1. Sistematik
Türk Medeni Kanunu'nun Kişiler Hukuku kitabında "Tüzel Kişiler" başlıklı ikinci
kısmın "Vakıflar" bölümünde, "Vakfın örgütü" üst başlığı altında "Genel olarak"
kenar başlığıyla yer alan 109. madde, mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 83.
ve 84. maddelerinden esinlenilerek düzenlenmiştir. Hükmün amacı (ratio
legis) bir mal topluluğu olan vakfın hukuki hayatta fiilen varlık
gösterebilmesi ve tahsis edilen malvarlığını amaca yönlendirebilmesi için,
tüzel kişinin iradesini açıklayacak en az bir icrai organın (yönetim organının)
bulunmasını yasal bir zorunluluk haline getirmektir ``. Yasa koyucu bu
düzenlemeyle, sahipsiz ve yönetilemeyen mal topluluklarının oluşmasını
engellemeyi, sivil toplum teşebbüslerini kurumsal bir işleyişe kavuşturmayı
hedeflemiştir.
Dernekler ile vakıfların kurumsal teşkilatlanma yapıları arasındaki en belirgin
yasal zıtlık bu maddede ortaya çıkmaktadır. Türk Medeni Kanunu'nun 72. maddesi
uyarınca derneklerin genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kurulu olmak üzere
asgari üç zorunlu organa sahip olması emredici iken ; vakıflarda şahıs (üye) unsuru bulunmadığından salt bir "yönetim organı"nın varlığı tüzel kişiliğin doğumu ve işleyişi için yeterli ve mecburi görülmüştür . Bu
durum, mal topluluğu kurgusunun doğal bir sonucu olarak vakfın kişi
topluluklarına nazaran çok daha statik, kapalı ve yönetici odaklı bir
organizasyon olmasından kaynaklanır.
2. Kavramlar
Yönetim organı zorunluluğu: Bir özel hukuk tüzel kişisi olan vakfın,
kuruluş senedinde yazılı amacını gerçekleştirmek üzere her türlü idari işleri
görebilmesi, üçüncü kişilerle hukuki işlem yapabilmesi ve tüzel kişiliği dış
dünyada temsil edebilmesi için asgari bir yürütme organına sahip olması
yönündeki emredici kuraldır ``.
Yönetim organının şekli: Yasa koyucunun isim veya personel sayısı
dayatmadığı; uygulamada vakıf senediyle mütevelli heyeti, yönetim kurulu,
mütevelli kurulu veya yönetim komitesi gibi adlar altında, tek bir kişi veya
bir kurul halinde yapılandırılabilen icrai birimlerdir ``.
İhtiyari organlar: Vakfı kuran asıl iradenin (vakfedenin) kanunun zorunlu
tutmadığı halde vakfın büyüklüğüne veya ihtiyacına göre vakıf senedinde kendi
serbest iradesiyle öngörebileceği ve vakfın işleyişine katkı sağlayacak olan
denetim kurulu, danışma kurulu, şeref kurulu veya onur kurulu gibi ek yönetsel
birimlerdir ``.
Vakfın organ teorisi: Tüzel kişinin iradesinin organları aracılığıyla
açıklandığını ve organların hukuki işlemleri ile diğer tüm eylemleriyle tüzel
kişiyi borç altına soktuğunu ifade eden (TMK m. 50) vakıf yöneticilerinin
fiillerinin ve aldıkları kararların doğrudan doğruya vakıf tüzel kişiliğine
atfedilmesini sağlayan temel hukuki mekanizmadır ``.
VGM denetimi: Vakfın yöneticilerinin görevlerini suistimal etmesi, vakfı
zarara uğratması veya organın işlemez hale gelmesi gibi kurumsal kriz
durumlarında, Vakıflar Genel Müdürlüğünün (VGM) kamusal bir denetim makamı
sıfatıyla devreye girerek, mahkeme aracılığıyla yöneticileri azletme ve vakfı
idari vesayet benzeri bir koruma altına alma yetkisidir ``.
3. Sistematik İlişkiler
- TMK m. 50 (Tüzel kişinin iradesinin organları aracılığıyla açıklanması ve
organların eylemlerinden tüzel kişinin doğrudan sorumlu olması kuralı) ``.
