1. Sistematik
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun İkinci Kitap Aile Hukuku, Birinci Kısım
Evlilik Hukuku, Birinci Bölüm "Nişanlılık" hükümleri arasında "Zamanaşımı" alt
başlığıyla düzenlenen 123. maddesi, nişanlılığın sona ermesinden doğan hukuki
taleplerin tabi olduğu süreyi tayin etmektedir. Mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun
(ZGB) m. 93/3 hükmüne dayanan bu düzenlemenin temelindeki ratio legis,
nişanlılık ilişkisinin sona ermesiyle ortaya çıkan uyuşmazlıkların (tazminat ve
hediye iadesi) makul ve çok kısa bir süre içerisinde süratle tasfiye edilerek,
tarafların hayatlarının ilerleyen dönemlerinde eski ilişkilerinden kaynaklı
hukuki bir tehdit altında bırakılmalarını önlemektir. Kanun koyucu, bitmiş bir
nişanlılık ilişkisinin mali tortularının yıllarca mahkemeleri meşgul etmesini
kamu düzeni ve aile hukukunun niteliği açısından uygun bulmamıştır.
Bu özel zamanaşımı hükmü, Türk Borçlar Kanunu'nda yer alan 10 yıllık genel
zamanaşımı süresine (TBK m. 146) veya haksız fiil ile sebepsiz zenginleşmedeki
2 yıllık kısa sürelere (TBK m. 72, m. 82) karşı tipik bir "özel kanun" (lex
specialis) niteliği taşır. Hukuk sistematiğimizde özel kanunun genel kanunu
bertaraf edeceği ilkesi uyarınca, davanın temeli haksız fiile veya sebepsiz
zenginleşmeye dayansa bile, uyuşmazlığın kaynağı nişanlılığın sona ermesi
olduğu müddetçe doğrudan TMK m. 123 hükmü uygulama alanı bulacaktır. Bu durum,
aile hukuku kurallarının borçlar hukuku kuralları karşısındaki önceliğinin ve
özerkliğinin bir yansımasıdır.
2. Kavramlar
1 yıllık özel zamanaşımı
Nişanlılığın sona ermesinden kaynaklanan maddi tazminat (TMK m. 120) manevi
tazminat (TMK m. 121) ve alışılmışın dışındaki hediyelerin iadesi (TMK m. 122)
talepleri için kanun koyucu tarafından öngörülen katı ve ortak bir süredir. Haksız fiil veya sebepsiz zenginleşme gibi genel borçlar hukuku
taleplerinden farklı olarak, aile hukukuna özgü bu özel uyuşmazlıkların bir yıl
gibi kısa bir sürede çözümlenmesi hedeflenmiştir. Bu emredici süre
sayesinde, eski nişanlıların aralarındaki mali hesaplaşmaları hızla bitirip
yeni hayatlarına odaklanmaları hukuki bir zemine oturtulmaktadır. Kanunun
öngördüğü bu dar çerçeve, tarafları intikam duygusuyla hareket ederek hukuki
ihtilafları gereksiz yere uzatmaktan alıkoyma fonksiyonu görür.
Sürenin başlangıcı
Bir yıllık zamanaşımı süresinin işlemeye başlayacağı an, nişanlılığın evlenme
dışındaki bir sebeple (ölüm, gaiplik, haklı veya haksız bozma, karşılıklı
anlaşma) fiilen ve kesin olarak sona erdiği tarihtir. TMK m. 123'ün
gerekçesinde de açıkça vurgulandığı üzere, sürenin başlaması için hakkı ihlal
edilen tarafın sona erme sebebini "öğrenmiş olması" şartı kesinlikle aranmaz;
süre objektif olarak sona erme anından itibaren amansızca işlemeye başlar. Bu katı başlangıç noktası, tarafların "sona ermeyi daha geç öğrendim"
şeklindeki sübjektif iddialarla dava hakkını yıllarca canlı tutmasını
engellemek üzere özel olarak tasarlanmıştır. Dolayısıyla, tarafların
iradelerinin ayrıştığı, ölümün gerçekleştiği veya evlenmenin kesin olarak
imkânsızlaştığı somut tarih, sürenin başlangıç miladı olarak mahkemece tespit
edilmelidir.
