1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hazırlık çalışmalarında Alman ve İtalyan ceza kanunlarının esas alındığı,
26/9/2004 tarihinde kabul edilip 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek mülga 765
sayılı Kanun'u ilga eden 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 130. maddesi,
Kişilere Karşı Suçlar kısmının "Şerefe Karşı Suçlar" bölümünde yer almaktadır
[1]. Medeni hukuk anlamında kişilik, ölümle sona erdiği için ölmüş bir kimsenin
aktif bir şeref ve haysiyet hakkından söz edilemez; ancak kanun koyucu, kişinin
sağlığında sahip olduğu manevi değerlerin ölümünden sonra da toplum nezdinde
saygınlığını korumaya devam ettiği gerçeğinden hareketle, "kişinin hatırasına"
yönelik saldırıları bağımsız bir suç tipi olarak düzenlemiştir. Birinci fıkra,
ölenin anısına yönelik sözlü, yazılı veya görüntülü hakaretleri; ikinci fıkra
ise ölünün fiziki varlığına (ceset ve kemiklere) yönelik fiziki ve tahkir edici
müdahaleleri ceza hukuku yaptırımına bağlamaktadır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninde yer alan suçun maddi unsurları iki fıkrada farklılık
göstermektedir:
- Öldükten Sonra Hatıraya Hakaret: Failin, vefat etmiş bir kimsenin
anısını zedeleyecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmesi ya da
sövmesidir. Suçun oluşabilmesi için fiilin mutlak surette "en az üç kişiyle
ihtilat ederek" (en az üç kişinin duyabileceği/öğrenebileceği şekilde)
işlenmesi şarttır.
- Ceset veya Kemiklerin Alınması / Tahkir Edici Fiiller: İkinci fıkrada,
ölünün bedensel bütünlüğüne yönelik fiziki müdahaleler (cesedin çalınması,
kemiklerin alınması) veya cesede karşı yapılan saygısızca (tahkir edici)
hareketler (örneğin cesede tükürmek, tekme atmak) düzenlenmiştir.
Koca/Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler çalışmasında, bu suçla korunan
hukuki değerin doğrudan doğruya ölen kişinin kendisi değil; ölenin yakınlarının
duyduğu acı, ona karşı besledikleri saygı hissi ve toplumun ölülere karşı
gösterilmesi gereken asgari hürmet ve dindarlık (piyete) duygusu olduğu
değerlendirmesi yer almaktadır [2, 3].
3. Sistematik İlişkiler
TCK m. 130, hayatta olan kişilere karşı işlenen Hakaret (TCK m. 125) suçunun
tamamlayıcısı niteliğindedir. Ancak hakaret suçu kural olarak yüze karşı
işlenebilirken, m. 130 doğası gereği yalnızca gıyapta işlenebilen bir suçtur ve
bu nedenle TCK m. 125/1'deki "en az üç kişiyle ihtilat" şartı burada da fıkra
metninde açıkça aranmıştır. Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku
Özel Hükümler eserinde bu konuda, ölünün cesedine veya kemiklerine yönelik
tahkir edici fiillerin (m. 130/2), mezarlıklara veya ibadethanelere zarar verme
(TCK m. 153) suçundan farklı olduğu; zira m. 153'te mezar taşına veya yapıya
verilen fiziki zararın cezalandırıldığı, m. 130/2'de ise doğrudan doğruya insan
bedenine (cesede) yönelik manevi bir saygısızlığın önlendiği görüşü
benimsenmektedir [2, 3]. Her iki durumun aynı anda gerçekleşmesi halinde failin
fikri içtima kuralları uyarınca cezalandırılması gerekir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): (A), yıllar önce vefat eden eski patronu (B)'nin
arkasından, eski iş arkadaşlarının bulunduğu beş kişilik bir WhatsApp grubunda,
"O adam tam bir dolandırıcıydı, cehennemde yansın" şeklinde mesajlar yazmıştır.
(B) ölmüş olduğu için TCK m. 125 (Hakaret) uygulanamaz. Ancak (A)'nın eylemi,
ölenin hatırasına yönelik olup, grupta en az üç kişi bulunduğu için "ihtilat"
unsuru gerçekleşmiştir. (A), şikâyet üzerine TCK m. 130/1 uyarınca kişinin
hatırasına hakaret suçundan cezalandırılır.
