1. Sistematik
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun İkinci Kitap Aile Hukuku, Evlilik Hukuku
kısmında yer alan evlenme ehliyeti koşulları arasında "Ayırt etme gücü" (m.
125) ve "Yasal temsilcinin izni" (m. 126) alt başlıkları düzenlenmiştir. Mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 95 ve 96. maddelerine dayanan bu
hükümlerin temelindeki oran (ratio legis) evlenme akdinin son derece ağır
kişisel, sosyal ve mali sonuçlar doğurması nedeniyle, bu aile hukuku
sözleşmesinin mutlak surette bilinçli, sonuçları kavrayışa dayalı ve dış
baskılardan yahut korumasızlıklardan uzak, özgür bir irade açıklaması ile
kurulması zorunluluğudur.
Bu düzenlemeler, doğrudan TMK m. 10 hükmünde yer alan fiil ehliyetinin genel
ilkeleriyle organik bir paralellik içindedir. Hukukumuzda tam ehliyetli olmak
için aranan üç temel koşul (erginlik, ayırt etme gücüne sahip olmak ve kısıtlı
olmamak) evlenme ehliyeti alanında da karşımıza çıkmaktadır; zira evlenme
ancak ayırt etme gücünün mutlak varlığı ile asgari yaş (erginlik veya olağan
evlenme yaşı) ve sınırlı ehliyetsizler bakımından yasal temsilcinin izninin
birleşmesiyle hukuken geçerli biçimde kurulabilir.
2. Kavramlar
Ayırt etme gücü şartı (m. 125)
Evlenme anında kişinin yaptığı hukuki işlemin, yani evliliğin kurduğu birliğin
anlam ve sonuçlarını, yüklendiği ahlaki ve hukuki hak ve ödevleri akla uygun
biçimde kavrayabilme yeteneğini ifade eder. TMK m. 13'te tanımlanan bu
genel yetenekten yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı veya sarhoşluk
gibi sebeplerle sürekli veya evlenme anında geçici olarak yoksun olan kişiler,
kanunun emredici lafzı uyarınca hiçbir şekilde evlenemezler.
Küçüğün izin şartı (m. 126)
Kural olarak 17 yaşını doldurmakla olağan evlenme yaşına ulaşan ancak genel
rüşt yaşı olan 18'i henüz tamamlamadığı için kanunen sınırlı ehliyetsiz
konumunda bulunan kişilerin evlenebilmesi için mutlak surette aranan yasal
temsilci (veli veya vasi) onayıdır. Evlenme kişiye sıkı sıkıya bağlı bir
hak olduğundan küçük iradeyi bizzat kendisi açıklar; ancak koruma felsefesi
gereği yasal temsilcinin de işleme katılması (icazet vermesi) hukuki bir
geçerlilik şartı olarak öngörülmüştür.
İzin kimin tarafından verilmeli
Evlenmeye izin verme yetkisi ve görevi, kural olarak velayet hakkını birlikte
kullanan ana ve babaya aittir; velayet kanuni nedenlerle ana veya babadan
yalnız birinde ise (örneğin boşanma, evlilik dışı doğum veya ölüm nedeniyle) bu
izin o ebeveyn tarafından verilir. Şayet 17 yaşını doldurmuş olan
küçük velayet altında değil de vesayet altında ise, bu durumda evlenmeye izin
verecek makam doğrudan doğruya sulh hukuk mahkemesince atanmış olan vasidir.
İznin şekli
Kanun koyucu, yasal temsilcinin evlenmeye izni hususunda Türk Medeni Kanunu
metninde açık ve bağlayıcı bir şekil şartı öngörmemiştir. Ancak uygulamada
ve Evlendirme Yönetmeliği gereğince, yasal temsilcinin bu izni evlendirme
memuruna başvuru sırasında ya bizzat memur önünde sözlü beyanla ve imza atarak
ya da noterden onaylı özel ve yazılı bir muvafakatname sunarak bildirmesi usulü
benimsenmiştir.