- TMK m. 72 (Derneklerin zorunlu organlarının genel kurul, yönetim ve denetim
kurulu olması ile vakıfların tek organlı yapısının karşılaştırması) ``.
- TMK m. 110-113 (Vakıfların denetimi, yöneticilerin mahkemece görevden
alınması ve yönetimin değiştirilmesine dair işleyiş kuralları) ``.
- 5737 sayılı Vakıflar Kanunu m. 14-20 (Vakıf yöneticilerinin taşıması gereken
şartlar, görevden alınma usulleri ve Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün müdahale ile
yönetim yetkileri).
- TTK m. 365-390 (Anonim şirketlerdeki yönetim kurulu kurumsal yönetişim
ilkelerinin, vakıflardaki yönetim organının özen ve sadakat borcuyla taşıdığı
dogmatik paralellik).
4. Yargıtay İçtihadı
"scraper'dan karar yok, ileride güncelle"
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Bir çevre vakfının kuruluş senedine göre üç kişiden oluşan yegane
zorunlu yönetim organının (mütevelli heyetinin) tüm üyelerinin aynı trafik
kazasında vefat etmesi sonucunda, vakfın bütünüyle organsız ve yöneticisiz
kalması durumudur. TMK m. 109 uyarınca vakfın bir yönetim organının bulunması
kurucu ve yaşatıcı mutlak bir zorunluluktur ``. Böylesi trajik bir yönetim
boşluğunda, vakfın iradesini açıklayacak kimse kalmadığından, Vakıflar Genel
Müdürlüğü veya diğer ilgililer derhal yetkili mahkemeye başvurarak yeni bir
yönetim organı oluşturulana dek vakfa TMK m. 427 uyarınca yönetim kayyımı
atanmasını talep ederler. Mahkemenin acilen atayacağı kayyım, vakfın
malvarlığını muhafaza edip acil işlerini yürüterek vakıf tüzel kişiliğinin
organsızlıktan dolayı kendiliğinden sona ermesi tehlikesini ortadan kaldırır.
Olay 2: Kurucunun vizyonu doğrultusunda eğitim vakfının senedinde bir "Bilimsel
Danışma Kurulu" öngörülmüş, ancak vakfın faaliyete geçmesinden itibaren beş yıl
boyunca bu kurula yönetim organı tarafından herhangi bir üye seçimi
yapılmamıştır. TMK m. 109 hükmü vakıflar için sadece yürütme ve temsil işlevini
gören "yönetim organını" zorunlu tutmuş olup, vakfedenin öngördüğü diğer
kurullar bütünüyle ihtiyari (seçimlik) organ niteliğindedir ``. İhtiyari bir
organın senede yazılmasına rağmen fiilen oluşturulmaması, vakfın tüzel
kişiliğinin sona ermesini veya kendiliğinden dağılmasını gerektiren bir fesih
(dağılma) sebebi oluşturmaz. Ancak zorunlu yönetim organı, ihtiyari de olsa
senedin emrettiği bu kurulları hiç oluşturmamakla vakıf senedine aykırı
davrandığından, denetim makamınca uyarılabilecek ve yöneticilerin görevden
alınması riski doğabilecektir.
6. Pratik Notlar
- Mütevelli heyeti ile yönetim kurulu arasındaki terim farkı: TMK "yönetim
organı" gibi genel bir üst terim kullanırken, uygulamada vakıf senedinde bu
organ bazen "mütevelli heyeti", bazen de "yönetim kurulu" adını alır; ancak
büyük vakıflarda genellikle mütevelli heyeti asıl karar organı (genel kurul
benzeri) yönetim kurulu ise alt icra organı olarak iki kademeli
kurgulanmaktadır ``.
- Organların oluşumunun vakıf senediyle belirlenmesi zorunluluğu: Vakfın
idaresi için yasa boş bir çerçeve çizmiş olup, organın kaç kişiden oluşacağı,
toplanma zamanları, üye seçim usulleri ve karar nisapları bütünüyle vakıf
senedinin içeriğinde açıkça detaylandırılmalıdır ``.
