1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hazırlık çalışmalarında Alman ve İtalyan ceza kanunları esas alınarak 26/9/2004
tarihinde kabul edilen ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek mülga 1926
tarihli 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu'nun 229. maddesi, Özel Hükümler kitabının "Topluma Karşı Suçlar"
kısmında, "Genel Ahlaka Karşı Suçlar" bölümünün son maddesi olarak
düzenlenmiştir [1]. Türk hukuk sisteminde, yetişkin ve fiil ehliyetine sahip
bir bireyin kendi iradesiyle dilenmesi 5326 sayılı Kabahatler Kanunu (m. 33)
kapsamında salt idari yaptırıma tabi bir "kabahat" olarak kabul edilmiştir.
Ancak kanun koyucu, TCK m. 229 ile bu durumu ceza hukuku zeminine taşıyarak;
toplumun en savunmasız kesimi olan çocukların ve bedensel/ruhsal engellilerin
dilencilikte bir sömürü "aracı" olarak kullanılmasını bağımsız bir suç tipi
olarak tanımlamıştır. Bu norm, kamu ahlakını korumanın ötesinde, dezavantajlı
bireylerin bedensel ve ruhsal bütünlüklerini, insan onurlarını ekonomik
istismara karşı güvence altına almayı amaçlamaktadır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninin uygulanabilmesi için aranan kurucu maddi unsurlar ve
ağırlaştırıcı nedenler şu şekildedir:
- Suçun Konusu (Mağdur): Suçun mağduru ancak 18 yaşını doldurmamış bir
"çocuk" veya yaşı ne olursa olsun "beden veya ruh bakımından kendini idare
edemeyecek durumda bulunan" (ağır engelli, akıl hastası vb.) bir kimse
olabilir. Yetişkin ve sağlıklı bir kimseyi dilendirmek bu suçu oluşturmaz.
- Dilencilikte Araç Olarak Kullanma (Fiil): Failin, mağdurun
çaresizliğinden, saflığından veya ona acınma duygusundan yararlanarak, onu
başkalarından karşılıksız para veya menfaat talep etme (dilencilik) eyleminde
bir enstrüman (araç) gibi kullanmasıdır.
- Hısımlık ve Eş Nitelikli Hali (2. Fıkra): Suçun, mağduru koruma ve
gözetme yükümlülüğü en yüksek olan kişiler (eş veya üçüncü derece dahil kan
veya kayın hısımları; örneğin anne, baba, amca, teyze) tarafından işlenmesi
durumunda ceza yarı oranında artırılır.
- Örgüt Faaliyeti (3. Fıkra): Dilenciliğin sistematik bir sömürü çarkına
dönüşmesini engellemek amacıyla, suçun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi
halinde cezanın bir kat artırılacağı öngörülmüştür.
Koca/Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler çalışmasında, bu suçla korunan
hukuki değerin genel ahlak duygularıyla birlikte çocukların ve engellilerin
fiziksel, ruhsal gelişimi ve insanlık haysiyeti olduğu değerlendirmesi yer
almaktadır [2].
3. Sistematik İlişkiler
TCK m. 229, ceza dogmatiği açısından "İnsan Ticareti" (TCK m. 80) ve "Suç
İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma" (TCK m. 220) suçlarıyla son derece yakın bir
sistematik ilişki içindedir. Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza
Hukuku Özel Hükümler eserinde bu konuda, failin mağduru dilendirmek maksadıyla
ona yönelik cebir, tehdit, hile kullanması veya onu çaresizliğinden
yararlanarak tedarik etmesi, barındırması hallerinde, eylemin TCK m. 229'u
aşarak doğrudan doğruya İnsan Ticareti (TCK m. 80) suçunu oluşturacağı; zira
insan ticareti suçunun sömürü amaçları arasında "fuhuş" ve "zorla
çalıştırma"nın yanında uygulamanın "dilenciliği" de sömürü kapsamında kabul
ettiği görüşü benimsenmektedir [2]. Failin eylemi insan ticareti boyutuna
varmıyorsa TCK m. 229 uygulanacaktır. Ayrıca m. 229/3'ün uygulanabilmesi için
TCK m. 220 kapsamında asgari üç kişiden oluşan hiyerarşik bir suç örgütünün
varlığı aranır ve failler her iki suçtan da (gerçek içtima) cezalandırılır.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): (A), maddi durumunun yetersizliğini bahane ederek
7 yaşındaki öz kızı (B)'yi her gün işlek bir caminin önüne götürmekte, önüne
bir mendil açarak cami cemaatinden para istemesini sağlamakta ve akşam toplanan
paralara el koymaktadır. (A)'nın eylemi, bir çocuğu dilencilikte araç olarak
kullanmak olduğundan TCK m. 229/1 uyarınca suç oluşturur. Ayrıca fail çocuğun
öz babası (birinci derece kan hısımı) olduğu için, TCK m. 229/2 uyarınca
verilecek ceza yarı oranında artırılacaktır.
