TCK Madde 60 – Tüzel Kişiler Hakkında Güvenlik Tedbirleri
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
TCK m. 60, Birinci Kitap, İkinci Kısım, İkinci Bölüm'de "Güvenlik Tedbirleri" başlığı altında yer almakta ve tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerini düzenlemektedir. Madde, 5237 sayılı TCK'nın yürürlüğe girdiği 1 Haziran 2005 tarihinden bu yana herhangi bir değişikliğe uğramamıştır; bu durum, hükmün yapısal sorunlarını kronikleştirmiştir.
Türk ceza hukukunun temel eksenini oluşturan cezaların şahsiliği ilkesi (m. 20/1), tüzel kişilerin ceza sorumluluğunun önünde doğrudan bir engel teşkil eder. Bu ilkeye göre ceza, yalnızca suçu işleyen gerçek kişiye verilebilir; tüzel kişiye ceza bilinemez. Bununla birlikte, suç fiilinin tüzel kişi bünyesinde, tüzel kişinin çıkarına ve tüzel kişinin organları aracılığıyla işlendiği hallerde toplumun korunmasının gerektirdiği bazı müdahale biçimleri zorunlu hale gelmiştir. Kanun koyucu bu ihtiyacı, ceza niteliğinde olmayan fakat cezaya yakın sonuçlar doğuran güvenlik tedbiri mekanizmasıyla karşılamıştır.
Madde m. 60/4 uyarınca yalnızca kanunun ayrıca belirttiği hallerde uygulanır. Bu düzenleme, maddeye genel uygulama kabiliyeti tanımamakta; onu diğer kanunlardaki atıf hükümlerine bağlı, ikincil ve koşullu bir uygulama alanına hapsetmektedir. Söz konusu yapı, maddenin Türk pozitif hukukundaki en tartışmalı yönüdür.
Öğretide tüzel kişilerin ceza sorumluluğuna ilişkin iki temel yaklaşım bulunmaktadır:
- Özdeşleşme teorisi (identification theory): Tüzel kişiyi yöneten organın kastı tüzel kişinin kastı olarak kabul edilir.
- Organizasyon kusuru teorisi: Tüzel kişinin denetim ve organizasyon yükümlülüğünü ihlal etmesi bağımsız bir sorumluluk zemini oluşturur.
TCK m. 60, her iki teorinin de tam anlamıyla karşılığını bulmadığı, karma ve eksik bir düzenleme olarak değerlendirilmektedir. Zira hüküm ne bağımsız bir tüzel kişi ceza sorumluluğu öngörmekte ne de bu sorumluluğu belirli bir teorik zemine oturtmaktadır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. "Özel Hukuk Tüzel Kişisi" Kavramı
TCK m. 60, yalnızca özel hukuk tüzel kişilerini kapsamaktadır. Kamu tüzel kişileri bu hükmün dışında bırakılmıştır. Bunun gerekçesi, kamu tüzel kişilerinin idari yaptırıma tabi tutulmasının idare hukukunun alanına girdiği düşüncesidir. Öte yandan kamu tüzel kişileri zaten bir kamu iznine dayanmadan faaliyet gösterdiğinden, m. 60/1'deki "izne dayalı faaliyet" koşulu da doğası gereği onlara uygulanamaz.
Özel hukuk tüzel kişisi kavramı; anonim şirket, limited şirket, dernek, vakıf, kooperatif ve kolektif şirket gibi TMK ve TTK çerçevesinde kurulan tüm örgütsel yapıları kapsar. Yabancı tüzel kişilerin Türkiye'deki şube veya temsilciliklerinin bu madde kapsamına girip girmeyeceği öğretide tartışmalıdır; Özgenç, faaliyetin Türk hukuku çerçevesinde izne dayalı olması halinde bu yapıların da kapsama girebileceği görüşündedir.
