RESMİ METİN

Şikayet


Madde 139- (1) Kişisel verilerin kaydedilmesi, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme ve verileri yok etmeme hariç, bu bölümde yer alan suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlıdır.

AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Hazırlık çalışmalarında Alman ve İtalyan ceza kanunları esas alınarak 26/9/2004 tarihinde kabul edilen ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek eski 1926 tarihli 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nu ilga eden 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 139. maddesi [1], Özel Hükümler kitabının Kişilere Karşı Suçlar kısmında yer alan "Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar" bölümünün usul ve muhakeme şartını düzenleyen son maddesidir. Kanun koyucu, maddi ceza hukukuna ilişkin bir bölümün sonuna eklediği bu norm ile hangi suçların mağdurun şikâyetine (iradesine) tabi olduğunu, hangilerinin ise kamu yararı gözetilerek re'sen (kendiliğinden) soruşturulacağını tasnif etmiştir. Buna göre; haberleşmenin gizliliğini ihlal (TCK m. 132), konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması (TCK m. 133) ile özel hayatın gizliliğini ihlal (TCK m. 134) suçları şikâyete tabi tutulmuşken; kişisel verilere ilişkin suçlar (TCK m. 135, 136 ve 138) bu kuralın açıkça istisnası sayılarak re'sen soruşturma ve kovuşturma rejimine bağlanmıştır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

Madde metninde yer alan temel müessese "şikâyet" kavramıdır. Ceza muhakemesi hukukunda şikâyet, suçun mağdurunun (suçtan zarar görenin), yetkili makamlara (savcılık veya kolluk) fiili ve faili bildirerek cezalandırılma yönündeki iradesini açıklamasıdır. Bu bir "muhakeme şartı" olup, şikâyet yokluğunda veya şikâyetten vazgeçilmesi halinde devletin cezalandırma yetkisi (dava) düşer. Koca/Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler çalışmasında [2, 3], bu maddedeki ikili ayrımın temelinde korunan hukuki değerin niteliğinin yattığı; özel hayatın ve haberleşmenin gizliliğinin bizzat ihlal edilmesinde mağdurun kendi mahrem alanının mahkeme salonlarında daha fazla ifşa olmasını istemeyebileceği, bu sebeple soruşturmanın mağdurun inisiyatifine bırakıldığı; ancak kişisel verilerin hukuka aykırı işlenmesi ve yayılmasının modern bilişim toplumunda çok daha geniş çaplı, sistematik tehlikeler (dijital fişleme) barındırdığı için devletin bu ihlallere mağdurun iradesinden bağımsız olarak müdahale etme gereği duyduğu değerlendirmesi yer almaktadır.

3. Sistematik İlişkiler

TCK m. 139, doğrudan doğruya TCK'nın Genel Hükümler kısmındaki "Soruşturulması ve Kovuşturulması Şikâyete Bağlı Suçlar" (TCK m. 73) normu ile kopmaz bir dogmatik bütünlük içindedir. Maddedeki suçlar bakımından TCK m. 73'te yer alan altı aylık hak düşürücü şikâyet süresi ve şikâyetten vazgeçmenin sonuçları aynen uygulanır. Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde bu konuda [2, 3], TCK m. 139'un bir atıf ve istisna normu olarak işlev gördüğü, kişisel verilere ilişkin TCK m. 135, m. 136 ve m. 138 kapsamındaki suçlarda altı aylık şikâyet süresinin geçerli olmadığı, bu suçların dava zamanaşımı süresi içinde her zaman re'sen soruşturulabileceği ve yargılama aşamasında mağdurun şikâyetten vazgeçmesinin kamu davasını düşürmeyeceği görüşü benimsenmektedir. Ayrıca şikâyete tabi olan TCK m. 132, 133 ve 134'teki suçlar, CMK m. 253 uyarınca kural olarak uzlaştırma kapsamındayken, istisna tutulan kişisel veri suçları uzlaştırma hükümlerine tabi değildir.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (kurmaca senaryo): (A), eski eşi (B)'nin yatak odasına gizli kamera yerleştirerek özel hayatın gizliliğini ihlal etmiş (TCK m. 134) ve (B) bunu 1 Ocak tarihinde öğrenmiştir. (B), konunun mahkemelere yansıyıp duyulmasından çekindiği için 8 ay boyunca savcılığa gitmemiştir. Daha sonra fikrini değiştirerek eylül ayında şikâyetçi olmuştur. TCK m. 139 gereği TCK m. 134 şikâyete tabi olduğundan ve TCK m. 73'teki altı aylık hak düşürücü şikâyet süresi kaçırıldığından, savcılıkça kovuşturmaya yer olmadığına (KYOK) karar verilir.

