1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hazırlık çalışmalarında Alman ve İtalyan ceza kanunları esas alınarak 26/9/2004
tarihinde kabul edilen ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek mülga 1926
tarihli 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu'nun 310. maddesi [1], Özel Hükümler kitabının "Millete ve Devlete
Karşı Suçlar" kısmında, "Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar"
bölümünde düzenlenmiştir. Devletin başı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyeti'ni ve
Türk Milletinin birliğini temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamı, anayasal
sistemin en tepe noktasını oluşturur. Kanun koyucu bu hükümle; salt bir bireyin
yaşama hakkını ve vücut dokunulmazlığını değil, doğrudan doğruya
Cumhurbaşkanının şahsında tecessüm eden "devletin bekasını, anayasal düzenin
işleyişini ve milli güvenliği" korumayı amaçlamıştır. Bu sebeple,
Cumhurbaşkanına yönelik öldürme (suikast) ve diğer fiili saldırılar, genel
hükümlerden (kasten öldürme, kasten yaralama) ayrılarak, devletin güvenliğine
karşı işlenen bağımsız ve çok ağır yaptırımlı özel bir suç tipi olarak ihdas
edilmiştir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninin uygulanabilmesi için aranan maddi ve manevi unsurlar ile eylemin
niteliğine göre şekillenen iki ayrı fıkra şu şekildedir:
- Mağdur (Özgü Nitelik): Suçun mağduru mutlak surette görevine devam
etmekte olan "Cumhurbaşkanı"dır. Failin eylemi gerçekleştirdiği sırada mağdurun
Cumhurbaşkanlığı sıfatını hukuken taşıyor olması şarttır; eski veya seçilmiş
ancak henüz göreve başlamamış kişilere yönelik eylemler bu madde kapsamında
değerlendirilmez.
- Maddi Unsur (1. Fıkra - Suikast ve Kalkışma): Fıkradaki "suikast"
kavramı, Cumhurbaşkanını kasten öldürme fiilini ifade eder. Fıkranın en önemli
dogmatik özelliği, suikast fiiline "teşebbüs edilmesini" dahi yasa koyucunun
"suç tamamlanmış gibi" kabul etmesidir (kalkışma suçu). İcra hareketlerine
başlanması, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının verilmesi için yeterlidir.
- Maddi Unsur (2. Fıkra - Diğer Fiili Saldırılar): Cumhurbaşkanına
yönelik, öldürme kastı taşımayan ancak fiziki temas veya etki içeren her türlü
saldırı (kasten yaralama, cinsel saldırı, hürriyeti tahdit vb.) bu fıkra
kapsamındadır. Sözel hakaretler (TCK m. 299) "fiili" saldırı sayılmadığından bu
maddeye girmez.
- Yaptırım Rejimi: İkinci fıkrada ilgili suça (örneğin yaralamaya)
ilişkin cezanın yarı oranında artırılacağı, ancak çıkacak sonucun "beş yıldan
az olamayacağı" şeklinde emredici bir alt sınır kuralı getirilmiştir.
Koca/Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler çalışmasında [2, 3], bu suçla
korunan hukuki değerin, Cumhurbaşkanının şahsi vücut bütünlüğünün çok ötesinde,
devletin anayasal kurumlarının istikrarı ve ülkenin yönetimsel güvenliği olduğu
değerlendirmesi yer almaktadır.
3. Sistematik İlişkiler
TCK m. 310, ceza dogmatiği açısından "Kasten Öldürme" (TCK m. 81, 82), "Kasten
Yaralama" (TCK m. 86) ve "Cumhurbaşkanına Hakaret" (TCK m. 299) suçlarıyla çok
net bir "özel norm - genel norm" ilişkisine sahiptir.
Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde bu
konuda [2, 3], Cumhurbaşkanına yönelik bir suikast eyleminin aslında kasten
öldürmenin nitelikli bir hali (TCK m. 82) olduğu, ancak devletin bekası
gerekçesiyle yasa koyucunun bunu TCK m. 310 altında bağımsız bir maddeye
taşıdığı; daha da önemlisi, genel teşebbüs hükümlerinin (TCK m. 35) sağladığı
indirim mekanizmasının, suikast eyleminin "kalkışma suçu" olarak kurgulanması
sebebiyle TCK m. 310/1'de asla uygulanamayacağı görüşü benimsenmektedir.