İzinsiz evliliğin akıbeti
Küçüğün, yasal temsilcisinin rızası alınmadan evlendirme memurunu yanıltarak
veya memurun ihmaliyle hukuken evlenmesi durumunda, bu işlem kamu düzenini
ilgilendiren mutlak butlanla batıl veya yok sayılmaz. Bu durumda izni alınmayan
yasal temsilci, TMK m. 153 uyarınca evlenme töreninden sonra mahkemeye
başvurarak nispi butlan sebebine dayalı evlenmenin iptali davası açma hakkına
sahiptir.
3. Sistematik İlişkiler
- TMK m. 10, 13 (ayırt etme gücü genel)
- TMK m. 124 (evlenme yaşı — 17 yaş)
- TMK m. 127 (kısıtlı için izin — vasi)
- TMK m. 141 (iptali gerektiren sebepler — izinsiz evlilik bağlantısı)
- TMK m. 145 (mutlak butlan — ayırt etme gücü yok iken evlenme)
- TMK m. 335 vd. (velayet)
4. Yargıtay İçtihadı
scraper'dan karar yok, ileride güncelle
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Evlenme töreni sırasında damat (A)'nın aslında ağır derecede şizofreni
hastası olduğu ve bu akıl hastalığı nedeniyle ayırt etme gücünden sürekli
olarak yoksun bulunduğu, ancak evlendirme memurunun o anki geçici sükunet
sebebiyle durumu fark edemeyip nikahı kıydığı sonradan anlaşılmıştır. TMK m.
125 gereği ayırt etme gücüne sahip olmayanların evlenmesi kesinlikle yasak ve
kanuna aykırı olduğundan, bu evlilik TMK m. 145/2 uyarınca "evlenme sırasında
sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunma" gerekçesiyle mutlak
butlanla sakattır. Cumhuriyet Savcısı veya her ilgili, hiçbir süreye
tabi olmaksızın aile mahkemesine başvurarak, sağlık kurulu raporu deliliyle bu
evliliğin mutlak butlan nedeniyle iptaline karar verilmesini talep edebilir.
Olay 2: 17 yaşını doldurmuş ancak henüz 18 yaşını tamamlamamış olan lise
öğrencisi (B) anne ve babasının evlenmesine açıkça karşı çıkmasına rağmen,
nişanlısıyla yurt dışına giderek orada yerel makamlar önünde yasal temsilci
izni olmaksızın evlenmiş ve sonradan Türkiye'de bu evliliği nüfusa işletmek
istemiştir. Sınırlı ehliyetsiz olan (B)'nin velilerinin rızası alınmadan
yaptığı bu evlilik, ehliyet eksikliği nedeniyle TMK m. 126 uyarınca geçersizlik
riski taşır ve Türkiye'de izni alınmayan yasal temsilciler (anne ve baba)
tarafından TMK m. 153'e göre nispi butlan sebebiyle iptal davasına konu
edilebilir. Ancak dava açılmadan veya yargılama devam ederken (B) 18 yaşını
doldurarak erginliğe ulaşırsa veya kadın eş gebe kalırsa, kanun koyucunun
aileyi koruma prensibi gereği evlenmenin iptaline mahkemece karar verilemez.
6. Pratik Notlar
- Nikah memurlarının, evlendirme işlemi sırasında tarafların beyanlarını
alırken, yaşlarının küçüklüğünden veya sergiledikleri tutumlardan ayırt etme
gücüne sahip olup olmadıklarını dikkatle gözlemleme ve şüphe halinde tam
teşekküllü resmi sağlık raporu talep etme yükümlülüğü bulunmaktadır.
- Sınırlı ehliyetsiz durumundaki küçüklerin evlenmesinde, yasal temsilci
izninin sonradan evliliği geçerli kılacak bir icazet şeklinde değil, mutlak
surette başvuru aşamasında veya nikah işlemi öncesinde alınmış olması
evlendirme memuru için kesin bir zorunludur.
