TCK Madde 57 — Akıl Hastalarına Özgü Güvenlik Tedbirleri
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
TCK m. 57, 5237 sayılı Kanun'un "Güvenlik Tedbirleri" başlıklı İkinci Bölümü içinde yer almakta olup akıl hastalığı ve madde bağımlılığı gerekçesiyle uygulanacak özel güvenlik tedbirlerini düzenlemektedir. Madde, ceza hukukunun ikili yaptırım sisteminin — ceza ve güvenlik tedbiri — somutlaştığı temel normlardan birini oluşturmaktadır.
Güvenlik tedbirlerinin teorik temeli, cezanın kusurluluk ilkesine dayandığı; buna karşın tehlikeliliğe dayalı toplumsal savunma ihtiyacının salt ceza mekanizmasıyla karşılanamadığı anlayışına dayanır. Nitekim Özgenç, güvenlik tedbirlerini "suç işlemiş olmakla birlikte cezalandırılamayan ya da cezalandırılması yeterli koruma sağlamayan kişilere karşı toplumu koruma işlevi gören özel hukuki araçlar" olarak tanımlamaktadır. Bu çerçevede m. 57, ceza sorumluluğunun bulunmadığı ya da azaldığı hallerde devreye girecek bir güvenlik ağı işlevi üstlenmektedir.
Maddenin yapısı incelendiğinde üç ayrı özne grubunun düzenlendiği görülmektedir:
- Tam akıl hastalığı nedeniyle ceza ehliyeti bulunmayanlar (fıkra 1–5; TCK m. 32/1 ile bağlantılı),
- Azalmış kusur ehliyeti taşıyanlar (fıkra 1–5; TCK m. 32/2 ile bağlantılı),
- Alkol veya uyuşturucu/uyarıcı madde bağımlıları (fıkra 7).
7328 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle 17.06.2021 tarihinde yapılan değişiklikle karar mercii "mahkeme veya hâkim" den "infaz hâkimi"ne dönüştürülmüş; böylece serbest bırakma ve yeniden tedbir kararlarında infaz hukuku ile ceza muhakemesi hukuku arasındaki sınır yeniden çizilmiştir. 24.12.2025 tarihli 7571 sayılı Kanun'un 15. maddesiyle ise altıncı fıkra yürürlükten kaldırılmış, ikinci fıkraya asgari kurumda kalma sürelerine ilişkin yeni bir cümle eklenmiş ve böylece tedavinin fiilen çok kısa tutulmasının önüne geçilmek istenmiştir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. "Fiili İşlediği Sırada Akıl Hastası Olmak" (fıkra 1)
Bu ibare, güvenlik tedbirinin uygulanabilmesinin ön koşulunu belirlemektedir. Üç unsur bir arada aranmaktadır:
a) Fiilin işlenmesi: TCK m. 57'nin harekete geçirilmesi için öncelikle tipik ve hukuka aykırı bir fiilin işlenmiş olması şarttır. Doktrinde Koca/Üzülmez, güvenlik tedbirlerinin "bir suçun varlığını ya da en azından hukuka aykırı tipik bir fiilin gerçekleştirilmesini" ön koşul saydığını vurgular. Dolayısıyla yalnızca tehlikeli bir kişilik yapısı veya soyut risk, tedbire hükmedilmesi için yeterli değildir.
b) Akıl hastalığı: Kanun, "akıl hastalığı" kavramını tanımlamamıştır; bu boşluğu uygulamada Adli Tıp Kurumu raporları ve sağlık kurulu kararları doldurmaktadır. Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, akıl hastalığının psikiyatri bilimi açısından değerlendirilmesi gereken tıbbi-normatif bir kavram olduğunu, hukuki sonuçlarının ise m. 32 kapsamında belirleneceğini ifade etmektedir.
c) Eş zamanlılık: Hastalık ile fiilin işlenmesi arasında eş zamanlılık (Alm. Koinzidenzprinzip) aranmaktadır. Fiilin işlenmesinden sonra ortaya çıkan ya da sonradan iyileşen akıl hastalığı, doğrudan m. 57'yi işletmez; ancak infaz aşamasında erteleme veya uyarlama mekanizmalarını harekete geçirebilir.
2.2. "Yüksek Güvenlikli Sağlık Kurumu"
Kanun, tedbirin icra edileceği yer olarak "yüksek güvenlikli sağlık kurumu"nu belirlemiştir. Bu nitelendirme hem güvenlik hem de tedavi işlevini bünyesinde taşıdığından kurumun tıp ve güvenlik boyutlarını eş zamanlı karşılaması gerekmektedir. Uygulamada Sağlık Bakanlığı'na bağlı adli psikiyatri servisleri ve özel statülü Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi gibi kurumlar bu işlevi üstlenmektedir. Demirbaş, kurumun yalnızca güvenlik değil, aktif bir tedavi misyonu da taşıması gerektiğini; salt gözetim altında tutma uygulamasının hak ihlali oluşturabileceğini ileri sürmektedir.
