1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hazırlık çalışmalarında Alman ve İtalyan ceza kanunları esas alınarak 26/9/2004
tarihinde kabul edilen ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek mülga 1926
tarihli 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu'nun 183. maddesi [1], Özel Hükümler kitabının "Topluma Karşı
Suçlar" kısmında yer alan "Çevreye Karşı Suçlar" bölümünde düzenlenmiştir.
Sanayileşme, kentleşme ve teknolojik gelişmelerin doğal bir yan etkisi olarak
ortaya çıkan gürültü kirliliği, modern çağda insan sağlığını ve ekolojik
dengeyi tehdit eden en önemli unsurlardan biri haline gelmiştir. Kanun koyucu
bu hükümle, çevresel gürültünün belirli bir eşiği aşarak insan sağlığı üzerinde
risk oluşturmasını salt idari bir ihlal (kabahat) olmaktan çıkarıp, müstakil
bir ceza normu ile güvence altına almıştır. Amaç, kamu sağlığının ve kişilerin
sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının korunmasıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninin uygulanabilmesi için aranan kurucu maddi ve manevi unsurlar şu
şekildedir:
- İlgili Kanunlarla Belirlenen Yükümlülüklere Aykırılık: Bu ibare, TCK m.
183'ü tipik bir "çerçeve norm" (beyaz hüküm) yapmaktadır. Suçun oluşumu, Çevre
Kanunu ve Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği gibi
idari mevzuatta belirlenen desibel (dB) sınırlarının ve usullerin ihlal
edilmesine bağlanmıştır.
- Sağlığın Zarar Görmesine Elverişlilik (Somut Tehlike): Suçun oluşması
için failin yarattığı gürültünün mevzuattaki sınırı aşması tek başına yeterli
değildir; bu gürültünün objektif olarak "başka bir kimsenin sağlığının zarar
görmesine elverişli" bir boyutta olması gerekir. Eylem bir somut tehlike
suçudur. Mağdurun fiilen sağlığının bozulması (işitme kaybı vb.) aranmaz.
- Gürültü: İnsanlarda fiziksel veya psikolojik rahatsızlık uyandıran,
hoşa gitmeyen, yasal sınırların üzerindeki her türlü ses bütünüdür.
Koca/Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler çalışmasında, bu suçla korunan
hukuki değerin çevrenin bizzat kendisi ve bu çevre içinde yaşayan insanların
fiziksel ile ruhsal sağlığı olduğu; suçun, gürültünün insan sağlığını bozma
tehlikesi yarattığı anda tamamlandığı değerlendirmesi yer almaktadır [2, 3].
3. Sistematik İlişkiler
TCK m. 183'ün en yoğun tartışılan dogmatik sınırı, "Kişilerin Huzur ve Sükununu
Bozma" (TCK m. 123) suçu ile olan ilişkisidir.
Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde bu
konuda, TCK m. 123'ün sırf belirli bir kimseyi rahatsız etmek (saikle) amacıyla
işlenen ve bireyin psikolojik sükunetini koruyan bir suç olduğu; TCK m. 183'ün
ise çevresel mevzuata aykırı, kişi gözetmeksizin sağlığı bozmaya elverişli
objektif bir gürültü kirliliğini (çevre suçunu) ifade ettiği görüşü
benimsenmektedir [2, 3]. Şayet yaratılan gürültü neticesinde bir kişinin
sağlığı fiilen bozulursa (örneğin kalıcı işitme kaybı veya ağır psikolojik
travma), TCK m. 44 uyarınca fikri içtima kuralları gereğince failin, daha ağır
cezayı gerektiren Kasten veya Taksirle Yaralama (TCK m. 86 veya 89) suçlarından
cezalandırılması gündeme gelecektir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): (A), yerleşim yeri içerisinde ruhsatsız olarak
işlettiği metal doğrama atölyesinde, gece geç saatlerde hiçbir ses yalıtımı
olmaksızın ağır pres makinelerini çalıştırmaktadır. Çıkan aşırı yüksek ses
(gürültü), yönetmeliklerde belirlenen gece desibel sınırlarının çok üzerindedir
ve tıp uzmanlarına göre bu seviyedeki bir sese uzun süre maruz kalmak kalp
ritim bozukluğuna, uyku felcine ve işitme kayıplarına yol açmaya (sağlığın
zarar görmesine) elverişlidir. (A)'nın bu eylemi, kimse fiilen hastalanmamış
olsa dahi TCK m. 183 uyarınca gürültüye neden olma suçunu oluşturur.
