1. Sistematik
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun İkinci Kitap Aile Hukuku, Evlilik Hukuku
kısmında evlenme engelleri arasında "Kadın için bekleme süresi" alt başlığıyla
düzenlenen 132. madde, mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) mülga 98/3 (eski
103.) maddesine dayanmaktadır. Hükmün temelindeki ratio legis, evliliğin
herhangi bir sebeple sona ermesinin hemen ardından kadının yeni bir evlilik
yapması durumunda, önceki kocadan olma ihtimali bulunan bir gebeliğin ortaya
çıkaracağı nesep (soybağı) karışıklığını ve babalık karinelerinin çatışmasını
engellemektir. Kanun koyucu, kadının biyolojik yapısını ve evlilik içi
çocuğun babasının tespiti zaruretini gözeterek, bu süreyi kamu düzenini
ilgilendiren koruyucu bir mekanizma olarak sisteme dâhil etmiştir.
İddet müddeti olarak da bilinen bu bekleme süresi, tarihsel köken itibarıyla
İslam hukukundaki uygulamalara kadar uzanan ve kadının rahminde önceki kocadan
bir iz (cenin) kalıp kalmadığının tespiti amacına hizmet eden arkaik bir
güvenlik tedbiridir. Ancak modern tıbbın ve biyolojik testlerin (DNA
analizlerinin) günümüzde geldiği nokta itibarıyla, kadının iddet müddetine tabi
tutulması hukuki ve bilimsel bir gereklilik olmaktan çıkmış, doğrudan anayasal
eşitlik ilkesiyle çatışan ve kadınları mağdur eden dogmatik bir kalıntıya
dönüşmüştür.
2. Kavramlar
İddet müddeti (300 gün)
Evliliği ölüm, boşanma, evliliğin feshi veya mutlak/nispi butlan kararı ile
sona eren kadının, bu sona erme tarihinden itibaren kural olarak 300 gün
boyunca kanunen yeni bir evlilik yapmasını yasaklayan idari ve geciktirici
evlenme engelidir. Erkekler için hiçbir surette uygulanmayan bu süre,
kadının önceki evlilikten gebe kalıp kalmadığının doğal yollarla anlaşılması
için öngörülen azami yasal ve biyolojik gebelik süresini ifade etmektedir.
Sürenin başlangıcı
Kadın için üç yüz günlük bekleme süresinin işlemeye başladığı an, önceki
evlilik bağının hukuken kesin ve nihai olarak ortadan kalktığı, yani fiilen
sona erdiği tarihtir. Kocanın ölümü halinde ölüm tarihi esas alınırken;
boşanma, evliliğin butlanı veya gaipliğe dayalı fesih davalarında, mahkemece
verilen bozucu yenilik doğuran kazaî kararın usul hukuku kuralları çerçevesinde
kesinleştiği an, sürenin yasal başlangıç miladını oluşturur.
Doğumla sürenin bitmesi
Evliliği sona ermiş olan kadının, 300 günlük iddet süresi henüz dolmadan bir
çocuk dünyaya getirmesi durumunda, yasanın korumaya çalıştığı "nesep
karışıklığı" riski maddi bir vakıa ile (doğumla) tükendiğinden, bekleme
süresinin kendiliğinden ve başkaca hiçbir karara gerek olmaksızın sona
ermesidir. Kadın, doğumu gerçekleştirdiği günün ertesi itibarıyla,
hukuken herhangi bir engele takılmaksızın ve mahkeme kararı aramaksızın yeni
bir evlilik yapma ehliyetine kavuşmaktadır.
Mahkemece sürenin kaldırılması
Kanun koyucu, 300 günlük sürenin mutlak olmadığını belirterek iki istisnai
durumda Aile Mahkemesine başvurularak bu sürenin kaldırılması imkânını (kazaî
kaldırma) düzenlemiştir. Birincisi, kadının resmi bir sağlık kuruluşu
veya doktor raporuyla kesin olarak gebe olmadığının tıbben kanıtlanması;
ikincisi ise, evliliği sona eren eşlerin kendi aralarında (eski kocasıyla)
yeniden evlenmek istemeleridir. Bu hallerde hâkimin süreyi kısaltma
veya davanın reddine karar verme noktasında bir takdir yetkisi bulunmayıp,
objektif koşul sağlandığında süreyi tamamen kaldırmakla yükümlüdür.