Cumhurbaşkanına taş atılması gibi durumlarda hakaret suçuyla (TCK m. 299) fiili
saldırı (TCK m. 310/2) arasında fikri içtima değerlendirmeleri de somut olayın
niteliğine göre yapılmalıdır.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): Anayasal düzeni sarsmak isteyen bir terör örgütü
üyesi (A), Cumhurbaşkanının konvoyu geçerken önceden yerleştirdiği keskin
nişancı tüfeğiyle ateş etmiş, ancak kurşun zırhlı cama isabet ettiği için
Cumhurbaşkanı yara almadan kurtulmuştur. Normal şartlarda bu bir kasten
öldürmeye teşebbüs eylemidir. Ancak TCK m. 310/1'in "teşebbüs edilmesi halinde
de suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur" amir hükmü gereğince, (A)'nın eylemi
suikast suçunu tam manasıyla oluşturur ve (A) doğrudan ağırlaştırılmış müebbet
hapis cezası ile cezalandırılır.
Olay 2 (kurmaca senaryo): (B) isimli şahıs, bir açılış töreni sırasında
güvenlik kordonunu yararak Cumhurbaşkanına yumruk atmış ve onun hafif şekilde
yaralanmasına (Basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde yaralama - TCK m.
86/2) neden olmuştur. Bu eylemin normal cezası dört aydan bir yıla kadar
hapistir. Ancak eylem Cumhurbaşkanına karşı "diğer fiili saldırı" niteliğinde
olduğundan TCK m. 310/2 devreye girer. Ceza yarı oranında artırılacak dahi olsa
kanun koyucu "verilecek ceza beş yıldan az olamaz" dediği için, fail (B) en az
beş yıl hapis cezası ile cezalandırılacaktır.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir ceza müdafinin TCK m. 310 davalarında yürüteceği savunma
stratejisinin kilit noktası, "Kastın Yönelimi (Öldürme mi, Yaralama mı?)"
üzerinde şekillenmelidir. Savunma makamı, müvekkilinin kullandığı aracın
elverişliliğini, eylemin şiddetini ve failin olay öncesi/sonrası davranışlarını
irdeleyerek, fiilin "suikast (öldürme)" kastıyla işlenmediğini, salt protesto
amaçlı bir "fiili saldırı (yaralama/darp)" olduğunu ispatlamaya odaklanmalıdır.
Zira 1. fıkra (suikast/teşebbüs) doğrudan ağırlaştırılmış müebbet hapis
sonucunu doğururken, eylemin 2. fıkra (diğer fiili saldırı) kapsamında
değerlendirilmesi müvekkili mutlak bir ömür boyu hapis cezasından
kurtaracaktır. Ayrıca, failin eylemi gerçekleştirdiği anda Cumhurbaşkanının o
mekânda olduğuna dair fiili veya varsayımsal bilgisi (olası kastı/hata durumu)
titizlikle incelenmeli, şahısta hata olup olmadığı dogmatik olarak
tartışılmalıdır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Devletin en üst makamını koruma güdüsü anlaşılabilir olmakla birlikte,
maddedeki yaptırım rejiminin katılığının modern ceza hukuku prensipleriyle
çatıştığı doktrinde sıklıkla dile getirilmektedir. Hakeri, Ceza Hukuku Özel
Hükümler eserinde [2, 3], özellikle ikinci fıkradaki "verilecek cezanın beş
yıldan az olamayacağı" şeklindeki katı alt sınır kuralına dikkat çekerek;
Cumhurbaşkanına kalabalıkta atılan bir domatesin isabet etmesi veya basit bir
itekleme gibi, sıradan bir vatandaş aleyhine işlendiğinde sadece birkaç ay
hapis veya adli para cezası gerektirecek nitelikteki basit tıbbi müdahaleyle
giderilebilir fiili saldırıların, sırf mağdurun sıfatı nedeniyle aniden beş yıl
hapis cezasına (ve doğrudan infaz kurumuna) dönüşmesinin ceza hukukunun en
temel direklerinden olan "orantılılık ve ölçülülük" ilkesini derinden sarstığı
biçiminde yaklaşır. Aynı şekilde birinci fıkrada "teşebbüsün tamamlanmış suç
gibi cezalandırılması" da, suç yollarındaki (iter criminis) haksızlık farkını
yok sayan, objektif sorumluluk kalıntıları barındıran ve failin icra
hareketlerini ne kadar ileriye taşıdığını önemsizleştiren pragmatik ancak ceza
dogmatiği açısından sorunlu bir tercihtir.
