1. Sistematik
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun İkinci Kitap Aile Hukuku, Birinci Kısım
Evlilik Hukuku altında "Nişanlanma" başlığıyla yer alan 118. maddesi, evlenme
öncesi birliktelik statüsünü ve buna bağlı hakları düzenleyen temel hükümdür.
Mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 90. maddesine dayanan bu hüküm, toplumun
temel yapıtaşı olan ailenin kurulmasındaki ilk adımı teşkil eden nişanlanmanın
hukuki çerçevesini ve ehliyet koşullarını belirlemeyi amaçlar (ratio legis).
Nişanlanma, doktrinde de açıkça ifade edildiği üzere, evlenme vaadine dayanan
kendine özgü (sui generis) bir aile hukuku sözleşmesidir. Borçlar hukuku
sözleşmelerinden farklı olarak tarafların irade muhtariyeti tam serbestiye
sahip değildir ve bu sözleşme, evlenmeye zorlama (aynen ifa) hakkı vermemesi
bakımından evlilikten de net bir biçimde ayrılan, nev-i şahsına münhasır bir
hukuki niteliğe sahiptir.
2. Kavramlar
Nişanlanma Tanımı
Bir kadın ile bir erkeğin ileride birbirleriyle evlenecekleri yönünde
karşılıklı olarak verdikleri evlenme vaadidir. Bu tanım gereği, evlenme niyeti
bulunmayan arkadaşlık ilişkileri veya sadece fiili beraberlikler hukuken
nişanlanma sayılmaz. Tarafların birbirlerini daha iyi tanımak amacıyla
girdikleri bu önsözleşme dönemi, taraflara sadakat, yardım ve özen gibi çeşitli
manevi ve ahlaki yükümlülükler de yükler. Aynı zamanda bu süreç, evliliğin
kurucu adımı olduğu için taraflar arasında özel bir güven ilişkisi (culpa in
contrahendo temelli) tesis eder.
Sui Generis Nitelik
Nişanlanma, standart bir borçlar hukuku sözleşmesi ya da salt tek taraflı bir
irade beyanı değil, aile hukukuna özgü, kendine has (sui generis) bir statü
doğuran akittir. Bu nedenle, sözleşmeler hukukundaki katı kurallar, örneğin
icap ve kabuldeki süreye bağlılık veya sözleşmeden doğan aynen ifa talebi
nişanlanmada doğrudan uygulanamaz. Karşılıklı maddi edim değişimi değil, manevi
ve kişisel bir birliktelik amacı taşıması onu diğer hukuki işlemlerden ayırır.
Klasik akitlerden farklı olarak nişanlanmada "ahde vefa" kuralı mutlak şekilde
işletilemez; zira taraflar her zaman evlenmekten vazgeçme özgürlüğüne sahiptir.
Karşılıklılık Unsuru
Nişanlanmanın geçerli olabilmesi için her iki tarafın da evlenme yönündeki
iradelerini birbirlerine karşılıklı olarak beyan etmeleri zorunludur.
Taraflardan sadece birinin tek taraflı evlenme teklifi veya kendi zihninde
taşıdığı niyet, karşı tarafça iradi olarak kabul edilmedikçe hukuken nişanlanma
meydana getirmez. Söz konusu karşılıklılık, iradelerin "evlenme" ortak amacına
yönelmesini ve taraflar arasında hukuki bir bağ kurulmasını temin eder.
İradelerin uyuşmaması veya zihni kayıt hallerinde geçerli bir evlenme vaadinden
söz edilemeyeceğinden, nişanlanma akdi kurulmuş sayılmaz.
Küçük ve Kısıtlının Nişanlanması
Sınırlı ehliyetsiz konumunda olan, ayırt etme gücüne sahip küçükler ve
kısıtlılar, kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olan nişanlanmayı bizzat
yapabilseler de, TMK m. 118/2 gereği yasal temsilcilerinin (veli veya vasi)
rızası olmadıkça bu işlem onları bağlamaz. Yasal temsilcinin rızası, nişanlanma
işleminden önce ön izin veya işlemden sonra icazet şeklinde verilebilir. Rıza
verilmediği takdirde işlem askıda geçersiz olup, yasal temsilci bu onayı kesin
olarak reddederse nişanlanma hiçbir hukuki sonuç doğurmaz. Bu kural, zayıf
durumda olan küçükleri ve kısıtlıları, tecrübesizliklerinden faydalanarak
onları bağlayıcı ve aleyhlerine sonuç doğuracak aile hukuku sözleşmelerinden
koruma gayesi taşır.