Süreye uyulmamasının yaptırımı
Kadının iddet müddeti dolmadan ve mahkemeden sürenin kaldırılması kararı
almadan, evlendirme memurunun da bir şekilde gözünden kaçarak yeniden evlenmesi
halinde; bu evlilik TMK m. 145 bağlamında mutlak butlan veya nispi butlan
yaptırımına tabi tutulmaz. TMK m. 154 hükmünün açık sarahati gereğince
bekleme süresi "kesin olmayan (geciktirici) evlenme engeli" niteliğinde
olduğundan, sırf iddet süresi ihlal edildi diye geçerli şekilde kurulmuş olan
bu yeni evliliğin iptal edilebilirliği hukuken savunulamaz.
3. Sistematik İlişkiler
- TMK m. 130 (önceki evliliğin ispatı)
- TMK m. 285 (babalık karinesi — 300 gün ile doğrudan bağlantı)
- TMK m. 145 (mutlak butlan — bu hükmü kapsamıyor mu?)
- TMK m. 141-143 (iptal sebepleri)
- Nüfus Hizmetleri Yönetmeliği (evlenme başvurusu belgeleri)
4. Yargıtay İçtihadı
scraper'dan karar yok, ileride güncelle
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Eşinden boşanan kadın (A) boşanma kararının kesinleşmesinin üzerinden
henüz 100 gün geçmişken, yeni nişanlısıyla evlenmek istemiş ve tam teşekküllü
bir hastaneden ultrason ve kan testleriyle gebe olmadığına dair kesin tıbbi
rapor alarak aile mahkemesine başvurmuştur. TMK m. 132/3 hükmü gereğince,
kadının önceki evliliğinden gebe olmadığının bilimsel delillerle kesin olarak
anlaşıldığı bu durumda, hâkimin süreyi kaldırma kararı vermesi yasal bir
zorunluluktur. Kanun koyucu burada hâkime sürenin kısaltılması veya
davanın reddi yönünde bir takdir yetkisi tanımamış olup, iddet müddetinin
varlık sebebi (nesep belirsizliğini önleme amacı) tıbben ortadan kalktığı için,
mahkeme iddeti derhal kaldırmalıdır. Kararın kesinleşmesiyle birlikte
(A) nüfus idaresindeki evlenme engelini aşarak yeni eşiyle hukuken geçerli bir
nikah kıydırabilecektir.
Olay 2: Kocasının ölümüyle evliliği sona eren (X) 300 günlük iddet süresi
dolmadan ve mahkemeden sürenin kaldırılmasına dair bir karar almaksızın, yurt
dışında yetkili makamları yanıltarak (Y) ile yeniden evlenmiş ve bu ikinci
evliliğin 2. ayında (ölümden itibaren 150. günde) bir çocuk dünyaya
getirmiştir. Bu durumda, TMK m. 154 uyarınca bekleme süresine riayetsizlik
ikinci evliliğin butlanını gerektirmediğinden (X) ile (Y) arasındaki evlilik
hukuken tamamen geçerlidir. Ancak doğan çocuk, hem önceki evliliğin
sona ermesinden itibaren 300 gün içinde doğmuş olduğundan ölen kocanın (TMK m.
285) hem de doğduğu sırada yeni evlilik devam ettiğinden ikinci koca (Y)'nin
(TMK m. 285/1) babalık karineleriyle karşı karşıyadır. Bu tür bir nesep
belirsizliği ve karine çakışmasında sorun, TMK m. 290 uyarınca çözülecek ve
çocuk öncelikle ikinci evlilikteki koca (Y)'nin babalık karinesine
bağlanacaktır.
6. Pratik Notlar
- Sürenin başlangıcı olarak boşanma davasının açıldığı tarih veya eşlerin
eylemli olarak (fiilen) ayrı yaşamaya başladıkları tarih değil; boşanma, fesih
veya iptal kararının kesinleştiği veya kocanın öldüğü tarih mutlak surette esas
alınmalıdır.
- Gebelik testinin (veya ultrason raporunun) mahkemeye delil olarak sunulması
halinde görülecek dava, hasımsız olarak açılan, çekişmesiz yargı işi
niteliğinde basit yargılama usulüne tabi bir işlemdir ve Aile Mahkemelerinde
ivedilikle karara bağlanır.