2.3. "Toplum Açısından Tehlikelilik" (fıkra 2 ve 5)
Tehlikelilik (Alm. Gefährlichkeit), güvenlik tedbirinin devamı ya da sona erdirilmesi bakımından merkezi ölçüttür. Kanun tehlikeliliği iki biçimde ele almaktadır:
- Tehlikeliliğin ortadan kalkması veya önemli ölçüde azalması → serbest bırakma (fıkra 2),
- Tehlikeliliğin artması → yeniden tedbire hükmedilme (fıkra 5).
Koca/Üzülmez'e göre tehlikelilik değerlendirmesi, yalnızca tanısal bir tıbbi tespit değil; kişinin sosyal çevresi, geçmiş davranış kalıpları ve tedaviye verdiği yanıt gibi çok boyutlu klinik ve sosyal faktörleri kapsayan bütünsel bir prognostik yargıdır.
2.4. "Serbest Bırakma" Kararı ve İnfaz Hâkimliği Yetkisi (fıkra 2)
7328 sayılı Kanun öncesinde serbest bırakma kararını mahkeme ya da hâkim veriyordu. 2021 değişikliğiyle bu yetki infaz hâkimine devredilmiştir. Bu düzenleme işlevsel bir ayrışmayı yansıtmaktadır: mahkeme kovuşturma aşamasında tedbire hükmeder; tedbirin devamı veya sona erdirilmesi ise infaz aşamasına aittir ve infaz hâkimi tarafından yürütülür. Toroslu/Toroslu, bu yaklaşımın infaz denetimini uzmanlaştırması bakımından olumlu, ancak kovuşturma mahkemesiyle koordinasyonun sağlanmasında güçlükler doğurabileceği bakımından eleştiriye açık olduğunu belirtmektedir.
2.5. Asgari Süre Kuralı (fıkra 2, ek cümle — 7571/2025)
2025 değişikliği, ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda en az bir yıl, üst sınırı on yılı aşan hapis cezasını gerektiren suçlarda ise en az altı ay kurumda kalma zorunluluğu getirmiştir. Bu düzenleme, önceki dönemde kısa süre tedavi gören kişilerin erken serbest bırakılmasına yönelik eleştirilere yanıt olarak getirilmiştir. Söz konusu asgari süreler alt sınır niteliğinde olup tehlikeliliğin devam etmesi halinde sürenin uzatılmasına engel oluşturmamaktadır.
2.6. Tıbbi Kontrol ve Takip (fıkralar 3–5)
Serbest bırakma kararı mutlak bir sona erme anlamına gelmemekte; sağlık kurulu raporu belirlenen süre ve aralıklarla tıbbi kontrol ve takibi öngörebilmektedir. Kontrol sürecinde tehlikeliliğin yeniden arttığının tespit edilmesi halinde infaz hâkimliği yeniden tedbire hükmedebilmektedir. Bu mekanizma, kesintisiz bir risk yönetimi döngüsü oluşturmakta; tedbirin tek seferlik bir karara değil, dinamik bir izleme sürecine dayandığını ortaya koymaktadır.
2.7. Altıncı Fıkranın İlgası (7571/2025)
7571 sayılı Kanun'un 15. maddesiyle altıncı fıkra yürürlükten kaldırılmıştır. Yürürlükten kaldırılan fıkra, akıl hastası kişilerin suç işlemesinde diğer kişilerin kusurunun bulunması halinde bu kişiler hakkında tazminat hükümlerine atıf yapıyordu. Söz konusu düzenlemenin ilgasıyla bu mesele artık genel hükümler çerçevesinde çözülecektir.
2.8. Madde Bağımlıları Bakımından Güvenlik Tedbiri (fıkra 7)
Yedinci fıkra, alkol veya uyuşturucu/uyarıcı madde bağımlılarını ayrı bir kategori olarak düzenlemekte ve bunların bağımlılığa özgü sağlık kuruluşunda tedavi altına alınmasını öngörmektedir. Buradaki temel ayrım, akıl hastalığından kaynaklanan ceza ehliyetsizliğinin değil, bağımlılık olgusunun esas alınmasıdır. Hakeri, bu fıkranın uygulanabilmesi için kişinin bağımlı sıfatını taşıması gerektiğini; salt madde kullanımının yeterli olmayacağını vurgulamaktadır. Tedavinin sona erme ölçütü ise akıl hastalığındaki "tehlikelilik" kriteri değil, "bağımlılıktan kurtulma" kriteridir; bu da iki grup arasındaki temel dogmatik farkı ortaya koymaktadır.