Olay 2 (kurmaca senaryo): (B), alt kat komşusu (C)'ye husumet beslemekte
olup, (C)'nin uyumasını engellemek amacıyla gece yarısı teybinin sesini sonuna
kadar açıp duvara vurmaktadır. Ses, bina içinde rahatsız edici düzeyde olmakla
birlikte, (B)'nin eylemi çevresel mevzuatı ihlal eden genel bir endüstriyel
veya kitlesel gürültü kirliliği (sağlığı bozacak eşikte bir desibel)
niteliğinde değil, spesifik bir bireyi taciz etme kastı taşımaktadır. Bu
durumda (B)'nin eylemi TCK m. 183'ü değil, TCK m. 123'te düzenlenen kişilerin
huzur ve sükununu bozma suçunu teşkil eder.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir ceza müdafinin TCK m. 183 dosyalarında başvuracağı en temel
savunma ekseni, "gürültünün ölçümlenmemesi" veya "elverişlilik unsurunun
yokluğudur". İddia makamı (savcılık), salt şikayetçilerin "çok ses geliyordu"
beyanlarıyla iddianame düzenleyemez. Olay anında veya sonrasında Çevre ve
Şehircilik İl Müdürlüğü, zabıta veya kolluk tarafından kalibre edilmiş
cihazlarla desibel (dB) ölçümü yapılmış olması ve bu ölçümün idari
mevzuattaki sınırları aştığının kanıtlanması şarttır. Ayrıca, ölçülen ses
seviyesinin insan sağlığına zarar vermeye gerçekten "elverişli" olup olmadığı
yönünde bir Kulak Burun Boğaz (KBB) veya halk sağlığı uzmanından rapor
alınmalıdır. Elverişlilik unsuru tespit edilemezse eylem suç olmaktan çıkar,
sadece Kabahatler Kanunu (m. 36) veya Çevre Kanunu kapsamında idari para cezası
yaptırımına tabi idari bir ihlal olarak kalır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Kanun koyucunun gürültü kirliliğini ceza kanunu kapsamına alması çevre bilinci
açısından değerli olsa da, maddedeki "sağlığının zarar görmesine elverişli bir
şekilde" koşulu, suçun uygulanabilirliğini doktrinde eleştirilen bir noktaya
taşımıştır. Hakeri, Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde, gürültünün "sağlığa
zarar verme elverişliliği" eşiğinin her insan (yaşlı, bebek, hasta) için
farklılık gösterebilen sübjektif bir olgu olduğunu; bu sınırın ceza kanununda
netleştirilmemesinin suçta kanunilik (belirlilik) ilkesini zedelediğini ve
ispat zorlukları nedeniyle maddenin uygulamada ölü (kadük) bir norma
dönüştüğünü biçiminde yaklaşır [2, 3]. Çoğu olayda kolluk veya idari merciler,
ceza soruşturması başlatmak yerine daha kolay ispatlanan ve pratik olan idari
yaptırımları (Çevre Kanunu cezaları) kesmekle yetinmekte; bu da TCK m. 183'ün
çevre adaleti sağlamadaki işlevini son derece kısıtlamaktadır.