- Nikah memurunun süre dolmadan evlendirme yasağı katı bir usul kuralı olup,
Nüfus Hizmetleri Yönetmeliği m. 15/c uyarınca memur, kadının nüfus kaydında
iddetin dolmadığını veya mahkemece kaldırılmadığını gördüğü an başvuru
dosyasını resen reddetmek zorundadır.
- 300 günlük sürenin DNA testi çağında bir anakronizm olduğu doktrinde sıkça
vurgulanmaktadır; teknolojik imkânlar çerçevesinde gebeliğin varlığı saniyeler
içinde kan testleriyle ve babalığın aidiyeti %99.99 kesinlikle DNA ile
anlaşılabildiği için, bu uzun süre tamamen işlevsiz kalmıştır.
- Süreye uyulmadan yapılan evliliğin iptali için kimler dava açabilir
sorusunun yanıtı hukuken "hiç kimse"dir; zira TMK m. 154 hükmünün açık lafzı
karşısında bu süre emredici değil, yalnızca düzenleyici bir yasak olup, ihlali
evliliği ne mutlak ne de nispi butlanla sakatlar.
7. Eleştirel Değerlendirme
TMK m. 132'de düzenlenen 300 günlük bekleme süresinin varlık felsefesi, nesep
karışıklığını (sanguinis confusio) engellemek üzerine inşa edilmiş olsa da, 21.
yüzyılın moleküler genetik ve tıp teknolojileri karşısında bu hüküm tam bir
anakronizm (çağdışılık) örneği teşkil etmektedir. Nitekim Dural/Öğüz/Gümüş
ve Kılıçoğlu gibi duayen hocaların da açıkça eleştirdiği üzere, evliliği sona
eren kadının rahminde bir cenin bulunup bulunmadığı basit bir HCG kan testi
veya ultrasonografi ile dakikalar içinde tespit edilebilirken; babalık
karinesinin çakışması durumu dahi DNA genetik soybağı testleriyle %99.99
oranında mutlak bir kesinlikle çözülebilmektedir. Böylesi bilimsel bir
gerçeklik karşısında, sırf yasa koyucunun yüzyıllar öncesinden kalma bir hukuk
geleneğine sadakat gösterme inadı uğruna kadınları aylarca süren ve mahkeme
koridorlarında "gebe olmadığını ispatlamaya" zorlayan bir bürokratik
mekanizmaya mahkûm etmesi, yasanın akılcı ve pragmatik temellerden koptuğunun
en bariz kanıtıdır.
Söz konusu iddet müddetinin yalnızca kadın cinsi üzerine inşa edilmiş olması,
anayasal eşitlik ilkesiyle (AY m. 10) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin
evlenme hakkını düzenleyen 12. maddesiyle telafisi imkânsız bir tezat
oluşturmaktadır. Erkeklerin boşanma kararı kesinleştiği günün ertesinde
hiçbir hukuki veya tıbbi süzgeçten geçirilmeden serbestçe evlenebilmelerine
olanak tanınırken, kadının sırf doğurganlık (biyolojik) kapasitesi gerekçe
gösterilerek üç yüz gün gibi ölçüsüz bir beklemeye veya mahremiyet hakkını
ihlal edecek şekilde devletin yargı organlarına gidip cinsel yaşamı veya rahim
durumu hakkında rapor sunmaya mecbur bırakılması açık bir cinsiyet
ayrımcılığıdır. Bu düzenleme, hukukun kadını bağımsız bir süjeden
ziyade "nesebin taşıyıcısı ve ailenin muhafızı" şeklindeki ataerkil bir role
indirgediğini göstermektedir.
