyet beklenmeksizin, kendiliğinden açılması yükümlülüğüdür. Kanun metninde
yer alan "açar" lafzı ve Yargıtay içtihatları ile doktrindeki baskın görüşler
uyarınca, bu yetki savcı için basit bir takdir hakkı değil, yerine getirilmesi
zorunlu kanuni bir görev (ödev) niteliğindedir.
"İlgisi olan herkes" dava hakkı (m. 146)
Cumhuriyet savcısı dışında, mutlak butlan davası açmada maddi veya manevi,
güncel ve meşru bir menfaati bulunan tüm gerçek ve tüzel kişilerin dava
açabilme ehliyetini (aktif husumet ehliyeti) ifade eder. Eşlerin kendileri, ana
babaları, mirasçıları, yasal temsilcileri ve somut olayda malvarlıksal çıkarı
etkilenen alacaklıları bu geniş meşruiyet kapsamı dâhilinde değerlendirilir.
Sona ermiş evlilik + savcının dava edilemezliği (m. 147/1)
Mutlak butlanla batıl olan bir evliliğin iptal kararı verilmeden önce eşlerden
birinin ölümü, gaipliği veya boşanma gibi bir sebeple kendiliğinden sona ermiş
olması hâlinde, Cumhuriyet savcısının re'sen dava açma görevinin ve yetkisinin
düşmesidir. Evlilik bağı fiilen veya hukuken zaten çözülmüş olduğundan,
kamu düzenini sarsan güncel bir tehdit kalmadığı kabul edilir ve dava açma
hakkı yalnızca menfaati zedelenen "ilgililere" (özellikle mirasçılara)
bırakılır.
Ayırt etme gücü kazanılan veya iyileşen eşin özel dava hakkı (m. 147/2)
Evlenme sırasında ayırt etme gücünden sürekli yoksun olan veya evlenmeye engel
derecede akıl hastalığı bulunan eşin, sonradan tedavi görerek ayırt etme gücünü
kazanması veya iyileşmesi hâlinde, mutlak butlan davasını açma hakkının
inhisarî (tekelci) olarak sadece bu eşe tanınmasıdır. Bu durumda savcı veya
diğer ilgililer artık dava açamaz; kanun koyucu, ehliyetine kavuşan kişinin
kendi iradesiyle bu evliliği sürdürme veya iptal etme tercihine mutlak bir
üstünlük tanır.
İyiniyet koruması (m. 147/3)
Evli olmasına rağmen yeniden evlenen (bigami yapan) kişinin önceki evliliği,
ikinci evliliğin mutlak butlan kararı verilmeden evvel boşanma, fesih veya ölüm
gibi bir yolla sona ermişse ve ikinci eş evlenirken bu engeli bilmiyorsa
(iyiniyetliyse) ikinci evliliğin iptal edilememesi kuralıdır. Kanun
koyucu, ilk evlilik ortadan kalktığı için çok eşlilik riskinin bittiğini tespit
etmiş ve ikinci eşin dürüstlüğünü ödüllendirerek hukuken sakat başlayan bu
evliliği geçerli hâle getirmiştir.
3. Sistematik İlişkiler
- TMK m. 145 (mutlak butlan sebepleri — TMK m. 146 ve 147'nin maddi temelini
oluşturur).
- TMK m. 148-151 (butlanın sonuçları ve çocukların durumu — iptal davasının
sonuçlarını belirler).
- TMK m. 3 (iyiniyet karinesi — m. 147/3'teki ikinci eşin iyiniyetinin
tespitinde genel referans).
- HMK m. 36 (taraf ehliyeti, dava ehliyeti — "her ilgili" kavramının usuli
yansıması).
- 5271 sayılı CMK (savcılık görevi — savcının medeni butlan ile bağlantılı kamu
davalarındaki fonksiyonu).
4. Yargıtay İçtihadı
"scraper'dan karar yok, ileride güncelle"
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: (A) (B) ile resmi evli olduğu hâlde, nüfus müdürlüğünü yanıltarak
bekâr gibi görünmüş ve (C) ile ikinci bir evlilik yapmıştır. Savcılık durumu
fark edip mutlak butlan davası açtıktan hemen sonra, (A)'nın (B) ile olan ilk
evliliği kesinleşmiş bir boşanma kararıyla sona ermiştir. Bu esnada (C)'nin,
(A)'nın evli olduğunu bilmediği (iyiniyetli olduğu) tespit edilmiştir. TMK m.