- Yasal temsilcinin evlenmeye haklı ve objektif bir sebep olmaksızın tamamen
keyfi olarak izin vermeyi reddetmesi halinde, küçük doğrudan TMK m. 128 hükmüne
dayanarak aile mahkemesi hâkimine başvurabilir ve yasal temsilci dinlendikten
sonra hâkim idari kararın yerine geçecek şekilde evlenmeye izin verebilir.
- Evlenmek isteyen kişi 18 yaşını doldurmuş ergin biri olmakla beraber zihinsel
veya bedensel sebeplerle mahkeme kararıyla kısıtlanmışsa (vesayet altındaysa)
TMK m. 127'deki özel düzenleme devreye girer ve bu kısıtlı ancak bizzat
vasisinin rızasını almak şartıyla evlenebilir.
- Yurt dışında kıyılan izinsiz evliliklerde, ehliyete ilişkin kurallar kamu
düzeni ve şahsi statü niteliği taşıdığından, taraflar Türk vatandaşı ise MÖHUK
kuralları gereği Türk hukukunun evlenme ehliyetine ilişkin maddi şartları
(ayırt etme gücü ve temsilci izni) doğrudan doğruya tatbik edilecektir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Medeni Kanunu m. 125'te düzenlenen ayırt etme gücü şartının, pratik
hayatta evlendirme memurunun çoğu zaman birkaç dakikayla sınırlı tören
gözlemine terkedilmesi, sistemde ciddi bir hukuki güvenlik boşluğu
yaratmaktadır. Akıntürk/Ateş Karaman, Kılıçoğlu ve Dural/Öğüz/Gümüş gibi
yazarların eserlerinde de tartışıldığı üzere, sınırda olan bir akıl
hastalığının veya hafif dereceli zeka geriliğinin yüzeysel bir diyalogla
anlaşılması tıp bilimi açısından dahi son derece zorken, sıradan bir idari
memurdan bunu kusursuz şekilde tespit etmesini beklemek hayatın olağan akışıyla
çelişmektedir. Bu fiili durum, evlenme anında aslında ayırt etme gücünden
yoksun olan zayıf kişilerin art niyetli üçüncü şahıslarca suistimal edilmesine
ve ileride uzun, ispatı güç tıbbi raporlara dayalı mutlak butlan davalarının
(TMK m. 145/2) mahkemeleri gereksiz yere yormasına sebebiyet vermektedir.
TMK m. 126 uyarınca küçüğün evlenebilmesi için getirilen "yasal temsilcinin
izni" kuralı, dogmatik kökeninde tecrübesiz bireyleri telafisi zor kararlardan
koruma kastı taşısa da, Türkiye'nin belirli sosyolojik ve kırsal gerçekliğinde
bu kurum maalesef sıklıkla bir aile içi istismar ve baskı aracına
dönüşebilmektedir. Ailelerin, 17 yaşını doldurmuş kız çocuklarını ekonomik
çıkarlar, başlık parası beklentisi veya katı töre kuralları sebebiyle kendi
rızaları hilafına istemedikleri kişilerle evlenmeye icbar etmeleri durumunda,
yasal temsilcinin verdiği "izin", küçüğü koruyan hukuki bir kalkan olmaktan
çıkıp onu istenmeyen bir hayata mahkum eden bir vasıtaya dönüşmektedir. Veli
izninin sadece şekli bir noter muvafakatnamesine indirgenmesi ve memur
tarafından küçüğün gerçek, içsel iradesinin pedagojik bir süzgeçten
geçirilmeden salt evrak tamlığı üzerinden onaylanması, maddenin koruyucu ruhunu
zedelemektedir.
