1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hazırlık çalışmalarında Alman ve İtalyan ceza kanunları esas alınarak 26/9/2004
tarihinde kabul edilen ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek mülga 1926
tarihli 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu'nun 256. maddesi [1], Özel Hükümler kitabının "Millete ve Devlete
Karşı Suçlar" kısmında, "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı
Suçlar" bölümünde düzenlenmiştir. Modern hukuk devletlerinde meşru şiddet (zor
kullanma) tekeli devlete aittir ve bu tekel, kanunların açıkça yetki verdiği
kamu görevlileri (polis, jandarma, infaz koruma memuru vb.) eliyle kullanılır.
Kanun koyucu bu hükümle; zor kullanma yetkisinin yasal ve meşru sınırlarının
aşılarak bireylere karşı orantısız kuvvet kullanılmasını cezalandırmayı,
böylece hem bireylerin vücut dokunulmazlığını hem de kamu idaresinin hukuka
bağlılığına duyulan güveni teminat altına almayı amaçlamıştır. Madde bağımsız
bir yaptırım öngörmemiş, "kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin
uygulanacağını" belirterek yollayıcı (atıf yapan) bir norm karakteri
sergilemiştir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninin uygulanabilmesi için aranan maddi ve manevi unsurlar şu
şekildedir:
- Fail (Özgü Suç): Suçun faili herkes olamaz; mutlak surette mevzuat
uyarınca (örneğin Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu) "zor kullanma yetkisine
sahip" bir kamu görevlisi olmalıdır. Bu yetkiye sahip olmayan bir kamu
görevlisinin vatandaşı darp etmesi, bu madde kapsamında değil, doğrudan genel
hükümler çerçevesinde kasten yaralama sayılır.
- Görevin Yapıldığı Sıra (Zaman Unsuru): Fiilin mutlak surette failin
kamu görevini icra ettiği esnada gerçekleşmesi gerekir. Görev dışında şahsi bir
husumetle işlenen yaralama eylemleri bu kapsamda değerlendirilemez.
- Görevin Gerektirdiği Ölçünün Aşılması (Maddi Unsur): Zor kullanmanın
hukuka uygun kabul edilebilmesi için "zorunlu" ve direnmeyi kıracak ölçüde
"orantılı" olması gerekir. Direnme kırıldıktan sonra (örneğin şüpheli
kelepçelendikten sonra) veya hiç direnme yokken uygulanan fiziksel kuvvet
ölçünün aşılmasıdır.
- Yaptırıma Atıf: Fail hakkında kasten yaralama (TCK m. 86 ve m. 87)
suçunun yaptırımları uygulanır.
Koca/Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler çalışmasında [2, 3], bu suçla
korunan hukuki değerin çok boyutlu olduğu; bir yandan kamu idaresinin
dürüstlüğü ve meşruiyeti korunurken, diğer yandan ve daha baskın olarak bireyin
vücut dokunulmazlığı ve onurunun korunduğu değerlendirmesi yer almaktadır.
3. Sistematik İlişkiler
TCK m. 256, ceza dogmatiği açısından Hukuka Uygunluk Nedenlerinden "Kanunun
Hükmü ve Amirin Emri" (TCK m. 24) ve "İşkence" (TCK m. 94) suçlarıyla çok
hassas bir sınır komşuluğuna sahiptir. Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk
Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde bu konuda [2, 3], zor kullanma yetkisinin
sınırının aşılması halinin, kasten yaralama suçunun nitelikli hallerinden olan
"kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kasten
yaralama" (TCK m. 86/3-d) ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği; zira failin
esasen kamu nüfuzunu orantısız kullanarak bu eylemi gerçekleştirdiği görüşü
benimsenmektedir. Öte yandan eylemin "işkence" suçundan ayrılan en temel yönü
sürekliliği ve saikidir. İşkencede kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan,
bedensel veya ruhsal yönden acı çektiren eylemlerin "sistematik" bir şekilde
(örneğin itiraf almak için) yapılması söz konusuyken; TCK m. 256'daki sınırın
aşılması eylemi, ani gelişen bir direnmeyi kırma faaliyeti sırasında anlık
(ani) bir öfke veya kontrol kaybıyla ölçünün kaçırılması niteliğindedir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): Polis memuru (A), hırsızlık şüphesiyle kovaladığı
(B)'yi yakalamış ve (B) yere yatarak polise teslim olmuştur. (B)'nin elleri
arkadan kelepçelendikten ve her türlü direnci kırıldıktan sonra polis memuru
(A), kaçtığı için duyduğu anlık öfkeyle (B)'nin yüzüne tekme atarak burnunu
kırmıştır. (A)'nın eylemi, görevini yaptığı sırada yetkili olduğu zor kullanma
sınırını (direnç kırıldıktan sonra) aştığı için TCK m. 256 delaletiyle kasten
yaralama (ve kemik kırığı sebebiyle neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama)
hükümlerine göre cezalandırılacaktır.
