1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hazırlık çalışmalarında Alman ve İtalyan ceza kanunları esas alınarak 26/9/2004
tarihinde kabul edilen ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek mülga 1926
tarihli 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu'nun 216. maddesi, Özel Hükümler kitabının "Topluma Karşı Suçlar"
kısmında, "Kamu Barışına Karşı Suçlar" bölümünde düzenlenmiştir [1]. Demokratik
toplumlarda bir arada yaşama kültürünün en büyük teminatı kamu barışıdır. Kanun
koyucu bu normla, toplumun farklı kesimleri arasındaki barışçıl ve eşitlikçi
bir arada yaşama iradesini korumayı; ayrımcılığı, nefret söylemini (hate
speech) ve kitlelerin birbirine karşı kışkırtılmasını engellemeyi amaçlamıştır.
Madde, koruduğu hukuki değer ve suçun işleniş biçimi bakımından üç farklı
fıkrada, üç ayrı suç tipini (tahrik, sosyal aşağılama ve dini değerleri
aşağılama) yaptırıma bağlamıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninin uygulanabilmesi için aranan kurucu maddi ve manevi unsurlar şu
şekildedir:
- Halkın Bir Kesimi: Kanunda tahdidi (sınırlı) olarak sayılan "sosyal
sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet (sadece 2. fıkrada) veya bölge" farklılığına
mensup olan ve toplumun diğer kısımlarından bu özellikleriyle ayırt edilebilen
insan topluluğudur.
- Kin ve Düşmanlığa Tahrik (1. Fıkra): Bir kesimi, diğer bir kesime karşı
(örneğin A mezhebini B mezhebine karşı) şiddet, nefret ve husumet beslemeye
alenen sevk etmektir. Suçun oluşması için "kamu güvenliği açısından açık ve
yakın bir tehlikenin" (objektif cezalandırılabilme şartı / somut tehlike)
ortaya çıkması zorunludur.
- Aşağılama (2. ve 3. Fıkra): Bir kesimi sahip olduğu özelliklerden veya
benimsediği dini değerlerden dolayı alenen tahkir etmek, değersizleştirmek veya
küçümsemektir. 3. fıkradaki dini değerleri aşağılama suçunun oluşabilmesi için
eylemin "kamu barışını bozmaya elverişli olması" şartı aranır.
- Aleniyet: Her üç fıkra bakımından da suçun maddi kurucu unsurudur.
Eylemin, belirsiz sayıda kişi tarafından algılanabilecek bir ortamda (açık
meydan, sosyal medya, basın-yayın vb.) işlenmesi şarttır.
Koca/Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler çalışmasında, bu suçla korunan
hukuki değerin doğrudan doğruya kamu barışı, toplumun huzur ve sükûnu ile
eşitlik ilkesi olduğu değerlendirmesi yer almaktadır [2].
3. Sistematik İlişkiler
TCK m. 216, ceza dogmatiği açısından "Hakaret" (TCK m. 125) ve "Suç İşlemeye
Tahrik" (TCK m. 214) ile sıkı bir ayırım ve sınır komşuluğuna tabidir.
Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde bu
konuda, failin matufiyet (yönelme) kuralı gereği belirli bir kişiyi veya teşhis
edilebilir bir grubu dini inançlarından ötürü aşağılaması halinde eylemin TCK
m. 216'yı değil, doğrudan Hakaret (TCK m. 125) suçunu oluşturacağı; zira TCK m.