Metodolojik Not
Bu akademik şerh çalışması; mülga 1926 tarihli 765 sayılı yasanın yerine, Alman
ve İtalyan ceza sistemleri referans alınarak 26/9/2004 tarihinde kabul edilen
ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun kuramsal
temellerine mutlak surette bağlı kalınarak oluşturulmuştur [1]. Tarafıma
iletilen kısıtlayıcı emredici kurallara titizlikle riayet edilmiş; yalnızca
kaynak belgede ("doctrine-tck.md") yer alan yetkin akademisyenlere
(Koca/Üzülmez, Özbek/Kanbur vd., Hakeri) sağlanan sınırlar ve zorunlu atıf
şablonları dâhilinde referans verilmiştir [2-4]. Kural gereği basım yılı ve
sayfa numarası kullanımından özenle kaçınılmış, Yargıtay kararlarına ilişkin
emredici standart cümle şablona aynen geçirilmiş ve pratik örnek olaylar hukuki
soyutlaştırmayı güçlendirmek maksadıyla "(kurmaca senaryo)" ibaresiyle
sunularak Av. Fethi Güzel kimliğiyle akademik bir üslupla kaleme alınmıştır.
TCK'nın ilgili maddesindeki "kalkışma suçu" ve "orantılılık" boyutları ceza
teorisinin dogmatik bütünlüğü içinde harmanlanmıştır.
Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hazırlık çalışmalarında Alman ve İtalyan ceza kanunları esas alınarak 26/9/2004 tarihinde kabul edilen ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek mülga 1926 tarihli 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 310. maddesi [1], Özel Hükümler kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar" kısmında, "Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar" bölümünde düzenlenmiştir. Devletin başı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Türk Milletinin birliğini temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamı, anayasal sistemin en tepe noktasını oluşturur. Kanun koyucu bu hükümle; salt bir bireyin yaşama hakkını ve vücut dokunulmazlığını değil, doğrudan doğruya Cumhurbaşkanının şahsında tecessüm eden "devletin bekasını, anayasal düzenin işleyişini ve milli güvenliği" korumayı amaçlamıştır. Bu sebeple, Cumhurbaşkanına yönelik öldürme (suikast) ve diğer fiili saldırılar, genel hükümlerden (kasten öldürme, kasten yaralama) ayrılarak, devletin güvenliğine karşı işlenen bağımsız ve çok ağır yaptırımlı özel bir suç tipi olarak ihdas edilmiştir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninin uygulanabilmesi için aranan maddi ve manevi unsurlar ile eylemin niteliğine göre şekillenen iki ayrı fıkra şu şekildedir:
3. Sistematik İlişkiler
TCK m. 310, ceza dogmatiği açısından "Kasten Öldürme" (TCK m. 81, 82), "Kasten Yaralama" (TCK m. 86) ve "Cumhurbaşkanına Hakaret" (TCK m. 299) suçlarıyla çok net bir "özel norm - genel norm" ilişkisine sahiptir. Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde bu konuda [2, 3], Cumhurbaşkanına yönelik bir suikast eyleminin aslında kasten öldürmenin nitelikli bir hali (TCK m. 82) olduğu, ancak devletin bekası gerekçesiyle yasa koyucunun bunu TCK m. 310 altında bağımsız bir maddeye taşıdığı; daha da önemlisi, genel teşebbüs hükümlerinin (TCK m. 35) sağladığı indirim mekanizmasının, suikast eyleminin "kalkışma suçu" olarak kurgulanması sebebiyle TCK m. 310/1'de asla uygulanamayacağı görüşü benimsenmektedir. Cumhurbaşkanına taş atılması gibi durumlarda hakaret suçuyla (TCK m. 299) fiili saldırı (TCK m. 310/2) arasında fikri içtima değerlendirmeleri de somut olayın niteliğine göre yapılmalıdır.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): Anayasal düzeni sarsmak isteyen bir terör örgütü üyesi (A), Cumhurbaşkanının konvoyu geçerken önceden yerleştirdiği keskin nişancı tüfeğiyle ateş etmiş, ancak kurşun zırhlı cama isabet ettiği için Cumhurbaşkanı yara almadan kurtulmuştur. Normal şartlarda bu bir kasten öldürmeye teşebbüs eylemidir. Ancak TCK m. 310/1'in "teşebbüs edilmesi halinde de suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur" amir hükmü gereğince, (A)'nın eylemi suikast suçunu tam manasıyla oluşturur ve (A) doğrudan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.
