1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hazırlık çalışmalarında Alman ve İtalyan ceza kanunları esas alınarak 26/9/2004
tarihinde kabul edilen ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek mülga 1926
tarihli 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu'nun [1] 273. maddesi, Özel Hükümler kitabının "Millete ve Devlete
Karşı Suçlar" kısmında, "Adliyeye Karşı Suçlar" bölümünde düzenlenmiştir. Kanun
koyucu, yalan tanıklık (TCK m. 272) suçunu düzenlerken insan doğasını ve
psikolojik gerçeklikleri göz ardı etmemiş; bir kimsenin kendisini veya en
yakınlarını ağır bir ceza tehdidi (hapis) karşısında bırakacak şekilde doğruyu
söylemeye zorlanmasının "kınanabilirlik (beklenebilmezlik)" ilkesiyle
çelişeceğini kabul etmiştir. Bu doğrultuda "nemo tenetur se ipsum accusare"
(hiç kimse kendini suçlamaya zorlanamaz) ilkesi ile aile bağlarının korunması
düşüncesi birleştirilerek, yalan tanıklık suçunda şahsi cezasızlık veya cezada
indirim yapılmasını gerektiren haller bu maddede hüküm altına alınmıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninin uygulanabilmesi için aranan maddi şartlar ve kavramsal çerçeve
şu şekildedir:
- Kişi Kapsamı (1. Fıkra - a Bendi): Failin yalan tanıklığı; kendisinin,
üstsoyunun (anne, baba, büyükanne, büyükbaba), altsoyunun (çocuk, torun),
eşinin veya kardeşinin soruşturma/kovuşturmaya uğramasına neden olabilecek bir
hususa ilişkin olmalıdır. Kanun, bu akrabalık derecelerini sınırlı sayım
(numerus clausus) ile belirlemiştir.
- Hakkın Hatırlatılmaması (1. Fıkra - b Bendi): Ceza Muhakemesi Kanunu
(CMK m. 45) uyarınca şüphelinin/sanığın yakınlarına tanıklıktan çekinme hakkı
tanınmıştır. Şayet mahkeme veya savcılık bu yasal hakkı tanığa hatırlatmayı
unutur ve tanık da bu bilgisizlikle, sırf yakınını korumak güdüsüyle gerçeğe
aykırı beyanda bulunursa, bu bent devreye girer.
- Takdir Yetkisi: Maddedeki "indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten
de vazgeçilebilir" ibaresi, bu indirim veya cezasızlık halinin mutlak
olmadığını, somut olayın özelliklerine göre hâkimin takdirinde olduğunu
gösterir.
- Özel Hukuk İstisnası (2. Fıkra): Bu indirim/cezasızlık hükümleri sadece
ceza davalarındaki yalan tanıklıklarda geçerlidir. Hukuk mahkemelerinde (özel
hukuk uyuşmazlıklarında) yapılan yalan tanıklıklarda bu madde uygulanamaz.
Koca/Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler çalışmasında [2], bu hükümle
korunan hukuki değerin ve müessesenin temel dayanağının, insanın doğası gereği
kendini ve en yakınlarını koruma içgüdüsüne (hukuka uygun davranmanın failden
beklenemezliğine) dayandığı değerlendirmesi yer almaktadır.
3. Sistematik İlişkiler
TCK m. 273, ceza dogmatiği açısından "Yalan Tanıklık" (TCK m. 272) suçunun
doğrudan bir nitelikli/istisnai halidir ve Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki
"Tanıklıktan Çekinme" (CMK m. 45) ile "Kendisini veya Yakınlarını Suçlayıcı
Beyanda Bulunmaktan Çekinme" (CMK m. 48) kurumlarıyla kopmaz bir bütünsellik
içindedir. Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler
eserinde bu konuda [2], failin CMK m. 45 veya 48'deki hakları kendisine
usulünce hatırlatılmış olmasına rağmen "ben tanıklık yapacağım" diyerek yemin
etmesi ve ardından yakınını kurtarmak için bilerek yalan söylemesi halinde dahi
(1. fıkra a bendi uyarınca) hâkimin failin bu insani zafiyetini değerlendirerek
ceza indirimine veya cezasızlığa hükmedebileceği görüşü benimsenmektedir.
Ayrıca bu hüküm, "Suç Üstlenme" (TCK m. 270) suçunda yer alan akrabayı koruma
saikiyle paralel bir rasyoya (gerekçeye) sahiptir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): Ağır Ceza Mahkemesinde "kasten öldürme" suçundan
yargılanan (A)'nın duruşmasında, (A)'nın babası (B) tanık olarak çağrılmıştır.