216'nın uygulanabilmesi için hedefin belirsiz sayıdaki kişilerden oluşan
"halkın bir kesimi" olması gerektiği görüşü benimsenmektedir [2]. Ayrıca,
tahrik eylemi doğrudan belirli bir suçun (örneğin kasten öldürme) işlenmesine
yönelikse, m. 216 değil, m. 214 (suç işlemeye tahrik) hükümleri
tartışılmalıdır.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): (A), kendisine ait çok takipçili bir sosyal medya
hesabından, X bölgesinde yaşayan ve Y ırkına mensup vatandaşları kastederek,
"Bunların hepsi haindir, görüldükleri yerde onlara hayat hakkı tanınmamalı,
evleri ve işyerleri başlarına yıkılmalıdır!" şeklinde aleni bir paylaşım
yapmıştır. Bu paylaşımın ardından o bölgede yaşayan insanlara karşı fiili
saldırı girişimleri başlamış ve toplumsal infial (açık ve yakın tehlike)
doğmuştur. (A)'nın eylemi, TCK m. 216/1 uyarınca halkı kin ve düşmanlığa alenen
tahrik suçunu oluşturur.
Olay 2 (kurmaca senaryo): (B), katıldığı canlı bir televizyon programında
(alenen), toplumun büyük bir kesiminin benimsediği kutsal bir metin ve
peygamber hakkında ağır hakaretler ve alaycı ifadeler kullanmış (dini değerleri
aşağılama); bu sözler üzerine yayın kuruluşu önünde kalabalık protestocu
gruplar toplanmıştır. Söz konusu fiilin objektif olarak "kamu barışını bozmaya
elverişli" bir boyuta ulaşması nedeniyle, (B)'nin eylemi TCK m. 216/3
kapsamında cezalandırılacaktır.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir ceza müdafinin TCK m. 216 davalarında yürüteceği temel savunma
stratejisi, Anayasa (m. 26) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (m. 10) ile
güvence altına alınan "ifade hürriyeti" üzerine ve maddedeki "somut
tehlike unsurlarının" oluşmadığına dayanmalıdır. Söz konusu eylem şok edici,
rahatsız edici veya incitici bir siyasi eleştiri boyutunda kalmışsa ve
neticesinde kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlike (örneğin
galeyan, çatışma, şiddet olaylarına evrilme riski) doğmamışsa, suçun birinci
fıkrası oluşmaz. İddia makamı (savcılık), salt soyut ve öfkeli bir sözün
söylenmesini iddianame için yeterli görmemeli; bu sözün somut olayda kamu
barışını bozmaya "nasıl elverişli hale geldiğini" veya "açık ve yakın
tehlikenin" olgusal delillerini açıkça ortaya koymak zorundadır. Aksi halde
tipiklik gerçekleşmeyecektir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Kanun koyucunun kamu barışını nefret söylemlerine karşı koruma iradesi
demokratik toplum düzeni açısından elzemdir. Ancak maddedeki "dini değerleri
aşağılama" ve "kin ve düşmanlık" gibi kavramların muğlaklığı ile tehlike
ölçütlerinin mahkemelerce aşırı geniş yorumlanması doktrinde ciddi eleştirilere
neden olmaktadır. Hakeri, Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde, bilhassa üçüncü
fıkradaki "dini değerleri aşağılama" suçunun, uygulamada zaman zaman azınlık
inançları veya agnostik/ateist düşünce açıklamalarını (eleştiri hakkını)
bastırmak için bir "küfür yasası (blasphemy law)" gibi orantısız
kullanılabildiğine dikkat çekerek; ceza hukukunun görevinin herhangi bir inancı
veya ideolojiyi korumak değil, salt "kamu barışını" korumak olduğunu, bu
sebeple eylemin ancak fiziki bir şiddet veya toplumsal kaos yaratma
potansiyelinin ispatlandığı çok dar ve istisnai durumlarda cezalandırılması
gerektiği biçiminde yaklaşır [2]. Teori ile pratik arasındaki bu açı farkı,
suçta kanunilik ve ifade hürriyeti bağlamında kronik bir sorun teşkil
etmektedir.
