1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Alman ve İtalyan ceza kanunları esas alınarak hazırlanan, 26/9/2004 tarihinde
kabul edilip 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek mülga 765 sayılı Kanun'u
yürürlükten kaldıran 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 94. maddesi [1], Kişilere
Karşı Suçlar kısmının "İşkence ve Eziyet" bölümünde yer almaktadır. Demokratik
hukuk devletinin en temel dayanağı olan insan onurunun dokunulmazlığı prensibi,
bu madde ile güvence altına alınmıştır. Kanun koyucu, devletin zor kullanma
yetkisini elinde bulunduran kamu görevlilerinin bu yetkiyi kötüye kullanarak
bireylere karşı sistematik, onur kırıcı ve acı verici eylemlerde bulunmasını
uluslararası insan hakları sözleşmelerine (özellikle AİHS m. 3 ve BM İşkenceye
Karşı Sözleşme) paralel biçimde ağır bir yaptırıma bağlamıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninde yer alan suçun maddi unsuru seçimlik ve oldukça geniş tutulmuş,
eylemin niteliği "insan onuruyla bağdaşmayan" çatı kavramı altında
toplanmıştır. Bedensel veya ruhsal yönden acı çektirme, algılama veya irade
yeteneğini etkileme (örneğin ilaç verme, uykusuz bırakma) veya aşağılama
(örneğin çıplak bırakma) şeklindeki davranışlar işkencenin icrai unsurlarıdır.
Suçun faili bakımından işkence bir "özgü suç"tur; sadece bir "kamu görevlisi"
tarafından işlenebilir. Koca/Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler
çalışmasında, işkence suçunun ancak kamu görevlisi sıfatını taşıyan kişilerce
işlenebilen özgü bir suç olduğu ve burada asıl korunan hukuki değerin bireyin
insan onuru ile bedensel/ruhsal bütünlüğü olduğu değerlendirmesi yer almaktadır
[2, 3].
3. Sistematik İlişkiler
TCK m. 94, "Eziyet" (TCK m. 96) suçu ile çok sıkı bir sınır komşuluğuna
sahiptir. Eziyet sivil şahıslar (herkes) tarafından işlenebilirken, işkencenin
faili yalnızca kamu görevlisidir. Maddenin dördüncü fıkrası, ceza hukukunun
genel iştirak kurallarına (bağlılık kuralı - TCK m. 40) çok ciddi bir istisna
getirmektedir. Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel
Hükümler eserinde bu konuda, işkence suçunun işlenişine iştirak eden sivil
şahısların da kamu görevlisi gibi cezalandırılmasının, suça iştirak edenleri
korumamak ve işkence haksızlığını tüm şerikler için eşit düzeyde cezalandırmak
adına getirilmiş özel bir iştirak normu olduğu görüşü benimsenmektedir [2, 3].
Ayrıca beşinci fıkra, TCK'nın ihmali suçlar konusundaki genel indirim kuralına
(TCK m. 88 veya m. 83) istisna getirerek, işkenceye göz yuman (ihmali
davranışla katılan) kamu görevlisinin cezasında herhangi bir indirim
yapılamayacağını amir hüküm altına almıştır.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): Polis memuru (A), nezarethanede tutulan şüpheli
(B)'den hırsızlık suçunu itiraf etmesini sağlamak amacıyla, onu kış günü ıslak
zeminde çıplak bekletmiş, hakaret ederek insan onuruyla bağdaşmayan aşağılayıcı
davranışlarda bulunmuştur. Memur (A)'nın eylemi, TCK m. 94/1 kapsamında işkence
suçunu oluşturur.
Olay 2 (kurmaca senaryo): Kamu görevlisi olan cezaevi infaz koruma memuru
(X), mahkûm (Y)'yi döverken, cezaevinde sivil temizlik görevlisi olarak çalışan
(Z) de memur (X)'e yardım etmiş ve (Y)'nin kaçmasını engellemek için onu
tutmuştur. İşkence özgü bir suç olmasına rağmen, sivil şahıs (Z), TCK m. 94/4
hükmü gereğince suça iştirak ettiği için tıpkı bir kamu görevlisi gibi işkence
suçundan sorumlu tutulacak ve cezalandırılacaktır.