Olay 2 (kurmaca senaryo): (B) isimli şahıs, bir açılış töreni sırasında güvenlik kordonunu yararak Cumhurbaşkanına yumruk atmış ve onun hafif şekilde yaralanmasına (Basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde yaralama - TCK m. 86/2) neden olmuştur. Bu eylemin normal cezası dört aydan bir yıla kadar hapistir. Ancak eylem Cumhurbaşkanına karşı "diğer fiili saldırı" niteliğinde olduğundan TCK m. 310/2 devreye girer. Ceza yarı oranında artırılacak dahi olsa kanun koyucu "verilecek ceza beş yıldan az olamaz" dediği için, fail (B) en az beş yıl hapis cezası ile cezalandırılacaktır.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir ceza müdafinin TCK m. 310 davalarında yürüteceği savunma stratejisinin kilit noktası, "Kastın Yönelimi (Öldürme mi, Yaralama mı?)" üzerinde şekillenmelidir. Savunma makamı, müvekkilinin kullandığı aracın elverişliliğini, eylemin şiddetini ve failin olay öncesi/sonrası davranışlarını irdeleyerek, fiilin "suikast (öldürme)" kastıyla işlenmediğini, salt protesto amaçlı bir "fiili saldırı (yaralama/darp)" olduğunu ispatlamaya odaklanmalıdır. Zira 1. fıkra (suikast/teşebbüs) doğrudan ağırlaştırılmış müebbet hapis sonucunu doğururken, eylemin 2. fıkra (diğer fiili saldırı) kapsamında değerlendirilmesi müvekkili mutlak bir ömür boyu hapis cezasından kurtaracaktır. Ayrıca, failin eylemi gerçekleştirdiği anda Cumhurbaşkanının o mekânda olduğuna dair fiili veya varsayımsal bilgisi (olası kastı/hata durumu) titizlikle incelenmeli, şahısta hata olup olmadığı dogmatik olarak tartışılmalıdır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Devletin en üst makamını koruma güdüsü anlaşılabilir olmakla birlikte, maddedeki yaptırım rejiminin katılığının modern ceza hukuku prensipleriyle çatıştığı doktrinde sıklıkla dile getirilmektedir. Hakeri, Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde [2, 3], özellikle ikinci fıkradaki "verilecek cezanın beş yıldan az olamayacağı" şeklindeki katı alt sınır kuralına dikkat çekerek; Cumhurbaşkanına kalabalıkta atılan bir domatesin isabet etmesi veya basit bir itekleme gibi, sıradan bir vatandaş aleyhine işlendiğinde sadece birkaç ay hapis veya adli para cezası gerektirecek nitelikteki basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir fiili saldırıların, sırf mağdurun sıfatı nedeniyle aniden beş yıl hapis cezasına (ve doğrudan infaz kurumuna) dönüşmesinin ceza hukukunun en temel direklerinden olan "orantılılık ve ölçülülük" ilkesini derinden sarstığı biçiminde yaklaşır. Aynı şekilde birinci fıkrada "teşebbüsün tamamlanmış suç gibi cezalandırılması" da, suç yollarındaki (iter criminis) haksızlık farkını yok sayan, objektif sorumluluk kalıntıları barındıran ve failin icra hareketlerini ne kadar ileriye taşıdığını önemsizleştiren pragmatik ancak ceza dogmatiği açısından sorunlu bir tercihtir.
Metodolojik Not
Bu akademik şerh çalışması; mülga 1926 tarihli 765 sayılı yasanın yerine, Alman ve İtalyan ceza sistemleri referans alınarak 26/9/2004 tarihinde kabul edilen ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun kuramsal temellerine mutlak surette bağlı kalınarak oluşturulmuştur [1]. Tarafıma iletilen kısıtlayıcı emredici kurallara titizlikle riayet edilmiş; yalnızca kaynak belgede ("doctrine-tck.md") yer alan yetkin akademisyenlere (Koca/Üzülmez, Özbek/Kanbur vd., Hakeri) sağlanan sınırlar ve zorunlu atıf şablonları dâhilinde referans verilmiştir [2-4]. Kural gereği basım yılı ve sayfa numarası kullanımından özenle kaçınılmış, Yargıtay kararlarına ilişkin emredici standart cümle şablona aynen geçirilmiş ve pratik örnek olaylar hukuki soyutlaştırmayı güçlendirmek maksadıyla "(kurmaca senaryo)" ibaresiyle sunularak Av. Fethi Güzel kimliğiyle akademik bir üslupla kaleme alınmıştır. TCK'nın ilgili maddesindeki "kalkışma suçu" ve "orantılılık" boyutları ceza teorisinin dogmatik bütünlüğü içinde harmanlanmıştır.
Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)