Hak düşürücü süre ile zamanaşımı farkı
TMK m. 123'te düzenlenen ve bir yıllık sınır çizen bu süre, bir hak düşürücü
süre değil, teknik anlamda tipik bir "zamanaşımı" (müruru zaman) süresidir. Hak düşürücü süreler mahkemece davanın her aşamasında re'sen
(kendiliğinden) dikkate alınırken, zamanaşımı, borcun özünü ve alacağı sona
erdirmeyen ancak onun dava edilebilme vasfını ortadan kaldıran kişisel bir
savunma aracı, yani def'idir. Bu nedenle, davalı taraf ilk itirazlar
kapsamında usulüne uygun şekilde zamanaşımı def'ini ileri sürmedikçe, hâkim bir
yıllık sürenin geçtiğini dosya kapsamından bizzat anlasa dahi davayı usulden
reddedemez. Alacak eksik borç niteliğine dönüştüğünden, zamanaşımı
süresi geçtikten sonra dahi davalının ahlaki bir saikle kendi rızasıyla
yapacağı ödemeler hukuken geçerli sayılır ve sonradan sebepsiz zenginleşme
iddiasıyla geri istenemez.
TBK genel sürelerinden önceliği
Hukuk sistematiğimizde, aynı konuyu düzenleyen farklı normlar bulunduğunda özel
kanunun (lex specialis) genel kanuna (lex generalis) üstünlüğü ilkesi
tartışmasız olarak uygulanır. Nişanlılığın bozulması üzerine açılacak tazminat
veya iade davaları özünde haksız fiil veya sebepsiz zenginleşme karakteri
taşısa da, TMK m. 123 özel bir lex specialis normu olarak TBK'daki 2, 10 veya
15 yıllık genel süreleri doğrudan doğruya bertaraf etmektedir. Mahkemeler,
somut uyuşmazlığın kaynağının nişanlılık statüsü olduğunu tespit ettikleri
anda, borçlar hukukunun genel zamanaşımı sürelerini uygulamaktan kaçınmak ve
mutlak surette TMK m. 123'teki bir yıllık özel süreyi tatbik etmek zorundadır.
Aksi yöndeki bir yargısal eğilim, aile hukukunun tasfiyeyi çabuklaştıran
felsefesine açıkça aykırılık teşkil eder.
Zamanaşımının durması ve kesilmesi
TMK m. 123 teknik anlamda bir zamanaşımı süresi olduğundan, Türk Borçlar
Kanunu'nun zamanaşımının durmasına (TBK m. 153) ve kesilmesine (TBK m. 154)
ilişkin genel koruyucu kuralları bu bir yıllık süre için de kıyasen uygulama
alanı bulacaktır. Örneğin, nişanlılığın sona ermesinden sonra tarafların
uyuşmazlığı çözmek için ihtiyari arabulucuya gitmesi veya alacaklının usulüne
uygun olarak dava açması, icra takibi başlatması gibi haller bir yıllık süreyi
hukuken kesecektir. Aynı şekilde, alacaklı nişanlının ayırt etme gücünü geçici
olarak kaybetmesi ve yasal temsilcisinin bulunmaması gibi TBK'da tahdidi olarak
sayılan durma sebepleri mevcutsa, bu hukuki veya fiili engeller ortadan
kalkıncaya kadar o bir yıllık süre işlemeyecektir. Bu genel hükümlerin
işletilmesi, kanunla çok kısa tutulan bir yıllık sürenin mağdur taraf aleyhine
telafisi imkansız hak kayıplarına yol açmasını engelleyen kritik denge
mekanizmalarıdır.