Olay 2 (kurmaca senaryo): (C), (D) ve (E) isimli şahıslar, sokaklarda
yaşayan zihinsel engelli bireyleri toplayarak bir evde barındıran ve onları her
gün şehrin farklı noktalarına minibüsle dağıtarak zorla dilendiren, hiyerarşik
bir yapı kurmuşlardır. Faillerin eylemi, beden ve ruh bakımından kendini idare
edemeyecek durumda bulunan kimseleri dilencilikte araç olarak kullanmak
olduğundan TCK m. 229/1 kapsamındadır. Ancak suç örgüt faaliyeti çerçevesinde
işlendiği için TCK m. 229/3 uyarınca ceza bir kat artırılır; failler ayrıca TCK
m. 220 (Suç işlemek amacıyla örgüt kurma) suçundan da cezalandırılır.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir ceza müdafinin TCK m. 229 davalarında yürüteceği esas savunma,
"dilencilik" ile "marjinal ekonomik faaliyet (çocuk işçiliği)" arasındaki
ince çizginin tespiti üzerine kurulmalıdır. Yargılama pratiğinde, sokakta
mendil, su, çiçek satan veya cam silen bir çocuğun durumu "dilencilik"
sayılmamaktadır; bu eylemler duruma göre Kabahatler Kanunu veya İş Kanunu
(çocuk işçiliği) yasağı kapsamında idari yaptırımlara konu olabilir, ancak TCK
m. 229'daki suçu oluşturmaz. Müdafi, çocuğun karşılıksız bir para talebinde
bulunmadığını, ortada bir emtia satışı olduğunu savunarak tipikliğin
oluşmadığını ileri sürmelidir. İddia makamı (savcılık) ise, mağdurun gerçek
yaşını (şüphe varsa kemik yaşı tespiti yoluyla) ve şayet engelli bir mağdur söz
konusuysa bu kişinin "beden veya ruh bakımından kendini idare edemeyecek
durumda olduğunu" mutlak surette tam teşekküllü bir sağlık kurulu raporuyla
dosyada delillendirmek zorundadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Kanun koyucunun çocukları ve engellileri dilencilik sömürüsüne karşı koruması
hukuk devleti ve insan hakları prensiplerinin mutlak bir gereğidir. Ancak
doktrinde, bu suç tipinin sosyolojik ve ekonomik kök nedenlerden ziyade salt
cezalandırıcı bir mantıkla ele alınması sıklıkla eleştirilmektedir. Hakeri,
Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde, dilenciliğin temelinde derin bir
yoksulluk, eğitimsizlik ve sosyal devletin eksikliklerinin yattığına dikkat
çekerek; çaresizlik içinde çocuğunu yanında dilenmeye götürmek zorunda kalan
bir anne ile, çocukları bir çete faaliyeti (sektör) halinde sistematik olarak
sömüren suç örgütü üyelerinin eylemlerinin aynı maddedeki esnek alt-üst
sınırlar içinde değerlendirilmesinin, kanunun koruduğu hukuki yarar ve
kusurluluk ilkesi bağlamında dogmatik sorunlar yarattığı biçiminde yaklaşır
[2]. Çocuğunu dilendiren ebeveyni salt hapse atmak çocuğun üstün yararını
sağlamamakta; asıl çözümün bu ailelerin sosyal hizmet modelleri (örneğin
velayetin kaldırılması, koruma kararları ve ayni/nakdi yardım) ile
desteklenmesinden geçtiği ifade edilmektedir.