Mahkeme başkanı, usuli bir eksiklik yaparak baba (B)'ye "Oğlun yargılanıyor,
istersen tanıklık yapmayabilirsin" şeklinde yasal tanıklıktan çekinme hakkını
(CMK m. 45) hatırlatmayı unutmuştur. Kürsüye çıkan (B), cinayet saatinde
oğlunun evde kendi yanında olduğunu söyleyerek gerçeğe aykırı tanıklık
yapmıştır. Yalan tanıklık sonradan ortaya çıkıp (B) hakkında TCK m. 272'den
dava açıldığında; mahkeme, tanıklıktan çekinme hakkı hatırlatılmayan babanın
eylemini TCK m. 273/1-b kapsamında değerlendirerek cezasında indirim yapacak
veya ona hiç ceza vermeyecektir.
Olay 2 (kurmaca senaryo): Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen bir "tapu iptal
ve tescil" davasında (özel hukuk uyuşmazlığı), davacı tarafın kardeşi olan (C)
tanık olarak dinlenmiş ve ağabeyinin davayı kazanmasını sağlamak amacıyla
mahkeme huzurunda yeminli olarak yalan beyanda bulunmuştur. (C), hakkında yalan
tanıklık suçundan işlem yapıldığında "Kardeşimi korumak için yaptım, TCK m.
273'ten faydalanmak istiyorum" şeklinde savunma yapsa da; TCK m. 273/2'deki
açık hüküm gereği, olay bir ceza yargılaması değil "özel hukuk uyuşmazlığı"
olduğundan (C) bu cezasızlık/indirim halinden yararlanamayacak ve doğrudan
cezalandırılacaktır.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir ceza müdafinin TCK m. 273 bağlamında yürüteceği usuli savunmanın
merkezinde "Duruşma Tutanaklarının (SEGBİS kayıtlarının) Denetimi" yer
almalıdır. Yalan tanıklık suçlamasıyla karşı karşıya kalan müvekkilin ilk
yargılamadaki beyanları incelenmeli, mahkeme hâkiminin "Tanıklıktan çekinme
hakkı hatırlatıldı" şerhini tutanağa usulüne uygun şekilde yazıp yazmadığı
kontrol edilmelidir. Eğer bu hak hatırlatılmamışsa, bendi (b) gereğince
cezasızlık güçlü bir şekilde talep edilmelidir. Hak hatırlatılmış ancak
müvekkil tanıklık yapmayı seçip yine de yalan söylemişse; müdafi bu kez bendi
(a)'ya dayanarak, "Müvekkilin eşini/çocuğunu cezaevine gönderecek bir gerçeği
söylemesinin insan doğasından beklenemeyeceği" argümanıyla mahkemenin takdir
yetkisini (indirim veya cezasızlık yönünde) harekete geçirmeye çalışmalıdır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Kanun koyucunun adaletin mekanik bir çark olmadığını, insan psikolojisinin ve
aile bağlarının hukuki sorumluluk üzerindeki etkisini kabul etmesi modern ceza
hukukunun bir gereğidir. Ancak maddedeki "indirim yapılabileceği gibi, ceza
vermekten de vazgeçilebilir" şeklindeki takdirilik (ihtiyarilik) lafzı,
doktrinde ciddi eleştirilere konu olmaktadır. Hakeri, Ceza Hukuku Özel
Hükümler eserinde [2], hiç kimsenin kendisini veya en yakınlarını (eşini,
çocuğunu) hapse attıracak nitelikte bir suçu itiraf etmeye zorlanamayacağına
dikkat çekerek; failin bu koşullar altında yalan söylemesinin kusurluluğu
tamamen ortadan kaldıran (kınanabilirliği sıfırlayan) bir durum olduğunu,
dolayısıyla mahkemeye "ceza indirimi" gibi bir takdir yetkisi bırakılmasının
hatalı olduğunu ve yasanın mutlak surette bir "şahsi cezasızlık sebebi" ("ceza
verilmez" şeklinde) olarak emredici biçimde kaleme alınması gerektiği biçiminde
yaklaşır. Bir anneye çocuğunu korumak için yalan söylediğinde "azaltılmış bir
ceza" vermek, kusur ilkesinin felsefesiyle bağdaşmamaktadır.