3. Sistematik İlişkiler
- TMK m. 120-122 (nişanlılıktan doğan dava hakları — bu süreye tabi)
- TBK m. 146 (10 yıllık genel zamanaşımı — özel kanun olarak TMK m. 123 önce
gelir)
- TBK m. 149-158 (zamanaşımının durması, kesilmesi)
- TBK m. 161 (zamanaşımı def'i)
- HMK m. 321 (def'i olarak ileri sürme)
4. Yargıtay İçtihadı
scraper'dan karar yok, ileride güncelle
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: (A) ve (B) arasındaki nişanlılık, tarafların aileleri arasında
çıkan şiddetli bir tartışma sonucunda 1 Ocak 2024 tarihinde kesin bir iradeyle
ve karşılıklı olarak bozulmuştur. (A) nişan töreni için yapmış olduğu salon
kiralama ve ikram giderlerinin menfi zarar kapsamında tazmini talebiyle, haklı
sebep iddiasına dayanarak 1 Mart 2025 tarihinde (B)'ye karşı maddi tazminat
davası açmıştır. Somut olayda, TMK m. 123 gereğince nişanın fiilen bozulduğu 1
Ocak 2024 tarihinden itibaren işlemeye başlayan bir yıllık özel zamanaşımı
süresi tam olarak 1 Ocak 2025 tarihinde dolmuştur. Davalı (B) HMK m. 319
uyarınca süresi içinde sunmuş olduğu cevap dilekçesinde zamanaşımı def'ini
ileri sürdüğünden, mahkeme tarafların haklılık durumunu veya masrafların
mevcudiyetini esastan incelemeksizin davayı usulden reddedecektir. Hâkim,
davalının bu usuli hakkını kullanması karşısında zararın büyüklüğünü dikkate
alamaz.
Olay 2: Nişanlı çift (X) ve (Y)'den (X) 15 Mayıs 2024 tarihinde geçirdiği
ani bir kalp krizi neticesinde vefat etmiş ve hukuken evlenme vaadi olan
nişanlılık, evlenme dışındaki bir sebep olan "ölüm" nedeniyle kendiliğinden
sona ermiştir. (X)'in anne ve babası, nişan töreninde (Y)'ye taktıkları ve
alışılmışın dışında yüksek maddi değer taşıyan kalın altın bileziklerin iadesi
için, 10 Nisan 2025 tarihinde sağ kalan nişanlı (Y)'ye karşı hediye iadesi
davası açmışlardır. Söz konusu iade davası, nişanlılığın ölüm sebebiyle sona
erdiği 15 Mayıs 2024 tarihinden itibaren başlayan bir yıllık özel zamanaşımı
süresi dolmadan, henüz on birinci ay içerisinde usulüne uygun şekilde ikame
edilmiştir. Bu durumda TMK m. 123 uyarınca davanın yasal süresinde
açıldığı kabul edilecek ve mahkeme hediyelerin mutat olup olmadığını esastan
inceleyerek karar verecektir.
6. Pratik Notlar
- 1 yılın kısalığı — dava açmak için hızla hareket edilmeli. Kanun koyucunun
TMK m. 123'te belirlediği bir yıllık süre, genel borçlar hukuku sürelerine
kıyasla çok kısa olup, haksızlığa uğrayan nişanlının psikolojik toparlanma
sürecini beklemeden vakit kaybetmeksizin dava veya icra takibi yoluna
başvurmasını zorunlu kılar.
- Zamanaşımının hangi gün başladığı (nişanın fiilen bozulduğu gün mü, bildirim
günü mü?). Sürenin başlangıcı, karşı tarafın bozma iradesini öğrendiği gün
değil; nişanın fiilen, hukuken veya ölüm/gaiplik gibi objektif bir olguyla sona
erdiği o kesin tarihtir. Sona ermenin diğer tarafça aylar sonra öğrenilmesi
dahi kanunun lafzı ve gerekçesi karşısında bu sürenin başlangıcını geriye atmaz.