3. Sistematik İlişkiler
3.1. TCK m. 32 ile İlişki
TCK m. 57'nin en yakın sistematik bağlantısı m. 32'dir. M. 32/1, fiili işlediği sırada akıl hastalığı nedeniyle davranışlarının hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan ya da bu doğrultuda hareketlerini yönlendirme yeteneği önemli ölçüde azalmış kişiler bakımından ceza sorumluluğunun tamamen kalkacağını ya da azalacağını düzenlemektedir. M. 57/2'nin son cümlesi doğrudan "32 nci maddenin birinci fıkrası uyarınca güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları"nı anarak asgari süre kuralını bu özneyle sınırlandırmıştır.
M. 32/2 uyarınca azalmış ceza ehliyetiyle cezalandırılan kişiler bakımından ise durum karmaşıklaşmaktadır: Bu kişilere hem ceza hem de güvenlik tedbiri uygulanabilmekte; bu durum çifte yaptırım (Alm. Doppelspurigkeit) sorununu gündeme getirmektedir.
3.2. TCK m. 56 ile İlişki
M. 56, çocuklara özgü güvenlik tedbirlerini düzenlemektedir. M. 56 ve m. 57 birlikte değerlendirildiğinde kanun koyucunun zayıf öznelere yönelik özel koruma mekanizmaları öngördüğü görülmektedir. Her iki maddede de tedbirin amacı caydırıcılık değil, toplumsal koruma ve tedavidir.
3.3. CMK m. 74 ile İlişki
Ceza Muhakemesi Kanunu m. 74, akıl hastası şüpheli veya sanıklar hakkında gözlem altına alma kararını düzenlemektedir. Bu hüküm yargılama aşamasındaki tespite ilişkin usul normuyken, TCK m. 57 mahkûmiyet aşamasında verilen esasa ilişkin bir yaptırım normudur. Centel/Zafer/Çakmut, bu iki normun birbirini tamamlayan ancak uygulama aşamaları ve hukuki nitelikleri itibarıyla farklılaşan düzenlemeler olduğunu belirtmektedir.
3.4. TCK m. 58 ile İlişki
M. 58, suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgüt içinde faaliyet göstermek biçimindeki nitelikli hallerde güvenlik tedbirine ilişkin özel
TCK Madde 57 — Akıl Hastalarına Özgü Güvenlik Tedbirleri
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
TCK m. 57, 5237 sayılı Kanun'un "Güvenlik Tedbirleri" başlıklı İkinci Bölümü içinde yer almakta olup akıl hastalığı ve madde bağımlılığı gerekçesiyle uygulanacak özel güvenlik tedbirlerini düzenlemektedir. Madde, ceza hukukunun ikili yaptırım sisteminin — ceza ve güvenlik tedbiri — somutlaştığı temel normlardan birini oluşturmaktadır.
Güvenlik tedbirlerinin teorik temeli, cezanın kusurluluk ilkesine dayandığı; buna karşın tehlikeliliğe dayalı toplumsal savunma ihtiyacının salt ceza mekanizmasıyla karşılanamadığı anlayışına dayanır. Nitekim Özgenç, güvenlik tedbirlerini "suç işlemiş olmakla birlikte cezalandırılamayan ya da cezalandırılması yeterli koruma sağlamayan kişilere karşı toplumu koruma işlevi gören özel hukuki araçlar" olarak tanımlamaktadır. Bu çerçevede m. 57, ceza sorumluluğunun bulunmadığı ya da azaldığı hallerde devreye girecek bir güvenlik ağı işlevi üstlenmektedir.
