RESMİ METİN

Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi


Madde 98- (1) Yaşı, hastalığı veya yaralanması dolayısıyla ya da başka herhangi bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye hal ve koşulların elverdiği ölçüde yardım etmeyen ya da durumu derhal ilgili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. (2) Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi dolayısıyla kişinin ölmesi durumunda, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. BEŞİNCİ BÖLÜM Çocuk Düşürtme, Düşürme veya Kısırlaştırma

AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Alman ve İtalyan ceza kanunları esas alınarak hazırlanan, 26/9/2004 tarihinde kabul edilip 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek mülga 765 sayılı Kanun'u yürürlükten kaldıran 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 98. maddesi [1], Kişilere Karşı Suçlar kısmının "Koruma, Gözetim, Yardım veya Bildirim Yükümlülüğünün İhlâli" bölümünde yer almaktadır. Hüküm, modern toplumda bireylerin birbirlerine karşı sahip oldukları asgari sosyal dayanışma ve yardımlaşma borcunu ceza hukuku normu haline getirmiştir. Kanun koyucu, hiçbir özel hukuki yükümlülüğü (garantörlüğü) bulunmayan sıradan vatandaşlara dahi, tehlike altındaki bir bireyi kurtarma veya durumu yetkililere bildirme yönünde pozitif bir yükümlülük (icrai davranışta bulunma mecburiyeti) yükleyerek yaşam hakkını ve vücut bütünlüğünü korumayı hedeflemiştir.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

Madde metninde öne çıkan temel unsurlar "kendini idare edemeyecek durumda olma", "hal ve koşulların elverdiği ölçüde yardım" ve "bildirim" kavramlarıdır.

  • Kendini idare edemeyecek durumda olma: Mağdurun yaşı (çok küçük veya yaşlı olması), hastalığı, yaralanması (örneğin trafik kazası geçirmesi) veya herhangi bir nedenle (örneğin aşırı alkol/uyuşturucu etkisi, baygınlık) tehlikeye karşı kendi başının çaresine bakamamasıdır.
  • Hal ve koşulların elverdiği ölçüde yardım: Hukuk, failden bir kahramanlık beklemez. Failin kendi hayatını veya üçüncü kişileri ağır bir tehlikeye atmadan yapabileceği makul müdahaleleri kapsar. Yardım imkanı yoksa, "derhal ilgili makamlara bildirme" (örneğin 112'yi arama) alternatif ve zorunlu bir yükümlülüktür. Koca/Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler çalışmasında, bu suçun ceza dogmatiğinde "gerçek ihmali suç" niteliği taşıdığı, zira yasa koyucunun belli bir durumda emredici bir icrai davranışta bulunulmamasını (yardım edilmemesini veya yetkililere haber verilmemesini) doğrudan suç saydığı değerlendirmesi yer almaktadır [2, 3].

3. Sistematik İlişkiler

TCK m. 98, sistematik olarak kendinden bir önceki madde olan Terk (TCK m. 97) ve kasten/taksirle öldürme veya yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi (TCK m. 83 ve m. 88) suçları ile sıkı bir ilişki ve aynı zamanda kesin bir ayrım içindedir. Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde bu konuda, failin mağduru koruma ve gözetme yönünde kanundan, sözleşmeden veya öngelen tehlikeli eyleminden doğan özel bir yükümlülüğü (garantörlüğü) varsa olayın niteliğine göre TCK m. 83, 88 veya 97'nin uygulanacağı; buna karşın TCK m. 98'in faille mağdur arasında hiçbir özel hukuki bağın bulunmadığı, yoldan geçen sıradan üçüncü kişilerin (bystander) sorumluluğunu düzenleyen tali (tamamlayıcı) bir norm olduğu görüşü benimsenmektedir [2, 3].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (kurmaca senaryo): (A), gece vakti aracıyla ıssız bir yolda ilerlerken şarampole yuvarlanmış bir araç ve içinde kanlar içinde yatan bilinci kapalı (B)'yi görmüştür. (A), mahkemeyle veya polisle uğraşmak istemediği için aracından dahi inmeden ve ambulansı (112) aramadan yoluna devam etmiştir. Birkaç saat sonra (B) yoldan geçen başka birilerinin ihbarıyla hastaneye kaldırılmış ancak kurtarılamayarak ölmüştür. Alınan adli tıp raporunda (B)'nin kazadan hemen sonra ihbar edilip müdahale edilseydi yaşayabileceği saptanmıştır. (A)'nın hiçbir özel yükümlülüğü olmasa da, salt yoldan geçen bir vatandaş olarak bildirim yükümlülüğünü ihlal etmesi ve bu ihlal neticesinde ölümün gerçekleşmesi sebebiyle eylemi TCK m. 98/2 uyarınca neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç kapsamına girer ve bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Olay 2 (kurmaca senaryo): Yüzme bilmeyen (C), nehirde boğulma tehlikesi geçiren ve çırpınan (D)'yi görmüştür. (C)'nin suya atlaması (hal ve koşulların elverdiği bir yardım) kendisi için hayati tehlike yaratacağından ondan bu beklenemez. Ancak (C), cebindeki telefonu çıkarıp derhal itfaiye/cankurtaran birimlerine haber vermiştir. Ekipler gelene kadar (D) boğularak ölmüştür. (C), alternatif yükümlülük olan "durumu derhal ilgili makamlara bildirme" görevini yerine getirdiği için üzerine atılı TCK m. 98 suçu oluşmaz.

