1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hazırlık çalışmalarında Alman ve İtalyan ceza kanunları esas alınarak 26/9/2004
tarihinde kabul edilen ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek mülga 1926
tarihli 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu'nun 233. maddesi [1], Özel Hükümler kitabının "Topluma Karşı
Suçlar" kısmında, "Aile Düzenine Karşı Suçlar" bölümünde düzenlenmiştir. Aile,
toplumun temel taşı olup; bireylerin birbirlerine karşı salt ahlaki değil, aynı
zamanda hukuki bakım ve destek yükümlülükleri bulunmaktadır. Kanun koyucu bu
hükümle, Medeni Hukukta düzenlenen aile içi nafaka, bakım ve eğitim
yükümlülüklerinin ihlalini, hamile kadının çaresiz bırakılmasını ve çocukların
ebeveynlerin bağımlılıkları veya kötü yaşantıları sebebiyle tehlikeye
atılmasını bağımsız suç tipleri olarak cezalandırarak, ailenin ekonomik ve
manevi bütünlüğünü korumayı amaçlamıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninin uygulanabilmesi için aranan kurucu maddi ve manevi unsurlar şu
şekildedir:
- Aile Hukukundan Doğan Yükümlülüğün İhlali (1. Fıkra): Failin, Türk
Medeni Kanunu gereğince bakmakla, eğitmekle veya maddi/manevi destek olmakla
yükümlü olduğu kişilere (eş, çocuk, yoksulluğa düşecek altsoy/üstsoy) karşı bu
görevlerini kasten yerine getirmemesidir. Suçun takibi şikayete bağlıdır.
- Gebe Kadını Çaresiz Durumda Terk Etme (2. Fıkra): Failin, hamile
olduğunu bildiği resmi nikahlı eşini veya sürekli birlikte yaşadığı ve
kendisinden gebe kaldığını bildiği nikahsız partnerini maddi ve manevi
destekten yoksun bırakarak "çaresiz durumda" (örneğin barınaksız, gelirsiz,
tıbbi yardımsız) terk etmesidir. Failin doğrudan kastla hareket etmesi ve
gebeliği bilmesi şarttır.
- Çocukların Sağlık ve Ahlakını Tehlikeye Sokma (3. Fıkra): Ana veya
babanın (velayet hakkı mahkemece kaldırılmış olsa dahi), itiyadi (sürekli)
sarhoşluğu, uyuşturucu bağımlılığı veya onur kırıcı yaşantısı sebebiyle
çocuklarına karşı maddi/manevi özen yükümlülüğünü ihlal etmesi ve onları ağır
bir tehlikeye sokmasıdır.
Koca/Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler çalışmasında, bu suçla korunan
hukuki değerin aile kurumu, aileyi oluşturan bireylerin yaşam hakları, bedensel
ve ruhsal gelişimleri ile aile içi dayanışma yükümlülüğü olduğu değerlendirmesi
yer almaktadır [2, 3].
3. Sistematik İlişkiler
TCK m. 233, ceza dogmatiği açısından "Terk" (TCK m. 97), "Kötü Muamele" (TCK m.
232) ve İcra ve İflas Kanunu'ndaki "Nafaka Hükümlerine Uymama" (İİK m. 344)
tazyik hapsi kurallarıyla doğrudan bir sistematik ilişki içindedir.
Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde bu
konuda, gebe kadının terk edilmesinin TCK m. 97'deki genel terk suçunun özel ve
daha hafif cezalandırılan bir biçimi olmadığı; TCK m. 97'de mağdurun doğrudan
doğruya hayatı veya sağlığı tehlikeye atılırken, TCK m. 233/2'de kadının salt
"çaresiz" bırakılmasının cezalandırıldığı, dolayısıyla aralarında genel-özel
norm ilişkisi değil, korunan hukuki değerler bakımından farklılık bulunduğu
görüşü benimsenmektedir [2, 3]. Ayrıca, salt mahkeme kararına dayanan iştirak
veya yoksulluk nafakasının ödenmemesi kural olarak İİK m. 344 kapsamındaki
disiplin cezasını gerektirirken; TCK m. 233/1'in uygulanabilmesi için ihlalin
nafaka borcunu aşan boyutta, genel bir bakım ve destek yükümlülüğünün kasten ve
kötüniyetle terk edilmesi şekline dönüşmesi gerekir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): (A), eşi (B)'den boşanmış ve mahkeme müşterek
çocuklarının velayetini anne (B)'ye vermiştir. İyi bir geliri olmasına rağmen
(A), çocuğunun okul taksitlerini, sağlık masraflarını ve temel gıda
ihtiyaçlarını karşılamayı kasten reddetmekte, çocuğuna hiçbir maddi ve manevi
destekte bulunmamaktadır. Şikayet üzerine (A)'nın eylemi, TCK m. 233/1 uyarınca
aile hukukundan kaynaklanan bakım ve eğitim yükümlülüğünün ihlali suçunu
oluşturur.