Maddenin yapısı incelendiğinde üç ayrı özne grubunun düzenlendiği görülmektedir:
7328 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle 17.06.2021 tarihinde yapılan değişiklikle karar mercii "mahkeme veya hâkim" den "infaz hâkimi"ne dönüştürülmüş; böylece serbest bırakma ve yeniden tedbir kararlarında infaz hukuku ile ceza muhakemesi hukuku arasındaki sınır yeniden çizilmiştir. 24.12.2025 tarihli 7571 sayılı Kanun'un 15. maddesiyle ise altıncı fıkra yürürlükten kaldırılmış, ikinci fıkraya asgari kurumda kalma sürelerine ilişkin yeni bir cümle eklenmiş ve böylece tedavinin fiilen çok kısa tutulmasının önüne geçilmek istenmiştir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. "Fiili İşlediği Sırada Akıl Hastası Olmak" (fıkra 1)
Bu ibare, güvenlik tedbirinin uygulanabilmesinin ön koşulunu belirlemektedir. Üç unsur bir arada aranmaktadır:
a) Fiilin işlenmesi: TCK m. 57'nin harekete geçirilmesi için öncelikle tipik ve hukuka aykırı bir fiilin işlenmiş olması şarttır. Doktrinde Koca/Üzülmez, güvenlik tedbirlerinin "bir suçun varlığını ya da en azından hukuka aykırı tipik bir fiilin gerçekleştirilmesini" ön koşul saydığını vurgular. Dolayısıyla yalnızca tehlikeli bir kişilik yapısı veya soyut risk, tedbire hükmedilmesi için yeterli değildir.
b) Akıl hastalığı: Kanun, "akıl hastalığı" kavramını tanımlamamıştır; bu boşluğu uygulamada Adli Tıp Kurumu raporları ve sağlık kurulu kararları doldurmaktadır. Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, akıl hastalığının psikiyatri bilimi açısından değerlendirilmesi gereken tıbbi-normatif bir kavram olduğunu, hukuki sonuçlarının ise m. 32 kapsamında belirleneceğini ifade etmektedir.
c) Eş zamanlılık: Hastalık ile fiilin işlenmesi arasında eş zamanlılık (Alm. Koinzidenzprinzip) aranmaktadır. Fiilin işlenmesinden sonra ortaya çıkan ya da sonradan iyileşen akıl hastalığı, doğrudan m. 57'yi işletmez; ancak infaz aşamasında erteleme veya uyarlama mekanizmalarını harekete geçirebilir.
2.2. "Yüksek Güvenlikli Sağlık Kurumu"
Kanun, tedbirin icra edileceği yer olarak "yüksek güvenlikli sağlık kurumu"nu belirlemiştir. Bu nitelendirme hem güvenlik hem de tedavi işlevini bünyesinde taşıdığından kurumun tıp ve güvenlik boyutlarını eş zamanlı karşılaması gerekmektedir. Uygulamada Sağlık Bakanlığı'na bağlı adli psikiyatri servisleri ve özel statülü Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi gibi kurumlar bu işlevi üstlenmektedir. Demirbaş, kurumun yalnızca güvenlik değil, aktif bir tedavi misyonu da taşıması gerektiğini; salt gözetim altında tutma uygulamasının hak ihlali oluşturabileceğini ileri sürmektedir.
2.3. "Toplum Açısından Tehlikelilik" (fıkra 2 ve 5)
Tehlikelilik (Alm. Gefährlichkeit), güvenlik tedbirinin devamı ya da sona erdirilmesi bakımından merkezi ölçüttür. Kanun tehlikeliliği iki biçimde ele almaktadır:
Koca/Üzülmez'e göre tehlikelilik değerlendirmesi, yalnızca tanısal bir tıbbi tespit değil; kişinin sosyal çevresi, geçmiş davranış kalıpları ve tedaviye verdiği yanıt gibi çok boyutlu klinik ve sosyal faktörleri kapsayan bütünsel bir prognostik yargıdır.
2.4. "Serbest Bırakma" Kararı ve İnfaz Hâkimliği Yetkisi (fıkra 2)
7328 sayılı Kanun öncesinde serbest bırakma kararını mahkeme ya da hâkim veriyordu. 2021 değişikliğiyle bu yetki infaz hâkimine devredilmiştir. Bu düzenleme işlevsel bir ayrışmayı yansıtmaktadır: mahkeme kovuşturma aşamasında tedbire hükmeder; tedbirin devamı veya sona erdirilmesi ise infaz aşamasına aittir ve infaz hâkimi tarafından yürütülür. Toroslu/Toroslu, bu yaklaşımın infaz denetimini uzmanlaştırması bakımından olumlu, ancak kovuşturma mahkemesiyle koordinasyonun sağlanmasında güçlükler doğurabileceği bakımından eleştiriye açık olduğunu belirtmektedir.
2.5. Asgari Süre Kuralı (fıkra 2, ek cümle — 7571/2025)
2025 değişikliği, ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda en az bir yıl, üst sınırı on yılı aşan hapis cezasını gerektiren suçlarda ise en az altı ay kurumda kalma zorunluluğu getirmiştir. Bu düzenleme, önceki dönemde kısa süre tedavi gören kişilerin erken serbest bırakılmasına yönelik eleştirilere yanıt olarak getirilmiştir. Söz konusu asgari süreler alt sınır niteliğinde olup tehlikeliliğin devam etmesi halinde sürenin uzatılmasına engel oluşturmamaktadır.
