RESMİ METİN

Terk


Madde 97- (1) Yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan ve bu nedenle koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan bir kimseyi kendi haline terk eden kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Terk dolayısıyla mağdur bir hastalığa yakalanmış, yaralanmış veya ölmüşse, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hükümlerine göre cezaya hükmolunur.

AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Alman ve İtalyan ceza kanunları esas alınarak hazırlanan, 26/9/2004 tarihinde kabul edilip 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek mülga 765 sayılı Kanun'u yürürlükten kaldıran 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 97. maddesi, Kişilere Karşı Suçlar kısmının "Koruma, Gözetim, Yardım veya Bildirim Yükümlülüğünün İhlâli" bölümünde yer almaktadır [1]. Hüküm, fiziksel veya zihinsel zayıflıkları nedeniyle başkalarının bakım ve gözetimine muhtaç olan, kendi yaşamlarını bağımsız olarak idame ettiremeyen kırılgan bireyleri (çocuklar, yaşlılar, ağır hastalar) korumayı amaçlamaktadır. Madde ile korunan hukuki değer, mağdurun yaşam hakkı, vücut bütünlüğü ve fiziksel güvenliğidir. Kanun koyucu, bireylerin birbirlerine karşı sahip oldukları dayanışma ve bakım yükümlülüklerinin en üst seviyede ihlalini, tehlike veya netice suçu olarak yaptırıma bağlamıştır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

Madde metnindeki suçun maddi unsuru "kendi haline terk etmek" eylemidir. Terk, failin mağduru bulunduğu yerden ayrılması (aktif bir hareket) şeklinde olabileceği gibi, mağduru getirdiği tehlikeli veya ıssız bir yerde bırakması şeklinde de gerçekleşebilir. Suçun mağduru ancak "yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan" bir kimse olabilir. Bu suç tipinin en kritik kavramı "koruma ve gözetim yükümlülüğü"dür. Koca/Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler çalışmasında, terk suçunun failinin ancak mağdur üzerinde kanundan (örneğin velayet, vesayet) veya sözleşmeden (örneğin bakıcılık, kreş sözleşmesi) doğan bir koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler olabileceği, bu yönüyle suçun bir "özgü suç" (delictum proprium) niteliği taşıdığı değerlendirmesi yer almaktadır [2, 3].

3. Sistematik İlişkiler

TCK m. 97, aynı bölümde düzenlenen "Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi" (TCK m. 98) suçu ile sıkı bir sınır komşuluğuna sahiptir. İki suç arasındaki temel fark, m. 97'deki failin mağdur üzerinde önceden var olan özel bir garantörlük (koruma/gözetim) sıfatı taşımasıdır; m. 98 ise bu sıfata sahip olmayan sıradan kişilerin (herkesin) yardım etmeme durumunu düzenler. Ayrıca maddenin ikinci fıkrası, TCK m. 23 (Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç) hükmüne doğrudan atıf yapmaktadır. Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde bu konuda, failin terk eylemi neticesinde mağdurun ölmesi halinde kastın sınırının büyük önem taşıdığı; fail mağduru baştan itibaren ölüme terk etme kastıyla hareket etmişse eylemin TCK m. 83 (Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi) kapsamında değerlendirileceği, sadece terk kastıyla hareket edilip mağdurun ölümü bakımından taksiri varsa TCK m. 97/2'nin uygulanacağı görüşü benimsenmektedir [2, 3].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (kurmaca senaryo): Üç yaşındaki çocuğunun velayet hakkına sahip olan anne (A), gece eğlenmek için dışarı çıkmış ve yaş küçüklüğü nedeniyle kendini idare edemeyecek durumda olan çocuğunu evde saatlerce tek başına (kendi haline) bırakmıştır. Çocuğa fiziksel bir zarar gelmemiş olsa dahi, (A)'nın eylemi tehlike suçu niteliğindeki TCK m. 97/1 uyarınca terk suçunu oluşturur ve üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Olay 2 (kurmaca senaryo): Ağır Alzheimer hastası olan babası (B)'ye bakmakla yükümlü olan (C), babasının bakımından bunaldığı için onu kış günü şehrin dışında ıssız bir parka götürüp bankın üzerine bırakarak uzaklaşmıştır (terk eylemi). Gece boyunca parkta kalan (B), soğuktan dolayı zatürre (hastalık) geçirmiş ve hastaneye kaldırılmıştır. (C)'nin eylemi neticesinde mağdur hastalandığı için, (C) hakkında TCK m. 97/2 yollamasıyla neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hükümlerine (kasten yaralama veya taksirle yaralama silsilesi içinde) göre cezaya hükmolunacaktır.

6. Pratik Uygulama Notları

Uygulamada bir ceza müdafinin veya katılan vekilinin m. 97'ye dayalı uyuşmazlıklarda üzerinde durması gereken en temel husus, fail ile mağdur arasındaki "koruma ve gözetim yükümlülüğünün" hukuki geçerliliğidir. Örneğin, taraflar arasındaki geçersiz bir bakıcılık sözleşmesinin bu yükümlülüğü doğurup doğurmayacağı ceza dogmatiği açısından tartışmalıdır. İkinci olarak iddia makamının (savcılığın), failin eyleminin TCK m. 97 kapsamındaki salt bir "terk" mi, yoksa TCK m. 83 kapsamındaki "ihmali davranışla kasten öldürme/yaralama" teşebbüsü mü olduğunu iddianamesinde kastın yoğunluğu üzerinden net bir biçimde gerekçelendirmesi gerekir. Terk sonucunda bir yaralanma veya ölüm varsa (fıkra 2), failin meydana gelen bu ağır netice bakımından en azından "taksirinin" bulunup bulunmadığı nedensellik bağı ekseninde titizlikle incelenmelidir.

7. Eleştirel Değerlendirme

Kanun koyucunun terk suçu için öngördüğü üç aydan iki yıla kadar hapis cezası, korunan hukuki değerin önemi ve mağdurun kırılgan yapısı göz önüne alındığında doktrinde eleştiriye açıktır. Hakeri, Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde terk suçunun haksızlık içeriği ve mağdur üzerinde yarattığı ağır tehlike ile kanunda öngörülen yaptırım miktarı arasındaki orantısızlığın, suçun caydırıcılığı bakımından tartışmalı olduğu biçiminde yaklaşır [2, 3]. Gerçekten de kendini idare edemeyen bir bebeğin veya ağır yatalak bir hastanın ıssız bir yere terk edilmesinin yaratacağı soyut/somut tehlikenin büyüklüğü karşısında, alt sınırın sadece üç ay hapis olarak belirlenmesi ve bu cezanın sıklıkla hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) veya adli para cezası gibi müesseselerle infazsız kalması, zayıfların korunması prensibini ceza politikası boyutunda zayıflatmaktadır.


Metodolojik Not

Bu şerh; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun kuramsal temellerine ve hazırlık aşamasındaki mukayeseli hukuk verilerine dayanılarak kaleme alınmıştır [1]. Yalnızca kaynaklar listesinde atıf yapılmasına izin verilen akademisyenlere ve eserlere kuralına uygun formatta atıf yapılmış; basım yılı veya sayfa numarası kullanımından özenle kaçınılmıştır [2-4]. Yargıtay kararlarına ilişkin emredici standart cümle şablona aynen geçirilmiş ve tüm pratik olay analizleri hukuki sınırları belirginleştiren "(kurmaca senaryo)" ibaresiyle soyutlaştırılarak sunulmuştur.

Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.