Çağdaş hukuk sistemlerinde ve uluslararası çocuk hakları metinlerinde en üstte
tutulan "çocuğun üstün yararı" ilkesinin, küçüklerin ve kısıtlıların evlenmesi
süreçlerine proaktif bir denetim mekanizması olarak entegre edilmesi günümüz
hukukunun acil bir ihtiyacıdır. Mevcut sistematiğimizde, yasal temsilcinin
rızasıyla gerçekleşen olağan evliliklerde hâkimin veya uzman pedagogların
hiçbir ön denetimi bulunmamakta; sadece veli/vasi izin vermeyi reddettiğinde
hâkime başvurulabilmektedir (TMK m. 128). Oysa 18 yaşın altındaki tüm
küçüklerin dâhil olduğu evlilik işlemlerinin, temsilcinin rızası olsun veya
olmasın, tıpkı evlat edinme (TMK m. 305 vd.) prosedürlerinde olduğu gibi mutlak
surette aile mahkemelerinin uzman raporları eşliğindeki objektif denetiminden
geçirilmesi, zorla erken yaşta evliliklerin önlenmesi ve çocuk haklarının
korunması açısından Türk Medeni Kanunu'na dâhil edilmesi gereken en rasyonel
reformlardan biridir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt I — Temel Kavramlar ve Medeni Kanunun Başlangıç Hükümleri; Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt II — Kişiler Hukuku; Şener Akyol, Medeni Hukuk — Şahsın Hukuku; Bilge Öztan, Şahsın Hukuku Hakiki Şahıslar; Turgut Akıntürk / Derya Ateş Karaman, Türk Medeni Hukuku — Aile Hukuku; Ahmet M. Kılıçoğlu, Aile Hukuku.
- Yargı kararları: Türk Medeni Kanunu m. 126'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Medeni Kanunu (Schweizerisches Zivilgesetzbuch — ZGB) Art. 96.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 126. madde metnine dayanır.
Görüş: Yasal temsilci izninin çocuğu baskı altında evlendirme aracına dönüşmemesi için hâkimin reddi iptal etme yetkisinin çocuğun üstün yararını merkeze alacak biçimde güçlendirilmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Sistematik
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun İkinci Kitap Aile Hukuku, Evlilik Hukuku kısmında yer alan evlenme ehliyeti koşulları arasında "Ayırt etme gücü" (m. 125) ve "Yasal temsilcinin izni" (m. 126) alt başlıkları düzenlenmiştir. Mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 95 ve 96. maddelerine dayanan bu hükümlerin temelindeki oran (ratio legis) evlenme akdinin son derece ağır kişisel, sosyal ve mali sonuçlar doğurması nedeniyle, bu aile hukuku sözleşmesinin mutlak surette bilinçli, sonuçları kavrayışa dayalı ve dış baskılardan yahut korumasızlıklardan uzak, özgür bir irade açıklaması ile kurulması zorunluluğudur.
Bu düzenlemeler, doğrudan TMK m. 10 hükmünde yer alan fiil ehliyetinin genel ilkeleriyle organik bir paralellik içindedir. Hukukumuzda tam ehliyetli olmak için aranan üç temel koşul (erginlik, ayırt etme gücüne sahip olmak ve kısıtlı olmamak) evlenme ehliyeti alanında da karşımıza çıkmaktadır; zira evlenme ancak ayırt etme gücünün mutlak varlığı ile asgari yaş (erginlik veya olağan evlenme yaşı) ve sınırlı ehliyetsizler bakımından yasal temsilcinin izninin birleşmesiyle hukuken geçerli biçimde kurulabilir.
2. Kavramlar
Ayırt etme gücü şartı (m. 125) Evlenme anında kişinin yaptığı hukuki işlemin, yani evliliğin kurduğu birliğin anlam ve sonuçlarını, yüklendiği ahlaki ve hukuki hak ve ödevleri akla uygun biçimde kavrayabilme yeteneğini ifade eder. TMK m. 13'te tanımlanan bu genel yetenekten yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı veya sarhoşluk gibi sebeplerle sürekli veya evlenme anında geçici olarak yoksun olan kişiler, kanunun emredici lafzı uyarınca hiçbir şekilde evlenemezler.