147/3 uyarınca, ilk evlilik butlan kararı verilmeden evvel sona erdiği ve (C)
iyiniyetli olduğu için, savcının veya diğer ilgililerin açtığı bu dava
reddedilir. İkinci evlilik artık mutlak butlanla iptal edilemez ve hukuken
geçerli bir evlilik olarak varlığını sürdürür.
Olay 2: Şizofreni hastası olup ayırt etme gücünden sürekli yoksun olan (X)
hastalığının alevlenme dönemindeyken yasal engellerin gözden kaçmasıyla (Y) ile
evlenmiştir. Birkaç yıl sonra (X) gördüğü yoğun tıbbi tedavi neticesinde
tamamen iyileşmiş ve resmi sağlık kurulu raporuyla ayırt etme gücünü
kazanmıştır. TMK m. 147/2 gereğince, artık Cumhuriyet savcısının veya ana-baba
gibi diğer ilgililerin bu evliliğin mutlak butlanı için dava açma hakkı tamamen
ortadan kalkar. Eğer iyileşen (X) evliliğini devam ettirmek isterse kimse
buna itiraz edemez; şayet iptalini isterse de bu hakkı kullanacak tek kişi
bizzat kendisidir.
6. Pratik Notlar
- Savcının "re'sen açmak zorunda" olup olmadığı doktrinde tartışılsa da,
kanunun açık lafzı ("açar") ve Yargıtay uygulamaları gereği bu bir takdir
yetkisi değil, Cumhuriyet savcısı için emredici bir görev (dava açma ödevi)
niteliğindedir. Nitekim savcının bu tür bir davada duruşmalara katılımı
da bu görevin doğal bir sonucu olarak zorunludur.
- "Her ilgili" kapsamının sınırı, salt merak veya husumete dayanmaz; iptal
kararından doğrudan hukuki, maddi veya manevi meşru bir menfaati bulunan
kişileri kapsar. Dolayısıyla sıradan bir komşu veya akrabalık bağı
bulunmayan toplum mensubu bu kapsamın dışında kalır.
- m. 147/3 iyiniyet koruması devreye girip butlan kararı verilmediğinde, bu
evlilikten doğan çocukların nesep hakkı evlilik içi çocuk statüsünde mutlak bir
güvenliğe kavuşarak, ebeveynlerinin evliliği en başından itibaren geçerli
sayıldığı için zedelenmez.
- Sona ermiş evlilik butlanının miras hukukundaki önemi, TMK m. 147/1
kapsamında yatar; zira evlilik ölümle bitse de sağ kalan eşin yasal
mirasçılığını engellemek (TMK m. 159) isteyen mirasçılar için bu davanın
açılması hayati bir maddi menfaat içerir ve doğrudan dava hakları vardır.
- Zaman aşımı bağlamında, mutlak butlan davaları kamu düzenine ilişkin
olduklarından herhangi bir hak düşürücü süreye veya zamanaşımına tabi
olmaksızın her zaman açılabilir. Hatta tarafların uzun süre beraber
yaşamış olmaları da batıl evlenmeyi geçerli kılmaz.
7. Eleştirel Değerlendirme
Cumhuriyet savcısının re'sen dava açma yetkisi (TMK m. 146) kamu düzeninin ve
ailenin meşru yapısının korunması bakımından dogmatik olarak son derece haklı
bir amaca hizmet etmektedir. Ancak, pratik düzlemde savcılık makamının ağır
ceza iş yükü altında ezildiği bir hukuk sisteminde, aile içi ve özel hukuk
nitelikli bir mutlak butlan davasını re'sen tespit edip layıkıyla takip etmesi
neredeyse imkânsızdır. Yargıtay içtihatlarında savcının duruşmalarda dahi
bulunmasının zorunlu kılınması, basit bir evrak eksiği veya nüfus ihbarı
ile başlayan bu davaların savcılık makamı için gereksiz bir usuli yüke
dönüşmesine neden olmaktadır. Kanun koyucunun kamu yararı korumasını Nüfus
idaresine (idari iptal başvuru hakkı olarak) devretmesi, çağdaş hukuk tekniği
açısından çok daha rasyonel bir çözüm olabilirdi.