Karşılaştırmalı hukuktaki güncel eğilimler ve İsviçre Medeni Kanunu'nda yaşanan
radikal reformlar dikkate alındığında, Türk Medeni Kanunu'ndaki bu iddet
müddetinin acilen ve bütünüyle ilga edilmesi hukuki bir zorunluluktur. İsviçre
Hukukunda, babalık karinelerinin çatışmasını önlemeye yönelik ZGB Art. 257
hükmünün getirilmesiyle birlikte, kadının bekleme süresini öngören ZGB eski
Art. 103 (TMK m. 132'nin mehazı) 1998 yılında tamamen yürürlükten kaldırılarak
kadın-erkek eşitliği mutlak olarak tesis edilmiştir. Türk yasa koyucusu
da aynı yolu izleyerek, TMK m. 132'yi ilga etmeli; muhtemel bir karine
çatışması riskini ise yalnızca babalık davası (TMK m. 290 vd.) ve genetik test
mekanizmaları üzerinden çözmelidir. Geçiş sürecinde ise, mahkemede dava
açma külfeti derhal kaldırılarak, nüfus müdürlüğüne sunulacak basit bir sağlık
raporunun veya tarafların salt yazılı beyanının, kadının yeni bir evlilik
yapması için kâfi görülmesi yönünde pratik idari düzenlemeler hayata
geçirilmelidir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt I — Temel Kavramlar ve Medeni Kanunun Başlangıç Hükümleri; Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt II — Kişiler Hukuku; Şener Akyol, Medeni Hukuk — Şahsın Hukuku; Bilge Öztan, Şahsın Hukuku Hakiki Şahıslar; Turgut Akıntürk / Derya Ateş Karaman, Türk Medeni Hukuku — Aile Hukuku; Ahmet M. Kılıçoğlu, Aile Hukuku.
- Yargı kararları: Türk Medeni Kanunu m. 132'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Medeni Kanunu (Schweizerisches Zivilgesetzbuch — ZGB) Art. 98/3.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 132. madde metnine dayanır.
Görüş: DNA testi çağında 300 günlük bekleme süresinin nesep belirsizliğini önleme işlevini yitirdiği; sürenin yalnızca kadına uygulanmasının eşitlik ilkesiyle çeliştiği; modernleşme için ya tamamen kaldırılması ya da gebelik yokluğunun tıbbi tespiti halinde istisnasız mahkeme onayı olmaksızın sona ermesi gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Sistematik
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun İkinci Kitap Aile Hukuku, Evlilik Hukuku kısmında evlenme engelleri arasında "Kadın için bekleme süresi" alt başlığıyla düzenlenen 132. madde, mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) mülga 98/3 (eski 103.) maddesine dayanmaktadır. Hükmün temelindeki ratio legis, evliliğin herhangi bir sebeple sona ermesinin hemen ardından kadının yeni bir evlilik yapması durumunda, önceki kocadan olma ihtimali bulunan bir gebeliğin ortaya çıkaracağı nesep (soybağı) karışıklığını ve babalık karinelerinin çatışmasını engellemektir. Kanun koyucu, kadının biyolojik yapısını ve evlilik içi çocuğun babasının tespiti zaruretini gözeterek, bu süreyi kamu düzenini ilgilendiren koruyucu bir mekanizma olarak sisteme dâhil etmiştir.
İddet müddeti olarak da bilinen bu bekleme süresi, tarihsel köken itibarıyla İslam hukukundaki uygulamalara kadar uzanan ve kadının rahminde önceki kocadan bir iz (cenin) kalıp kalmadığının tespiti amacına hizmet eden arkaik bir güvenlik tedbiridir. Ancak modern tıbbın ve biyolojik testlerin (DNA analizlerinin) günümüzde geldiği nokta itibarıyla, kadının iddet müddetine tabi tutulması hukuki ve bilimsel bir gereklilik olmaktan çıkmış, doğrudan anayasal eşitlik ilkesiyle çatışan ve kadınları mağdur eden dogmatik bir kalıntıya dönüşmüştür.
2. Kavramlar
İddet müddeti (300 gün) Evliliği ölüm, boşanma, evliliğin feshi veya mutlak/nispi butlan kararı ile sona eren kadının, bu sona erme tarihinden itibaren kural olarak 300 gün boyunca kanunen yeni bir evlilik yapmasını yasaklayan idari ve geciktirici evlenme engelidir. Erkekler için hiçbir surette uygulanmayan bu süre, kadının önceki evlilikten gebe kalıp kalmadığının doğal yollarla anlaşılması için öngörülen azami yasal ve biyolojik gebelik süresini ifade etmektedir.
Sürenin başlangıcı Kadın için üç yüz günlük bekleme süresinin işlemeye başladığı an, önceki evlilik bağının hukuken kesin ve nihai olarak ortadan kalktığı, yani fiilen sona erdiği tarihtir. Kocanın ölümü halinde ölüm tarihi esas alınırken; boşanma, evliliğin butlanı veya gaipliğe dayalı fesih davalarında, mahkemece verilen bozucu yenilik doğuran kazaî kararın usul hukuku kuralları çerçevesinde kesinleştiği an, sürenin yasal başlangıç miladını oluşturur.