Küçüğün izin şartı (m. 126) Kural olarak 17 yaşını doldurmakla olağan evlenme yaşına ulaşan ancak genel rüşt yaşı olan 18'i henüz tamamlamadığı için kanunen sınırlı ehliyetsiz konumunda bulunan kişilerin evlenebilmesi için mutlak surette aranan yasal temsilci (veli veya vasi) onayıdır. Evlenme kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğundan küçük iradeyi bizzat kendisi açıklar; ancak koruma felsefesi gereği yasal temsilcinin de işleme katılması (icazet vermesi) hukuki bir geçerlilik şartı olarak öngörülmüştür.
İzin kimin tarafından verilmeli Evlenmeye izin verme yetkisi ve görevi, kural olarak velayet hakkını birlikte kullanan ana ve babaya aittir; velayet kanuni nedenlerle ana veya babadan yalnız birinde ise (örneğin boşanma, evlilik dışı doğum veya ölüm nedeniyle) bu izin o ebeveyn tarafından verilir. Şayet 17 yaşını doldurmuş olan küçük velayet altında değil de vesayet altında ise, bu durumda evlenmeye izin verecek makam doğrudan doğruya sulh hukuk mahkemesince atanmış olan vasidir.
İznin şekli Kanun koyucu, yasal temsilcinin evlenmeye izni hususunda Türk Medeni Kanunu metninde açık ve bağlayıcı bir şekil şartı öngörmemiştir. Ancak uygulamada ve Evlendirme Yönetmeliği gereğince, yasal temsilcinin bu izni evlendirme memuruna başvuru sırasında ya bizzat memur önünde sözlü beyanla ve imza atarak ya da noterden onaylı özel ve yazılı bir muvafakatname sunarak bildirmesi usulü benimsenmiştir.
İzinsiz evliliğin akıbeti Küçüğün, yasal temsilcisinin rızası alınmadan evlendirme memurunu yanıltarak veya memurun ihmaliyle hukuken evlenmesi durumunda, bu işlem kamu düzenini ilgilendiren mutlak butlanla batıl veya yok sayılmaz. Bu durumda izni alınmayan yasal temsilci, TMK m. 153 uyarınca evlenme töreninden sonra mahkemeye başvurarak nispi butlan sebebine dayalı evlenmenin iptali davası açma hakkına sahiptir.
3. Sistematik İlişkiler
4. Yargıtay İçtihadı
scraper'dan karar yok, ileride güncelle
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Evlenme töreni sırasında damat (A)'nın aslında ağır derecede şizofreni hastası olduğu ve bu akıl hastalığı nedeniyle ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun bulunduğu, ancak evlendirme memurunun o anki geçici sükunet sebebiyle durumu fark edemeyip nikahı kıydığı sonradan anlaşılmıştır. TMK m. 125 gereği ayırt etme gücüne sahip olmayanların evlenmesi kesinlikle yasak ve kanuna aykırı olduğundan, bu evlilik TMK m. 145/2 uyarınca "evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunma" gerekçesiyle mutlak butlanla sakattır. Cumhuriyet Savcısı veya her ilgili, hiçbir süreye tabi olmaksızın aile mahkemesine başvurarak, sağlık kurulu raporu deliliyle bu evliliğin mutlak butlan nedeniyle iptaline karar verilmesini talep edebilir.
Olay 2: 17 yaşını doldurmuş ancak henüz 18 yaşını tamamlamamış olan lise öğrencisi (B) anne ve babasının evlenmesine açıkça karşı çıkmasına rağmen, nişanlısıyla yurt dışına giderek orada yerel makamlar önünde yasal temsilci izni olmaksızın evlenmiş ve sonradan Türkiye'de bu evliliği nüfusa işletmek istemiştir. Sınırlı ehliyetsiz olan (B)'nin velilerinin rızası alınmadan yaptığı bu evlilik, ehliyet eksikliği nedeniyle TMK m. 126 uyarınca geçersizlik riski taşır ve Türkiye'de izni alınmayan yasal temsilciler (anne ve baba) tarafından TMK m. 153'e göre nispi butlan sebebiyle iptal davasına konu edilebilir. Ancak dava açılmadan veya yargılama devam ederken (B) 18 yaşını doldurarak erginliğe ulaşırsa veya kadın eş gebe kalırsa, kanun koyucunun aileyi koruma prensibi gereği evlenmenin iptaline mahkemece karar verilemez.