2.2. "Kamu Kurumunun Verdiği İzin" Kavramı
Birinci fıkradaki tedbirin uygulanabilmesi için tüzel kişinin bir kamu kurumunun verdiği izne dayalı olarak faaliyette bulunması şarttır. Bu izin; lisans, ruhsat, faaliyet belgesi, çalışma izni, yetki belgesi gibi farklı biçimler alabilir. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun verdiği faaliyet izni, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'nun lisansları veya Sağlık Bakanlığı'nın özel hastane ruhsatları bu kapsamda sayılabilir.
İzin kavramının dar yorumlanması gerektiği savunulabilir: Faaliyetin sürdürülmesi için hukuki zorunluluk taşıyan, yokluğunda faaliyetin hukuka aykırı sayıldığı onay/ruhsat işlemleri izin niteliğinde kabul edilmelidir. Buna karşın vergi levhası, ticaret sicili tescili gibi prosedürel işlemler buradaki "izin" kavramının dışında tutulmalıdır.
2.3. "Organ veya Temsilci" Kavramı
Suçun, tüzel kişinin organ veya temsilcilerinin iştirakiyle işlenmesi gerekmektedir. Bu koşul, alelade bir çalışanın tüzel kişi adına değil kendi çıkarına hareket ettiği durumları kapsam dışı bırakmaktadır. Organ kavramı; yönetim kurulu, genel kurul, müdür, denetim kurulu gibi tüzel kişinin irade oluşturma ve açıklama mekanizmalarını ifade eder. Temsilci kavramı ise vekâlet, temsil yetkisi gibi hukuki araçlarla tüzel kişi adına hareket etmeye yetkili kişileri kapsar.
Koca/Üzülmez, bu koşulun dar yorumlanmasının m. 60'ın uygulama alanını önemli ölçüde daralttığını; zira büyük şirketlerde suçu bizzat işleyen kişinin çoğu zaman resmi organ üyesi olmadığını vurgular.
2.4. "Tüzel Kişi Yararına İşlenen Suç" Koşulu
İştirak koşuluna ek olarak suçun tüzel kişi yararına işlenmiş olması gerekmektedir. Bu, objektif bir sonuç koşulu değil, fiilin tüzel kişiye fayda sağlamayı amaçladığına işaret eden bir amaçsal bağ koşuludur. Kâr elde etmek, pazar payını artırmak, rakibi bertaraf etmek gibi kurumsal çıkarlar bu bağlamda değerlendirilir. Fiilin aynı zamanda fail bireyine de yarar sağlaması bu koşulu ortadan kaldırmaz; belirleyici olan, tüzel kişi yararının fiilde baskın veya eşlik eden amaçlardan biri olmasıdır.
2.5. "İznin Kötüye Kullanılması" Koşulu
Birinci fıkranın uygulanabilmesi için ayrıca iznin verdiği yetkinin kötüye kullanılması gerekir. Bu koşul, suçun salt tüzel kişi faaliyetleri sırasında işlenmesini yeterli saymaz; iznin sağladığı ayrıcalık, kolaylık veya güvenilirliğin araç olarak kullanılmasını şart koşar. Bir banka yöneticisinin bankacılık lisansının sunduğu fon toplama yetkisini zimmet suçunda araç olarak kullanması bu koşula en açık örnektir.
2.6. "Kasıtlı Suç" Koşulu
Hüküm yalnızca kasıtlı suçlara uygulanabilir. Taksirle işlenen suçlar kapsamın dışındadır. Bu tercih tutarlıdır: Güvenlik tedbirinin uygulanabilmesi için organ veya temsilcinin bilerek ve isteyerek, tüzel kişi yararına hareket etmesi gerekir; taksirli fiillerde bu bilinçli yönlendirme ilişkisi kurulamaz.
2.7. İzin İptali Tedbiri (m. 60/1)
Birinci fıkradaki tedbir iznin iptalidir. Bu tedbire karar verilebilmesi için yukarıda sayılan tüm koşulların bir arada gerçekleşmesi gerekmektedir. İptal kararı, mahkûmiyet kararının zorunlu bir hukuki sonucu olarak ortaya çıkmakla birlikte üçüncü fıkradaki ölçülülük kaydı mahkemeye takdir yetkisi tanımaktadır.