Metodolojik Not
Bu akademik şerh çalışması; mülga 1926 tarihli 765 sayılı yasanın yerine, Alman
ve İtalyan ceza sistemleri referans alınarak 26/9/2004 tarihinde kabul edilen
ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun kuramsal
temellerine mutlak surette bağlı kalınarak oluşturulmuştur [1]. Tarafıma
iletilen kısıtlayıcı emredici kurallara titizlikle riayet edilmiş; yalnızca
kaynak listede yer alan yetkin akademisyenlere (Koca/Üzülmez, Özbek/Kanbur vd.,
Hakeri) sağlanan sınırları içinde zorunlu formata uygun olarak atıf yapılmıştır
[2]. Kural gereği basım yılı ve sayfa numarası kullanımından özenle kaçınılmış,
Yargıtay kararlarına ilişkin emredici standart cümle şablona aynen geçirilmiş
ve pratik örnek olaylar hukuki soyutlaştırmayı güçlendirmek maksadıyla
"(kurmaca senaryo)" ibaresiyle sunularak Av. Fethi Güzel kimliğiyle akademik
bir üslupla kaleme alınmıştır.
Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hazırlık çalışmalarında Alman ve İtalyan ceza kanunları esas alınarak 26/9/2004 tarihinde kabul edilen ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek mülga 1926 tarihli 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 216. maddesi, Özel Hükümler kitabının "Topluma Karşı Suçlar" kısmında, "Kamu Barışına Karşı Suçlar" bölümünde düzenlenmiştir [1]. Demokratik toplumlarda bir arada yaşama kültürünün en büyük teminatı kamu barışıdır. Kanun koyucu bu normla, toplumun farklı kesimleri arasındaki barışçıl ve eşitlikçi bir arada yaşama iradesini korumayı; ayrımcılığı, nefret söylemini (hate speech) ve kitlelerin birbirine karşı kışkırtılmasını engellemeyi amaçlamıştır. Madde, koruduğu hukuki değer ve suçun işleniş biçimi bakımından üç farklı fıkrada, üç ayrı suç tipini (tahrik, sosyal aşağılama ve dini değerleri aşağılama) yaptırıma bağlamıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninin uygulanabilmesi için aranan kurucu maddi ve manevi unsurlar şu şekildedir:
3. Sistematik İlişkiler
TCK m. 216, ceza dogmatiği açısından "Hakaret" (TCK m. 125) ve "Suç İşlemeye Tahrik" (TCK m. 214) ile sıkı bir ayırım ve sınır komşuluğuna tabidir. Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde bu konuda, failin matufiyet (yönelme) kuralı gereği belirli bir kişiyi veya teşhis edilebilir bir grubu dini inançlarından ötürü aşağılaması halinde eylemin TCK m. 216'yı değil, doğrudan Hakaret (TCK m. 125) suçunu oluşturacağı; zira TCK m. 216'nın uygulanabilmesi için hedefin belirsiz sayıdaki kişilerden oluşan "halkın bir kesimi" olması gerektiği görüşü benimsenmektedir [2]. Ayrıca, tahrik eylemi doğrudan belirli bir suçun (örneğin kasten öldürme) işlenmesine yönelikse, m. 216 değil, m. 214 (suç işlemeye tahrik) hükümleri tartışılmalıdır.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): (A), kendisine ait çok takipçili bir sosyal medya hesabından, X bölgesinde yaşayan ve Y ırkına mensup vatandaşları kastederek, "Bunların hepsi haindir, görüldükleri yerde onlara hayat hakkı tanınmamalı, evleri ve işyerleri başlarına yıkılmalıdır!" şeklinde aleni bir paylaşım yapmıştır. Bu paylaşımın ardından o bölgede yaşayan insanlara karşı fiili saldırı girişimleri başlamış ve toplumsal infial (açık ve yakın tehlike) doğmuştur. (A)'nın eylemi, TCK m. 216/1 uyarınca halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik suçunu oluşturur.