- VGM'nin organ denetim yetkisi: Yönetim organı üyelerinin işlemleri her ne
kadar özel hukuk tüzel kişisi faaliyeti kapsamında kalsa da, Vakıflar Kanunu ve
TMK uyarınca VGM müfettişleri bu organın kararlarının vakıf amacına uygunluğunu
denetler ve vakfı zarara uğratan yöneticiler hakkında mahkemeden azil davası
açabilir ``.
- Vakfedenin başka organlara yetki devri sınırı: Vakfeden, senette "danışma
kurulu" veya "şeref kurulu" gibi ihtiyari organlar yaratsa da, TMK m. 109
kapsamında asli idare ve temsil yetkisi münhasıran zorunlu yönetim organına
aittir; yönetim organının devredilemez yetkilerinin bu yardımcı (ihtiyari)
organlara bırakılmasını öngören senet hükümleri mahkemece tescil edilmez ``.
- İhtiyari organ kararlarının bağlayıcılığı sorunu: Senette öngörülen yardımcı
kurulların aldığı kararlar, niteliği gereği bağlayıcı bir irade beyanı değil,
sadece tavsiye ve istişare mahiyetindedir. Yönetim organı, ihtiyari organların
kararlarına uymaya zorlanamaz; zira üçüncü kişilere karşı tüzel kişiyi hukuken
borç altına sokan yegane kurumsal irade TMK m. 50 uyarınca icrai yönetim
organına aittir ``.
7. Eleştirel Değerlendirme
TMK m. 109'da vakıflar için sadece tek bir zorunlu organ (yönetim organı)
öngörülmesi, Dural/Öğüz (Cilt II) ve Özsunay (Tüzel Kişiler) eserlerinde sivil
toplumun esnekliği bağlamında derneklerle kıyaslanarak ele alınmaktadır.
Derneklerdeki genel kurul, yönetim ve denetim kurullarından oluşan hantal "üçlü
zorunlu yapı"nın aksine, vakıflara tanınan bu tek organlı sistem, mal
topluluğunun dogmatik doğasına son derece uygundur. Kurucu iradenin, sadece
malvarlığını yönetip amaca yönlendirecek operasyonel bir icra ekibi
oluşturmasının yeterli görülmesi, bürokratik toplantı ve karmaşık delege/seçim
süreçlerini minimize ederek vakfın doğrudan hizmet odaklı çalışmasına imkân
vermektedir. Yasa koyucunun "yönetim kurulu" demek yerine bilerek daha geniş
"yönetim organı" üst kavramını kullanması, kuruculara bu organı bir tek kişi
(örneğin müdür/başkan) olarak kurgulama özgürlüğü dahi tanımış olup, tüzel kişi
özerkliğini yasal bir güvenceye kavuşturmuştur.
Ancak, Akyol'un hakkın kullanılması ve kurumsal yönetişim (corporate
governance) analizleri ışığında değerlendirildiğinde, maddenin ikinci
fıkrasında yer alan "vakfeden gerekli gördüğü başka organları da gösterebilir"
hükmü, uygulamada bilhassa büyük ve karmaşık yapılı aile veya holding
vakıflarında ciddi yönetişim krizleri yaratabilmektedir. Kurucular, vakfın
prestijini artırmak veya güç odaklarını dengede tutmak için vakıf senedine
denetleme, danışma, yüksek istişare, bilim komitesi veya onur kurulları gibi
onlarca ihtiyari organ eklemektedir. Bu aşırı kurumlaşma durumu, vakfın yasal
yönetim organı ile diğer ihtiyari organları arasında ciddi yetki ve görev
çatışmalarına yol açmaktadır. Yardımcı organlara senette zımni icrai yetkiler
verilmeye çalışılması, vakfın temsilini ve karar alma hızını felç etmekte;
vakıf adeta "yetki karmaşası yaşayan paralel kurullar" enflasyonuna kurban
gitmektedir. Yasanın ihtiyari organların yasal statüsü, sınırları ve icra
organıyla hiyerarşisi hakkında emredici bir fren veya kısıtlama mekanizması
getirmemesi önemli bir yapısal boşluktur.