Şekil Serbestisi
Kanun koyucu nişanlanmayı geçerlilik şartı olarak herhangi bir resmi şekle
(örneğin evlendirme memuru veya noter onayına) tabi tutmamış olup, irade
beyanları sözlü, yazılı veya zımni (örtülü) davranışlarla serbestçe
yapılabilir. Aileler arası merasim düzenlenmesi, söz kesilmesi, yüzük takılması
veya nişan töreni yapılması gibi örf ve adetler ispat açısından büyük önem
taşısa da hukuki bir geçerlilik şartı teşkil etmez. Sözleşme serbestisi
kapsamında ehliyetli iradelerin karşılıklı olarak evlenme amacında örtüşmesi,
nişanlılık statüsünün kurulması için yeterlidir. Buna karşılık, ispat açısından
uyuşmazlık çıktığında, yapılan törenlerin veya alınan hediyelerin varlığı
mahkemelerce kuvvetli karineler olarak değerlendirilir.
3. Sistematik İlişkiler
- TMK m. 16: Ayırt etme gücüne sahip küçük ve kısıtlıların (sınırlı
ehliyetsizlerin) fiil ehliyetini düzenleyen bu genel hüküm ile TMK m. 118/2
organik bir bağ içindedir. Normal şartlarda kişiye sıkı sıkıya bağlı hakların
kullanımında yasal temsilci rızası aranmazken, nişanlanmanın geleceğe yönelik
ağır ailevi ve maddi etkileri sebebiyle TMK m. 118/2'de bu kurala özel bir
istisna getirilmiştir.
- TMK m. 119: Nişanlılık statüsünün aynen ifaya (evlenmeye zorlamaya)
imkân vermemesi ilkesi, nişanlanmanın "sui generis" niteliğini borçlar
hukukundan ayıran en temel sistemik kuraldır.
- TMK m. 120: Nişanın haksız bozulması durumunda doğacak maddi tazminat
hakkı, nişanlanma sözleşmesinden doğan "evlenme amacı ile yapılan harcamalar"
temelinde Borçlar Hukuku'nun kusur sorumluluğu ile Aile Hukuku'nun kendine has
özelliklerini harmanlar.
- TMK m. 124: Evlenme yaşı (kural olarak onyedi yaşın doldurulması)
zımni olarak geçerli bir nişanlanma için de asgari bedeni ve fikri olgunluk
aranmasını gerektirir. Evlenme ehliyetine asla haiz olamayacak veya asgari
yaştan çok uzak olanların evlenme vaadi değerlendirilirken bu hüküm atıf
noktasıdır.
- TMK m. 131-160: Evlenmenin geçersizliğini (butlanını) ve engellerini
düzenleyen hükümler, nişanlanmanın geçerlilik şartlarına doğrudan etki eder.
Zira evlenmesi kesin evlenme engelleriyle yasaklanmış (örneğin yakın kan
hısımları veya zaten evli olan) kişilerin nişanlanması da baştan itibaren
geçersizdir.
- AİHS m. 12: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde güvence altına alınan
evlenme ve aile kurma hakkı, nişanlanma sözleşmesinin temelinde yatan irade
özgürlüğünün ve devletin veya yasal temsilcilerin bu iradeye ancak sınırları
çizilmiş ölçüde müdahalede bulunabilmesinin üst norm kaynağını oluşturur.
4. Yargıtay İçtihadı
scraper'dan karar yok, ileride güncelle
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: 16 yaşındaki (A) lise arkadaşı (B) ile okulda kendi aralarında söz
yüzüğü takarak ve birbirlerine evlenme sözü vererek nişanlanmıştır; ancak
(A)'nın anne ve babasının bu durumdan haberi yoktur. Bu olayda, 16 yaşındaki
(A) velayet altında olan ve evlenme rüştüne henüz erişmemiş bir sınırlı
ehliyetsizdir. TMK m. 118/2 gereği, yasal temsilci konumundaki anne ve babanın
rızası bulunmadığı için (A)'nın yaptığı bu nişanlanma akdi kendisini hukuken
bağlamaz. Yasal temsilciler duruma daha sonra icazet vermediklerinden, söz
konusu evlenme vaadi baştan itibaren geçersiz sayılır. Dolayısıyla, taraflar
arasında hukuken korunan, tazminat veya hediye iadesi talep edilebilir bir
nişanlılık statüsü doğmamıştır.