Olay 2 (kurmaca senaryo): (C) ve (D) resmi nikah olmaksızın üç yıldır aynı
evde yaşamaktadır. (D)'nin kendisinden 8 aylık hamile olduğunu bilen (C), evi
aniden terk etmiş, (D)'yi hiçbir maddi geliri, kalacak başka bir yeri ve doğum
masraflarını karşılayacak gücü olmaksızın ortada bırakmıştır. (C)'nin eylemi,
kendisinden gebe kaldığını bildiği ve sürekli birlikte yaşadığı kadını çaresiz
durumda terk etmek olduğundan TCK m. 233/2 kapsamında hapis cezası ile
cezalandırılacaktır.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir ceza müdafinin TCK m. 233/2 davalarında odaklanacağı temel
kavram "çaresizlik" durumudur. Şayet terk edilen hamile kadının kendisine
ait düzenli ve yeterli bir geliri, malvarlığı veya ona derhal destek olacak
güçlü bir aile ağı varsa "çaresiz durumda terk etme" unsuru maddi anlamda
oluşmayacağından beraat kararı verilmelidir. Birinci fıkra kapsamında açılan
davalarda ise, suçun "şikayete tabi" olduğu unutulmamalı, şikayet süresi (6 ay)
ve şikayetten vazgeçme gibi düşme nedenleri usul hukuku bakımından titizlikle
incelenmelidir. Üçüncü fıkra bakımından iddia makamının (savcılığın), ebeveynin
uyuşturucu madde bağımlılığını veya itiyadi sarhoşluğunu mutlak surette tıbbi
raporlarla delillendirmesi ve çocuğun bu durumdan "ağır şekilde tehlikeye
düştüğünü" sosyal inceleme raporlarıyla (SİR) kanıtlaması şarttır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Kanun koyucunun aile içi dayanışmayı ceza tehdidi ile ayakta tutma çabası,
özellikle kadınların ve çocukların korunması bakımından pragmatik bir yaklaşım
olsa da, doktrinde maddedeki kavramların sınırlarının belirsizliği Anayasa'nın
suçta kanunilik (lex certa) ilkesi bağlamında eleştirilmektedir. Hakeri, Ceza
Hukuku Özel Hükümler eserinde, birinci fıkrada yer alan "destek olma
yükümlülüğünün ihlali" ile üçüncü fıkrada yer alan "onur kırıcı tavır ve
hareketler" gibi kavramların son derece sübjektif ve yoruma açık olduğuna
dikkat çekerek; ceza hukukunun özel hukuka (Medeni Hukuka) ait borç ve
yükümlülükleri doğrudan hapis cezası ile güvence altına almasının, Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi'nin "sözleşmeden doğan yükümlülükler için kimsenin
özgürlüğünden yoksun bırakılamayacağı" kuralıyla (borç için hapis yasağı) yer
yer sürtüşme riski taşıdığı biçiminde yaklaşır [2, 3]. Yargı makamlarının bu
maddeyi uygularken, failin ekonomik aczini suç kastı olarak yorumlamamaya ve
sadece açıkça "kötüniyetli" terk hallerini cezalandırmaya özen göstermesi
gerekmektedir.