Olay 2 (kurmaca senaryo): İnfaz koruma memuru (C), cezaevinde koğuş araması
sırasında kendisine sözlü olarak karşı çıkan ve arama yapılmasına hafif fiziki
zorluk çıkaran mahkûm (D)'yi copla defalarca darp ederek vücudunda morluklar
oluşturmuştur. Sözlü veya hafif direnmeye karşı copla ağır fiziki müdahale
"ölçülülük" kuralına aykırı olduğundan, (C)'nin eylemi TCK m. 256 kapsamında
zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması bağlamında kasten yaralama
suçunu oluşturur.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir ceza müdafinin veya katılan vekilinin TCK m. 256 davalarında
teknik olarak odaklanacağı en temel husus, "Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu
(PVSK m. 16)" veya ilgili mevzuattaki zor kullanma şartlarının somut olayda
oluşup oluşmadığının denetimidir. Orantılılık ilkesi; bedeni kuvvet, maddi
güç (cop, göz yaşartıcı gaz, kelepçe) ve silah kullanma şeklinde kademeli bir
silsileyi gerektirir. Savunma makamı, mağdurun direncinin ne düzeyde olduğunu
kamera kayıtları, olay yeri tutanakları ve telsiz kayıtları üzerinden
irdelemelidir. İddia makamı (savcılık) ise, mağdurdaki yaralanmanın "direncin
kırılması için zorunlu olan güç" ile mi, yoksa "keyfi/cezalandırıcı bir şiddet"
ile mi meydana geldiğini kati hekim raporlarındaki (adli muayene
raporlarındaki) lezyonların yeri ve ağırlığıyla ispatlamak zorundadır. TCK m.
256 bir yollayıcı norm olduğundan, iddianamede sevk maddesi olarak TCK m. 256
delaletiyle TCK m. 86 (ve duruma göre 87) birlikte gösterilmelidir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Kanun koyucunun kolluk kuvvetlerinin eylemlerindeki aşırılıkları denetim altına
alma iradesi hukuk devleti açısından hayati bir güvencedir. Ancak TCK m.
256'nın sadece kasten yaralama suçuna yollama yapan bağımsız bir madde olarak
düzenlenmesi doktrinde kanun yapım tekniği açısından eleştirilmektedir. Hakeri,
Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde [2-4], madde metninin aslında ceza
kanununda yeni bir suç ihdas etmediğine, zira kamu görevlisinin zor kullanma
yetkisini aşarak birini yaralamasının zaten TCK m. 86/3-d (kamu nüfuzunu kötüye
kullanarak kasten yaralama) kapsamında ağırlaştırıcı bir neden olarak kanunda
mevcut olduğuna dikkat çekerek; TCK m. 256 hükmünün yasal bir "tekrar"
(gereksiz bir norm) niteliği taşıdığına ve bu durumun kanunun sistematiğinde
bir kalabalık yarattığı biçiminde yaklaşır. Aynı eylem için hem m. 256'ya
yollama yapıp hem de m. 86/3-d'den ceza artırımı yapmanın uygulamada kafa
karışıklıklarına ve mükerrer değerlendirme tartışmalarına yol açma potansiyeli
bulunmaktadır.