Olay 2: (X) ve (Y) baş başa kutladıkları bir yemekte birbirlerine evlenme
teklif etmiş ve kabul etmişler, ancak herhangi bir yüzük takmamış veya ailelere
haber vermemişlerdir. Daha sonra (X) hiçbir gerekçe göstermeden bu sözünden
döndüğünü ve ayrılmak istediğini bildirmiştir. Nişanlanma, geçerliliği hiçbir
resmi şekle bağlı olmayan bir hukuki işlem olduğundan, (X) ve (Y)'nin
karşılıklı irade beyanları nişanlılık statüsünü kurmaya prensipte yeterlidir.
Ancak aralarında ihtilaf çıkıp (Y)'nin tazminat talep etmesi halinde, (Y) usul
hukuku kuralları gereği öncelikle "geçerli bir nişanlanmanın varlığını" ispat
yükü altındadır. Tören yapılması, yüzük takılması veya ailelerin tanışması
birer dışa vurum ve ispat aracı fonksiyonu gördüğünden, somut olayda bu
emareler olmadan (Y)'nin aralarındaki ilişkiyi salt sözlü bir vaatten yola
çıkarak hukuken ispatlaması son derece güç olacaktır.
6. Pratik Notlar
- Hukukumuzda nişanlanmanın ispatı için yazılı bir delil şartı aranmaz;
nişanlılık, ikrar, tanık beyanları, tarafların mektupları veya aile arası
yapılan törenler gibi her türlü yasal delille ispatlanabilmektedir. Yargıtay
içtihatlarında, toplumdaki örf, adet ve geleneklere uygun şekilde yapılan
merasimlerin (söz kesme, şerbet içme vb.) ispatta güçlü bir karine oluşturduğu
sıklıkla vurgulanmaktadır.
- Kanun, nişanlanmanın doğumu için sadece karşılıklı evlenme vaadini
aradığından, tarafların birbirine yüzük takması, bohça götürmesi veya görkemli
törenler yapması sözleşmenin kurucu unsuru değildir. Bu tür ritüeller hukuki
anlamda kurucu bir sonuç doğurmaz; sadece mevcut iradelerin dışa vurulması ve
ileride yaşanacak olası uyuşmazlıklarda ispat kolaylığı sağlama işlevine
sahiptir.
- Evlenme teklifinin karşı tarafça açık veya örtülü olarak kabul edilmemesi,
yani iradelerin karşılıklı olarak örtüşmemesi durumunda hukuki anlamda bir
nişanlanmadan söz edilemez. Evlenme yönündeki iradelerin mutlaka her iki
tarafça da aynı amaca yönelmiş olması, tek taraflı vaatlerin veya gizli tutulan
zihni kayıtların sözleşmeyi kurmaması hukuki geçerlilik için mutlak surette
zorunludur.
- Ayırt etme gücüne sahip kısıtlıların (örneğin akıl zayıflığı nedeniyle
vesayet altına alınanların) nişanlanması, kanunun emredici lafzı gereği
doğrudan vasinin iznine veya sonradan vereceği icazete tabidir. Şayet vasi,
haklı bir sebep olmaksızın vesayeti altındaki kısıtlının evlenmesine ya da
nişanlanmasına salt keyfi nedenlerle engel oluyorsa, kısıtlı vesayet makamına
(sulh hukuk mahkemesine) başvurarak bu rızanın mahkeme kararıyla sağlanmasını
talep edebilir.
- Türk Medeni Kanunu sistematiğinde evlilik birliği ancak farklı cinsiyetten
(bir kadın ve bir erkek) kişiler arasında kurulabileceğinden, evlenme vaadi
olan nişanlanmanın da aynı cinsiyetler arasında yapılması yasal olarak mümkün
değildir. Bu durum, kesin evlenme engellerinin varlığında olduğu gibi, hukuki
imkânsızlık veya emredici hükümlere aykırılık teşkil edeceğinden mutlak butlan
veya yokluk yaptırımına tabi olup, bu tür birlikteliklere nişanlılığın hukuki
koruması sağlanmaz.