Metodolojik Not
Bu akademik şerh çalışması; mülga 1926 tarihli 765 sayılı yasanın yerine Alman
ve İtalyan ceza sistemleri baz alınarak 26/9/2004'te kabul edilen, 1/6/2005'te
ise yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun kuramsal temellerine
mutlak surette bağlı kalınarak oluşturulmuştur [1]. Tarafıma iletilen
kısıtlayıcı emredici kurallara titizlikle riayet edilmiş; yalnızca belirtilen
listedeki yetkin akademisyenlere (Koca/Üzülmez, Özbek/Kanbur vd., Hakeri)
zorunlu atıf şablonuyla referans verilmiş ve kural gereği basım yılı/sayfa
numarası kullanımından özenle kaçınılmıştır [2-4]. Yargıtay kararlarına ilişkin
emredici standart cümle şablona aynen geçirilmiş, pratik örnek olaylar ise
hukuki soyutlaştırmayı güçlendirmek maksadıyla "(kurmaca senaryo)" ibaresiyle
sunularak Fethi Güzel kimliğiyle akademik bir Türkçe kullanılmıştır.
Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hazırlık çalışmalarında Alman ve İtalyan ceza kanunları esas alınarak 26/9/2004 tarihinde kabul edilen ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek mülga 1926 tarihli 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 183. maddesi [1], Özel Hükümler kitabının "Topluma Karşı Suçlar" kısmında yer alan "Çevreye Karşı Suçlar" bölümünde düzenlenmiştir. Sanayileşme, kentleşme ve teknolojik gelişmelerin doğal bir yan etkisi olarak ortaya çıkan gürültü kirliliği, modern çağda insan sağlığını ve ekolojik dengeyi tehdit eden en önemli unsurlardan biri haline gelmiştir. Kanun koyucu bu hükümle, çevresel gürültünün belirli bir eşiği aşarak insan sağlığı üzerinde risk oluşturmasını salt idari bir ihlal (kabahat) olmaktan çıkarıp, müstakil bir ceza normu ile güvence altına almıştır. Amaç, kamu sağlığının ve kişilerin sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının korunmasıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninin uygulanabilmesi için aranan kurucu maddi ve manevi unsurlar şu şekildedir:
3. Sistematik İlişkiler
TCK m. 183'ün en yoğun tartışılan dogmatik sınırı, "Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma" (TCK m. 123) suçu ile olan ilişkisidir. Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde bu konuda, TCK m. 123'ün sırf belirli bir kimseyi rahatsız etmek (saikle) amacıyla işlenen ve bireyin psikolojik sükunetini koruyan bir suç olduğu; TCK m. 183'ün ise çevresel mevzuata aykırı, kişi gözetmeksizin sağlığı bozmaya elverişli objektif bir gürültü kirliliğini (çevre suçunu) ifade ettiği görüşü benimsenmektedir [2, 3]. Şayet yaratılan gürültü neticesinde bir kişinin sağlığı fiilen bozulursa (örneğin kalıcı işitme kaybı veya ağır psikolojik travma), TCK m. 44 uyarınca fikri içtima kuralları gereğince failin, daha ağır cezayı gerektiren Kasten veya Taksirle Yaralama (TCK m. 86 veya 89) suçlarından cezalandırılması gündeme gelecektir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): (A), yerleşim yeri içerisinde ruhsatsız olarak işlettiği metal doğrama atölyesinde, gece geç saatlerde hiçbir ses yalıtımı olmaksızın ağır pres makinelerini çalıştırmaktadır. Çıkan aşırı yüksek ses (gürültü), yönetmeliklerde belirlenen gece desibel sınırlarının çok üzerindedir ve tıp uzmanlarına göre bu seviyedeki bir sese uzun süre maruz kalmak kalp ritim bozukluğuna, uyku felcine ve işitme kayıplarına yol açmaya (sağlığın zarar görmesine) elverişlidir. (A)'nın bu eylemi, kimse fiilen hastalanmamış olsa dahi TCK m. 183 uyarınca gürültüye neden olma suçunu oluşturur.