- Zamanaşımı durursa TBK m. 153'teki durma sebeplerine dikkat. Özel süre çok
dar olduğundan, davacının ayırt etme gücünü yitirmesi, ağır bir hastalık
nedeniyle yasal temsilcisiz kalması veya tarafların ihtilafı ihtiyari
arabuluculukla çözmeye çalışması gibi TBK m. 153'teki durma sebeplerinin
varlığı titizlikle belgelenmelidir.
- Tarafların anlaşarak süreyi uzatıp uzatamayacağı (TBK m. 148 —
uzatabilirler). Her ne kadar TBK m. 148 kural olarak zamanaşımı sürelerinin
sözleşmeyle önceden değiştirilemeyeceğini, yani uzatılıp kısaltılamayacağını
emretse de, hak doğup zamanaşımı işlemeye başladıktan veya dolduktan sonra
borçlunun kendi iradesiyle zamanaşımı def'inden feragat ederek süreyi fiilen
uzatması veya borcu üstlenmesi mümkündür.
- Def'i olarak ileri sürülmesi — mahkeme re'sen dikkate almaz. Davalı taraf
usul hukukunun öngördüğü cevap dilekçesi verme süresi içinde açık ve net bir
beyanla "zamanaşımı def'i"nde bulunmadığı takdirde, hâkim bir yıllık sürenin
fazlasıyla aşıldığını kendiliğinden (re'sen) gözeterek davayı reddedemez.
7. Eleştirel Değerlendirme
TMK m. 123 ile öngörülen bir yıllık zamanaşımı süresi, kanun koyucunun
nişanlılık gibi geçici bir ilişkinin ardından hukuki belirliliği derhal sağlama
amacı taşısa da, insan doğası ve sosyolojik gerçeklikler karşısında fazlasıyla
katı ve yetersizdir. Yıllarca süren bir nişanlılığın haksız ve ağır
hakaretlerle bozulmasının ardından terk edilen nişanlının yaşadığı ağır
psikolojik travma, depresyon ve hayal kırıklığı göz önüne alındığında, bu
kişinin toparlanıp profesyonel bir hukuki destek arayarak dava açacak gücü
bulması çoğu zaman bir yıldan çok daha uzun sürebilmektedir. Bu dar zaman
aralığı, adaleti sağlamaktan ziyade, kusurlu tarafın haksız eylemlerinin ve
karşı tarafı sömürmesinin yanına kâr kalmasına, ciddi malvarlığı değerlerinin
nedensizce el değiştirmesine zemin hazırlayarak zayıf tarafı mağdur etmektedir.
Öte yandan, maddenin gerekçesinde açıkça ifade edilen ve sürenin başlangıç
noktasını "öğrenme" kriterinden bağımsız kılan objektif yaklaşım, doktrinde
şiddetli hakkaniyet eleştirilerine konu olmaktadır. Örneğin, taraflardan
birinin yurt dışına giderek orada bir başkasıyla evlenmek suretiyle nişanı
fiilen bozduğu ancak bunu diğer taraftan bilinçli olarak sakladığı
senaryolarda, mağdur nişanlı ihaneti ve nişanın sona erdiğini öğrendiğinde bir
yıllık yasal süre çoktan dolmuş olabilmektedir. Kanun koyucunun, "yıllar
sonra dava tehdidi olmasın" şeklindeki pragmatik kaygısı, dürüstlük
kuralına (TMK m. 2) aykırı davranarak gerçeği gizleyen ve süreyi kötüniyetle
geçiştiren tarafı hukuken ödüllendiren dogmatik ve adaletsiz bir yapı
sergilemektedir.