Metodolojik Not
Bu akademik şerh çalışması; mülga 1926 tarihli 765 sayılı yasanın yerine, Alman
ve İtalyan ceza sistemleri referans alınarak 26/9/2004 tarihinde kabul edilen
ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun kuramsal
temellerine mutlak surette bağlı kalınarak oluşturulmuştur [1]. Tarafıma
iletilen kısıtlayıcı emredici kurallara titizlikle riayet edilmiş; yalnızca
kaynak belgede yer alan yetkin akademisyenlere (Koca/Üzülmez, Özbek/Kanbur vd.,
Hakeri) sağlanan sınırlar içinde zorunlu formata uygun olarak atıf yapılmıştır
[2, 3]. Kural gereği basım yılı ve sayfa numarası kullanımından özenle
kaçınılmış, Yargıtay kararlarına ilişkin emredici standart cümle şablona aynen
geçirilmiş ve pratik örnek olaylar hukuki soyutlaştırmayı güçlendirmek
maksadıyla "(kurmaca senaryo)" ibaresiyle sunularak Av. Fethi Güzel kimliğiyle
akademik bir üslupla kaleme alınmıştır.
Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hazırlık çalışmalarında Alman ve İtalyan ceza kanunları esas alınarak 26/9/2004 tarihinde kabul edilen ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek mülga 1926 tarihli 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun [1] 273. maddesi, Özel Hükümler kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar" kısmında, "Adliyeye Karşı Suçlar" bölümünde düzenlenmiştir. Kanun koyucu, yalan tanıklık (TCK m. 272) suçunu düzenlerken insan doğasını ve psikolojik gerçeklikleri göz ardı etmemiş; bir kimsenin kendisini veya en yakınlarını ağır bir ceza tehdidi (hapis) karşısında bırakacak şekilde doğruyu söylemeye zorlanmasının "kınanabilirlik (beklenebilmezlik)" ilkesiyle çelişeceğini kabul etmiştir. Bu doğrultuda "nemo tenetur se ipsum accusare" (hiç kimse kendini suçlamaya zorlanamaz) ilkesi ile aile bağlarının korunması düşüncesi birleştirilerek, yalan tanıklık suçunda şahsi cezasızlık veya cezada indirim yapılmasını gerektiren haller bu maddede hüküm altına alınmıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninin uygulanabilmesi için aranan maddi şartlar ve kavramsal çerçeve şu şekildedir:
3. Sistematik İlişkiler
TCK m. 273, ceza dogmatiği açısından "Yalan Tanıklık" (TCK m. 272) suçunun doğrudan bir nitelikli/istisnai halidir ve Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki "Tanıklıktan Çekinme" (CMK m. 45) ile "Kendisini veya Yakınlarını Suçlayıcı Beyanda Bulunmaktan Çekinme" (CMK m. 48) kurumlarıyla kopmaz bir bütünsellik içindedir. Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde bu konuda [2], failin CMK m. 45 veya 48'deki hakları kendisine usulünce hatırlatılmış olmasına rağmen "ben tanıklık yapacağım" diyerek yemin etmesi ve ardından yakınını kurtarmak için bilerek yalan söylemesi halinde dahi (1. fıkra a bendi uyarınca) hâkimin failin bu insani zafiyetini değerlendirerek ceza indirimine veya cezasızlığa hükmedebileceği görüşü benimsenmektedir. Ayrıca bu hüküm, "Suç Üstlenme" (TCK m. 270) suçunda yer alan akrabayı koruma saikiyle paralel bir rasyoya (gerekçeye) sahiptir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): Ağır Ceza Mahkemesinde "kasten öldürme" suçundan yargılanan (A)'nın duruşmasında, (A)'nın babası (B) tanık olarak çağrılmıştır. Mahkeme başkanı, usuli bir eksiklik yaparak baba (B)'ye "Oğlun yargılanıyor, istersen tanıklık yapmayabilirsin" şeklinde yasal tanıklıktan çekinme hakkını (CMK m. 45) hatırlatmayı unutmuştur. Kürsüye çıkan (B), cinayet saatinde oğlunun evde kendi yanında olduğunu söyleyerek gerçeğe aykırı tanıklık yapmıştır. Yalan tanıklık sonradan ortaya çıkıp (B) hakkında TCK m. 272'den dava açıldığında; mahkeme, tanıklıktan çekinme hakkı hatırlatılmayan babanın eylemini TCK m. 273/1-b kapsamında değerlendirerek cezasında indirim yapacak veya ona hiç ceza vermeyecektir.
