RESMİ METİN

Akıl hastalığı


Madde 32- (1) Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur. (2) Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmibeş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. (Değişik cümle:24/12/20257571/14 md.) Kişi hakkında ayrıca akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine hükmolunur.

AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

TCK Madde 32 — Akıl Hastalığı


1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

TCK m. 32, 5237 sayılı Kanun'un "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler" başlıklı İkinci Bölümü'nde (m. 30–34) yer almaktadır. Madde, akıl hastalığının ceza sorumluluğu üzerindeki etkisini düzenlemekte ve bu etkiyi iki farklı yoğunluk düzeyinde ele almaktadır: tam sorumsuzluk (birinci fıkra) ve azaltılmış sorumluluk (ikinci fıkra).

Tarihsel açıdan bakıldığında, mülga 765 sayılı TCK'nın 46. ve 47. maddeleri aynı meseleyi düzenlemiş; ancak bu eski düzenlemede kullanılan "tam ve daimî akıl hastalığı" ile "geçici akıl bozukluğu" gibi kavramlar, psikiyatri bilimindeki gelişmelerle bağdaşmaz hale gelmiştir. 5237 sayılı Kanun, eski formülasyonu terk ederek yetki/kapasite odaklı bir model benimsemiştir. Bu modelde belirleyici olan, hastalığın tıbbi adı ya da sürekliliği değil; hastalığın kişinin algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneği üzerindeki somut etkisidir.

Maddenin felsefi temeli, kusurluluk ilkesidir. Ceza hukukunda kusur, kişinin hukuka aykırı fiilinin kendisine yüklenebilmesinin normatif dayanağını oluşturur. Akıl hastalığı nedeniyle fiilinin anlam ve sonuçlarını kavrayamayan ya da davranışlarını yönlendiremeyecek durumda olan kişi, bu normun hitap ettiği makul yükümlülük alanının dışında kalmaktadır. Dolayısıyla m. 32, kusurluluğu ortadan kaldıran ya da azaltan bir hüküm niteliği taşımakta; hukuka uygunluk nedenlerinden veya tipikliği kaldıran hallerden bağımsız bir konumda değerlendirilmelidir.

Özgenç'e göre akıl hastalığı nedeniyle cezasızlık, failin fiilinin haksızlık (hukuka aykırılık) niteliğini ortadan kaldırmaz; yalnızca kişisel kusur bağını koparır. Koca/Üzülmez de aynı doğrultuda, m. 32'nin suçun varlığını değil ceza sorumluluğunu etkilediğini vurgular. Bu teorik ayrımın pratik önemi büyüktür: hukuka aykırı eylem ortada bulunduğundan üçüncü kişilerin meşru müdafaa hakkı doğabilir; güvenlik tedbiri uygulanabilir ve tazminat sorumluluğu gündeme gelebilir.


2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. "Akıl Hastalığı" Kavramı

Kanun metni "akıl hastalığı" ibaresini kullanmakla birlikte, bunun tıbbi karşılığını belirlememiştir. Bu bilinçli bir tercih olup hâkime, psikiyatri bilimindeki gelişmeleri somut olaya yansıtma imkânı tanımaktadır. Uygulamada Dünya Sağlık Örgütü'nün ICD-10/ICD-11 ve Amerikan Psikiyatri Birliği'nin DSM-5 sınıflandırmaları esas alınmaktadır. Psikozlar (şizofreni ve türleri, bipolar bozukluk manik epizotları, psikotik depresyon), organik beyin sendromları, ağır entellektüel yetersizlikler ve bazı ağır kişilik bozuklukları bu kapsamda değerlendirilebilecek başlıca tablolardır.

Önemli bir husus, nörotik bozukluklar, hafif kişilik bozuklukları ve dürtü kontrol güçlüklerinin tek başına m. 32 kapsamında akıl hastalığı sayılmadığıdır. Madde saf tıbbi bir tanı listesi sunmadığından hâkim, uzman bilirkişi desteğiyle her somut olayda hastalığın işlevsel etkisini değerlendirmek zorundadır.