7. Eleştirel Değerlendirme
Nişanlanmanın hukuki niteliğinin bir "sözleşme" mi yoksa "kişisel bir statü
(karar)" mü olduğu hususu, hem Türk hem de İsviçre doktrininde köklü
tartışmalara konu olmuştur. Dural/Öğüz/Gümüş ve Akıntürk/Ateş Karaman gibi
duayen hocaların eserlerinde de vurgulandığı üzere; bir görüş, nişanlanmayı
salt bir evlenme vaadi olarak dar bir borçlar hukuku sözleşmesine benzetirken,
diğer bir görüş bunun tamamen Aile Hukukuna özgü, aynen ifası istenemeyen iradi
bir "karar" olduğunu ileri sürer. Baskın ve isabetli olan yaklaşım, Kılıçoğlu
ve Öztan'ın da işaret ettiği gibi, nişanlanmanın "sui generis" bir aile hukuku
akdi olmasıdır. Bu nitelendirme salt teorik bir tartışma olmayıp pratik hayatta
son derece hayati bir fonksiyona sahiptir; zira nişanlanmaya klasik borçlar
hukuku kurallarının (örneğin ifaya zorlama, sözleşme cezası veya ifa menfaati
tazmininin) uygulanamaması, tarafların evlenmeye giderken irade özgürlüklerinin
ahlaki ve duygusal temelde korunmasını garanti altına alır.
TMK m. 118/2'de düzenlenen, küçüğün nişanlanmasında yasal temsilci rızasının
aranması kuralı, ilk bakışta zayıf durumdakileri koruyan bir mekanizma gibi
görünse de günümüz sosyolojik gerçeklikleri karşısında tek başına yeterli bir
kalkan sağlamaktan uzaktır. Türkiye'nin toplumsal yapısında, henüz fiil
ehliyetine veya asgari evlenme yaşına ulaşmamış çocukların bizzat ailelerinin
(yasal temsilcilerin) zorlaması veya "rıza" vermesi suretiyle erken yaşlarda
gayri resmi evliliklere veya uzun süreli bağlayıcı nişanlılıklara itilmesi
ciddi bir kanayan yaradır. Yasal temsilcinin rızası, küçüğü üçüncü kişilere ve
dış dünyaya karşı korumak için tasarlanmışken; tehlikenin ve baskının bizzat
rıza makamından (aileden) gelmesi halinde, TMK m. 118/2'nin pasif yapısı çocuğu
korumasız bırakmaktadır. Bu nedenle, çocuğun üstün yararını muhafaza edecek,
erken nişanlanmaları engelleyecek ve yasal temsilci rızasını kamusal bir
(örneğin vesayet makamı) objektif denetime tabi tutacak ek reformlara ihtiyaç
vardır.
Modern ilişki biçimlerinin hızla gelişmesi, flört, fiili birlikte yaşama
(concubinage) ve klasik nişan kültürünün giderek iç içe geçmesi, TMK m. 118'in
mevcut statik lafzının yargısal uygulamalarda yetersiz kalmasına neden
olmaktadır. Mahkemeler, evlenme niyeti net olarak kanıtlanamayan ancak uzun
yıllar süren serbest birliktelikleri "nişanlılık" statüsünde görmeyerek, bu
ilişkileri haksız fiil veya kısıtlı sebepsiz zenginleşme kurallarına
hapsetmektedir. Evlilik öncesi ve dışı bu yoğun hayat ortaklıklarının hukuki
korumadan (örneğin manevi tazminat veya detaylı tasfiye hükümlerinden) mahrum
bırakılması, ilişki sona erdiğinde taraflar, özellikle de kadınlar açısından
ağır maddi ve manevi hak kayıplarına yol açmaktadır. Dolayısıyla, salt "evlenme
vaadi" ritüeline sıkışmış şekilci anlayıştan kurtularak, uzun süreli hayat
ortaklıklarının tasfiyesinde hakkaniyeti sağlayacak, evlilik dışı
beraberlikleri de kendi gerçekliği içinde düzenleyen çağdaş ve bütüncül bir
hukuki çerçevenin Türk Medeni Hukukuna kazandırılması kaçınılmaz bir
gerekliliktir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt I — Temel Kavramlar ve Medeni Kanunun Başlangıç Hükümleri; Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt II — Kişiler Hukuku; Şener Akyol, Medeni Hukuk — Şahsın Hukuku; Bilge Öztan, Şahsın Hukuku Hakiki Şahıslar; Turgut Akıntürk / Derya Ateş Karaman, Türk Medeni Hukuku — Aile Hukuku; Ahmet M. Kılıçoğlu, Aile Hukuku.