TMK m. 147/3 fıkrasında düzenlenen ve ikinci eşin iyiniyetine hukuki sonuç
bağlayarak bigami ürünü olan evliliği adeta "sıhhatlendiren" koruma
mekanizması, adalet ve hakkaniyet ilkeleri bakımından oldukça tartışmalıdır.
Birinci eşin, kendisiyle olan evliliğini henüz hukuken bitirmemiş olan
kocasının (veya karısının) ikinci evliliğinin, sırf boşanma davası butlan
davasından daha hızlı sonuçlandı diye geçerli sayılmasına katlanmak zorunda
bırakılması, sadakat ve dürüstlük kuralına aykırı eylemleri zımnen
ödüllendirmektedir. İkinci eşin iyiniyetinin korunması, medeni hukukun temel
prensibi olsa da, bunun ağır bir kamu düzeni ihlali olan çok eşlilik eylemini
geriye dönük meşrulaştıran bir kılıfa dönüşmesi, birinci eşin boşanma sonrası
elde edeceği malvarlığı veya miras hakları üzerinde dolaylı ancak sarsıcı hak
kayıpları yaratmaktadır.
TMK m. 146'daki "ilgisi olan herkes" formülünün lafzi olarak aşırı geniş
yorumlanmaya müsait yapısı, mahkemelerin kapısını gereksiz husumet davalarına
gereğinden fazla açma riski taşımaktadır. Doktrinde ve Yargıtay pratiğinde bu
kavramın "maddi ve manevi menfaati olanlar" şeklinde sınırlandırılmasına gayret
edilse de, kötü niyetli uzak akrabaların veya ticari alacaklıların sırf
eşleri yıpratmak veya mal rejimini tasfiye baskısı oluşturmak amacıyla bu
muğlak lafza sığınarak mutlak butlan davası açabilmeleri mümkündür. Hukuk
güvenliği açısından, "ilgili" kavramının İsviçre Medeni Kanunu'nda olduğu gibi
daha dar çerçeveli, kişisel ve mali hakları doğrudan haleldar olan belirli
hısımlar ve alacaklılarla tahdidi (sınırlı) olarak yeniden tanımlanması, aile
mahremiyetine yönelik kötü niyetli dış müdahaleleri önleyecek elzem bir yasal
reformdur.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt I — Temel Kavramlar ve Medeni Kanunun Başlangıç Hükümleri; Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt II — Kişiler Hukuku; Şener Akyol, Medeni Hukuk — Şahsın Hukuku; Bilge Öztan, Şahsın Hukuku Hakiki Şahıslar; Turgut Akıntürk / Derya Ateş Karaman, Türk Medeni Hukuku — Aile Hukuku; Ahmet M. Kılıçoğlu, Aile Hukuku.
- Yargı kararları: Türk Medeni Kanunu m. 146'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Medeni Kanunu (Schweizerisches Zivilgesetzbuch — ZGB) Art. 106.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 146. madde metnine dayanır.
Görüş: Savcının re'sen dava açma yetkisinin kamu düzenini güvence altına alan zorunlu bir denetim mekanizması olduğu; 'her ilgili' kapsamının yargısal içtihatla makul sınırlara çekilmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Sistematik
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun İkinci Kitap Aile Hukuku kısmında, mutlak butlan davasının usul ve esaslarını belirleyen "Dava açma görevi ve hakkı" ile "Dava hakkının sınırlanması veya kalkması" alt başlıkları, mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 106. ve 107. maddelerine dayanmaktadır. Bu hükümlerin temelindeki ratio legis, kamu düzenini derinden sarsan mutlak butlan sebeplerinin varlığı hâlinde evliliğin iptalinin yalnızca tarafların inisiyatifine bırakılmayıp resmi makam (Cumhuriyet savcısı) tarafından da dava edilebilmesini sağlamak; buna karşılık evliliğin sona ermesi veya şahsın ehliyetini kazanması gibi durumlarda bu müdahaleyi kısıtlamaktır.
TMK m. 146 ve m. 147, birlikte değerlendirildiğinde mutlak butlan davasının usuli çerçevesini hem genel kural hem de istisnai konumlar bağlamında hassas bir dengeye oturtmaktadır. İlk madde davanın kimler tarafından açılabileceğinin geniş sınırlarını çizerken, ikinci madde bu genişliği kamu yararı ve bireysel özerklik prensipleri etrafında daraltarak hukuki güvenliği tesis etmektedir.