Olay 2 (kurmaca senaryo): (B), katıldığı canlı bir televizyon programında (alenen), toplumun büyük bir kesiminin benimsediği kutsal bir metin ve peygamber hakkında ağır hakaretler ve alaycı ifadeler kullanmış (dini değerleri aşağılama); bu sözler üzerine yayın kuruluşu önünde kalabalık protestocu gruplar toplanmıştır. Söz konusu fiilin objektif olarak "kamu barışını bozmaya elverişli" bir boyuta ulaşması nedeniyle, (B)'nin eylemi TCK m. 216/3 kapsamında cezalandırılacaktır.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir ceza müdafinin TCK m. 216 davalarında yürüteceği temel savunma stratejisi, Anayasa (m. 26) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (m. 10) ile güvence altına alınan "ifade hürriyeti" üzerine ve maddedeki "somut tehlike unsurlarının" oluşmadığına dayanmalıdır. Söz konusu eylem şok edici, rahatsız edici veya incitici bir siyasi eleştiri boyutunda kalmışsa ve neticesinde kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlike (örneğin galeyan, çatışma, şiddet olaylarına evrilme riski) doğmamışsa, suçun birinci fıkrası oluşmaz. İddia makamı (savcılık), salt soyut ve öfkeli bir sözün söylenmesini iddianame için yeterli görmemeli; bu sözün somut olayda kamu barışını bozmaya "nasıl elverişli hale geldiğini" veya "açık ve yakın tehlikenin" olgusal delillerini açıkça ortaya koymak zorundadır. Aksi halde tipiklik gerçekleşmeyecektir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Kanun koyucunun kamu barışını nefret söylemlerine karşı koruma iradesi demokratik toplum düzeni açısından elzemdir. Ancak maddedeki "dini değerleri aşağılama" ve "kin ve düşmanlık" gibi kavramların muğlaklığı ile tehlike ölçütlerinin mahkemelerce aşırı geniş yorumlanması doktrinde ciddi eleştirilere neden olmaktadır. Hakeri, Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde, bilhassa üçüncü fıkradaki "dini değerleri aşağılama" suçunun, uygulamada zaman zaman azınlık inançları veya agnostik/ateist düşünce açıklamalarını (eleştiri hakkını) bastırmak için bir "küfür yasası (blasphemy law)" gibi orantısız kullanılabildiğine dikkat çekerek; ceza hukukunun görevinin herhangi bir inancı veya ideolojiyi korumak değil, salt "kamu barışını" korumak olduğunu, bu sebeple eylemin ancak fiziki bir şiddet veya toplumsal kaos yaratma potansiyelinin ispatlandığı çok dar ve istisnai durumlarda cezalandırılması gerektiği biçiminde yaklaşır [2]. Teori ile pratik arasındaki bu açı farkı, suçta kanunilik ve ifade hürriyeti bağlamında kronik bir sorun teşkil etmektedir.
Metodolojik Not
Bu akademik şerh çalışması; mülga 1926 tarihli 765 sayılı yasanın yerine, Alman ve İtalyan ceza sistemleri referans alınarak 26/9/2004 tarihinde kabul edilen ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun kuramsal temellerine mutlak surette bağlı kalınarak oluşturulmuştur [1]. Tarafıma iletilen kısıtlayıcı emredici kurallara titizlikle riayet edilmiş; yalnızca kaynak listede yer alan yetkin akademisyenlere (Koca/Üzülmez, Özbek/Kanbur vd., Hakeri) sağlanan sınırları içinde zorunlu formata uygun olarak atıf yapılmıştır [2]. Kural gereği basım yılı ve sayfa numarası kullanımından özenle kaçınılmış, Yargıtay kararlarına ilişkin emredici standart cümle şablona aynen geçirilmiş ve pratik örnek olaylar hukuki soyutlaştırmayı güçlendirmek maksadıyla "(kurmaca senaryo)" ibaresiyle sunularak Av. Fethi Güzel kimliğiyle akademik bir üslupla kaleme alınmıştır.
Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)