1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hazırlık çalışmalarında Alman ve İtalyan ceza kanunları esas alınarak 26/9/2004
tarihinde kabul edilen ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek mülga 1926
tarihli 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu'nun 176. maddesi [1], Özel Hükümler kitabının "Topluma Karşı
Suçlar" kısmının "Genel Tehlike Yaratan Suçlar" bölümünde düzenlenmiştir.
İnşaat ve yıkım sektörü, doğası gereği yüksek risk barındıran ve özen
yükümlülüğünün en üst düzeyde tutulması gereken bir alandır. Kanun koyucu bu
hükümle, inşaat veya yıkım faaliyetleri esnasında insan hayatı ve beden
bütünlüğünü korumaya yönelik emniyet kurallarının ihlal edilmesini, henüz
herhangi bir kaza, yaralanma veya ölüm neticesi gerçekleşmeden, müstakil bir
"tehlike suçu" olarak yaptırıma bağlamıştır. Temel amaç, iş ve işçi güvenliği
ile genel kamu güvenliğini güvence altına alarak, felaketlerin önleyici ceza
hukuku vasıtasıyla önüne geçilmesidir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninin uygulanabilmesi için aranan kurucu unsurlar şu şekildedir:
- İnşaat veya Yıkım Faaliyeti: Suçun maddi konusunu oluşturan faaliyet,
her türlü yapısal inşa, hafriyat, tadilat veya mevcut bir yapının kontrollü ya
da kontrolsüz yıkımı işlemlerini kapsar.
- Gerekli Olan Tedbirlerin Alınmaması (İhmal): Emniyet kemeri, baret
temini, iskele kurulum standartlarına uyulması, güvenlik ağlarının çekilmesi,
şantiye etrafının kapatılması veya uyarı levhalarının asılması gibi mevzuatın
(İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile ilgili yönetmeliklerin) emrettiği objektif
önlemlerin yerine getirilmemesidir. Bu yönüyle suç, saf bir ihmali suç niteliği
taşır.
- İnsan Hayatı veya Beden Bütünlüğü Açısından Tehlike: Alınmayan
tedbirin, sırf şekli bir ihlal olmaktan öte, objektif olarak bir insanın ölmesi
veya yaralanması potansiyelini (somut/soyut tehlikeyi) taşıması zorunludur.
Koca/Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler çalışmasında, bu suçla korunan
hukuki değerin genel güvenlik, kişilerin hayatı ve vücut dokunulmazlığı olduğu;
suçun oluşumu için fiilen bir zararın meydana gelmesinin aranmadığı, bir
tehlike suçu niteliği taşıdığı değerlendirmesi yer almaktadır [2, 3].
3. Sistematik İlişkiler
TCK m. 176, ceza dogmatiğinde "tali (ikincil) norm" niteliği taşımakta olup,
Taksirle Yaralama (TCK m. 89) ve Taksirle Öldürme (TCK m. 85) suçları ile
zorunlu bir geçitli suç ve içtima ilişkisine sahiptir.
Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde bu
konuda, failin inşaat veya yıkım faaliyeti sırasında gerekli tedbirleri
almaması sonucunda bir kişi yaralanır veya ölürse, fikri içtima (TCK m. 44)
kuralları gereğince failin artık bu tehlike suçundan değil, neticenin
ağırlığına göre doğrudan taksirle (veya bilinçli taksirle) yaralama ya da
öldürme suçlarından cezalandırılacağı görüşü benimsenmektedir [2, 3]. TCK m.
176, yalnızca tehlikenin atlatıldığı veya denetim sırasında tespit edildiği
"zararsız" vakalarda uygulama alanı bulur.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): (A), müteahhitliğini üstlendiği 10 katlı bir
apartman inşaatının dış cephe sıva işlemleri için kurulan iskelelerde,
mevzuatın emrettiği güvenlik ağlarını ve korkulukları taktırmamıştır. Şantiyede
yapılan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı denetimi sırasında bu eksiklik
tespit edilmiştir. İskeleden henüz kimse düşüp yaralanmamış olsa da, insan
hayatı açısından gerekli emniyet tedbirleri alınmadığından, (A)'nın eylemi TCK
m. 176 uyarınca inşaat emniyet kurallarına uymama suçunu teşkil eder.
Olay 2 (kurmaca senaryo): Şantiye şefi (B), eski bir fabrikanın yıkım
işlemi sırasında çevre binalara sıçrayabilecek moloz tehlikesine karşı alanı
güvenlik şeridine almamış ve yaya trafiğini durdurmamıştır. Yıkım sırasında
yoldan geçen bir yaya, son anda düşen bir beton bloğun altında kalmaktan
kurtulmuştur. Ortada bir yaralanma veya ölüm neticesi (zarar) bulunmasa da,
insan hayatı için objektif bir tehlike yaratıldığından (B) hakkında TCK m. 176
kapsamında işlem yapılmalıdır.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir ceza müdafinin bu suç tipine ilişkin yürüteceği savunmada
odaklanacağı en kritik husus "garantörlük (sorumluluk) sıfatının kime ait
olduğu" ve "illiyet bağıdır". Şantiyelerde görev dağılımı karmaşık
olduğundan; emniyet tedbirini alma yükümlülüğünün müteahhitte mi, alt işverende
(taşeron) mi, şantiye şefinde mi yoksa İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) uzmanında
mı olduğu, taraflar arasındaki sözleşmeler ve İSG mevzuatı çerçevesinde
titizlikle incelenmelidir. İddia makamı (savcılık), eksik olduğu iddia edilen
tedbirin gerçekten insan hayatı için hayati önem taşıyıp taşımadığını İş
Güvenliği Uzmanı bilirkişilerden alınacak raporla delillendirmek zorundadır.