- Yargı kararları: Türk Medeni Kanunu m. 118'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Medeni Kanunu (Schweizerisches Zivilgesetzbuch — ZGB) Art. 90.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 118. madde metnine dayanır.
Görüş: Nişanlanmanın sui generis hukuki niteliğinin borçlar hukuku sözleşmesinden bağımsız yorumlanması; erken nişanın çocukları olumsuz etkilemesi bakımından yasal temsilci rızasının gerekli ama yeterli olmayan bir koruma oluşturduğu; çocuğun üstün yararının da aranması gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Sistematik
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun İkinci Kitap Aile Hukuku, Birinci Kısım Evlilik Hukuku altında "Nişanlanma" başlığıyla yer alan 118. maddesi, evlenme öncesi birliktelik statüsünü ve buna bağlı hakları düzenleyen temel hükümdür. Mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 90. maddesine dayanan bu hüküm, toplumun temel yapıtaşı olan ailenin kurulmasındaki ilk adımı teşkil eden nişanlanmanın hukuki çerçevesini ve ehliyet koşullarını belirlemeyi amaçlar (ratio legis).
Nişanlanma, doktrinde de açıkça ifade edildiği üzere, evlenme vaadine dayanan kendine özgü (sui generis) bir aile hukuku sözleşmesidir. Borçlar hukuku sözleşmelerinden farklı olarak tarafların irade muhtariyeti tam serbestiye sahip değildir ve bu sözleşme, evlenmeye zorlama (aynen ifa) hakkı vermemesi bakımından evlilikten de net bir biçimde ayrılan, nev-i şahsına münhasır bir hukuki niteliğe sahiptir.
2. Kavramlar
Nişanlanma Tanımı Bir kadın ile bir erkeğin ileride birbirleriyle evlenecekleri yönünde karşılıklı olarak verdikleri evlenme vaadidir. Bu tanım gereği, evlenme niyeti bulunmayan arkadaşlık ilişkileri veya sadece fiili beraberlikler hukuken nişanlanma sayılmaz. Tarafların birbirlerini daha iyi tanımak amacıyla girdikleri bu önsözleşme dönemi, taraflara sadakat, yardım ve özen gibi çeşitli manevi ve ahlaki yükümlülükler de yükler. Aynı zamanda bu süreç, evliliğin kurucu adımı olduğu için taraflar arasında özel bir güven ilişkisi (culpa in contrahendo temelli) tesis eder.
Sui Generis Nitelik Nişanlanma, standart bir borçlar hukuku sözleşmesi ya da salt tek taraflı bir irade beyanı değil, aile hukukuna özgü, kendine has (sui generis) bir statü doğuran akittir. Bu nedenle, sözleşmeler hukukundaki katı kurallar, örneğin icap ve kabuldeki süreye bağlılık veya sözleşmeden doğan aynen ifa talebi nişanlanmada doğrudan uygulanamaz. Karşılıklı maddi edim değişimi değil, manevi ve kişisel bir birliktelik amacı taşıması onu diğer hukuki işlemlerden ayırır. Klasik akitlerden farklı olarak nişanlanmada "ahde vefa" kuralı mutlak şekilde işletilemez; zira taraflar her zaman evlenmekten vazgeçme özgürlüğüne sahiptir.
Karşılıklılık Unsuru Nişanlanmanın geçerli olabilmesi için her iki tarafın da evlenme yönündeki iradelerini birbirlerine karşılıklı olarak beyan etmeleri zorunludur. Taraflardan sadece birinin tek taraflı evlenme teklifi veya kendi zihninde taşıdığı niyet, karşı tarafça iradi olarak kabul edilmedikçe hukuken nişanlanma meydana getirmez. Söz konusu karşılıklılık, iradelerin "evlenme" ortak amacına yönelmesini ve taraflar arasında hukuki bir bağ kurulmasını temin eder. İradelerin uyuşmaması veya zihni kayıt hallerinde geçerli bir evlenme vaadinden söz edilemeyeceğinden, nişanlanma akdi kurulmuş sayılmaz.