2. Kavramlar
Savcının re'sen dava yetkisi (m. 146) Mutlak butlanla sakat bir evliliğin kamu düzenine açıkça aykırılık teşkil etmesi sebebiyle, iptal davasının Cumhuriyet savcısı tarafından herhangi bir şikâyet beklenmeksizin, kendiliğinden açılması yükümlülüğüdür. Kanun metninde yer alan "açar" lafzı ve Yargıtay içtihatları ile doktrindeki baskın görüşler uyarınca, bu yetki savcı için basit bir takdir hakkı değil, yerine getirilmesi zorunlu kanuni bir görev (ödev) niteliğindedir.
"İlgisi olan herkes" dava hakkı (m. 146) Cumhuriyet savcısı dışında, mutlak butlan davası açmada maddi veya manevi, güncel ve meşru bir menfaati bulunan tüm gerçek ve tüzel kişilerin dava açabilme ehliyetini (aktif husumet ehliyeti) ifade eder. Eşlerin kendileri, ana babaları, mirasçıları, yasal temsilcileri ve somut olayda malvarlıksal çıkarı etkilenen alacaklıları bu geniş meşruiyet kapsamı dâhilinde değerlendirilir.
Sona ermiş evlilik + savcının dava edilemezliği (m. 147/1) Mutlak butlanla batıl olan bir evliliğin iptal kararı verilmeden önce eşlerden birinin ölümü, gaipliği veya boşanma gibi bir sebeple kendiliğinden sona ermiş olması hâlinde, Cumhuriyet savcısının re'sen dava açma görevinin ve yetkisinin düşmesidir. Evlilik bağı fiilen veya hukuken zaten çözülmüş olduğundan, kamu düzenini sarsan güncel bir tehdit kalmadığı kabul edilir ve dava açma hakkı yalnızca menfaati zedelenen "ilgililere" (özellikle mirasçılara) bırakılır.
Ayırt etme gücü kazanılan veya iyileşen eşin özel dava hakkı (m. 147/2) Evlenme sırasında ayırt etme gücünden sürekli yoksun olan veya evlenmeye engel derecede akıl hastalığı bulunan eşin, sonradan tedavi görerek ayırt etme gücünü kazanması veya iyileşmesi hâlinde, mutlak butlan davasını açma hakkının inhisarî (tekelci) olarak sadece bu eşe tanınmasıdır. Bu durumda savcı veya diğer ilgililer artık dava açamaz; kanun koyucu, ehliyetine kavuşan kişinin kendi iradesiyle bu evliliği sürdürme veya iptal etme tercihine mutlak bir üstünlük tanır.
İyiniyet koruması (m. 147/3) Evli olmasına rağmen yeniden evlenen (bigami yapan) kişinin önceki evliliği, ikinci evliliğin mutlak butlan kararı verilmeden evvel boşanma, fesih veya ölüm gibi bir yolla sona ermişse ve ikinci eş evlenirken bu engeli bilmiyorsa (iyiniyetliyse) ikinci evliliğin iptal edilememesi kuralıdır. Kanun koyucu, ilk evlilik ortadan kalktığı için çok eşlilik riskinin bittiğini tespit etmiş ve ikinci eşin dürüstlüğünü ödüllendirerek hukuken sakat başlayan bu evliliği geçerli hâle getirmiştir.
3. Sistematik İlişkiler
4. Yargıtay İçtihadı
"scraper'dan karar yok, ileride güncelle"
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: (A) (B) ile resmi evli olduğu hâlde, nüfus müdürlüğünü yanıltarak bekâr gibi görünmüş ve (C) ile ikinci bir evlilik yapmıştır. Savcılık durumu fark edip mutlak butlan davası açtıktan hemen sonra, (A)'nın (B) ile olan ilk evliliği kesinleşmiş bir boşanma kararıyla sona ermiştir. Bu esnada (C)'nin, (A)'nın evli olduğunu bilmediği (iyiniyetli olduğu) tespit edilmiştir. TMK m. 147/3 uyarınca, ilk evlilik butlan kararı verilmeden evvel sona erdiği ve (C) iyiniyetli olduğu için, savcının veya diğer ilgililerin açtığı bu dava reddedilir. İkinci evlilik artık mutlak butlanla iptal edilemez ve hukuken geçerli bir evlilik olarak varlığını sürdürür.