Demirbaş, "akıl hastalığı" kavramının psikozla özdeşleştirilmemesi gerektiğini, psikoz dışındaki ağır psikiyatrik tablolar için de maddenin uygulanabileceğini savunmaktadır. Benzer biçimde Hakeri, demans ve ciddi organik bozuklukların da bu kapsamda ele alınması gerektiğini belirtmektedir.

Geçici akıl bozukluğu meselesi: Eski 765 sayılı TCK m. 47'de ayrıca düzenlenen geçici akıl bozukluğu, 5237 sayılı TCK'da ayrı bir madde olmakla birlikte m. 32'nin "akıl hastalığı" kavramına dahil edilip edilemeyeceği tartışmalıdır. Öğretide hâkim görüş, geçici ve kısa süreli psikotik atakların da m. 32 kapsamında değerlendirilebileceği yönündedir; zira ölçüt kronolojik değil işlevseldir. Bununla birlikte alkol ya da uyuşturucu kullanımından kaynaklanan geçici akıl bozuklukları, actio libera in causa ilkesi çerçevesinde tartışılmakta ve m. 34 hükmü gündeme gelmektedir.

2.2. "Fiilin Hukuki Anlam ve Sonuçlarını Algılayamama"

Bu unsur, bilişsel kriter olarak adlandırılmaktadır. Kişinin, gerçekleştirdiği eylemin hukuk düzeni tarafından yasak olduğunu, insanlar arasındaki ilişkilerde hangi anlama geldiğini ve doğurabileceği sonuçları kavrayamaması anlamına gelir. Buradaki algılama yokluğunun salt bir "bilmeme" değil, hastalığa bağlı organik/psikiyatrik bir bozukluktan kaynaklanması zorunludur.

"Hukuki anlam" ibaresi bazı tartışmalara yol açmıştır. Centel/Zafer/Çakmut, bu ifadenin fiilini hukuki çerçevede değerlendirip değerlendirememe sorusuna karşılık geldiğini, soyut bir hukuk bilgisinden ziyade "benim bu eylemim başkasına zarar veriyor ve yasak" şeklindeki somut kavrayışı ifade ettiğini belirtmektedir.

2.3. "Davranışlarını Yönlendirme Yeteneği"

Bu unsur, iradî kriter ya da volitif kriter olarak anılmaktadır. Kişi fiilinin anlam ve sonuçlarını kavrayabilse bile, hastalığa bağlı olarak bu kavrayışa uygun davranışı seçip sergileyemiyorsa sorumsuzluk hükmü devreye girebilir. Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, bu kriterin özellikle kompulsif bozukluklar ve ileri düzey psikozlarda işlevsel olduğunu vurgular.

İki kriterin ilişkisi de önemlidir. Madde "veya" bağlacıyla bunları alternatif olarak düzenlemiştir: ikisinden birinin birinci fıkra düzeyinde gerçekleşmesi cezasızlık sonucunu doğurmaya yeterlidir. İkinci fıkrada ise yalnızca yönlendirme yeteneğinin azalmış (ortadan kalkmamış) olması hali düzenlenmiş; algılama yokluğuna ikinci fıkrada yer verilmemiştir. Bu sistematik farklılık, kanun koyucunun bilinçli tercihi olarak değerlendirilmelidir.

2.4. "Önemli Derecede Azalmış" Olma Kriteri

Birinci fıkranın ikinci alternatifinde, davranışları yönlendirme yeteneğinin yalnızca azalmış değil, önemli derecede azalmış olması aranmaktadır. Bu nitelendirme, m. 32/1 ile m. 32/2 arasındaki sınırı çizmektedir. Önemlilik ölçütü normatif bir kavram olup; tıbbi bulgular, psikiyatrik değerlendirme ve failin fiil anındaki ruhsal durumu birlikte ele alınarak hâkim tarafından takdir edilecektir.

Toroslu/Toroslu, bu ölçütün belirsizliğine dikkat çekerek öngörülebilirlik ilkesi bakımından sorunlar doğurabileceğini ileri sürer. Gerçekten de "önemli derecede" ile "azalmış" arasındaki sınır, hem psikiyatristler hem hâkimler açısından değerlendirmede farklılıklara yol açabilmektedir.