Doğumla sürenin bitmesi Evliliği sona ermiş olan kadının, 300 günlük iddet süresi henüz dolmadan bir çocuk dünyaya getirmesi durumunda, yasanın korumaya çalıştığı "nesep karışıklığı" riski maddi bir vakıa ile (doğumla) tükendiğinden, bekleme süresinin kendiliğinden ve başkaca hiçbir karara gerek olmaksızın sona ermesidir. Kadın, doğumu gerçekleştirdiği günün ertesi itibarıyla, hukuken herhangi bir engele takılmaksızın ve mahkeme kararı aramaksızın yeni bir evlilik yapma ehliyetine kavuşmaktadır.
Mahkemece sürenin kaldırılması Kanun koyucu, 300 günlük sürenin mutlak olmadığını belirterek iki istisnai durumda Aile Mahkemesine başvurularak bu sürenin kaldırılması imkânını (kazaî kaldırma) düzenlemiştir. Birincisi, kadının resmi bir sağlık kuruluşu veya doktor raporuyla kesin olarak gebe olmadığının tıbben kanıtlanması; ikincisi ise, evliliği sona eren eşlerin kendi aralarında (eski kocasıyla) yeniden evlenmek istemeleridir. Bu hallerde hâkimin süreyi kısaltma veya davanın reddine karar verme noktasında bir takdir yetkisi bulunmayıp, objektif koşul sağlandığında süreyi tamamen kaldırmakla yükümlüdür.
Süreye uyulmamasının yaptırımı Kadının iddet müddeti dolmadan ve mahkemeden sürenin kaldırılması kararı almadan, evlendirme memurunun da bir şekilde gözünden kaçarak yeniden evlenmesi halinde; bu evlilik TMK m. 145 bağlamında mutlak butlan veya nispi butlan yaptırımına tabi tutulmaz. TMK m. 154 hükmünün açık sarahati gereğince bekleme süresi "kesin olmayan (geciktirici) evlenme engeli" niteliğinde olduğundan, sırf iddet süresi ihlal edildi diye geçerli şekilde kurulmuş olan bu yeni evliliğin iptal edilebilirliği hukuken savunulamaz.
3. Sistematik İlişkiler
4. Yargıtay İçtihadı
scraper'dan karar yok, ileride güncelle
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Eşinden boşanan kadın (A) boşanma kararının kesinleşmesinin üzerinden henüz 100 gün geçmişken, yeni nişanlısıyla evlenmek istemiş ve tam teşekküllü bir hastaneden ultrason ve kan testleriyle gebe olmadığına dair kesin tıbbi rapor alarak aile mahkemesine başvurmuştur. TMK m. 132/3 hükmü gereğince, kadının önceki evliliğinden gebe olmadığının bilimsel delillerle kesin olarak anlaşıldığı bu durumda, hâkimin süreyi kaldırma kararı vermesi yasal bir zorunluluktur. Kanun koyucu burada hâkime sürenin kısaltılması veya davanın reddi yönünde bir takdir yetkisi tanımamış olup, iddet müddetinin varlık sebebi (nesep belirsizliğini önleme amacı) tıbben ortadan kalktığı için, mahkeme iddeti derhal kaldırmalıdır. Kararın kesinleşmesiyle birlikte (A) nüfus idaresindeki evlenme engelini aşarak yeni eşiyle hukuken geçerli bir nikah kıydırabilecektir.
Olay 2: Kocasının ölümüyle evliliği sona eren (X) 300 günlük iddet süresi dolmadan ve mahkemeden sürenin kaldırılmasına dair bir karar almaksızın, yurt dışında yetkili makamları yanıltarak (Y) ile yeniden evlenmiş ve bu ikinci evliliğin 2. ayında (ölümden itibaren 150. günde) bir çocuk dünyaya getirmiştir. Bu durumda, TMK m. 154 uyarınca bekleme süresine riayetsizlik ikinci evliliğin butlanını gerektirmediğinden (X) ile (Y) arasındaki evlilik hukuken tamamen geçerlidir. Ancak doğan çocuk, hem önceki evliliğin sona ermesinden itibaren 300 gün içinde doğmuş olduğundan ölen kocanın (TMK m. 285) hem de doğduğu sırada yeni evlilik devam ettiğinden ikinci koca (Y)'nin (TMK m. 285/1) babalık karineleriyle karşı karşıyadır. Bu tür bir nesep belirsizliği ve karine çakışmasında sorun, TMK m. 290 uyarınca çözülecek ve çocuk öncelikle ikinci evlilikteki koca (Y)'nin babalık karinesine bağlanacaktır.