Son olarak, günümüz evrensel sivil toplum standartları ve Çevresel, Sosyal ve
Kurumsal Yönetişim (ESG) prensipleri çerçevesinde de lege ferenda (olması
gereken hukuk) olarak TMK m. 109'un güncellenmesi zorunluluğu doğmuştur. Çağdaş
hukuk sistemleri, belirli bir malvarlığı büyüklüğünü aşan, borsa şirketlerine
hissedar olan veya halktan yoğun kamu bağışı toplayan vakıflar için sadece
yürütme organını değil, "bağımsız denetim organını" da mutlak zorunlu organ
olarak dayatmaktadır. Türk hukukunda vakıfların iç denetim mekanizmalarının
bütünüyle Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün (VGM) idari vesayetine veya kurucunun
keyfi inisiyatifine bırakılması, modern kurumsal şeffaflık beklentilerini
karşılamaktan uzaktır. Milyarlarca liralık devasa fonları yöneten yeni nesil
vakıflarda, uluslararası standartlara uygun ve yöneticilerden bağımsız bir
"denetim kurulu"nun da TMK m. 109 kapsamında "zorunlu organ" olarak
yasalaştırılması, vakıf yolsuzluklarını önlemek, şeffaflığı artırmak ve kamusal
güveni güvence altına almak adına kaçınılmazdır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt I — Temel Kavramlar ve Medeni Kanunun Başlangıç Hükümleri; Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt II — Kişiler Hukuku; Şener Akyol, Medeni Hukuk — Şahsın Hukuku; Bilge Öztan, Şahsın Hukuku Hakiki Şahıslar; Turgut Akıntürk / Derya Ateş Karaman, Türk Medeni Hukuku — Aile Hukuku; Ahmet M. Kılıçoğlu, Aile Hukuku.
- Yargı kararları: Türk Medeni Kanunu m. 109'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Medeni Kanunu (Schweizerisches Zivilgesetzbuch — ZGB) Art. 83-84.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 109. madde metnine dayanır.
Görüş: Tek zorunlu organ yapısının vakfa dernekten daha fazla örgütsel esneklik tanıdığı; büyük vakıflarda ihtiyari organ çoğulluğunun yönetişim karmaşasına yol açabileceği; ESG uyumlu vakıf yönetişim standartlarının uluslararası entegrasyonla pekiştirilmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Sistematik
Türk Medeni Kanunu'nun Kişiler Hukuku kitabında "Tüzel Kişiler" başlıklı ikinci kısmın "Vakıflar" bölümünde, "Vakfın örgütü" üst başlığı altında "Genel olarak" kenar başlığıyla yer alan 109. madde, mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 83. ve 84. maddelerinden esinlenilerek düzenlenmiştir. Hükmün amacı (ratio legis) bir mal topluluğu olan vakfın hukuki hayatta fiilen varlık gösterebilmesi ve tahsis edilen malvarlığını amaca yönlendirebilmesi için, tüzel kişinin iradesini açıklayacak en az bir icrai organın (yönetim organının) bulunmasını yasal bir zorunluluk haline getirmektir ``. Yasa koyucu bu düzenlemeyle, sahipsiz ve yönetilemeyen mal topluluklarının oluşmasını engellemeyi, sivil toplum teşebbüslerini kurumsal bir işleyişe kavuşturmayı hedeflemiştir.
Dernekler ile vakıfların kurumsal teşkilatlanma yapıları arasındaki en belirgin yasal zıtlık bu maddede ortaya çıkmaktadır. Türk Medeni Kanunu'nun 72. maddesi uyarınca derneklerin genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kurulu olmak üzere asgari üç zorunlu organa sahip olması emredici iken
; vakıflarda şahıs (üye) unsuru bulunmadığından salt bir "yönetim organı"nın varlığı tüzel kişiliğin doğumu ve işleyişi için yeterli ve mecburi görülmüştür. Bu durum, mal topluluğu kurgusunun doğal bir sonucu olarak vakfın kişi topluluklarına nazaran çok daha statik, kapalı ve yönetici odaklı bir organizasyon olmasından kaynaklanır.2. Kavramlar
Yönetim organı zorunluluğu: Bir özel hukuk tüzel kişisi olan vakfın, kuruluş senedinde yazılı amacını gerçekleştirmek üzere her türlü idari işleri görebilmesi, üçüncü kişilerle hukuki işlem yapabilmesi ve tüzel kişiliği dış dünyada temsil edebilmesi için asgari bir yürütme organına sahip olması yönündeki emredici kuraldır ``.