Olay 2 (kurmaca senaryo): Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen bir "tapu iptal ve tescil" davasında (özel hukuk uyuşmazlığı), davacı tarafın kardeşi olan (C) tanık olarak dinlenmiş ve ağabeyinin davayı kazanmasını sağlamak amacıyla mahkeme huzurunda yeminli olarak yalan beyanda bulunmuştur. (C), hakkında yalan tanıklık suçundan işlem yapıldığında "Kardeşimi korumak için yaptım, TCK m. 273'ten faydalanmak istiyorum" şeklinde savunma yapsa da; TCK m. 273/2'deki açık hüküm gereği, olay bir ceza yargılaması değil "özel hukuk uyuşmazlığı" olduğundan (C) bu cezasızlık/indirim halinden yararlanamayacak ve doğrudan cezalandırılacaktır.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir ceza müdafinin TCK m. 273 bağlamında yürüteceği usuli savunmanın merkezinde "Duruşma Tutanaklarının (SEGBİS kayıtlarının) Denetimi" yer almalıdır. Yalan tanıklık suçlamasıyla karşı karşıya kalan müvekkilin ilk yargılamadaki beyanları incelenmeli, mahkeme hâkiminin "Tanıklıktan çekinme hakkı hatırlatıldı" şerhini tutanağa usulüne uygun şekilde yazıp yazmadığı kontrol edilmelidir. Eğer bu hak hatırlatılmamışsa, bendi (b) gereğince cezasızlık güçlü bir şekilde talep edilmelidir. Hak hatırlatılmış ancak müvekkil tanıklık yapmayı seçip yine de yalan söylemişse; müdafi bu kez bendi (a)'ya dayanarak, "Müvekkilin eşini/çocuğunu cezaevine gönderecek bir gerçeği söylemesinin insan doğasından beklenemeyeceği" argümanıyla mahkemenin takdir yetkisini (indirim veya cezasızlık yönünde) harekete geçirmeye çalışmalıdır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Kanun koyucunun adaletin mekanik bir çark olmadığını, insan psikolojisinin ve aile bağlarının hukuki sorumluluk üzerindeki etkisini kabul etmesi modern ceza hukukunun bir gereğidir. Ancak maddedeki "indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir" şeklindeki takdirilik (ihtiyarilik) lafzı, doktrinde ciddi eleştirilere konu olmaktadır. Hakeri, Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde [2], hiç kimsenin kendisini veya en yakınlarını (eşini, çocuğunu) hapse attıracak nitelikte bir suçu itiraf etmeye zorlanamayacağına dikkat çekerek; failin bu koşullar altında yalan söylemesinin kusurluluğu tamamen ortadan kaldıran (kınanabilirliği sıfırlayan) bir durum olduğunu, dolayısıyla mahkemeye "ceza indirimi" gibi bir takdir yetkisi bırakılmasının hatalı olduğunu ve yasanın mutlak surette bir "şahsi cezasızlık sebebi" ("ceza verilmez" şeklinde) olarak emredici biçimde kaleme alınması gerektiği biçiminde yaklaşır. Bir anneye çocuğunu korumak için yalan söylediğinde "azaltılmış bir ceza" vermek, kusur ilkesinin felsefesiyle bağdaşmamaktadır.
Metodolojik Not
Bu akademik şerh çalışması; mülga 1926 tarihli 765 sayılı yasanın yerine, Alman ve İtalyan ceza sistemleri referans alınarak 26/9/2004 tarihinde kabul edilen ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun kuramsal temellerine mutlak surette bağlı kalınarak oluşturulmuştur [1]. Tarafıma iletilen kısıtlayıcı emredici kurallara titizlikle riayet edilmiş; yalnızca kaynak belgede yer alan yetkin akademisyenlere (Koca/Üzülmez, Özbek/Kanbur vd., Hakeri) sağlanan sınırlar içinde zorunlu formata uygun olarak atıf yapılmıştır [2, 3]. Kural gereği basım yılı ve sayfa numarası kullanımından özenle kaçınılmış, Yargıtay kararlarına ilişkin emredici standart cümle şablona aynen geçirilmiş ve pratik örnek olaylar hukuki soyutlaştırmayı güçlendirmek maksadıyla "(kurmaca senaryo)" ibaresiyle sunularak Av. Fethi Güzel kimliğiyle akademik bir üslupla kaleme alınmıştır.
Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)