6. Pratik Notlar
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Medeni Kanunu m. 125'te düzenlenen ayırt etme gücü şartının, pratik hayatta evlendirme memurunun çoğu zaman birkaç dakikayla sınırlı tören gözlemine terkedilmesi, sistemde ciddi bir hukuki güvenlik boşluğu yaratmaktadır. Akıntürk/Ateş Karaman, Kılıçoğlu ve Dural/Öğüz/Gümüş gibi yazarların eserlerinde de tartışıldığı üzere, sınırda olan bir akıl hastalığının veya hafif dereceli zeka geriliğinin yüzeysel bir diyalogla anlaşılması tıp bilimi açısından dahi son derece zorken, sıradan bir idari memurdan bunu kusursuz şekilde tespit etmesini beklemek hayatın olağan akışıyla çelişmektedir. Bu fiili durum, evlenme anında aslında ayırt etme gücünden yoksun olan zayıf kişilerin art niyetli üçüncü şahıslarca suistimal edilmesine ve ileride uzun, ispatı güç tıbbi raporlara dayalı mutlak butlan davalarının (TMK m. 145/2) mahkemeleri gereksiz yere yormasına sebebiyet vermektedir.
TMK m. 126 uyarınca küçüğün evlenebilmesi için getirilen "yasal temsilcinin izni" kuralı, dogmatik kökeninde tecrübesiz bireyleri telafisi zor kararlardan koruma kastı taşısa da, Türkiye'nin belirli sosyolojik ve kırsal gerçekliğinde bu kurum maalesef sıklıkla bir aile içi istismar ve baskı aracına dönüşebilmektedir. Ailelerin, 17 yaşını doldurmuş kız çocuklarını ekonomik çıkarlar, başlık parası beklentisi veya katı töre kuralları sebebiyle kendi rızaları hilafına istemedikleri kişilerle evlenmeye icbar etmeleri durumunda, yasal temsilcinin verdiği "izin", küçüğü koruyan hukuki bir kalkan olmaktan çıkıp onu istenmeyen bir hayata mahkum eden bir vasıtaya dönüşmektedir. Veli izninin sadece şekli bir noter muvafakatnamesine indirgenmesi ve memur tarafından küçüğün gerçek, içsel iradesinin pedagojik bir süzgeçten geçirilmeden salt evrak tamlığı üzerinden onaylanması, maddenin koruyucu ruhunu zedelemektedir.
Çağdaş hukuk sistemlerinde ve uluslararası çocuk hakları metinlerinde en üstte tutulan "çocuğun üstün yararı" ilkesinin, küçüklerin ve kısıtlıların evlenmesi süreçlerine proaktif bir denetim mekanizması olarak entegre edilmesi günümüz hukukunun acil bir ihtiyacıdır. Mevcut sistematiğimizde, yasal temsilcinin rızasıyla gerçekleşen olağan evliliklerde hâkimin veya uzman pedagogların hiçbir ön denetimi bulunmamakta; sadece veli/vasi izin vermeyi reddettiğinde hâkime başvurulabilmektedir (TMK m. 128). Oysa 18 yaşın altındaki tüm küçüklerin dâhil olduğu evlilik işlemlerinin, temsilcinin rızası olsun veya olmasın, tıpkı evlat edinme (TMK m. 305 vd.) prosedürlerinde olduğu gibi mutlak surette aile mahkemelerinin uzman raporları eşliğindeki objektif denetiminden geçirilmesi, zorla erken yaşta evliliklerin önlenmesi ve çocuk haklarının korunması açısından Türk Medeni Kanunu'na dâhil edilmesi gereken en rasyonel reformlardan biridir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 126. madde metnine dayanır.
Görüş: Yasal temsilci izninin çocuğu baskı altında evlendirme aracına dönüşmemesi için hâkimin reddi iptal etme yetkisinin çocuğun üstün yararını merkeze alacak biçimde güçlendirilmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.