Küçük ve Kısıtlının Nişanlanması Sınırlı ehliyetsiz konumunda olan, ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olan nişanlanmayı bizzat yapabilseler de, TMK m. 118/2 gereği yasal temsilcilerinin (veli veya vasi) rızası olmadıkça bu işlem onları bağlamaz. Yasal temsilcinin rızası, nişanlanma işleminden önce ön izin veya işlemden sonra icazet şeklinde verilebilir. Rıza verilmediği takdirde işlem askıda geçersiz olup, yasal temsilci bu onayı kesin olarak reddederse nişanlanma hiçbir hukuki sonuç doğurmaz. Bu kural, zayıf durumda olan küçükleri ve kısıtlıları, tecrübesizliklerinden faydalanarak onları bağlayıcı ve aleyhlerine sonuç doğuracak aile hukuku sözleşmelerinden koruma gayesi taşır.
Şekil Serbestisi Kanun koyucu nişanlanmayı geçerlilik şartı olarak herhangi bir resmi şekle (örneğin evlendirme memuru veya noter onayına) tabi tutmamış olup, irade beyanları sözlü, yazılı veya zımni (örtülü) davranışlarla serbestçe yapılabilir. Aileler arası merasim düzenlenmesi, söz kesilmesi, yüzük takılması veya nişan töreni yapılması gibi örf ve adetler ispat açısından büyük önem taşısa da hukuki bir geçerlilik şartı teşkil etmez. Sözleşme serbestisi kapsamında ehliyetli iradelerin karşılıklı olarak evlenme amacında örtüşmesi, nişanlılık statüsünün kurulması için yeterlidir. Buna karşılık, ispat açısından uyuşmazlık çıktığında, yapılan törenlerin veya alınan hediyelerin varlığı mahkemelerce kuvvetli karineler olarak değerlendirilir.
3. Sistematik İlişkiler
4. Yargıtay İçtihadı
scraper'dan karar yok, ileride güncelle
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: 16 yaşındaki (A) lise arkadaşı (B) ile okulda kendi aralarında söz yüzüğü takarak ve birbirlerine evlenme sözü vererek nişanlanmıştır; ancak (A)'nın anne ve babasının bu durumdan haberi yoktur. Bu olayda, 16 yaşındaki (A) velayet altında olan ve evlenme rüştüne henüz erişmemiş bir sınırlı ehliyetsizdir. TMK m. 118/2 gereği, yasal temsilci konumundaki anne ve babanın rızası bulunmadığı için (A)'nın yaptığı bu nişanlanma akdi kendisini hukuken bağlamaz. Yasal temsilciler duruma daha sonra icazet vermediklerinden, söz konusu evlenme vaadi baştan itibaren geçersiz sayılır. Dolayısıyla, taraflar arasında hukuken korunan, tazminat veya hediye iadesi talep edilebilir bir nişanlılık statüsü doğmamıştır.
Olay 2: (X) ve (Y) baş başa kutladıkları bir yemekte birbirlerine evlenme teklif etmiş ve kabul etmişler, ancak herhangi bir yüzük takmamış veya ailelere haber vermemişlerdir. Daha sonra (X) hiçbir gerekçe göstermeden bu sözünden döndüğünü ve ayrılmak istediğini bildirmiştir. Nişanlanma, geçerliliği hiçbir resmi şekle bağlı olmayan bir hukuki işlem olduğundan, (X) ve (Y)'nin karşılıklı irade beyanları nişanlılık statüsünü kurmaya prensipte yeterlidir. Ancak aralarında ihtilaf çıkıp (Y)'nin tazminat talep etmesi halinde, (Y) usul hukuku kuralları gereği öncelikle "geçerli bir nişanlanmanın varlığını" ispat yükü altındadır. Tören yapılması, yüzük takılması veya ailelerin tanışması birer dışa vurum ve ispat aracı fonksiyonu gördüğünden, somut olayda bu emareler olmadan (Y)'nin aralarındaki ilişkiyi salt sözlü bir vaatten yola çıkarak hukuken ispatlaması son derece güç olacaktır.