Olay 2: Şizofreni hastası olup ayırt etme gücünden sürekli yoksun olan (X) hastalığının alevlenme dönemindeyken yasal engellerin gözden kaçmasıyla (Y) ile evlenmiştir. Birkaç yıl sonra (X) gördüğü yoğun tıbbi tedavi neticesinde tamamen iyileşmiş ve resmi sağlık kurulu raporuyla ayırt etme gücünü kazanmıştır. TMK m. 147/2 gereğince, artık Cumhuriyet savcısının veya ana-baba gibi diğer ilgililerin bu evliliğin mutlak butlanı için dava açma hakkı tamamen ortadan kalkar. Eğer iyileşen (X) evliliğini devam ettirmek isterse kimse buna itiraz edemez; şayet iptalini isterse de bu hakkı kullanacak tek kişi bizzat kendisidir.
6. Pratik Notlar
7. Eleştirel Değerlendirme
Cumhuriyet savcısının re'sen dava açma yetkisi (TMK m. 146) kamu düzeninin ve ailenin meşru yapısının korunması bakımından dogmatik olarak son derece haklı bir amaca hizmet etmektedir. Ancak, pratik düzlemde savcılık makamının ağır ceza iş yükü altında ezildiği bir hukuk sisteminde, aile içi ve özel hukuk nitelikli bir mutlak butlan davasını re'sen tespit edip layıkıyla takip etmesi neredeyse imkânsızdır. Yargıtay içtihatlarında savcının duruşmalarda dahi bulunmasının zorunlu kılınması, basit bir evrak eksiği veya nüfus ihbarı ile başlayan bu davaların savcılık makamı için gereksiz bir usuli yüke dönüşmesine neden olmaktadır. Kanun koyucunun kamu yararı korumasını Nüfus idaresine (idari iptal başvuru hakkı olarak) devretmesi, çağdaş hukuk tekniği açısından çok daha rasyonel bir çözüm olabilirdi.
TMK m. 147/3 fıkrasında düzenlenen ve ikinci eşin iyiniyetine hukuki sonuç bağlayarak bigami ürünü olan evliliği adeta "sıhhatlendiren" koruma mekanizması, adalet ve hakkaniyet ilkeleri bakımından oldukça tartışmalıdır. Birinci eşin, kendisiyle olan evliliğini henüz hukuken bitirmemiş olan kocasının (veya karısının) ikinci evliliğinin, sırf boşanma davası butlan davasından daha hızlı sonuçlandı diye geçerli sayılmasına katlanmak zorunda bırakılması, sadakat ve dürüstlük kuralına aykırı eylemleri zımnen ödüllendirmektedir. İkinci eşin iyiniyetinin korunması, medeni hukukun temel prensibi olsa da, bunun ağır bir kamu düzeni ihlali olan çok eşlilik eylemini geriye dönük meşrulaştıran bir kılıfa dönüşmesi, birinci eşin boşanma sonrası elde edeceği malvarlığı veya miras hakları üzerinde dolaylı ancak sarsıcı hak kayıpları yaratmaktadır.
TMK m. 146'daki "ilgisi olan herkes" formülünün lafzi olarak aşırı geniş yorumlanmaya müsait yapısı, mahkemelerin kapısını gereksiz husumet davalarına gereğinden fazla açma riski taşımaktadır. Doktrinde ve Yargıtay pratiğinde bu kavramın "maddi ve manevi menfaati olanlar" şeklinde sınırlandırılmasına gayret edilse de, kötü niyetli uzak akrabaların veya ticari alacaklıların sırf eşleri yıpratmak veya mal rejimini tasfiye baskısı oluşturmak amacıyla bu muğlak lafza sığınarak mutlak butlan davası açabilmeleri mümkündür. Hukuk güvenliği açısından, "ilgili" kavramının İsviçre Medeni Kanunu'nda olduğu gibi daha dar çerçeveli, kişisel ve mali hakları doğrudan haleldar olan belirli hısımlar ve alacaklılarla tahdidi (sınırlı) olarak yeniden tanımlanması, aile mahremiyetine yönelik kötü niyetli dış müdahaleleri önleyecek elzem bir yasal reformdur.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 146. madde metnine dayanır.
Görüş: Savcının re'sen dava açma yetkisinin kamu düzenini güvence altına alan zorunlu bir denetim mekanizması olduğu; 'her ilgili' kapsamının yargısal içtihatla makul sınırlara çekilmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.