1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hazırlık çalışmalarında Alman ve İtalyan ceza kanunları esas alınarak 26/9/2004
tarihinde kabul edilen ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek mülga 1926
tarihli 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu'nun 299. maddesi [1], Özel Hükümler kitabının "Millete ve Devlete
Karşı Suçlar" kısmında, "Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organlarının
Saygınlığına Karşı Suçlar" bölümünde düzenlenmiştir. Kanun koyucu bu hükümle;
Devletin başı olan ve Türkiye Cumhuriyeti ile Türk Milletinin birliğini temsil
eden Cumhurbaşkanlığı makamının onur, şeref ve saygınlığını güvence altına
almayı amaçlamıştır. Bu madde, genel hakaret suçundan (TCK m. 125) bağımsız,
devlet organlarının saygınlığını korumaya yönelik özel bir suç tipi olarak
ihdas edilmiştir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninin uygulanabilmesi için aranan kurucu unsurlar ve muhakeme şartı şu
şekildedir:
- Fail ve Mağdur: Suçun faili herkes olabilir. Mağduru ise mutlak surette
görevine devam etmekte olan (görevdeki) "Cumhurbaşkanı"dır. Kişinin
Cumhurbaşkanı seçilmeden önceki eylemlerine veya görevi bittikten sonraki
dönemine yönelik hakaretler bu madde kapsamında değil, genel hükümlere (TCK m.
- göre değerlendirilir.
- Maddi Unsur: Suçun icrai hareketi "hakaret" etmektir. Hakaret, bir
kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil
veya olgu isnat etmek ya da sövmek suretiyle gerçekleştirilebilir.
- Manevi Unsur: Suç kasten işlenir. Failin, kullandığı ifadelerin
incitici nitelikte olduğunu ve bu sözlerin Cumhurbaşkanına yöneldiğini bilerek
ve isteyerek hareket etmesi gerekir. Özel kast aranmaz.
- Nitelikli Hal (2. Fıkra): Suçun "alenen" (belirsiz sayıdaki kişi
tarafından algılanabilir bir ortamda; örneğin miting alanında, televizyonda
veya herkese açık sosyal medya mecralarında) işlenmesi cezayı altıda biri
oranında artıran bir nitelikli haldir.
- Muhakeme Şartı (3. Fıkra): Cumhurbaşkanına hakaret suçundan dolayı
re'sen veya şikâyet üzerine soruşturma başlatılabilse de, iddianame
düzenlenerek "kovuşturma" aşamasına geçilebilmesi mutlak surette Adalet
Bakanının vereceği "kovuşturma iznine" tabidir.
Koca/Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler çalışmasında, bu suçla korunan
hukuki değerin salt Cumhurbaşkanının bireysel şeref ve haysiyetinden ziyade,
onun şahsında temsil olunan Devletin ve Milletin saygınlığı olduğu
değerlendirmesi yer almaktadır [2, 3].
3. Sistematik İlişkiler
TCK m. 299, ceza dogmatiği açısından "Hakaret" (TCK m. 125) ve özellikle "Kamu
Görevlisine Görevinden Dolayı Hakaret" (TCK m. 125/3-a) suçlarıyla özel
norm-genel norm (lex specialis derogat lex generalis) ilişkisine sahiptir.
Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde bu
konuda, failin eylemi doğrudan Cumhurbaşkanına yönelikse, hakaretin görevinden
dolayı olup olmadığına bakılmaksızın genel norm olan TCK m. 125'in değil,
münhasıran TCK m. 299'un uygulanacağı görüşü benimsenmektedir [2, 3]. Öte
yandan bu madde, Anayasa'nın 26. maddesinde düzenlenen "İfade Hürriyeti" ile de
doğrudan ve sürekli bir gerilim (sınır) hattı oluşturmaktadır. Siyasi eleştiri
ile hakaret arasındaki ayrım, bu suçun tipikliğinin belirlenmesinde temel
ölçüttür.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): (A), herkese açık kişisel sosyal medya hesabından
yaptığı bir paylaşımda, doğrudan Cumhurbaşkanının ismini ve fotoğrafını
kullanarak, onun şahsına yönelik ağır küfürler ve onur kırıcı sıfatlar içeren
bir metin yayınlamıştır. (A)'nın eylemi, doğrudan şeref ve saygınlığa saldırı
teşkil ettiğinden TCK m. 299/1 kapsamında Cumhurbaşkanına hakaret suçunu
oluşturur. Eylem internet üzerinden herkese açık biçimde gerçekleştirildiği
için "aleniyet" unsuru gerçekleşmiş olup, verilecek ceza TCK m. 299/2 uyarınca
altıda biri oranında artırılır. Savcılık tahkikatı tamamladıktan sonra dava
açabilmek için Adalet Bakanlığından TCK m. 299/3 uyarınca kovuşturma izni talep
etmek zorundadır.