İzin iptali kararının idari iptal işleminden farkına dikkat etmek gerekir: Buradaki iptal, bir ceza mahkemesinin güvenlik tedbiri kararıdır; idari makamın denetim yetkisinden bağımsızdır ve idari itiraz yollarına değil ceza yargılaması kanun yollarına tabidir.
2.8. Müsadere Hükmünün Tüzel Kişilere Uygulanması (m. 60/2)
İkinci fıkra, müsadere hükümlerini (TCK m. 54–55) tüzel kişilere de uygulanabilir kılmaktadır. Burada dikkat çekici olan, ikinci fıkranın birinci fıkradaki tüm koşulları aramamasıdır: "yararına işlenen suçlarda" ifadesi yeterli görülmüştür. Dolayısıyla kamu izni koşulu, iznin kötüye kullanılması koşulu ve mahkûmiyet koşulu ikinci fıkra açısından aranmayabilir.
Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, bu iki fıkra arasındaki koşul asimetrisinin bir yasal düzenleme tekniği sorunu olduğunu ve ikinci fıkranın bağımsız bir uygulama alanına sahip olmakla birlikte birinci fıkrayla sistematik bütünlük içinde okunması gerektiğini savunmaktadır.
2.9. Ölçülülük Kaydı (m. 60/3)
Üçüncü fıkra, fiilin ağırlığına kıyasla tedbirin orantısız sonuçlar doğurabileceği hallerde hâkime bu tedbirlere hükmetmeme yetkisi tanımaktadır. Bu düzenleme, Anayasa m. 13'te güvence altına alınan ölçülülük ilkesinin somut yansımasıdır. Tedbirin kaldırılmasını haklı kılacak orantısızlık; çalışanların iş kaybı, piyasa etkisi, rekabet dengesinin bozulması ve üçüncü kişilerin zarar görmesi gibi faktörler çerçevesinde değerlendirilebilir.
Centel/Zafer/Çakmut, bu hükmün geniş yorumlanmasının m. 60'ı fiilen işlevsiz kılabileceğini; dar yorumlanmasının ise tedbirin caydırıcılığını koruyacağını vurgular.
2.10. Yasal Atıf Koşulu (m. 60/4)
Dördüncü fıkra, bu maddenin yalnızca kanunun ayrıca belirttiği hallerde uygulanacağını öngörmektedir. Bu koşul, m. 60'ı diğer kanunlardaki atıf mekanizmalarına bağımlı kılan sınırlı uygulama modelini benimsemektedir. Bu model, maddeye genel uygulama alanı tanımamakta ve pratikte hükmün işlevsizleşmesine yol açmaktadır.
3. Sistematik İlişkiler
3.1. TCK m. 20 ile İlişki
TCK m. 20/2, tüzel kişilerin suç nedeniyle sorumlu tutulamayacağını; ancak tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine ilişkin hükümlerin saklı olduğunu belirtir. Madde 60, doğrudan bu saklı tutma hükmünün kapsamında kaleme alınmış özel düzenlemedir. Böylece m. 20 ile m. 60 arasında bir çerçeve hüküm–uygulama normu ilişkisi kurulmuştur.
3.2. TCK m. 54–55 ile İlişki
Müsadereye ilişkin m. 54 (eşya müsaderesi) ve m. 55 (kazanç müsaderesi), m. 60/2 yoluyla özel hukuk tüzel kişilerine uygulanabilir hale gelmektedir. Bu ilişki; tüzel kişi aracılığıyla elde edilen suç gelirinin veya suçta kullanılan araçların müsaderesini mümkün kılmakta, böylece suçun ekonomik cazibesini azaltmayı amaçlamaktadır. Kazanç müsaderesi açısından tüzel kişinin suç yoluyla elde ettiği net ekonomik kazancın belirlenmesi güçtür; bu husus Demirbaş tarafından da eleştirel biçimde ele alınmıştır.