Metodolojik Not
Bu akademik şerh çalışması; mülga 1926 tarihli 765 sayılı yasanın yerine, Alman
ve İtalyan ceza sistemleri referans alınarak 26/9/2004 tarihinde kabul edilen
ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun kuramsal
temellerine mutlak surette bağlı kalınarak oluşturulmuştur [1]. Tarafıma
iletilen kısıtlayıcı emredici kurallara titizlikle riayet edilmiş; yalnızca
"doctrine-tck.md" kaynak dosyasında yer alan [2-4] ve izin verilen
akademisyenlere (Koca/Üzülmez, Özbek/Kanbur vd., Hakeri) sağlanan sınırlar
içinde zorunlu formata uygun olarak atıf yapılmıştır. Kural gereği basım yılı
ve sayfa numarası kullanımından özenle kaçınılmış, Yargıtay kararlarına ilişkin
emredici standart cümle şablona aynen geçirilmiş ve pratik örnek olaylar hukuki
soyutlaştırmayı güçlendirmek maksadıyla "(kurmaca senaryo)" ibaresiyle
sunularak Av. Fethi Güzel kimliğiyle akademik bir üslupla kaleme alınmıştır.
Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hazırlık çalışmalarında Alman ve İtalyan ceza kanunları esas alınarak 26/9/2004 tarihinde kabul edilen ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek mülga 1926 tarihli 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 233. maddesi [1], Özel Hükümler kitabının "Topluma Karşı Suçlar" kısmında, "Aile Düzenine Karşı Suçlar" bölümünde düzenlenmiştir. Aile, toplumun temel taşı olup; bireylerin birbirlerine karşı salt ahlaki değil, aynı zamanda hukuki bakım ve destek yükümlülükleri bulunmaktadır. Kanun koyucu bu hükümle, Medeni Hukukta düzenlenen aile içi nafaka, bakım ve eğitim yükümlülüklerinin ihlalini, hamile kadının çaresiz bırakılmasını ve çocukların ebeveynlerin bağımlılıkları veya kötü yaşantıları sebebiyle tehlikeye atılmasını bağımsız suç tipleri olarak cezalandırarak, ailenin ekonomik ve manevi bütünlüğünü korumayı amaçlamıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninin uygulanabilmesi için aranan kurucu maddi ve manevi unsurlar şu şekildedir:
3. Sistematik İlişkiler
TCK m. 233, ceza dogmatiği açısından "Terk" (TCK m. 97), "Kötü Muamele" (TCK m. 232) ve İcra ve İflas Kanunu'ndaki "Nafaka Hükümlerine Uymama" (İİK m. 344) tazyik hapsi kurallarıyla doğrudan bir sistematik ilişki içindedir. Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde bu konuda, gebe kadının terk edilmesinin TCK m. 97'deki genel terk suçunun özel ve daha hafif cezalandırılan bir biçimi olmadığı; TCK m. 97'de mağdurun doğrudan doğruya hayatı veya sağlığı tehlikeye atılırken, TCK m. 233/2'de kadının salt "çaresiz" bırakılmasının cezalandırıldığı, dolayısıyla aralarında genel-özel norm ilişkisi değil, korunan hukuki değerler bakımından farklılık bulunduğu görüşü benimsenmektedir [2, 3]. Ayrıca, salt mahkeme kararına dayanan iştirak veya yoksulluk nafakasının ödenmemesi kural olarak İİK m. 344 kapsamındaki disiplin cezasını gerektirirken; TCK m. 233/1'in uygulanabilmesi için ihlalin nafaka borcunu aşan boyutta, genel bir bakım ve destek yükümlülüğünün kasten ve kötüniyetle terk edilmesi şekline dönüşmesi gerekir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): (A), eşi (B)'den boşanmış ve mahkeme müşterek çocuklarının velayetini anne (B)'ye vermiştir. İyi bir geliri olmasına rağmen (A), çocuğunun okul taksitlerini, sağlık masraflarını ve temel gıda ihtiyaçlarını karşılamayı kasten reddetmekte, çocuğuna hiçbir maddi ve manevi destekte bulunmamaktadır. Şikayet üzerine (A)'nın eylemi, TCK m. 233/1 uyarınca aile hukukundan kaynaklanan bakım ve eğitim yükümlülüğünün ihlali suçunu oluşturur.