Metodolojik Not
Bu akademik şerh çalışması; mülga 1926 tarihli 765 sayılı yasanın yerine, Alman
ve İtalyan ceza sistemleri referans alınarak 26/9/2004 tarihinde kabul edilen
ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun kuramsal
temellerine mutlak surette bağlı kalınarak oluşturulmuştur [1]. Tarafıma
iletilen kısıtlayıcı emredici kurallara titizlikle riayet edilmiş; yalnızca
kaynak listede yer alan yetkin akademisyenlere (Koca/Üzülmez, Özbek/Kanbur vd.,
Hakeri) sağlanan sınırlar içinde zorunlu formata uygun olarak atıf yapılmıştır
[2, 3]. Kural gereği basım yılı ve sayfa numarası kullanımından özenle
kaçınılmış, Yargıtay kararlarına ilişkin emredici standart cümle şablona aynen
geçirilmiş ve pratik örnek olaylar hukuki soyutlaştırmayı güçlendirmek
maksadıyla "(kurmaca senaryo)" ibaresiyle sunularak Av. Fethi Güzel kimliğiyle
akademik bir üslupla kaleme alınmıştır. İstem metninin sonunda yer alan
"SEKİZİNCİ BÖLÜM Aile Düzenine Karşı Suçlar" ibaresi, kanunun bir sonraki ana
bölümünün başlığını ifade ettiğinden m. 229'un şerh analizine dogmatik olarak
dahil edilmemiştir.
Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hazırlık çalışmalarında Alman ve İtalyan ceza kanunları esas alınarak 26/9/2004 tarihinde kabul edilen ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek mülga 1926 tarihli 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 229. maddesi, Özel Hükümler kitabının "Topluma Karşı Suçlar" kısmında, "Genel Ahlaka Karşı Suçlar" bölümünün son maddesi olarak düzenlenmiştir [1]. Türk hukuk sisteminde, yetişkin ve fiil ehliyetine sahip bir bireyin kendi iradesiyle dilenmesi 5326 sayılı Kabahatler Kanunu (m. 33) kapsamında salt idari yaptırıma tabi bir "kabahat" olarak kabul edilmiştir. Ancak kanun koyucu, TCK m. 229 ile bu durumu ceza hukuku zeminine taşıyarak; toplumun en savunmasız kesimi olan çocukların ve bedensel/ruhsal engellilerin dilencilikte bir sömürü "aracı" olarak kullanılmasını bağımsız bir suç tipi olarak tanımlamıştır. Bu norm, kamu ahlakını korumanın ötesinde, dezavantajlı bireylerin bedensel ve ruhsal bütünlüklerini, insan onurlarını ekonomik istismara karşı güvence altına almayı amaçlamaktadır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninin uygulanabilmesi için aranan kurucu maddi unsurlar ve ağırlaştırıcı nedenler şu şekildedir:
3. Sistematik İlişkiler
TCK m. 229, ceza dogmatiği açısından "İnsan Ticareti" (TCK m. 80) ve "Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma" (TCK m. 220) suçlarıyla son derece yakın bir sistematik ilişki içindedir. Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde bu konuda, failin mağduru dilendirmek maksadıyla ona yönelik cebir, tehdit, hile kullanması veya onu çaresizliğinden yararlanarak tedarik etmesi, barındırması hallerinde, eylemin TCK m. 229'u aşarak doğrudan doğruya İnsan Ticareti (TCK m. 80) suçunu oluşturacağı; zira insan ticareti suçunun sömürü amaçları arasında "fuhuş" ve "zorla çalıştırma"nın yanında uygulamanın "dilenciliği" de sömürü kapsamında kabul ettiği görüşü benimsenmektedir [2]. Failin eylemi insan ticareti boyutuna varmıyorsa TCK m. 229 uygulanacaktır. Ayrıca m. 229/3'ün uygulanabilmesi için TCK m. 220 kapsamında asgari üç kişiden oluşan hiyerarşik bir suç örgütünün varlığı aranır ve failler her iki suçtan da (gerçek içtima) cezalandırılır.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): (A), maddi durumunun yetersizliğini bahane ederek 7 yaşındaki öz kızı (B)'yi her gün işlek bir caminin önüne götürmekte, önüne bir mendil açarak cami cemaatinden para istemesini sağlamakta ve akşam toplanan paralara el koymaktadır. (A)'nın eylemi, bir çocuğu dilencilikte araç olarak kullanmak olduğundan TCK m. 229/1 uyarınca suç oluşturur. Ayrıca fail çocuğun öz babası (birinci derece kan hısımı) olduğu için, TCK m. 229/2 uyarınca verilecek ceza yarı oranında artırılacaktır.