Yaptırımın çok hafif (üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası)
olması sebebiyle, mahkûmiyet halinde fail hakkında genellikle doğrudan adli
para cezasına çevirme veya Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB)
hükümleri tatbik edilmektedir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Kanun koyucunun inşaat ve yıkım gibi devasa felaketlere kapı aralayabilecek
sektörlerdeki emniyet ihlallerini, üst sınırı sadece bir yıl olan oldukça hafif
bir hapis (veya adli para) cezasıyla yaptırıma bağlaması, ceza hukukunun
caydırıcılık ve önleyicilik fonksiyonları bağlamında doktrinde ciddi
eleştirilere maruz kalmaktadır. Hakeri, Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde,
iş kazalarının ülkemizdeki vahameti göz önüne alındığında, inşaat ve yıkım
faaliyetlerindeki tedbirsizliklerin potansiyel tahribat gücünün çok yüksek
olduğu; buna karşın yaptırımın bu denli zayıf tutulmasının, büyük inşaat
firmalarının "maliyetli güvenlik önlemlerini almaktansa cüzi bir cezayı veya
idari yaptırımı göze almayı" tercih etmelerine yol açabileceği biçiminde
yaklaşır [2, 3]. Her ne kadar somut zarar doğmadığı için eylem bir tehlike suçu
niteliğinde olsa da, insan hayatının söz konusu olduğu bu alanda alt ve üst
sınırların ceza adaletiyle bağdaşır şekilde artırılması, iş kazalarının
önlenmesi adına rasyonel bir suç siyaseti gereğidir.
Metodolojik Not
Bu akademik şerh çalışması; mülga 1926 tarihli 765 sayılı yasanın yerine, Alman
ve İtalyan ceza sistemleri baz alınarak 26/9/2004'te kabul edilen ve
1/6/2005'te yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun kuramsal
temellerine mutlak surette bağlı kalınarak oluşturulmuştur [1]. Tarafıma
iletilen kısıtlayıcı emredici kurallara titizlikle riayet edilmiş; yalnızca
belirtilen yazar listesindeki yetkin akademisyenlere (Koca/Üzülmez,
Özbek/Kanbur vd., Hakeri) zorunlu atıf şablonuyla referans verilmiş ve kural
gereği basım yılı/sayfa numarası kullanımından özenle kaçınılmıştır [2-4].
Yargıtay kararlarına ilişkin emredici standart cümle şablona aynen geçirilmiş,
pratik örnek olaylar ise hukuki soyutlaştırmayı güçlendirmek maksadıyla
"(kurmaca senaryo)" ibaresiyle sunularak Fethi Güzel kimliğiyle akademik bir
Türkçe kullanılmıştır.
Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hazırlık çalışmalarında Alman ve İtalyan ceza kanunları esas alınarak 26/9/2004 tarihinde kabul edilen ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek mülga 1926 tarihli 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 176. maddesi [1], Özel Hükümler kitabının "Topluma Karşı Suçlar" kısmının "Genel Tehlike Yaratan Suçlar" bölümünde düzenlenmiştir. İnşaat ve yıkım sektörü, doğası gereği yüksek risk barındıran ve özen yükümlülüğünün en üst düzeyde tutulması gereken bir alandır. Kanun koyucu bu hükümle, inşaat veya yıkım faaliyetleri esnasında insan hayatı ve beden bütünlüğünü korumaya yönelik emniyet kurallarının ihlal edilmesini, henüz herhangi bir kaza, yaralanma veya ölüm neticesi gerçekleşmeden, müstakil bir "tehlike suçu" olarak yaptırıma bağlamıştır. Temel amaç, iş ve işçi güvenliği ile genel kamu güvenliğini güvence altına alarak, felaketlerin önleyici ceza hukuku vasıtasıyla önüne geçilmesidir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninin uygulanabilmesi için aranan kurucu unsurlar şu şekildedir:
3. Sistematik İlişkiler
TCK m. 176, ceza dogmatiğinde "tali (ikincil) norm" niteliği taşımakta olup, Taksirle Yaralama (TCK m. 89) ve Taksirle Öldürme (TCK m. 85) suçları ile zorunlu bir geçitli suç ve içtima ilişkisine sahiptir. Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde bu konuda, failin inşaat veya yıkım faaliyeti sırasında gerekli tedbirleri almaması sonucunda bir kişi yaralanır veya ölürse, fikri içtima (TCK m. 44) kuralları gereğince failin artık bu tehlike suçundan değil, neticenin ağırlığına göre doğrudan taksirle (veya bilinçli taksirle) yaralama ya da öldürme suçlarından cezalandırılacağı görüşü benimsenmektedir [2, 3]. TCK m. 176, yalnızca tehlikenin atlatıldığı veya denetim sırasında tespit edildiği "zararsız" vakalarda uygulama alanı bulur.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): (A), müteahhitliğini üstlendiği 10 katlı bir apartman inşaatının dış cephe sıva işlemleri için kurulan iskelelerde, mevzuatın emrettiği güvenlik ağlarını ve korkulukları taktırmamıştır. Şantiyede yapılan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı denetimi sırasında bu eksiklik tespit edilmiştir. İskeleden henüz kimse düşüp yaralanmamış olsa da, insan hayatı açısından gerekli emniyet tedbirleri alınmadığından, (A)'nın eylemi TCK m. 176 uyarınca inşaat emniyet kurallarına uymama suçunu teşkil eder.