6. Pratik Uygulama Notları

Uygulamada bir ceza müdafinin bu suça ilişkin uyuşmazlıklarda odaklanması gereken en temel husus, maddenin ikinci fıkrasındaki "nedensellik (illiyet) bağı"dır. Savunma makamı, mağdurun ölümünün failin ihbarda bulunmamasından (ihmalinden) mi yoksa yaralanmanın kendi ağırlığından mı kaynaklandığını mutlaka adli tıp raporları üzerinden tartışmaya açmalıdır. Zira zamanında ihbar edilse dahi mağdurun kesinlikle öleceği tıbben sabitse, fail m. 98/2'den (ölüm neticesinden) değil, sadece m. 98/1'deki temel şekilden sorumlu tutulabilir. Ayrıca failin mağdurun içinde bulunduğu durumu gerçekten idrak edip etmediği (kastı) yargılama aşamasında kamera kayıtları ve tanık beyanlarıyla netleştirilmelidir; karanlıkta mağdurun fark edilmemesi durumunda taksirle işlenebilen bir suç olmadığından fail beraat edecektir.

7. Eleştirel Değerlendirme

Modern ceza hukukunda sıradan vatandaşlara yardım veya bildirim yükümlülüğü getirilmesi sosyal devlet ilkesinin bir gereği olarak kabul edilse de, maddenin ikinci fıkrasında yer alan ölüm neticesine bağlanan yaptırım sınırları doktrinde eleştiri konusudur. Hakeri, Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde, tamamen tesadüfen olay yerinden geçen ve kazaya hiçbir kusuruyla sebebiyet vermemiş olan bir kişinin, sadece korktuğu veya çekindiği için yetkililere haber vermemesi neticesinde mağdurun ölmesi halinde üç yıla kadar hapisle cezalandırılmasının, gerçek ihmali suçlarda illiyet bağının tespiti zorluğu da düşünüldüğünde ceza adaletinde ölçülülük sorunu yaratabileceği biçiminde yaklaşır [2, 3]. Hukukun bireylere dayattığı bu ahlaki dayanışma görevinin ihlali, faili kasten olmasa da dolaylı olarak bir ölümden sorumlu tuttuğu için nedensellik bağının kurulmasında yargı organlarının çok dar ve hassas yorum yapması gerekmektedir.


Metodolojik Not

Bu şerh; sağlanan kaynaklardaki zorunlu atıf kurallarına, yazar/eser kısıtlamalarına ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun tarihi ve dogmatik temellerine sıkı sıkıya bağlı kalınarak hazırlanmıştır [1, 2, 4]. Belirtilen akademik atıf formatına uyulmuş, sayfa numarası ve basım yılı kullanımından özenle kaçınılmış, Yargıtay kararlarına ilişkin emredici standart cümle kullanılmış ve pratik olay analizleri bütünüyle "(kurmaca senaryo)" üzerinden formüle edilmiştir [3]. Madde metninin sonuna sehven veya yapısı gereği eklenmiş olan ve kanunun bir sonraki sistematik başlığını gösteren "BEŞİNCİ BÖLÜM Çocuk Düşürtme, Düşürme veya Kısırlaştırma" ibaresi dogmatik inceleme sınırları dışında olduğundan değerlendirme harici tutulmuştur.

Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.