6. Pratik Notlar
7. Eleştirel Değerlendirme
TMK m. 132'de düzenlenen 300 günlük bekleme süresinin varlık felsefesi, nesep karışıklığını (sanguinis confusio) engellemek üzerine inşa edilmiş olsa da, 21. yüzyılın moleküler genetik ve tıp teknolojileri karşısında bu hüküm tam bir anakronizm (çağdışılık) örneği teşkil etmektedir. Nitekim Dural/Öğüz/Gümüş ve Kılıçoğlu gibi duayen hocaların da açıkça eleştirdiği üzere, evliliği sona eren kadının rahminde bir cenin bulunup bulunmadığı basit bir HCG kan testi veya ultrasonografi ile dakikalar içinde tespit edilebilirken; babalık karinesinin çakışması durumu dahi DNA genetik soybağı testleriyle %99.99 oranında mutlak bir kesinlikle çözülebilmektedir. Böylesi bilimsel bir gerçeklik karşısında, sırf yasa koyucunun yüzyıllar öncesinden kalma bir hukuk geleneğine sadakat gösterme inadı uğruna kadınları aylarca süren ve mahkeme koridorlarında "gebe olmadığını ispatlamaya" zorlayan bir bürokratik mekanizmaya mahkûm etmesi, yasanın akılcı ve pragmatik temellerden koptuğunun en bariz kanıtıdır.
Söz konusu iddet müddetinin yalnızca kadın cinsi üzerine inşa edilmiş olması, anayasal eşitlik ilkesiyle (AY m. 10) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin evlenme hakkını düzenleyen 12. maddesiyle telafisi imkânsız bir tezat oluşturmaktadır. Erkeklerin boşanma kararı kesinleştiği günün ertesinde hiçbir hukuki veya tıbbi süzgeçten geçirilmeden serbestçe evlenebilmelerine olanak tanınırken, kadının sırf doğurganlık (biyolojik) kapasitesi gerekçe gösterilerek üç yüz gün gibi ölçüsüz bir beklemeye veya mahremiyet hakkını ihlal edecek şekilde devletin yargı organlarına gidip cinsel yaşamı veya rahim durumu hakkında rapor sunmaya mecbur bırakılması açık bir cinsiyet ayrımcılığıdır. Bu düzenleme, hukukun kadını bağımsız bir süjeden ziyade "nesebin taşıyıcısı ve ailenin muhafızı" şeklindeki ataerkil bir role indirgediğini göstermektedir.
Karşılaştırmalı hukuktaki güncel eğilimler ve İsviçre Medeni Kanunu'nda yaşanan radikal reformlar dikkate alındığında, Türk Medeni Kanunu'ndaki bu iddet müddetinin acilen ve bütünüyle ilga edilmesi hukuki bir zorunluluktur. İsviçre Hukukunda, babalık karinelerinin çatışmasını önlemeye yönelik ZGB Art. 257 hükmünün getirilmesiyle birlikte, kadının bekleme süresini öngören ZGB eski Art. 103 (TMK m. 132'nin mehazı) 1998 yılında tamamen yürürlükten kaldırılarak kadın-erkek eşitliği mutlak olarak tesis edilmiştir. Türk yasa koyucusu da aynı yolu izleyerek, TMK m. 132'yi ilga etmeli; muhtemel bir karine çatışması riskini ise yalnızca babalık davası (TMK m. 290 vd.) ve genetik test mekanizmaları üzerinden çözmelidir. Geçiş sürecinde ise, mahkemede dava açma külfeti derhal kaldırılarak, nüfus müdürlüğüne sunulacak basit bir sağlık raporunun veya tarafların salt yazılı beyanının, kadının yeni bir evlilik yapması için kâfi görülmesi yönünde pratik idari düzenlemeler hayata geçirilmelidir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 132. madde metnine dayanır.
Görüş: DNA testi çağında 300 günlük bekleme süresinin nesep belirsizliğini önleme işlevini yitirdiği; sürenin yalnızca kadına uygulanmasının eşitlik ilkesiyle çeliştiği; modernleşme için ya tamamen kaldırılması ya da gebelik yokluğunun tıbbi tespiti halinde istisnasız mahkeme onayı olmaksızın sona ermesi gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.