3.3. Özel Kanunlarla İlişki
m
TCK Madde 60 – Tüzel Kişiler Hakkında Güvenlik Tedbirleri
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
TCK m. 60, Birinci Kitap, İkinci Kısım, İkinci Bölüm'de "Güvenlik Tedbirleri" başlığı altında yer almakta ve tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerini düzenlemektedir. Madde, 5237 sayılı TCK'nın yürürlüğe girdiği 1 Haziran 2005 tarihinden bu yana herhangi bir değişikliğe uğramamıştır; bu durum, hükmün yapısal sorunlarını kronikleştirmiştir.
Türk ceza hukukunun temel eksenini oluşturan cezaların şahsiliği ilkesi (m. 20/1), tüzel kişilerin ceza sorumluluğunun önünde doğrudan bir engel teşkil eder. Bu ilkeye göre ceza, yalnızca suçu işleyen gerçek kişiye verilebilir; tüzel kişiye ceza bilinemez. Bununla birlikte, suç fiilinin tüzel kişi bünyesinde, tüzel kişinin çıkarına ve tüzel kişinin organları aracılığıyla işlendiği hallerde toplumun korunmasının gerektirdiği bazı müdahale biçimleri zorunlu hale gelmiştir. Kanun koyucu bu ihtiyacı, ceza niteliğinde olmayan fakat cezaya yakın sonuçlar doğuran güvenlik tedbiri mekanizmasıyla karşılamıştır.
Madde m. 60/4 uyarınca yalnızca kanunun ayrıca belirttiği hallerde uygulanır. Bu düzenleme, maddeye genel uygulama kabiliyeti tanımamakta; onu diğer kanunlardaki atıf hükümlerine bağlı, ikincil ve koşullu bir uygulama alanına hapsetmektedir. Söz konusu yapı, maddenin Türk pozitif hukukundaki en tartışmalı yönüdür.
Öğretide tüzel kişilerin ceza sorumluluğuna ilişkin iki temel yaklaşım bulunmaktadır:
TCK m. 60, her iki teorinin de tam anlamıyla karşılığını bulmadığı, karma ve eksik bir düzenleme olarak değerlendirilmektedir. Zira hüküm ne bağımsız bir tüzel kişi ceza sorumluluğu öngörmekte ne de bu sorumluluğu belirli bir teorik zemine oturtmaktadır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. "Özel Hukuk Tüzel Kişisi" Kavramı
TCK m. 60, yalnızca özel hukuk tüzel kişilerini kapsamaktadır. Kamu tüzel kişileri bu hükmün dışında bırakılmıştır. Bunun gerekçesi, kamu tüzel kişilerinin idari yaptırıma tabi tutulmasının idare hukukunun alanına girdiği düşüncesidir. Öte yandan kamu tüzel kişileri zaten bir kamu iznine dayanmadan faaliyet gösterdiğinden, m. 60/1'deki "izne dayalı faaliyet" koşulu da doğası gereği onlara uygulanamaz.
Özel hukuk tüzel kişisi kavramı; anonim şirket, limited şirket, dernek, vakıf, kooperatif ve kolektif şirket gibi TMK ve TTK çerçevesinde kurulan tüm örgütsel yapıları kapsar. Yabancı tüzel kişilerin Türkiye'deki şube veya temsilciliklerinin bu madde kapsamına girip girmeyeceği öğretide tartışmalıdır; Özgenç, faaliyetin Türk hukuku çerçevesinde izne dayalı olması halinde bu yapıların da kapsama girebileceği görüşündedir.
2.2. "Kamu Kurumunun Verdiği İzin" Kavramı
Birinci fıkradaki tedbirin uygulanabilmesi için tüzel kişinin bir kamu kurumunun verdiği izne dayalı olarak faaliyette bulunması şarttır. Bu izin; lisans, ruhsat, faaliyet belgesi, çalışma izni, yetki belgesi gibi farklı biçimler alabilir. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun verdiği faaliyet izni, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'nun lisansları veya Sağlık Bakanlığı'nın özel hastane ruhsatları bu kapsamda sayılabilir.