6. Pratik Notlar
7. Eleştirel Değerlendirme
Nişanlanmanın hukuki niteliğinin bir "sözleşme" mi yoksa "kişisel bir statü (karar)" mü olduğu hususu, hem Türk hem de İsviçre doktrininde köklü tartışmalara konu olmuştur. Dural/Öğüz/Gümüş ve Akıntürk/Ateş Karaman gibi duayen hocaların eserlerinde de vurgulandığı üzere; bir görüş, nişanlanmayı salt bir evlenme vaadi olarak dar bir borçlar hukuku sözleşmesine benzetirken, diğer bir görüş bunun tamamen Aile Hukukuna özgü, aynen ifası istenemeyen iradi bir "karar" olduğunu ileri sürer. Baskın ve isabetli olan yaklaşım, Kılıçoğlu ve Öztan'ın da işaret ettiği gibi, nişanlanmanın "sui generis" bir aile hukuku akdi olmasıdır. Bu nitelendirme salt teorik bir tartışma olmayıp pratik hayatta son derece hayati bir fonksiyona sahiptir; zira nişanlanmaya klasik borçlar hukuku kurallarının (örneğin ifaya zorlama, sözleşme cezası veya ifa menfaati tazmininin) uygulanamaması, tarafların evlenmeye giderken irade özgürlüklerinin ahlaki ve duygusal temelde korunmasını garanti altına alır.
TMK m. 118/2'de düzenlenen, küçüğün nişanlanmasında yasal temsilci rızasının aranması kuralı, ilk bakışta zayıf durumdakileri koruyan bir mekanizma gibi görünse de günümüz sosyolojik gerçeklikleri karşısında tek başına yeterli bir kalkan sağlamaktan uzaktır. Türkiye'nin toplumsal yapısında, henüz fiil ehliyetine veya asgari evlenme yaşına ulaşmamış çocukların bizzat ailelerinin (yasal temsilcilerin) zorlaması veya "rıza" vermesi suretiyle erken yaşlarda gayri resmi evliliklere veya uzun süreli bağlayıcı nişanlılıklara itilmesi ciddi bir kanayan yaradır. Yasal temsilcinin rızası, küçüğü üçüncü kişilere ve dış dünyaya karşı korumak için tasarlanmışken; tehlikenin ve baskının bizzat rıza makamından (aileden) gelmesi halinde, TMK m. 118/2'nin pasif yapısı çocuğu korumasız bırakmaktadır. Bu nedenle, çocuğun üstün yararını muhafaza edecek, erken nişanlanmaları engelleyecek ve yasal temsilci rızasını kamusal bir (örneğin vesayet makamı) objektif denetime tabi tutacak ek reformlara ihtiyaç vardır.
Modern ilişki biçimlerinin hızla gelişmesi, flört, fiili birlikte yaşama (concubinage) ve klasik nişan kültürünün giderek iç içe geçmesi, TMK m. 118'in mevcut statik lafzının yargısal uygulamalarda yetersiz kalmasına neden olmaktadır. Mahkemeler, evlenme niyeti net olarak kanıtlanamayan ancak uzun yıllar süren serbest birliktelikleri "nişanlılık" statüsünde görmeyerek, bu ilişkileri haksız fiil veya kısıtlı sebepsiz zenginleşme kurallarına hapsetmektedir. Evlilik öncesi ve dışı bu yoğun hayat ortaklıklarının hukuki korumadan (örneğin manevi tazminat veya detaylı tasfiye hükümlerinden) mahrum bırakılması, ilişki sona erdiğinde taraflar, özellikle de kadınlar açısından ağır maddi ve manevi hak kayıplarına yol açmaktadır. Dolayısıyla, salt "evlenme vaadi" ritüeline sıkışmış şekilci anlayıştan kurtularak, uzun süreli hayat ortaklıklarının tasfiyesinde hakkaniyeti sağlayacak, evlilik dışı beraberlikleri de kendi gerçekliği içinde düzenleyen çağdaş ve bütüncül bir hukuki çerçevenin Türk Medeni Hukukuna kazandırılması kaçınılmaz bir gerekliliktir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 118. madde metnine dayanır.
Görüş: Nişanlanmanın sui generis hukuki niteliğinin borçlar hukuku sözleşmesinden bağımsız yorumlanması; erken nişanın çocukları olumsuz etkilemesi bakımından yasal temsilci rızasının gerekli ama yeterli olmayan bir koruma oluşturduğu; çocuğun üstün yararının da aranması gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.