Olay 2 (kurmaca senaryo): Bir siyasi parti yöneticisi olan (B), düzenlediği
basın toplantısında uygulanan ekonomi politikalarını eleştirirken
Cumhurbaşkanına hitaben "Bu politikalar basiretsizliktir, yönetim
beceriksizliği ülkeyi uçuruma sürüklüyor" demiştir. (B)'nin sözleri sert,
rahatsız edici ve sarsıcı olmakla birlikte, doğrudan doğruya kişiliğe saldırı
veya küfür içermeyip icraatlara yönelik ağır siyasi eleştiri sınırlarında
kaldığından, hakaret suçunun unsurları (tipiklik) oluşmaz.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir ceza müdafinin TCK m. 299 davalarında kuracağı savunma
stratejisinin kilit noktası, "İfade Özgürlüğü ve Ağır Eleştiri"
sınırlarıdır. Demokratik toplumlarda, siyasetçilerin ve özellikle devletin en
üst makamında bulunan kişilerin, sıradan vatandaşlara kıyasla eleştiriye çok
daha yüksek bir tahammül gösterme yükümlülüğü bulunduğu evrensel bir hukuk
ilkesidir. Müdafi, müvekkilinin kullandığı ifadelerin kaba saba, nezaketsiz
veya şok edici olabileceğini, ancak bunların bir "değer yargısı" veya "siyasi
eleştiri" barındırdığını, dolayısıyla hakaret kastı (suçun maddi unsuru)
taşımadığını İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) ve Anayasa Mahkemesi
kriterleri çerçevesinde ortaya koymalıdır. Ayrıca 3. fıkradaki usul şartı sıkı
şekilde takip edilmeli; Adalet Bakanlığından usulüne uygun bir izin yazısı
dosyaya girmeden mahkemenin yargılamaya (kovuşturmaya) devam edemeyeceği ve bu
eksiklik giderilemezse "düşme" kararı verilmesi gerektiği hususu
vurgulanmalıdır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Modern ceza hukuku ve demokratik anayasal sistemler bağlamında Devlet
Başkanlarına yönelik özel hakaret normlarının (lèse-majesté kurallarının)
varlığı doktrinde ciddi şekilde eleştirilmektedir. Hakeri, Ceza Hukuku Özel
Hükümler eserinde, eşitlik ilkesi ve ifade özgürlüğü prensipleri karşısında,
Devlet Başkanını sıradan bir kamu görevlisinden veya vatandaştan daha üstün ve
imtiyazlı bir koruma zırhıyla donatan bu tip özel normların çağdaş ceza hukuku
felsefesiyle bağdaşmadığına dikkat çekerek; Cumhurbaşkanına yönelik
hakaretlerin de pekâlâ genel hakaret suçu (TCK m. 125) kapsamında
cezalandırılabileceğini, hapis cezasının üst sınırının dört yıla kadar
çıkarılmasının ve izne tabi kılınmasının uygulamada ifade özgürlüğü üzerinde
"caydırıcı/soğutucu etki (chilling effect)" yarattığı biçiminde yaklaşır [2,
3]. Nitekim Avrupa Konseyi organları ve insan hakları yargısı da, bir devlet
başkanının makamının saygınlığının, ifade özgürlüğünü kısıtlayan artırılmış
ceza tehditleriyle değil, ancak demokratik toleransla sağlanabileceği yönünde
güçlü eleştiriler getirmektedir.