İzin kavramının dar yorumlanması gerektiği savunulabilir: Faaliyetin sürdürülmesi için hukuki zorunluluk taşıyan, yokluğunda faaliyetin hukuka aykırı sayıldığı onay/ruhsat işlemleri izin niteliğinde kabul edilmelidir. Buna karşın vergi levhası, ticaret sicili tescili gibi prosedürel işlemler buradaki "izin" kavramının dışında tutulmalıdır.
2.3. "Organ veya Temsilci" Kavramı
Suçun, tüzel kişinin organ veya temsilcilerinin iştirakiyle işlenmesi gerekmektedir. Bu koşul, alelade bir çalışanın tüzel kişi adına değil kendi çıkarına hareket ettiği durumları kapsam dışı bırakmaktadır. Organ kavramı; yönetim kurulu, genel kurul, müdür, denetim kurulu gibi tüzel kişinin irade oluşturma ve açıklama mekanizmalarını ifade eder. Temsilci kavramı ise vekâlet, temsil yetkisi gibi hukuki araçlarla tüzel kişi adına hareket etmeye yetkili kişileri kapsar.
Koca/Üzülmez, bu koşulun dar yorumlanmasının m. 60'ın uygulama alanını önemli ölçüde daralttığını; zira büyük şirketlerde suçu bizzat işleyen kişinin çoğu zaman resmi organ üyesi olmadığını vurgular.
2.4. "Tüzel Kişi Yararına İşlenen Suç" Koşulu
İştirak koşuluna ek olarak suçun tüzel kişi yararına işlenmiş olması gerekmektedir. Bu, objektif bir sonuç koşulu değil, fiilin tüzel kişiye fayda sağlamayı amaçladığına işaret eden bir amaçsal bağ koşuludur. Kâr elde etmek, pazar payını artırmak, rakibi bertaraf etmek gibi kurumsal çıkarlar bu bağlamda değerlendirilir. Fiilin aynı zamanda fail bireyine de yarar sağlaması bu koşulu ortadan kaldırmaz; belirleyici olan, tüzel kişi yararının fiilde baskın veya eşlik eden amaçlardan biri olmasıdır.
2.5. "İznin Kötüye Kullanılması" Koşulu
Birinci fıkranın uygulanabilmesi için ayrıca iznin verdiği yetkinin kötüye kullanılması gerekir. Bu koşul, suçun salt tüzel kişi faaliyetleri sırasında işlenmesini yeterli saymaz; iznin sağladığı ayrıcalık, kolaylık veya güvenilirliğin araç olarak kullanılmasını şart koşar. Bir banka yöneticisinin bankacılık lisansının sunduğu fon toplama yetkisini zimmet suçunda araç olarak kullanması bu koşula en açık örnektir.
2.6. "Kasıtlı Suç" Koşulu
Hüküm yalnızca kasıtlı suçlara uygulanabilir. Taksirle işlenen suçlar kapsamın dışındadır. Bu tercih tutarlıdır: Güvenlik tedbirinin uygulanabilmesi için organ veya temsilcinin bilerek ve isteyerek, tüzel kişi yararına hareket etmesi gerekir; taksirli fiillerde bu bilinçli yönlendirme ilişkisi kurulamaz.
2.7. İzin İptali Tedbiri (m. 60/1)
Birinci fıkradaki tedbir iznin iptalidir. Bu tedbire karar verilebilmesi için yukarıda sayılan tüm koşulların bir arada gerçekleşmesi gerekmektedir. İptal kararı, mahkûmiyet kararının zorunlu bir hukuki sonucu olarak ortaya çıkmakla birlikte üçüncü fıkradaki ölçülülük kaydı mahkemeye takdir yetkisi tanımaktadır.