Karşılaştırmalı hukuk bağlamında incelendiğinde, Avrupa medeni hukuk
sistemlerinde de nişanlılığın tasfiyesine özgü kısa süreler benimsenmiş olsa
dahi, çağdaş hukuk teorisi sürenin başlangıcında sübjektif "öğrenme" unsurunu
esneterek mağduru koruma eğilimindedir. Türk hukukunda ise kanun koyucunun 2002
tarihli revizyonda "öğrenme tarihinden itibaren" kavramını dışlayarak mutlak
bir objektif süreye sadık kalması, insan hakları odaklı esnekliklerden
uzaklaşılmasına neden olmuştur. Oysa yapılması gereken, Tandoğan, Kılıçoğlu
ve Dural/Öğüz/Gümüş gibi hocaların çeşitli vesilelerle işaret ettiği gibi, TBK
haksız fiil sistematiğine paralel olarak "öğrenme tarihinden itibaren 1 yıl ve
her halde sona ermeden itibaren 5 yıl" şeklinde ikili bir zamanaşımı
mekanizmasının ihdas edilmesi, böylelikle hem hukuki güvenliğin hem de somut
adaletin aynı anda tesis edilmesidir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt I — Temel Kavramlar ve Medeni Kanunun Başlangıç Hükümleri; Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt II — Kişiler Hukuku; Şener Akyol, Medeni Hukuk — Şahsın Hukuku; Bilge Öztan, Şahsın Hukuku Hakiki Şahıslar; Turgut Akıntürk / Derya Ateş Karaman, Türk Medeni Hukuku — Aile Hukuku; Ahmet M. Kılıçoğlu, Aile Hukuku.
- Yargı kararları: Türk Medeni Kanunu m. 123'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Medeni Kanunu (Schweizerisches Zivilgesetzbuch — ZGB) Art. 93/3.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 123. madde metnine dayanır.
Görüş: 1 yıllık özel zamanaşımının psikolojik travma yaşayan kişilere dar kalabileceği; sürenin başlangıcının 'fiili bozulma' olarak belirlenmesinin pratik adaleti sağladığı görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Sistematik
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun İkinci Kitap Aile Hukuku, Birinci Kısım Evlilik Hukuku, Birinci Bölüm "Nişanlılık" hükümleri arasında "Zamanaşımı" alt başlığıyla düzenlenen 123. maddesi, nişanlılığın sona ermesinden doğan hukuki taleplerin tabi olduğu süreyi tayin etmektedir. Mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) m. 93/3 hükmüne dayanan bu düzenlemenin temelindeki ratio legis, nişanlılık ilişkisinin sona ermesiyle ortaya çıkan uyuşmazlıkların (tazminat ve hediye iadesi) makul ve çok kısa bir süre içerisinde süratle tasfiye edilerek, tarafların hayatlarının ilerleyen dönemlerinde eski ilişkilerinden kaynaklı hukuki bir tehdit altında bırakılmalarını önlemektir. Kanun koyucu, bitmiş bir nişanlılık ilişkisinin mali tortularının yıllarca mahkemeleri meşgul etmesini kamu düzeni ve aile hukukunun niteliği açısından uygun bulmamıştır.
Bu özel zamanaşımı hükmü, Türk Borçlar Kanunu'nda yer alan 10 yıllık genel zamanaşımı süresine (TBK m. 146) veya haksız fiil ile sebepsiz zenginleşmedeki 2 yıllık kısa sürelere (TBK m. 72, m. 82) karşı tipik bir "özel kanun" (lex specialis) niteliği taşır. Hukuk sistematiğimizde özel kanunun genel kanunu bertaraf edeceği ilkesi uyarınca, davanın temeli haksız fiile veya sebepsiz zenginleşmeye dayansa bile, uyuşmazlığın kaynağı nişanlılığın sona ermesi olduğu müddetçe doğrudan TMK m. 123 hükmü uygulama alanı bulacaktır. Bu durum, aile hukuku kurallarının borçlar hukuku kuralları karşısındaki önceliğinin ve özerkliğinin bir yansımasıdır.