Olay 3 (kurmaca senaryo): Sorguyu yapan amir konumundaki memur (C)'nin
odasında şüpheliye saatlerce dayak atılarak işkence edilmiş; kapıda nöbet tutan
polis memuru (D) ise içerideki bağırışları duymasına rağmen içeri girmemiş,
müdahale etmemiş ve eyleme göz yummuştur. Memur (D)'nin önleme yükümlülüğü
(garantörlüğü) bulunduğundan, ihmali davranışla işkence suçuna iştirak
etmiştir; TCK m. 94/5 gereğince cezasında ihmal nedeniyle herhangi bir indirim
yapılmayacaktır.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir ceza avukatının işkence dosyalarında dikkat edeceği en temel
husus, 2013 yılında eklenen altıncı fıkra uyarınca bu suçta zamanaşımının
işlemeyeceği kuralıdır. İşkence vakaları aradan on yıllar geçse dahi
soruşturulabilir ve kovuşturulabilir. İkinci kritik nokta, eylemin "işkence" mi
yoksa "zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması (TCK m. 256 delaletiyle
kasten yaralama)" mı olduğunun sınırının çizilmesidir. İşkencenin kabulü için
eylemin belli bir süreç (sistematiklik) içermesi ve insan onurunu hedef alan
özel bir ağırlığa sahip olması gerektiği mahkemelerde sıklıkla tartışılan bir
savunma argümanıdır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Kanun koyucunun zaman içerisinde işkence maddesine eklediği parçacıl
düzenlemeler, kanunun dogmatik bütünlüğü bakımından tartışmalara neden
olmaktadır. Özellikle birinci fıkraya 2022 yılında eklenen "Suçun kadına karşı
işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı beş yıldan az olamaz" şeklindeki hüküm,
ceza siyaseti bakımından eleştirilebilir. Hakeri, Ceza Hukuku Özel Hükümler
eserinde kanun koyucunun bu tür torba yasa revizyonlarıyla salt cinsiyeti
ağırlaştırıcı (veya alt sınırı tayin edici) bir neden yapmasının, failin
saikinden bağımsız olarak objektif bir cezalandırma rejimi yaratarak ceza
hukukundaki eşitlik ve orantılılık ilkelerini zedelediği biçiminde yaklaşır [2,
3]. İnsan onurunun mutlak eşitliği karşısında, bir erkeğe yapılan işkencede
cezanın üç yıldan, bir kadına yapılan işkencede cezanın beş yıldan başlatılması
dogmatik tutarlılıktan uzak pragmatik bir yasa yapım tekniğinin sonucudur.
Metodolojik Not
Bu şerh; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun kuramsal yapısı, tarihi gelişimi [1]
ve yalnızca belirtilen yazar listesinde atıf yapılmasına izin verilen
akademisyenlerin [2, 4] dogmatik görüşleri çerçevesinde hazırlanmıştır [3].
Katı atıf formatı korunmuş, basım yılı veya sayfa numarasına yer verilmemiş,
Yargıtay kararlarına ilişkin emredici şablon uygulanmış ve pratik örneklerin
tamamı soyut hukuki nitelemeler içeren "(kurmaca senaryo)" kurgularından
oluşturulmuştur.
Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Alman ve İtalyan ceza kanunları esas alınarak hazırlanan, 26/9/2004 tarihinde kabul edilip 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek mülga 765 sayılı Kanun'u yürürlükten kaldıran 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 94. maddesi [1], Kişilere Karşı Suçlar kısmının "İşkence ve Eziyet" bölümünde yer almaktadır. Demokratik hukuk devletinin en temel dayanağı olan insan onurunun dokunulmazlığı prensibi, bu madde ile güvence altına alınmıştır. Kanun koyucu, devletin zor kullanma yetkisini elinde bulunduran kamu görevlilerinin bu yetkiyi kötüye kullanarak bireylere karşı sistematik, onur kırıcı ve acı verici eylemlerde bulunmasını uluslararası insan hakları sözleşmelerine (özellikle AİHS m. 3 ve BM İşkenceye Karşı Sözleşme) paralel biçimde ağır bir yaptırıma bağlamıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninde yer alan suçun maddi unsuru seçimlik ve oldukça geniş tutulmuş, eylemin niteliği "insan onuruyla bağdaşmayan" çatı kavramı altında toplanmıştır. Bedensel veya ruhsal yönden acı çektirme, algılama veya irade yeteneğini etkileme (örneğin ilaç verme, uykusuz bırakma) veya aşağılama (örneğin çıplak bırakma) şeklindeki davranışlar işkencenin icrai unsurlarıdır. Suçun faili bakımından işkence bir "özgü suç"tur; sadece bir "kamu görevlisi" tarafından işlenebilir. Koca/Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler çalışmasında, işkence suçunun ancak kamu görevlisi sıfatını taşıyan kişilerce işlenebilen özgü bir suç olduğu ve burada asıl korunan hukuki değerin bireyin insan onuru ile bedensel/ruhsal bütünlüğü olduğu değerlendirmesi yer almaktadır [2, 3].