İzin iptali kararının idari iptal işleminden farkına dikkat etmek gerekir: Buradaki iptal, bir ceza mahkemesinin güvenlik tedbiri kararıdır; idari makamın denetim yetkisinden bağımsızdır ve idari itiraz yollarına değil ceza yargılaması kanun yollarına tabidir.
2.8. Müsadere Hükmünün Tüzel Kişilere Uygulanması (m. 60/2)
İkinci fıkra, müsadere hükümlerini (TCK m. 54–55) tüzel kişilere de uygulanabilir kılmaktadır. Burada dikkat çekici olan, ikinci fıkranın birinci fıkradaki tüm koşulları aramamasıdır: "yararına işlenen suçlarda" ifadesi yeterli görülmüştür. Dolayısıyla kamu izni koşulu, iznin kötüye kullanılması koşulu ve mahkûmiyet koşulu ikinci fıkra açısından aranmayabilir.
Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, bu iki fıkra arasındaki koşul asimetrisinin bir yasal düzenleme tekniği sorunu olduğunu ve ikinci fıkranın bağımsız bir uygulama alanına sahip olmakla birlikte birinci fıkrayla sistematik bütünlük içinde okunması gerektiğini savunmaktadır.
2.9. Ölçülülük Kaydı (m. 60/3)
Üçüncü fıkra, fiilin ağırlığına kıyasla tedbirin orantısız sonuçlar doğurabileceği hallerde hâkime bu tedbirlere hükmetmeme yetkisi tanımaktadır. Bu düzenleme, Anayasa m. 13'te güvence altına alınan ölçülülük ilkesinin somut yansımasıdır. Tedbirin kaldırılmasını haklı kılacak orantısızlık; çalışanların iş kaybı, piyasa etkisi, rekabet dengesinin bozulması ve üçüncü kişilerin zarar görmesi gibi faktörler çerçevesinde değerlendirilebilir.
Centel/Zafer/Çakmut, bu hükmün geniş yorumlanmasının m. 60'ı fiilen işlevsiz kılabileceğini; dar yorumlanmasının ise tedbirin caydırıcılığını koruyacağını vurgular.
2.10. Yasal Atıf Koşulu (m. 60/4)
Dördüncü fıkra, bu maddenin yalnızca kanunun ayrıca belirttiği hallerde uygulanacağını öngörmektedir. Bu koşul, m. 60'ı diğer kanunlardaki atıf mekanizmalarına bağımlı kılan sınırlı uygulama modelini benimsemektedir. Bu model, maddeye genel uygulama alanı tanımamakta ve pratikte hükmün işlevsizleşmesine yol açmaktadır.
3. Sistematik İlişkiler
3.1. TCK m. 20 ile İlişki
TCK m. 20/2, tüzel kişilerin suç nedeniyle sorumlu tutulamayacağını; ancak tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine ilişkin hükümlerin saklı olduğunu belirtir. Madde 60, doğrudan bu saklı tutma hükmünün kapsamında kaleme alınmış özel düzenlemedir. Böylece m. 20 ile m. 60 arasında bir çerçeve hüküm–uygulama normu ilişkisi kurulmuştur.
3.2. TCK m. 54–55 ile İlişki
Müsadereye ilişkin m. 54 (eşya müsaderesi) ve m. 55 (kazanç müsaderesi), m. 60/2 yoluyla özel hukuk tüzel kişilerine uygulanabilir hale gelmektedir. Bu ilişki; tüzel kişi aracılığıyla elde edilen suç gelirinin veya suçta kullanılan araçların müsaderesini mümkün kılmakta, böylece suçun ekonomik cazibesini azaltmayı amaçlamaktadır. Kazanç müsaderesi açısından tüzel kişinin suç yoluyla elde ettiği net ekonomik kazancın belirlenmesi güçtür; bu husus Demirbaş tarafından da eleştirel biçimde ele alınmıştır.
3.3. Özel Kanunlarla İlişki
m