Yönetim organının şekli: Yasa koyucunun isim veya personel sayısı dayatmadığı; uygulamada vakıf senediyle mütevelli heyeti, yönetim kurulu, mütevelli kurulu veya yönetim komitesi gibi adlar altında, tek bir kişi veya bir kurul halinde yapılandırılabilen icrai birimlerdir ``.
İhtiyari organlar: Vakfı kuran asıl iradenin (vakfedenin) kanunun zorunlu tutmadığı halde vakfın büyüklüğüne veya ihtiyacına göre vakıf senedinde kendi serbest iradesiyle öngörebileceği ve vakfın işleyişine katkı sağlayacak olan denetim kurulu, danışma kurulu, şeref kurulu veya onur kurulu gibi ek yönetsel birimlerdir ``.
Vakfın organ teorisi: Tüzel kişinin iradesinin organları aracılığıyla açıklandığını ve organların hukuki işlemleri ile diğer tüm eylemleriyle tüzel kişiyi borç altına soktuğunu ifade eden (TMK m. 50) vakıf yöneticilerinin fiillerinin ve aldıkları kararların doğrudan doğruya vakıf tüzel kişiliğine atfedilmesini sağlayan temel hukuki mekanizmadır ``.
VGM denetimi: Vakfın yöneticilerinin görevlerini suistimal etmesi, vakfı zarara uğratması veya organın işlemez hale gelmesi gibi kurumsal kriz durumlarında, Vakıflar Genel Müdürlüğünün (VGM) kamusal bir denetim makamı sıfatıyla devreye girerek, mahkeme aracılığıyla yöneticileri azletme ve vakfı idari vesayet benzeri bir koruma altına alma yetkisidir ``.
3. Sistematik İlişkiler
4. Yargıtay İçtihadı
"scraper'dan karar yok, ileride güncelle"
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Bir çevre vakfının kuruluş senedine göre üç kişiden oluşan yegane zorunlu yönetim organının (mütevelli heyetinin) tüm üyelerinin aynı trafik kazasında vefat etmesi sonucunda, vakfın bütünüyle organsız ve yöneticisiz kalması durumudur. TMK m. 109 uyarınca vakfın bir yönetim organının bulunması kurucu ve yaşatıcı mutlak bir zorunluluktur ``. Böylesi trajik bir yönetim boşluğunda, vakfın iradesini açıklayacak kimse kalmadığından, Vakıflar Genel Müdürlüğü veya diğer ilgililer derhal yetkili mahkemeye başvurarak yeni bir yönetim organı oluşturulana dek vakfa TMK m. 427 uyarınca yönetim kayyımı atanmasını talep ederler. Mahkemenin acilen atayacağı kayyım, vakfın malvarlığını muhafaza edip acil işlerini yürüterek vakıf tüzel kişiliğinin organsızlıktan dolayı kendiliğinden sona ermesi tehlikesini ortadan kaldırır.
Olay 2: Kurucunun vizyonu doğrultusunda eğitim vakfının senedinde bir "Bilimsel Danışma Kurulu" öngörülmüş, ancak vakfın faaliyete geçmesinden itibaren beş yıl boyunca bu kurula yönetim organı tarafından herhangi bir üye seçimi yapılmamıştır. TMK m. 109 hükmü vakıflar için sadece yürütme ve temsil işlevini gören "yönetim organını" zorunlu tutmuş olup, vakfedenin öngördüğü diğer kurullar bütünüyle ihtiyari (seçimlik) organ niteliğindedir ``. İhtiyari bir organın senede yazılmasına rağmen fiilen oluşturulmaması, vakfın tüzel kişiliğinin sona ermesini veya kendiliğinden dağılmasını gerektiren bir fesih (dağılma) sebebi oluşturmaz. Ancak zorunlu yönetim organı, ihtiyari de olsa senedin emrettiği bu kurulları hiç oluşturmamakla vakıf senedine aykırı davrandığından, denetim makamınca uyarılabilecek ve yöneticilerin görevden alınması riski doğabilecektir.