2.5. Güvenlik Tedbirleri

Her iki fıkrada da güvenlik tedbirine hükmedileceği öngörülmüştür. Birinci fıkrada ceza verilmeksizin güvenlik tedbirine hükmedilmesi zorunludur ("hükmolunur" — emredici hüküm). İkinci fıkrada ise indirilmiş cezanın yanı sıra "akıl hastalarına özgü" güvenlik tedbirine hükmedilmesi öngörülmektedir. Bu tedbirin içeriği ve uygulaması TCK m. 57'de düzenlenmektedir.

24/12/2025 tarihli ve 7571/14 md. değişikliğiyle m. 32/2'nin son cümlesi yeniden kaleme alınmıştır. Değişiklik öncesinde bu cümlenin uygulanmasında ortaya çıkan yorumsal tereddütlerin giderilmesi amaçlanmış; "kişi hakkında ayrıca akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine hükmolunur" ifadesiyle güvenlik tedbirinin uygulanmasının hem zorunlu hem de indirilen cezayla birlikte ayrıca uygulanacağı netleştirilmiştir.


3. Sistematik İlişkiler

3.1. TCK m. 30 (Hata) ile İlişki

Hata hükümleri, failin fiil üzerindeki bilişsel sürecinde dışsal bir yanılgıyı esas alır. Akıl hastalığı ise bilişsel sürecin kendisini etkileyen içsel bir bozulmadır. Her iki hüküm de kusurluluğu etkiler; ancak m. 30, yanılgının giderildiği durumda failin normal sorumluluğunu taşıyabileceğini varsayarken, m. 32 bu kapasiteyi doğrudan zedeleyen bir bozukluğu konu alır.

3.2. TCK m. 33 (Sağır ve Dilsizlik) ile İlişki

Madde 33, sağır-dilsizlerin ceza ehliyetini ayrıca düzenlemektedir. Sağır-dilsiz olmanın yanı sıra akıl hastalığı da mevcut ise her iki hükmün birlikte uygulanıp uygulanamayacağı tartışmalıdır. Öğretideki hâkim görüş, m. 32'nin daha özel hüküm niteliği taşıdığından akıl hastalığının varlığında m. 32'nin esas alınması gerektiği yönündedir.

3.3. TCK m. 34 (Geçici Nedenler, Alkol veya Uyuşturucu Madde Etkisinde Olma) ile İlişki

Madde 34, iradeyle alınan maddelerin neden olduğu geçici bilinç bozukluğunu düzenlemekte ve bu geçici durumdan yararlanmayı sınırlamaktadır. "Actio libera in causa" doktrinine dayanan bu hüküm, m. 32'nin kısmen karşıtını oluşturur: Fail kendi kusuruyla bilinç bozukluğuna yol açmışsa m. 32'den yararlanamaz; iradesiz biçimde bu duruma düşmüşse m. 32 kıyasen uygulanabilir.

3.4. TCK m. 57 (Akıl Hastalarına Özgü Güvenlik Tedbirleri) ile İlişki

Madde 32'nin uygulamasının doğal uzantısı m. 57'dir. Güvenlik tedbirinin türü, süresi ve koşulları burada düzenlenmektedir. Yüksek Mahkeme ve uygulamada m. 32 ile m. 57 bütünleşik biçimde değerlendirilmeli; güvenlik tedbiri hem koruyucu hem de ıslah edici işlevi göz önünde bulundurularak belirlenelidir.

3.5. CMK m. 74 (Akıl Hastalığı Şüphesi) ile İlişki

Maddi hukuktaki m. 32'nin usul hukuktaki ayağı CMK m. 74'tür. Bu madde, failin akıl sağlığının araştırılması için gözlem altına alınmasını ve Adli Tıp Kurumu raporunun alınmasını düzenlemektedir. Ceza yargılamasında m. 32'nin uygulanabilmesi için kural olarak Adli Tıp Kurumu Üçüncü İhtisas Kurulu raporu aranmaktadır.

3.6. Anayasa m. 17 ve AİHM m. 5 ile

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.