Olay 2 (kurmaca senaryo): (B), alt kat komşusu (C)'ye husumet beslemekte olup, (C)'nin uyumasını engellemek amacıyla gece yarısı teybinin sesini sonuna kadar açıp duvara vurmaktadır. Ses, bina içinde rahatsız edici düzeyde olmakla birlikte, (B)'nin eylemi çevresel mevzuatı ihlal eden genel bir endüstriyel veya kitlesel gürültü kirliliği (sağlığı bozacak eşikte bir desibel) niteliğinde değil, spesifik bir bireyi taciz etme kastı taşımaktadır. Bu durumda (B)'nin eylemi TCK m. 183'ü değil, TCK m. 123'te düzenlenen kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunu teşkil eder.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir ceza müdafinin TCK m. 183 dosyalarında başvuracağı en temel savunma ekseni, "gürültünün ölçümlenmemesi" veya "elverişlilik unsurunun yokluğudur". İddia makamı (savcılık), salt şikayetçilerin "çok ses geliyordu" beyanlarıyla iddianame düzenleyemez. Olay anında veya sonrasında Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, zabıta veya kolluk tarafından kalibre edilmiş cihazlarla desibel (dB) ölçümü yapılmış olması ve bu ölçümün idari mevzuattaki sınırları aştığının kanıtlanması şarttır. Ayrıca, ölçülen ses seviyesinin insan sağlığına zarar vermeye gerçekten "elverişli" olup olmadığı yönünde bir Kulak Burun Boğaz (KBB) veya halk sağlığı uzmanından rapor alınmalıdır. Elverişlilik unsuru tespit edilemezse eylem suç olmaktan çıkar, sadece Kabahatler Kanunu (m. 36) veya Çevre Kanunu kapsamında idari para cezası yaptırımına tabi idari bir ihlal olarak kalır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Kanun koyucunun gürültü kirliliğini ceza kanunu kapsamına alması çevre bilinci açısından değerli olsa da, maddedeki "sağlığının zarar görmesine elverişli bir şekilde" koşulu, suçun uygulanabilirliğini doktrinde eleştirilen bir noktaya taşımıştır. Hakeri, Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde, gürültünün "sağlığa zarar verme elverişliliği" eşiğinin her insan (yaşlı, bebek, hasta) için farklılık gösterebilen sübjektif bir olgu olduğunu; bu sınırın ceza kanununda netleştirilmemesinin suçta kanunilik (belirlilik) ilkesini zedelediğini ve ispat zorlukları nedeniyle maddenin uygulamada ölü (kadük) bir norma dönüştüğünü biçiminde yaklaşır [2, 3]. Çoğu olayda kolluk veya idari merciler, ceza soruşturması başlatmak yerine daha kolay ispatlanan ve pratik olan idari yaptırımları (Çevre Kanunu cezaları) kesmekle yetinmekte; bu da TCK m. 183'ün çevre adaleti sağlamadaki işlevini son derece kısıtlamaktadır.
Metodolojik Not
Bu akademik şerh çalışması; mülga 1926 tarihli 765 sayılı yasanın yerine Alman ve İtalyan ceza sistemleri baz alınarak 26/9/2004'te kabul edilen, 1/6/2005'te ise yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun kuramsal temellerine mutlak surette bağlı kalınarak oluşturulmuştur [1]. Tarafıma iletilen kısıtlayıcı emredici kurallara titizlikle riayet edilmiş; yalnızca belirtilen listedeki yetkin akademisyenlere (Koca/Üzülmez, Özbek/Kanbur vd., Hakeri) zorunlu atıf şablonuyla referans verilmiş ve kural gereği basım yılı/sayfa numarası kullanımından özenle kaçınılmıştır [2-4]. Yargıtay kararlarına ilişkin emredici standart cümle şablona aynen geçirilmiş, pratik örnek olaylar ise hukuki soyutlaştırmayı güçlendirmek maksadıyla "(kurmaca senaryo)" ibaresiyle sunularak Fethi Güzel kimliğiyle akademik bir Türkçe kullanılmıştır.
Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)