6. Pratik Notlar
7. Eleştirel Değerlendirme
TMK m. 109'da vakıflar için sadece tek bir zorunlu organ (yönetim organı) öngörülmesi, Dural/Öğüz (Cilt II) ve Özsunay (Tüzel Kişiler) eserlerinde sivil toplumun esnekliği bağlamında derneklerle kıyaslanarak ele alınmaktadır. Derneklerdeki genel kurul, yönetim ve denetim kurullarından oluşan hantal "üçlü zorunlu yapı"nın aksine, vakıflara tanınan bu tek organlı sistem, mal topluluğunun dogmatik doğasına son derece uygundur. Kurucu iradenin, sadece malvarlığını yönetip amaca yönlendirecek operasyonel bir icra ekibi oluşturmasının yeterli görülmesi, bürokratik toplantı ve karmaşık delege/seçim süreçlerini minimize ederek vakfın doğrudan hizmet odaklı çalışmasına imkân vermektedir. Yasa koyucunun "yönetim kurulu" demek yerine bilerek daha geniş "yönetim organı" üst kavramını kullanması, kuruculara bu organı bir tek kişi (örneğin müdür/başkan) olarak kurgulama özgürlüğü dahi tanımış olup, tüzel kişi özerkliğini yasal bir güvenceye kavuşturmuştur.
Ancak, Akyol'un hakkın kullanılması ve kurumsal yönetişim (corporate governance) analizleri ışığında değerlendirildiğinde, maddenin ikinci fıkrasında yer alan "vakfeden gerekli gördüğü başka organları da gösterebilir" hükmü, uygulamada bilhassa büyük ve karmaşık yapılı aile veya holding vakıflarında ciddi yönetişim krizleri yaratabilmektedir. Kurucular, vakfın prestijini artırmak veya güç odaklarını dengede tutmak için vakıf senedine denetleme, danışma, yüksek istişare, bilim komitesi veya onur kurulları gibi onlarca ihtiyari organ eklemektedir. Bu aşırı kurumlaşma durumu, vakfın yasal yönetim organı ile diğer ihtiyari organları arasında ciddi yetki ve görev çatışmalarına yol açmaktadır. Yardımcı organlara senette zımni icrai yetkiler verilmeye çalışılması, vakfın temsilini ve karar alma hızını felç etmekte; vakıf adeta "yetki karmaşası yaşayan paralel kurullar" enflasyonuna kurban gitmektedir. Yasanın ihtiyari organların yasal statüsü, sınırları ve icra organıyla hiyerarşisi hakkında emredici bir fren veya kısıtlama mekanizması getirmemesi önemli bir yapısal boşluktur.
Son olarak, günümüz evrensel sivil toplum standartları ve Çevresel, Sosyal ve Kurumsal Yönetişim (ESG) prensipleri çerçevesinde de lege ferenda (olması gereken hukuk) olarak TMK m. 109'un güncellenmesi zorunluluğu doğmuştur. Çağdaş hukuk sistemleri, belirli bir malvarlığı büyüklüğünü aşan, borsa şirketlerine hissedar olan veya halktan yoğun kamu bağışı toplayan vakıflar için sadece yürütme organını değil, "bağımsız denetim organını" da mutlak zorunlu organ olarak dayatmaktadır. Türk hukukunda vakıfların iç denetim mekanizmalarının bütünüyle Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün (VGM) idari vesayetine veya kurucunun keyfi inisiyatifine bırakılması, modern kurumsal şeffaflık beklentilerini karşılamaktan uzaktır. Milyarlarca liralık devasa fonları yöneten yeni nesil vakıflarda, uluslararası standartlara uygun ve yöneticilerden bağımsız bir "denetim kurulu"nun da TMK m. 109 kapsamında "zorunlu organ" olarak yasalaştırılması, vakıf yolsuzluklarını önlemek, şeffaflığı artırmak ve kamusal güveni güvence altına almak adına kaçınılmazdır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 109. madde metnine dayanır.
Görüş: Tek zorunlu organ yapısının vakfa dernekten daha fazla örgütsel esneklik tanıdığı; büyük vakıflarda ihtiyari organ çoğulluğunun yönetişim karmaşasına yol açabileceği; ESG uyumlu vakıf yönetişim standartlarının uluslararası entegrasyonla pekiştirilmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.