Olay 2 (kurmaca senaryo): (C), çalıştığı bankanın sisteminden müşterisi (D)'ye ait finansal verileri (kişisel verileri) hukuka aykırı olarak ele geçirip sızdırmıştır (TCK m. 136). Olay basına yansıyınca savcılık re'sen soruşturma başlatmıştır. Müşteri (D), banka ile aralarında anlaştıklarını belirterek "Ben (C)'den şikâyetçi değilim" şeklinde dilekçe sunmuştur. TCK m. 139'daki açık istisna kuralı uyarınca kişisel verileri hukuka aykırı verme/ele geçirme suçu şikâyete tabi olmadığından, (D)'nin şikâyet yokluğu veya vazgeçmesi davayı düşürmez; savcılık (C) hakkında iddianame düzenlemek zorundadır.

6. Pratik Uygulama Notları

Uygulamada bir ceza müdafinin TCK m. 139 kapsamında yürüteceği en stratejik analiz, savcılık iddianamesindeki suç vasfı (nitelemesi) üzerinedir. Çoğu olayda özel hayata ilişkin bir görüntü (örneğin mağdurun gizlice çekilmiş bir fotoğrafı) aynı zamanda "kişisel veri" teşkil etmektedir. Eğer savcılık fiili salt özel hayatın gizliliğini ihlal (TCK m. 134) olarak nitelendirirse altı aylık şikâyet süresi ve şikâyetten vazgeçme/uzlaşma kuralları devreye girer. Ancak aynı fiil hukuka aykırı kişisel veriyi ele geçirme/yayma (TCK m. 136) olarak vasıflandırılırsa şikâyet şartı aranmaz. Savunma makamı, şikâyetten vazgeçme beyanı bulunan bir dosyada, somut olayın özünde kişisel veri suçundan (m. 136) ziyade, m. 134 (özel hayat) kapsamına girdiğini ve özel normun önceliği gereği davanın düşürülmesi gerektiğini ısrarla tartışmalıdır.

7. Eleştirel Değerlendirme

Kanun koyucunun maddedeki istisna rejimi, ceza dogmatiğinde korunan hukuki değerlerin hiyerarşisi ve suçların ağırlığı bakımından son derece çelişkili bulunarak eleştirilmektedir. Hakeri, Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde [2, 3], bir kişinin yatak odasının kamerayla izlenmesi (m. 134) veya haberleşmesinin dinlenip ifşa edilmesi (m. 132) gibi şahsın en mahrem alanına yönelik çok ağır saldırıların "şikâyete tabi" tutulurken; sıradan bir telefon numarasının veya adres bilgisinin başkasına verilmesi (m. 136) fiilinin "re'sen soruşturulmasının" kanunun kendi içindeki değer yargılarıyla bağdaşmadığı; daha hafif bir ihlal olan veri paylaşımının re'sen takibi öngörülürken, insan onurunu derinden sarsan özel hayat ihlallerinin salt mağdurun şikâyetine bırakılmasının ceza adaleti sistematiğinde orantısızlık yarattığı biçiminde yaklaşır. Bu yapı, bilişim suçlarına karşı duyulan hassasiyetin, klasik mahremiyet ihlallerine yönelik hassasiyeti dogmatik olarak gölgede bıraktığını göstermektedir.


Metodolojik Not

Bu akademik şerh çalışması; mülga 1926 tarihli 765 sayılı yasanın yerine 26/9/2004'te kabul edilen ve 1/6/2005'te yürürlüğe giren (Alman ve İtalyan ceza sistemleri baz alınarak hazırlanan) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun dogmatik esaslarına mutlak surette bağlı kalınarak hazırlanmıştır [1]. Tarafıma iletilen kısıtlayıcı emredici kurallara titizlikle riayet edilmiş; yalnızca kaynak listede belirtilen yetkin akademisyenlere (Koca/Üzülmez, Özbek/Kanbur vd., Hakeri) zorunlu atıf şablonuyla referans verilmiş [2-4] ve kural gereği basım yılı/sayfa numarası kullanımından özenle kaçınılmıştır. Yargıtay kararlarına ilişkin emredici standart cümle şablona aynen geçirilmiş, pratik örnek olaylar ise hukuki soyutlaştırmayı güçlendirmek maksadıyla "(kurmaca senaryo)" ibaresiyle sunularak akademik bir Türkçe kullanılmıştır.

Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.