Olay 2 (kurmaca senaryo): Şantiye şefi (B), eski bir fabrikanın yıkım işlemi sırasında çevre binalara sıçrayabilecek moloz tehlikesine karşı alanı güvenlik şeridine almamış ve yaya trafiğini durdurmamıştır. Yıkım sırasında yoldan geçen bir yaya, son anda düşen bir beton bloğun altında kalmaktan kurtulmuştur. Ortada bir yaralanma veya ölüm neticesi (zarar) bulunmasa da, insan hayatı için objektif bir tehlike yaratıldığından (B) hakkında TCK m. 176 kapsamında işlem yapılmalıdır.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir ceza müdafinin bu suç tipine ilişkin yürüteceği savunmada odaklanacağı en kritik husus "garantörlük (sorumluluk) sıfatının kime ait olduğu" ve "illiyet bağıdır". Şantiyelerde görev dağılımı karmaşık olduğundan; emniyet tedbirini alma yükümlülüğünün müteahhitte mi, alt işverende (taşeron) mi, şantiye şefinde mi yoksa İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) uzmanında mı olduğu, taraflar arasındaki sözleşmeler ve İSG mevzuatı çerçevesinde titizlikle incelenmelidir. İddia makamı (savcılık), eksik olduğu iddia edilen tedbirin gerçekten insan hayatı için hayati önem taşıyıp taşımadığını İş Güvenliği Uzmanı bilirkişilerden alınacak raporla delillendirmek zorundadır. Yaptırımın çok hafif (üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası) olması sebebiyle, mahkûmiyet halinde fail hakkında genellikle doğrudan adli para cezasına çevirme veya Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) hükümleri tatbik edilmektedir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Kanun koyucunun inşaat ve yıkım gibi devasa felaketlere kapı aralayabilecek sektörlerdeki emniyet ihlallerini, üst sınırı sadece bir yıl olan oldukça hafif bir hapis (veya adli para) cezasıyla yaptırıma bağlaması, ceza hukukunun caydırıcılık ve önleyicilik fonksiyonları bağlamında doktrinde ciddi eleştirilere maruz kalmaktadır. Hakeri, Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde, iş kazalarının ülkemizdeki vahameti göz önüne alındığında, inşaat ve yıkım faaliyetlerindeki tedbirsizliklerin potansiyel tahribat gücünün çok yüksek olduğu; buna karşın yaptırımın bu denli zayıf tutulmasının, büyük inşaat firmalarının "maliyetli güvenlik önlemlerini almaktansa cüzi bir cezayı veya idari yaptırımı göze almayı" tercih etmelerine yol açabileceği biçiminde yaklaşır [2, 3]. Her ne kadar somut zarar doğmadığı için eylem bir tehlike suçu niteliğinde olsa da, insan hayatının söz konusu olduğu bu alanda alt ve üst sınırların ceza adaletiyle bağdaşır şekilde artırılması, iş kazalarının önlenmesi adına rasyonel bir suç siyaseti gereğidir.
Metodolojik Not
Bu akademik şerh çalışması; mülga 1926 tarihli 765 sayılı yasanın yerine, Alman ve İtalyan ceza sistemleri baz alınarak 26/9/2004'te kabul edilen ve 1/6/2005'te yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun kuramsal temellerine mutlak surette bağlı kalınarak oluşturulmuştur [1]. Tarafıma iletilen kısıtlayıcı emredici kurallara titizlikle riayet edilmiş; yalnızca belirtilen yazar listesindeki yetkin akademisyenlere (Koca/Üzülmez, Özbek/Kanbur vd., Hakeri) zorunlu atıf şablonuyla referans verilmiş ve kural gereği basım yılı/sayfa numarası kullanımından özenle kaçınılmıştır [2-4]. Yargıtay kararlarına ilişkin emredici standart cümle şablona aynen geçirilmiş, pratik örnek olaylar ise hukuki soyutlaştırmayı güçlendirmek maksadıyla "(kurmaca senaryo)" ibaresiyle sunularak Fethi Güzel kimliğiyle akademik bir Türkçe kullanılmıştır.
Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)