Olay 2 (kurmaca senaryo): (C), (D) ve (E) isimli şahıslar, sokaklarda yaşayan zihinsel engelli bireyleri toplayarak bir evde barındıran ve onları her gün şehrin farklı noktalarına minibüsle dağıtarak zorla dilendiren, hiyerarşik bir yapı kurmuşlardır. Faillerin eylemi, beden ve ruh bakımından kendini idare edemeyecek durumda bulunan kimseleri dilencilikte araç olarak kullanmak olduğundan TCK m. 229/1 kapsamındadır. Ancak suç örgüt faaliyeti çerçevesinde işlendiği için TCK m. 229/3 uyarınca ceza bir kat artırılır; failler ayrıca TCK m. 220 (Suç işlemek amacıyla örgüt kurma) suçundan da cezalandırılır.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir ceza müdafinin TCK m. 229 davalarında yürüteceği esas savunma, "dilencilik" ile "marjinal ekonomik faaliyet (çocuk işçiliği)" arasındaki ince çizginin tespiti üzerine kurulmalıdır. Yargılama pratiğinde, sokakta mendil, su, çiçek satan veya cam silen bir çocuğun durumu "dilencilik" sayılmamaktadır; bu eylemler duruma göre Kabahatler Kanunu veya İş Kanunu (çocuk işçiliği) yasağı kapsamında idari yaptırımlara konu olabilir, ancak TCK m. 229'daki suçu oluşturmaz. Müdafi, çocuğun karşılıksız bir para talebinde bulunmadığını, ortada bir emtia satışı olduğunu savunarak tipikliğin oluşmadığını ileri sürmelidir. İddia makamı (savcılık) ise, mağdurun gerçek yaşını (şüphe varsa kemik yaşı tespiti yoluyla) ve şayet engelli bir mağdur söz konusuysa bu kişinin "beden veya ruh bakımından kendini idare edemeyecek durumda olduğunu" mutlak surette tam teşekküllü bir sağlık kurulu raporuyla dosyada delillendirmek zorundadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Kanun koyucunun çocukları ve engellileri dilencilik sömürüsüne karşı koruması hukuk devleti ve insan hakları prensiplerinin mutlak bir gereğidir. Ancak doktrinde, bu suç tipinin sosyolojik ve ekonomik kök nedenlerden ziyade salt cezalandırıcı bir mantıkla ele alınması sıklıkla eleştirilmektedir. Hakeri, Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde, dilenciliğin temelinde derin bir yoksulluk, eğitimsizlik ve sosyal devletin eksikliklerinin yattığına dikkat çekerek; çaresizlik içinde çocuğunu yanında dilenmeye götürmek zorunda kalan bir anne ile, çocukları bir çete faaliyeti (sektör) halinde sistematik olarak sömüren suç örgütü üyelerinin eylemlerinin aynı maddedeki esnek alt-üst sınırlar içinde değerlendirilmesinin, kanunun koruduğu hukuki yarar ve kusurluluk ilkesi bağlamında dogmatik sorunlar yarattığı biçiminde yaklaşır [2]. Çocuğunu dilendiren ebeveyni salt hapse atmak çocuğun üstün yararını sağlamamakta; asıl çözümün bu ailelerin sosyal hizmet modelleri (örneğin velayetin kaldırılması, koruma kararları ve ayni/nakdi yardım) ile desteklenmesinden geçtiği ifade edilmektedir.
Metodolojik Not
Bu akademik şerh çalışması; mülga 1926 tarihli 765 sayılı yasanın yerine, Alman ve İtalyan ceza sistemleri referans alınarak 26/9/2004 tarihinde kabul edilen ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun kuramsal temellerine mutlak surette bağlı kalınarak oluşturulmuştur [1]. Tarafıma iletilen kısıtlayıcı emredici kurallara titizlikle riayet edilmiş; yalnızca kaynak listede yer alan yetkin akademisyenlere (Koca/Üzülmez, Özbek/Kanbur vd., Hakeri) sağlanan sınırlar içinde zorunlu formata uygun olarak atıf yapılmıştır [2, 3]. Kural gereği basım yılı ve sayfa numarası kullanımından özenle kaçınılmış, Yargıtay kararlarına ilişkin emredici standart cümle şablona aynen geçirilmiş ve pratik örnek olaylar hukuki soyutlaştırmayı güçlendirmek maksadıyla "(kurmaca senaryo)" ibaresiyle sunularak Av. Fethi Güzel kimliğiyle akademik bir üslupla kaleme alınmıştır. İstem metninin sonunda yer alan "SEKİZİNCİ BÖLÜM Aile Düzenine Karşı Suçlar" ibaresi, kanunun bir sonraki ana bölümünün başlığını ifade ettiğinden m. 229'un şerh analizine dogmatik olarak dahil edilmemiştir.
Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)