2. Kavramlar
1 yıllık özel zamanaşımı Nişanlılığın sona ermesinden kaynaklanan maddi tazminat (TMK m. 120) manevi tazminat (TMK m. 121) ve alışılmışın dışındaki hediyelerin iadesi (TMK m. 122) talepleri için kanun koyucu tarafından öngörülen katı ve ortak bir süredir. Haksız fiil veya sebepsiz zenginleşme gibi genel borçlar hukuku taleplerinden farklı olarak, aile hukukuna özgü bu özel uyuşmazlıkların bir yıl gibi kısa bir sürede çözümlenmesi hedeflenmiştir. Bu emredici süre sayesinde, eski nişanlıların aralarındaki mali hesaplaşmaları hızla bitirip yeni hayatlarına odaklanmaları hukuki bir zemine oturtulmaktadır. Kanunun öngördüğü bu dar çerçeve, tarafları intikam duygusuyla hareket ederek hukuki ihtilafları gereksiz yere uzatmaktan alıkoyma fonksiyonu görür.
Sürenin başlangıcı Bir yıllık zamanaşımı süresinin işlemeye başlayacağı an, nişanlılığın evlenme dışındaki bir sebeple (ölüm, gaiplik, haklı veya haksız bozma, karşılıklı anlaşma) fiilen ve kesin olarak sona erdiği tarihtir. TMK m. 123'ün gerekçesinde de açıkça vurgulandığı üzere, sürenin başlaması için hakkı ihlal edilen tarafın sona erme sebebini "öğrenmiş olması" şartı kesinlikle aranmaz; süre objektif olarak sona erme anından itibaren amansızca işlemeye başlar. Bu katı başlangıç noktası, tarafların "sona ermeyi daha geç öğrendim" şeklindeki sübjektif iddialarla dava hakkını yıllarca canlı tutmasını engellemek üzere özel olarak tasarlanmıştır. Dolayısıyla, tarafların iradelerinin ayrıştığı, ölümün gerçekleştiği veya evlenmenin kesin olarak imkânsızlaştığı somut tarih, sürenin başlangıç miladı olarak mahkemece tespit edilmelidir.
Hak düşürücü süre ile zamanaşımı farkı TMK m. 123'te düzenlenen ve bir yıllık sınır çizen bu süre, bir hak düşürücü süre değil, teknik anlamda tipik bir "zamanaşımı" (müruru zaman) süresidir. Hak düşürücü süreler mahkemece davanın her aşamasında re'sen (kendiliğinden) dikkate alınırken, zamanaşımı, borcun özünü ve alacağı sona erdirmeyen ancak onun dava edilebilme vasfını ortadan kaldıran kişisel bir savunma aracı, yani def'idir. Bu nedenle, davalı taraf ilk itirazlar kapsamında usulüne uygun şekilde zamanaşımı def'ini ileri sürmedikçe, hâkim bir yıllık sürenin geçtiğini dosya kapsamından bizzat anlasa dahi davayı usulden reddedemez. Alacak eksik borç niteliğine dönüştüğünden, zamanaşımı süresi geçtikten sonra dahi davalının ahlaki bir saikle kendi rızasıyla yapacağı ödemeler hukuken geçerli sayılır ve sonradan sebepsiz zenginleşme iddiasıyla geri istenemez.
TBK genel sürelerinden önceliği Hukuk sistematiğimizde, aynı konuyu düzenleyen farklı normlar bulunduğunda özel kanunun (lex specialis) genel kanuna (lex generalis) üstünlüğü ilkesi tartışmasız olarak uygulanır. Nişanlılığın bozulması üzerine açılacak tazminat veya iade davaları özünde haksız fiil veya sebepsiz zenginleşme karakteri taşısa da, TMK m. 123 özel bir lex specialis normu olarak TBK'daki 2, 10 veya 15 yıllık genel süreleri doğrudan doğruya bertaraf etmektedir. Mahkemeler, somut uyuşmazlığın kaynağının nişanlılık statüsü olduğunu tespit ettikleri anda, borçlar hukukunun genel zamanaşımı sürelerini uygulamaktan kaçınmak ve mutlak surette TMK m. 123'teki bir yıllık özel süreyi tatbik etmek zorundadır. Aksi yöndeki bir yargısal eğilim, aile hukukunun tasfiyeyi çabuklaştıran felsefesine açıkça aykırılık teşkil eder.