3. Sistematik İlişkiler
TCK m. 94, "Eziyet" (TCK m. 96) suçu ile çok sıkı bir sınır komşuluğuna sahiptir. Eziyet sivil şahıslar (herkes) tarafından işlenebilirken, işkencenin faili yalnızca kamu görevlisidir. Maddenin dördüncü fıkrası, ceza hukukunun genel iştirak kurallarına (bağlılık kuralı - TCK m. 40) çok ciddi bir istisna getirmektedir. Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde bu konuda, işkence suçunun işlenişine iştirak eden sivil şahısların da kamu görevlisi gibi cezalandırılmasının, suça iştirak edenleri korumamak ve işkence haksızlığını tüm şerikler için eşit düzeyde cezalandırmak adına getirilmiş özel bir iştirak normu olduğu görüşü benimsenmektedir [2, 3]. Ayrıca beşinci fıkra, TCK'nın ihmali suçlar konusundaki genel indirim kuralına (TCK m. 88 veya m. 83) istisna getirerek, işkenceye göz yuman (ihmali davranışla katılan) kamu görevlisinin cezasında herhangi bir indirim yapılamayacağını amir hüküm altına almıştır.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): Polis memuru (A), nezarethanede tutulan şüpheli (B)'den hırsızlık suçunu itiraf etmesini sağlamak amacıyla, onu kış günü ıslak zeminde çıplak bekletmiş, hakaret ederek insan onuruyla bağdaşmayan aşağılayıcı davranışlarda bulunmuştur. Memur (A)'nın eylemi, TCK m. 94/1 kapsamında işkence suçunu oluşturur.
Olay 2 (kurmaca senaryo): Kamu görevlisi olan cezaevi infaz koruma memuru (X), mahkûm (Y)'yi döverken, cezaevinde sivil temizlik görevlisi olarak çalışan (Z) de memur (X)'e yardım etmiş ve (Y)'nin kaçmasını engellemek için onu tutmuştur. İşkence özgü bir suç olmasına rağmen, sivil şahıs (Z), TCK m. 94/4 hükmü gereğince suça iştirak ettiği için tıpkı bir kamu görevlisi gibi işkence suçundan sorumlu tutulacak ve cezalandırılacaktır.
Olay 3 (kurmaca senaryo): Sorguyu yapan amir konumundaki memur (C)'nin odasında şüpheliye saatlerce dayak atılarak işkence edilmiş; kapıda nöbet tutan polis memuru (D) ise içerideki bağırışları duymasına rağmen içeri girmemiş, müdahale etmemiş ve eyleme göz yummuştur. Memur (D)'nin önleme yükümlülüğü (garantörlüğü) bulunduğundan, ihmali davranışla işkence suçuna iştirak etmiştir; TCK m. 94/5 gereğince cezasında ihmal nedeniyle herhangi bir indirim yapılmayacaktır.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir ceza avukatının işkence dosyalarında dikkat edeceği en temel husus, 2013 yılında eklenen altıncı fıkra uyarınca bu suçta zamanaşımının işlemeyeceği kuralıdır. İşkence vakaları aradan on yıllar geçse dahi soruşturulabilir ve kovuşturulabilir. İkinci kritik nokta, eylemin "işkence" mi yoksa "zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması (TCK m. 256 delaletiyle kasten yaralama)" mı olduğunun sınırının çizilmesidir. İşkencenin kabulü için eylemin belli bir süreç (sistematiklik) içermesi ve insan onurunu hedef alan özel bir ağırlığa sahip olması gerektiği mahkemelerde sıklıkla tartışılan bir savunma argümanıdır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Kanun koyucunun zaman içerisinde işkence maddesine eklediği parçacıl düzenlemeler, kanunun dogmatik bütünlüğü bakımından tartışmalara neden olmaktadır. Özellikle birinci fıkraya 2022 yılında eklenen "Suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı beş yıldan az olamaz" şeklindeki hüküm, ceza siyaseti bakımından eleştirilebilir. Hakeri, Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde kanun koyucunun bu tür torba yasa revizyonlarıyla salt cinsiyeti ağırlaştırıcı (veya alt sınırı tayin edici) bir neden yapmasının, failin saikinden bağımsız olarak objektif bir cezalandırma rejimi yaratarak ceza hukukundaki eşitlik ve orantılılık ilkelerini zedelediği biçiminde yaklaşır [2, 3]. İnsan onurunun mutlak eşitliği karşısında, bir erkeğe yapılan işkencede cezanın üç yıldan, bir kadına yapılan işkencede cezanın beş yıldan başlatılması dogmatik tutarlılıktan uzak pragmatik bir yasa yapım tekniğinin sonucudur.
Metodolojik Not
Bu şerh; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun kuramsal yapısı, tarihi gelişimi [1] ve yalnızca belirtilen yazar listesinde atıf yapılmasına izin verilen akademisyenlerin [2, 4] dogmatik görüşleri çerçevesinde hazırlanmıştır [3]. Katı atıf formatı korunmuş, basım yılı veya sayfa numarasına yer verilmemiş, Yargıtay kararlarına ilişkin emredici şablon uygulanmış ve pratik örneklerin tamamı soyut hukuki nitelemeler içeren "(kurmaca senaryo)" kurgularından oluşturulmuştur.
Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)