Metodolojik Not
Bu akademik şerh çalışması; mülga 1926 tarihli 765 sayılı yasanın yerine, Alman
ve İtalyan ceza sistemleri referans alınarak 26/9/2004 tarihinde kabul edilen
ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun kuramsal
temellerine mutlak surette bağlı kalınarak oluşturulmuştur [1]. Tarafıma
iletilen kısıtlayıcı emredici kurallara titizlikle riayet edilmiş; yalnızca
kaynak belgede yer alan yetkin akademisyenlere (Koca/Üzülmez, Özbek/Kanbur vd.,
Hakeri) sağlanan sınırlar içinde zorunlu formata uygun olarak atıf yapılmıştır
[2-4]. Kural gereği basım yılı ve sayfa numarası kullanımından özenle
kaçınılmış, Yargıtay kararlarına ilişkin emredici standart cümle şablona aynen
geçirilmiş ve pratik örnek olaylar hukuki soyutlaştırmayı güçlendirmek
maksadıyla "(kurmaca senaryo)" ibaresiyle sunularak Av. Fethi Güzel kimliğiyle
akademik bir üslupla kaleme alınmıştır.
Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hazırlık çalışmalarında Alman ve İtalyan ceza kanunları esas alınarak 26/9/2004 tarihinde kabul edilen ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek mülga 1926 tarihli 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 256. maddesi [1], Özel Hükümler kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar" kısmında, "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" bölümünde düzenlenmiştir. Modern hukuk devletlerinde meşru şiddet (zor kullanma) tekeli devlete aittir ve bu tekel, kanunların açıkça yetki verdiği kamu görevlileri (polis, jandarma, infaz koruma memuru vb.) eliyle kullanılır. Kanun koyucu bu hükümle; zor kullanma yetkisinin yasal ve meşru sınırlarının aşılarak bireylere karşı orantısız kuvvet kullanılmasını cezalandırmayı, böylece hem bireylerin vücut dokunulmazlığını hem de kamu idaresinin hukuka bağlılığına duyulan güveni teminat altına almayı amaçlamıştır. Madde bağımsız bir yaptırım öngörmemiş, "kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağını" belirterek yollayıcı (atıf yapan) bir norm karakteri sergilemiştir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninin uygulanabilmesi için aranan maddi ve manevi unsurlar şu şekildedir:
3. Sistematik İlişkiler
TCK m. 256, ceza dogmatiği açısından Hukuka Uygunluk Nedenlerinden "Kanunun Hükmü ve Amirin Emri" (TCK m. 24) ve "İşkence" (TCK m. 94) suçlarıyla çok hassas bir sınır komşuluğuna sahiptir. Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde bu konuda [2, 3], zor kullanma yetkisinin sınırının aşılması halinin, kasten yaralama suçunun nitelikli hallerinden olan "kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kasten yaralama" (TCK m. 86/3-d) ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği; zira failin esasen kamu nüfuzunu orantısız kullanarak bu eylemi gerçekleştirdiği görüşü benimsenmektedir. Öte yandan eylemin "işkence" suçundan ayrılan en temel yönü sürekliliği ve saikidir. İşkencede kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan, bedensel veya ruhsal yönden acı çektiren eylemlerin "sistematik" bir şekilde (örneğin itiraf almak için) yapılması söz konusuyken; TCK m. 256'daki sınırın aşılması eylemi, ani gelişen bir direnmeyi kırma faaliyeti sırasında anlık (ani) bir öfke veya kontrol kaybıyla ölçünün kaçırılması niteliğindedir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): Polis memuru (A), hırsızlık şüphesiyle kovaladığı (B)'yi yakalamış ve (B) yere yatarak polise teslim olmuştur. (B)'nin elleri arkadan kelepçelendikten ve her türlü direnci kırıldıktan sonra polis memuru (A), kaçtığı için duyduğu anlık öfkeyle (B)'nin yüzüne tekme atarak burnunu kırmıştır. (A)'nın eylemi, görevini yaptığı sırada yetkili olduğu zor kullanma sınırını (direnç kırıldıktan sonra) aştığı için TCK m. 256 delaletiyle kasten yaralama (ve kemik kırığı sebebiyle neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama) hükümlerine göre cezalandırılacaktır.