Zamanaşımının durması ve kesilmesi TMK m. 123 teknik anlamda bir zamanaşımı süresi olduğundan, Türk Borçlar Kanunu'nun zamanaşımının durmasına (TBK m. 153) ve kesilmesine (TBK m. 154) ilişkin genel koruyucu kuralları bu bir yıllık süre için de kıyasen uygulama alanı bulacaktır. Örneğin, nişanlılığın sona ermesinden sonra tarafların uyuşmazlığı çözmek için ihtiyari arabulucuya gitmesi veya alacaklının usulüne uygun olarak dava açması, icra takibi başlatması gibi haller bir yıllık süreyi hukuken kesecektir. Aynı şekilde, alacaklı nişanlının ayırt etme gücünü geçici olarak kaybetmesi ve yasal temsilcisinin bulunmaması gibi TBK'da tahdidi olarak sayılan durma sebepleri mevcutsa, bu hukuki veya fiili engeller ortadan kalkıncaya kadar o bir yıllık süre işlemeyecektir. Bu genel hükümlerin işletilmesi, kanunla çok kısa tutulan bir yıllık sürenin mağdur taraf aleyhine telafisi imkansız hak kayıplarına yol açmasını engelleyen kritik denge mekanizmalarıdır.
3. Sistematik İlişkiler
4. Yargıtay İçtihadı
scraper'dan karar yok, ileride güncelle
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: (A) ve (B) arasındaki nişanlılık, tarafların aileleri arasında çıkan şiddetli bir tartışma sonucunda 1 Ocak 2024 tarihinde kesin bir iradeyle ve karşılıklı olarak bozulmuştur. (A) nişan töreni için yapmış olduğu salon kiralama ve ikram giderlerinin menfi zarar kapsamında tazmini talebiyle, haklı sebep iddiasına dayanarak 1 Mart 2025 tarihinde (B)'ye karşı maddi tazminat davası açmıştır. Somut olayda, TMK m. 123 gereğince nişanın fiilen bozulduğu 1 Ocak 2024 tarihinden itibaren işlemeye başlayan bir yıllık özel zamanaşımı süresi tam olarak 1 Ocak 2025 tarihinde dolmuştur. Davalı (B) HMK m. 319 uyarınca süresi içinde sunmuş olduğu cevap dilekçesinde zamanaşımı def'ini ileri sürdüğünden, mahkeme tarafların haklılık durumunu veya masrafların mevcudiyetini esastan incelemeksizin davayı usulden reddedecektir. Hâkim, davalının bu usuli hakkını kullanması karşısında zararın büyüklüğünü dikkate alamaz.
Olay 2: Nişanlı çift (X) ve (Y)'den (X) 15 Mayıs 2024 tarihinde geçirdiği ani bir kalp krizi neticesinde vefat etmiş ve hukuken evlenme vaadi olan nişanlılık, evlenme dışındaki bir sebep olan "ölüm" nedeniyle kendiliğinden sona ermiştir. (X)'in anne ve babası, nişan töreninde (Y)'ye taktıkları ve alışılmışın dışında yüksek maddi değer taşıyan kalın altın bileziklerin iadesi için, 10 Nisan 2025 tarihinde sağ kalan nişanlı (Y)'ye karşı hediye iadesi davası açmışlardır. Söz konusu iade davası, nişanlılığın ölüm sebebiyle sona erdiği 15 Mayıs 2024 tarihinden itibaren başlayan bir yıllık özel zamanaşımı süresi dolmadan, henüz on birinci ay içerisinde usulüne uygun şekilde ikame edilmiştir. Bu durumda TMK m. 123 uyarınca davanın yasal süresinde açıldığı kabul edilecek ve mahkeme hediyelerin mutat olup olmadığını esastan inceleyerek karar verecektir.