2.6. Tıbbi Kontrol ve Takip (fıkralar 3–5)
Serbest bırakma kararı mutlak bir sona erme anlamına gelmemekte; sağlık kurulu raporu belirlenen süre ve aralıklarla tıbbi kontrol ve takibi öngörebilmektedir. Kontrol sürecinde tehlikeliliğin yeniden arttığının tespit edilmesi halinde infaz hâkimliği yeniden tedbire hükmedebilmektedir. Bu mekanizma, kesintisiz bir risk yönetimi döngüsü oluşturmakta; tedbirin tek seferlik bir karara değil, dinamik bir izleme sürecine dayandığını ortaya koymaktadır.
2.7. Altıncı Fıkranın İlgası (7571/2025)
7571 sayılı Kanun'un 15. maddesiyle altıncı fıkra yürürlükten kaldırılmıştır. Yürürlükten kaldırılan fıkra, akıl hastası kişilerin suç işlemesinde diğer kişilerin kusurunun bulunması halinde bu kişiler hakkında tazminat hükümlerine atıf yapıyordu. Söz konusu düzenlemenin ilgasıyla bu mesele artık genel hükümler çerçevesinde çözülecektir.
2.8. Madde Bağımlıları Bakımından Güvenlik Tedbiri (fıkra 7)
Yedinci fıkra, alkol veya uyuşturucu/uyarıcı madde bağımlılarını ayrı bir kategori olarak düzenlemekte ve bunların bağımlılığa özgü sağlık kuruluşunda tedavi altına alınmasını öngörmektedir. Buradaki temel ayrım, akıl hastalığından kaynaklanan ceza ehliyetsizliğinin değil, bağımlılık olgusunun esas alınmasıdır. Hakeri, bu fıkranın uygulanabilmesi için kişinin bağımlı sıfatını taşıması gerektiğini; salt madde kullanımının yeterli olmayacağını vurgulamaktadır. Tedavinin sona erme ölçütü ise akıl hastalığındaki "tehlikelilik" kriteri değil, "bağımlılıktan kurtulma" kriteridir; bu da iki grup arasındaki temel dogmatik farkı ortaya koymaktadır.
3. Sistematik İlişkiler
3.1. TCK m. 32 ile İlişki
TCK m. 57'nin en yakın sistematik bağlantısı m. 32'dir. M. 32/1, fiili işlediği sırada akıl hastalığı nedeniyle davranışlarının hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan ya da bu doğrultuda hareketlerini yönlendirme yeteneği önemli ölçüde azalmış kişiler bakımından ceza sorumluluğunun tamamen kalkacağını ya da azalacağını düzenlemektedir. M. 57/2'nin son cümlesi doğrudan "32 nci maddenin birinci fıkrası uyarınca güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları"nı anarak asgari süre kuralını bu özneyle sınırlandırmıştır.
M. 32/2 uyarınca azalmış ceza ehliyetiyle cezalandırılan kişiler bakımından ise durum karmaşıklaşmaktadır: Bu kişilere hem ceza hem de güvenlik tedbiri uygulanabilmekte; bu durum çifte yaptırım (Alm. Doppelspurigkeit) sorununu gündeme getirmektedir.
3.2. TCK m. 56 ile İlişki
M. 56, çocuklara özgü güvenlik tedbirlerini düzenlemektedir. M. 56 ve m. 57 birlikte değerlendirildiğinde kanun koyucunun zayıf öznelere yönelik özel koruma mekanizmaları öngördüğü görülmektedir. Her iki maddede de tedbirin amacı caydırıcılık değil, toplumsal koruma ve tedavidir.
3.3. CMK m. 74 ile İlişki
Ceza Muhakemesi Kanunu m. 74, akıl hastası şüpheli veya sanıklar hakkında gözlem altına alma kararını düzenlemektedir. Bu hüküm yargılama aşamasındaki tespite ilişkin usul normuyken, TCK m. 57 mahkûmiyet aşamasında verilen esasa ilişkin bir yaptırım normudur. Centel/Zafer/Çakmut, bu iki normun birbirini tamamlayan ancak uygulama aşamaları ve hukuki nitelikleri itibarıyla farklılaşan düzenlemeler olduğunu belirtmektedir.
3.4. TCK m. 58 ile İlişki
M. 58, suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgüt içinde faaliyet göstermek biçimindeki nitelikli hallerde güvenlik tedbirine ilişkin özel