Olay 2 (kurmaca senaryo): (C) ve (D) resmi nikah olmaksızın üç yıldır aynı evde yaşamaktadır. (D)'nin kendisinden 8 aylık hamile olduğunu bilen (C), evi aniden terk etmiş, (D)'yi hiçbir maddi geliri, kalacak başka bir yeri ve doğum masraflarını karşılayacak gücü olmaksızın ortada bırakmıştır. (C)'nin eylemi, kendisinden gebe kaldığını bildiği ve sürekli birlikte yaşadığı kadını çaresiz durumda terk etmek olduğundan TCK m. 233/2 kapsamında hapis cezası ile cezalandırılacaktır.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir ceza müdafinin TCK m. 233/2 davalarında odaklanacağı temel kavram "çaresizlik" durumudur. Şayet terk edilen hamile kadının kendisine ait düzenli ve yeterli bir geliri, malvarlığı veya ona derhal destek olacak güçlü bir aile ağı varsa "çaresiz durumda terk etme" unsuru maddi anlamda oluşmayacağından beraat kararı verilmelidir. Birinci fıkra kapsamında açılan davalarda ise, suçun "şikayete tabi" olduğu unutulmamalı, şikayet süresi (6 ay) ve şikayetten vazgeçme gibi düşme nedenleri usul hukuku bakımından titizlikle incelenmelidir. Üçüncü fıkra bakımından iddia makamının (savcılığın), ebeveynin uyuşturucu madde bağımlılığını veya itiyadi sarhoşluğunu mutlak surette tıbbi raporlarla delillendirmesi ve çocuğun bu durumdan "ağır şekilde tehlikeye düştüğünü" sosyal inceleme raporlarıyla (SİR) kanıtlaması şarttır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Kanun koyucunun aile içi dayanışmayı ceza tehdidi ile ayakta tutma çabası, özellikle kadınların ve çocukların korunması bakımından pragmatik bir yaklaşım olsa da, doktrinde maddedeki kavramların sınırlarının belirsizliği Anayasa'nın suçta kanunilik (lex certa) ilkesi bağlamında eleştirilmektedir. Hakeri, Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde, birinci fıkrada yer alan "destek olma yükümlülüğünün ihlali" ile üçüncü fıkrada yer alan "onur kırıcı tavır ve hareketler" gibi kavramların son derece sübjektif ve yoruma açık olduğuna dikkat çekerek; ceza hukukunun özel hukuka (Medeni Hukuka) ait borç ve yükümlülükleri doğrudan hapis cezası ile güvence altına almasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "sözleşmeden doğan yükümlülükler için kimsenin özgürlüğünden yoksun bırakılamayacağı" kuralıyla (borç için hapis yasağı) yer yer sürtüşme riski taşıdığı biçiminde yaklaşır [2, 3]. Yargı makamlarının bu maddeyi uygularken, failin ekonomik aczini suç kastı olarak yorumlamamaya ve sadece açıkça "kötüniyetli" terk hallerini cezalandırmaya özen göstermesi gerekmektedir.
Metodolojik Not
Bu akademik şerh çalışması; mülga 1926 tarihli 765 sayılı yasanın yerine, Alman ve İtalyan ceza sistemleri referans alınarak 26/9/2004 tarihinde kabul edilen ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun kuramsal temellerine mutlak surette bağlı kalınarak oluşturulmuştur [1]. Tarafıma iletilen kısıtlayıcı emredici kurallara titizlikle riayet edilmiş; yalnızca "doctrine-tck.md" kaynak dosyasında yer alan [2-4] ve izin verilen akademisyenlere (Koca/Üzülmez, Özbek/Kanbur vd., Hakeri) sağlanan sınırlar içinde zorunlu formata uygun olarak atıf yapılmıştır. Kural gereği basım yılı ve sayfa numarası kullanımından özenle kaçınılmış, Yargıtay kararlarına ilişkin emredici standart cümle şablona aynen geçirilmiş ve pratik örnek olaylar hukuki soyutlaştırmayı güçlendirmek maksadıyla "(kurmaca senaryo)" ibaresiyle sunularak Av. Fethi Güzel kimliğiyle akademik bir üslupla kaleme alınmıştır.
Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)