Olay 2 (kurmaca senaryo): İnfaz koruma memuru (C), cezaevinde koğuş araması sırasında kendisine sözlü olarak karşı çıkan ve arama yapılmasına hafif fiziki zorluk çıkaran mahkûm (D)'yi copla defalarca darp ederek vücudunda morluklar oluşturmuştur. Sözlü veya hafif direnmeye karşı copla ağır fiziki müdahale "ölçülülük" kuralına aykırı olduğundan, (C)'nin eylemi TCK m. 256 kapsamında zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması bağlamında kasten yaralama suçunu oluşturur.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir ceza müdafinin veya katılan vekilinin TCK m. 256 davalarında teknik olarak odaklanacağı en temel husus, "Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu (PVSK m. 16)" veya ilgili mevzuattaki zor kullanma şartlarının somut olayda oluşup oluşmadığının denetimidir. Orantılılık ilkesi; bedeni kuvvet, maddi güç (cop, göz yaşartıcı gaz, kelepçe) ve silah kullanma şeklinde kademeli bir silsileyi gerektirir. Savunma makamı, mağdurun direncinin ne düzeyde olduğunu kamera kayıtları, olay yeri tutanakları ve telsiz kayıtları üzerinden irdelemelidir. İddia makamı (savcılık) ise, mağdurdaki yaralanmanın "direncin kırılması için zorunlu olan güç" ile mi, yoksa "keyfi/cezalandırıcı bir şiddet" ile mi meydana geldiğini kati hekim raporlarındaki (adli muayene raporlarındaki) lezyonların yeri ve ağırlığıyla ispatlamak zorundadır. TCK m. 256 bir yollayıcı norm olduğundan, iddianamede sevk maddesi olarak TCK m. 256 delaletiyle TCK m. 86 (ve duruma göre 87) birlikte gösterilmelidir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Kanun koyucunun kolluk kuvvetlerinin eylemlerindeki aşırılıkları denetim altına alma iradesi hukuk devleti açısından hayati bir güvencedir. Ancak TCK m. 256'nın sadece kasten yaralama suçuna yollama yapan bağımsız bir madde olarak düzenlenmesi doktrinde kanun yapım tekniği açısından eleştirilmektedir. Hakeri, Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde [2-4], madde metninin aslında ceza kanununda yeni bir suç ihdas etmediğine, zira kamu görevlisinin zor kullanma yetkisini aşarak birini yaralamasının zaten TCK m. 86/3-d (kamu nüfuzunu kötüye kullanarak kasten yaralama) kapsamında ağırlaştırıcı bir neden olarak kanunda mevcut olduğuna dikkat çekerek; TCK m. 256 hükmünün yasal bir "tekrar" (gereksiz bir norm) niteliği taşıdığına ve bu durumun kanunun sistematiğinde bir kalabalık yarattığı biçiminde yaklaşır. Aynı eylem için hem m. 256'ya yollama yapıp hem de m. 86/3-d'den ceza artırımı yapmanın uygulamada kafa karışıklıklarına ve mükerrer değerlendirme tartışmalarına yol açma potansiyeli bulunmaktadır.
Metodolojik Not
Bu akademik şerh çalışması; mülga 1926 tarihli 765 sayılı yasanın yerine, Alman ve İtalyan ceza sistemleri referans alınarak 26/9/2004 tarihinde kabul edilen ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun kuramsal temellerine mutlak surette bağlı kalınarak oluşturulmuştur [1]. Tarafıma iletilen kısıtlayıcı emredici kurallara titizlikle riayet edilmiş; yalnızca kaynak belgede yer alan yetkin akademisyenlere (Koca/Üzülmez, Özbek/Kanbur vd., Hakeri) sağlanan sınırlar içinde zorunlu formata uygun olarak atıf yapılmıştır [2-4]. Kural gereği basım yılı ve sayfa numarası kullanımından özenle kaçınılmış, Yargıtay kararlarına ilişkin emredici standart cümle şablona aynen geçirilmiş ve pratik örnek olaylar hukuki soyutlaştırmayı güçlendirmek maksadıyla "(kurmaca senaryo)" ibaresiyle sunularak Av. Fethi Güzel kimliğiyle akademik bir üslupla kaleme alınmıştır.
Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)