6. Pratik Notlar
7. Eleştirel Değerlendirme
TMK m. 123 ile öngörülen bir yıllık zamanaşımı süresi, kanun koyucunun nişanlılık gibi geçici bir ilişkinin ardından hukuki belirliliği derhal sağlama amacı taşısa da, insan doğası ve sosyolojik gerçeklikler karşısında fazlasıyla katı ve yetersizdir. Yıllarca süren bir nişanlılığın haksız ve ağır hakaretlerle bozulmasının ardından terk edilen nişanlının yaşadığı ağır psikolojik travma, depresyon ve hayal kırıklığı göz önüne alındığında, bu kişinin toparlanıp profesyonel bir hukuki destek arayarak dava açacak gücü bulması çoğu zaman bir yıldan çok daha uzun sürebilmektedir. Bu dar zaman aralığı, adaleti sağlamaktan ziyade, kusurlu tarafın haksız eylemlerinin ve karşı tarafı sömürmesinin yanına kâr kalmasına, ciddi malvarlığı değerlerinin nedensizce el değiştirmesine zemin hazırlayarak zayıf tarafı mağdur etmektedir.
Öte yandan, maddenin gerekçesinde açıkça ifade edilen ve sürenin başlangıç noktasını "öğrenme" kriterinden bağımsız kılan objektif yaklaşım, doktrinde şiddetli hakkaniyet eleştirilerine konu olmaktadır. Örneğin, taraflardan birinin yurt dışına giderek orada bir başkasıyla evlenmek suretiyle nişanı fiilen bozduğu ancak bunu diğer taraftan bilinçli olarak sakladığı senaryolarda, mağdur nişanlı ihaneti ve nişanın sona erdiğini öğrendiğinde bir yıllık yasal süre çoktan dolmuş olabilmektedir. Kanun koyucunun, "yıllar sonra dava tehdidi olmasın" şeklindeki pragmatik kaygısı, dürüstlük kuralına (TMK m. 2) aykırı davranarak gerçeği gizleyen ve süreyi kötüniyetle geçiştiren tarafı hukuken ödüllendiren dogmatik ve adaletsiz bir yapı sergilemektedir.
Karşılaştırmalı hukuk bağlamında incelendiğinde, Avrupa medeni hukuk sistemlerinde de nişanlılığın tasfiyesine özgü kısa süreler benimsenmiş olsa dahi, çağdaş hukuk teorisi sürenin başlangıcında sübjektif "öğrenme" unsurunu esneterek mağduru koruma eğilimindedir. Türk hukukunda ise kanun koyucunun 2002 tarihli revizyonda "öğrenme tarihinden itibaren" kavramını dışlayarak mutlak bir objektif süreye sadık kalması, insan hakları odaklı esnekliklerden uzaklaşılmasına neden olmuştur. Oysa yapılması gereken, Tandoğan, Kılıçoğlu ve Dural/Öğüz/Gümüş gibi hocaların çeşitli vesilelerle işaret ettiği gibi, TBK haksız fiil sistematiğine paralel olarak "öğrenme tarihinden itibaren 1 yıl ve her halde sona ermeden itibaren 5 yıl" şeklinde ikili bir zamanaşımı mekanizmasının ihdas edilmesi, böylelikle hem hukuki güvenliğin hem de somut adaletin aynı anda tesis edilmesidir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 123. madde metnine dayanır.
Görüş: 1 yıllık özel zamanaşımının psikolojik travma yaşayan kişilere dar kalabileceği; sürenin başlangıcının 'fiili bozulma' olarak belirlenmesinin pratik adaleti sağladığı görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.