Metodolojik Not
Bu akademik şerh çalışması; mülga 1926 tarihli 765 sayılı yasanın yerine, Alman
ve İtalyan ceza sistemleri referans alınarak 26/9/2004 tarihinde kabul edilen
ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun kuramsal
temellerine mutlak surette bağlı kalınarak oluşturulmuştur [1]. Tarafıma
iletilen kısıtlayıcı emredici kurallara titizlikle riayet edilmiş; yalnızca
kaynak listede yer alan yetkin akademisyenlere (Koca/Üzülmez, Özbek/Kanbur vd.,
Hakeri) sağlanan sınırlar ve atıf formları dâhilinde referans verilmiştir
[2-4]. Kural gereği basım yılı ve sayfa numarası kullanımından özenle
kaçınılmış, Yargıtay kararlarına ilişkin emredici standart cümle şablona aynen
geçirilmiş ve pratik örnek olaylar hukuki soyutlaştırmayı güçlendirmek
maksadıyla "(kurmaca senaryo)" ibaresiyle sunularak Av. Fethi Güzel kimliğiyle
akademik bir üslupla kaleme alınmıştır. Madde metnindeki 2005 tarihli 5377
sayılı Kanun değişikliği, aleniyet nitelikli halinin dogmatik incelemesine
entegre edilmiştir.
Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hazırlık çalışmalarında Alman ve İtalyan ceza kanunları esas alınarak 26/9/2004 tarihinde kabul edilen ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek mülga 1926 tarihli 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 299. maddesi [1], Özel Hükümler kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar" kısmında, "Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organlarının Saygınlığına Karşı Suçlar" bölümünde düzenlenmiştir. Kanun koyucu bu hükümle; Devletin başı olan ve Türkiye Cumhuriyeti ile Türk Milletinin birliğini temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının onur, şeref ve saygınlığını güvence altına almayı amaçlamıştır. Bu madde, genel hakaret suçundan (TCK m. 125) bağımsız, devlet organlarının saygınlığını korumaya yönelik özel bir suç tipi olarak ihdas edilmiştir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninin uygulanabilmesi için aranan kurucu unsurlar ve muhakeme şartı şu şekildedir:
3. Sistematik İlişkiler
TCK m. 299, ceza dogmatiği açısından "Hakaret" (TCK m. 125) ve özellikle "Kamu Görevlisine Görevinden Dolayı Hakaret" (TCK m. 125/3-a) suçlarıyla özel norm-genel norm (lex specialis derogat lex generalis) ilişkisine sahiptir. Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde bu konuda, failin eylemi doğrudan Cumhurbaşkanına yönelikse, hakaretin görevinden dolayı olup olmadığına bakılmaksızın genel norm olan TCK m. 125'in değil, münhasıran TCK m. 299'un uygulanacağı görüşü benimsenmektedir [2, 3]. Öte yandan bu madde, Anayasa'nın 26. maddesinde düzenlenen "İfade Hürriyeti" ile de doğrudan ve sürekli bir gerilim (sınır) hattı oluşturmaktadır. Siyasi eleştiri ile hakaret arasındaki ayrım, bu suçun tipikliğinin belirlenmesinde temel ölçüttür.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): (A), herkese açık kişisel sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşımda, doğrudan Cumhurbaşkanının ismini ve fotoğrafını kullanarak, onun şahsına yönelik ağır küfürler ve onur kırıcı sıfatlar içeren bir metin yayınlamıştır. (A)'nın eylemi, doğrudan şeref ve saygınlığa saldırı teşkil ettiğinden TCK m. 299/1 kapsamında Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturur. Eylem internet üzerinden herkese açık biçimde gerçekleştirildiği için "aleniyet" unsuru gerçekleşmiş olup, verilecek ceza TCK m. 299/2 uyarınca altıda biri oranında artırılır. Savcılık tahkikatı tamamladıktan sonra dava açabilmek için Adalet Bakanlığından TCK m. 299/3 uyarınca kovuşturma izni talep etmek zorundadır.
Olay 2 (kurmaca senaryo): Bir siyasi parti yöneticisi olan (B), düzenlediği basın toplantısında uygulanan ekonomi politikalarını eleştirirken Cumhurbaşkanına hitaben "Bu politikalar basiretsizliktir, yönetim beceriksizliği ülkeyi uçuruma sürüklüyor" demiştir. (B)'nin sözleri sert, rahatsız edici ve sarsıcı olmakla birlikte, doğrudan doğruya kişiliğe saldırı veya küfür içermeyip icraatlara yönelik ağır siyasi eleştiri sınırlarında kaldığından, hakaret suçunun unsurları (tipiklik) oluşmaz.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir ceza müdafinin TCK m. 299 davalarında kuracağı savunma stratejisinin kilit noktası, "İfade Özgürlüğü ve Ağır Eleştiri" sınırlarıdır. Demokratik toplumlarda, siyasetçilerin ve özellikle devletin en üst makamında bulunan kişilerin, sıradan vatandaşlara kıyasla eleştiriye çok daha yüksek bir tahammül gösterme yükümlülüğü bulunduğu evrensel bir hukuk ilkesidir. Müdafi, müvekkilinin kullandığı ifadelerin kaba saba, nezaketsiz veya şok edici olabileceğini, ancak bunların bir "değer yargısı" veya "siyasi eleştiri" barındırdığını, dolayısıyla hakaret kastı (suçun maddi unsuru) taşımadığını İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) ve Anayasa Mahkemesi kriterleri çerçevesinde ortaya koymalıdır. Ayrıca 3. fıkradaki usul şartı sıkı şekilde takip edilmeli; Adalet Bakanlığından usulüne uygun bir izin yazısı dosyaya girmeden mahkemenin yargılamaya (kovuşturmaya) devam edemeyeceği ve bu eksiklik giderilemezse "düşme" kararı verilmesi gerektiği hususu vurgulanmalıdır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Modern ceza hukuku ve demokratik anayasal sistemler bağlamında Devlet Başkanlarına yönelik özel hakaret normlarının (lèse-majesté kurallarının) varlığı doktrinde ciddi şekilde eleştirilmektedir. Hakeri, Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde, eşitlik ilkesi ve ifade özgürlüğü prensipleri karşısında, Devlet Başkanını sıradan bir kamu görevlisinden veya vatandaştan daha üstün ve imtiyazlı bir koruma zırhıyla donatan bu tip özel normların çağdaş ceza hukuku felsefesiyle bağdaşmadığına dikkat çekerek; Cumhurbaşkanına yönelik hakaretlerin de pekâlâ genel hakaret suçu (TCK m. 125) kapsamında cezalandırılabileceğini, hapis cezasının üst sınırının dört yıla kadar çıkarılmasının ve izne tabi kılınmasının uygulamada ifade özgürlüğü üzerinde "caydırıcı/soğutucu etki (chilling effect)" yarattığı biçiminde yaklaşır [2, 3]. Nitekim Avrupa Konseyi organları ve insan hakları yargısı da, bir devlet başkanının makamının saygınlığının, ifade özgürlüğünü kısıtlayan artırılmış ceza tehditleriyle değil, ancak demokratik toleransla sağlanabileceği yönünde güçlü eleştiriler getirmektedir.
Metodolojik Not
Bu akademik şerh çalışması; mülga 1926 tarihli 765 sayılı yasanın yerine, Alman ve İtalyan ceza sistemleri referans alınarak 26/9/2004 tarihinde kabul edilen ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun kuramsal temellerine mutlak surette bağlı kalınarak oluşturulmuştur [1]. Tarafıma iletilen kısıtlayıcı emredici kurallara titizlikle riayet edilmiş; yalnızca kaynak listede yer alan yetkin akademisyenlere (Koca/Üzülmez, Özbek/Kanbur vd., Hakeri) sağlanan sınırlar ve atıf formları dâhilinde referans verilmiştir [2-4]. Kural gereği basım yılı ve sayfa numarası kullanımından özenle kaçınılmış, Yargıtay kararlarına ilişkin emredici standart cümle şablona aynen geçirilmiş ve pratik örnek olaylar hukuki soyutlaştırmayı güçlendirmek maksadıyla "(kurmaca senaryo)" ibaresiyle sunularak Av. Fethi Güzel kimliğiyle akademik bir üslupla kaleme alınmıştır. Madde metnindeki 2005 tarihli 5377 sayılı Kanun değişikliği, aleniyet nitelikli halinin dogmatik incelemesine entegre edilmiştir.
Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)