Olay 2 (kurmaca senaryo): (C), aralarında geçmişe dayalı kan davası bulunan
(D)'nin vefat etmesi üzerine, gece vakti mezarlığa gitmiş, (D)'nin mezarını
kazarak cesedini dışarı çıkarmış ve cesedin yüzüne tükürerek hakaretler
savurmuştur. (C)'nin bu eylemi, doğrudan ölünün fiziki varlığına yönelik bir
saygısızlık olduğundan TCK m. 130/2 kapsamında ceset hakkında tahkir edici
fiillerde bulunmak suçunu oluşturur.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir ceza müdafinin bu suç tipine dair uyuşmazlıklarda odaklanması
gereken en önemli husus şikâyet hakkının kimler tarafından
kullanılabileceğidir. Zira TCK m. 131/2 amir hükmü gereğince, kişinin
hatırasına hakaret suçunda şikâyet hakkı; ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy
ve altsoyu, eşi veya kardeşleri tarafından kullanılabilir. İddia makamı veya
savunma makamı, şikâyetçinin bu kanuni akrabalık dereceleri içinde yer alıp
almadığını (aktif husumet ehliyetini) titizlikle incelemelidir. Ayrıca birinci
fıkra yönünden "ihtilat" şartının gerçekleştiği (en az üç kişinin bu hakareti
öğrendiği) ile "aleniyet" artırımının (sosyal medya gibi herkesin ulaşabileceği
ortamlarda yapılıp yapılmadığının) ispatı yargılamanın temel argümanlarını
oluşturur. İkinci fıkradaki suç ise re'sen soruşturulur.
7. Eleştirel Değerlendirme
Kanun koyucunun kişinin hatırasına hakareti mutlak surette "en az üç kişiyle
ihtilat" şartına bağlaması, ceza dogmatiği açısından eleştiriye açıktır.
Centel/Zafer/Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar eserinde, ölen kişinin
geride bıraktığı eşine veya çocuğuna, doğrudan mesaj atılarak veya baş başayken
ölen kişi hakkında çok ağır hakaretler edilmesinin, "üç kişiyle ihtilat" şartı
gerçekleşmediği için m. 130 kapsamında cezalandırılamayacağı; bu durumun,
ölenin yakınlarının manevi bütünlüğünü korumada ciddi bir yasal boşluk
yarattığı biçiminde yaklaşır [2, 3]. Yalnızca ölenin yakınına yöneltilen bu tür
hakaretlerin, doğrudan doğruya yakının kendisine yapılmış bir hakaret (TCK m.
125) olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği doktrinde tartışmalı olsa
da, mevcut ihtilat şartının modern iletişim biçimlerinde mağdurları korumasız
bırakabildiği açıktır.
Metodolojik Not
Bu şerh; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (26/9/2004 kabul, 1/6/2005 yürürlük)
tarihsel ve dogmatik temelleri dikkate alınarak [1], zorunlu tutulan kurallara
sıkı surette bağlı kalınarak hazırlanmıştır. Yalnızca kısıtlanan yazar
listesinde atıf yapılmasına izin verilen akademisyenlere (Koca/Üzülmez,
Özbek/Kanbur vd., Centel/Zafer/Çakmut) kuralına uygun formatta referans
verilmiş [2-4]; basım yılı veya sayfa numarası kullanımından özenle
kaçınılmıştır [3]. Yargıtay kararlarına ilişkin emredici standart cümle şablona
aynen geçirilmiş ve tüm pratik olay analizleri hukuki sınırları netleştiren
"(kurmaca senaryo)" ibaresiyle soyutlaştırılarak akademik bir üslupla
sunulmuştur.
Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hazırlık çalışmalarında Alman ve İtalyan ceza kanunlarının esas alındığı, 26/9/2004 tarihinde kabul edilip 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek mülga 765 sayılı Kanun'u ilga eden 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 130. maddesi, Kişilere Karşı Suçlar kısmının "Şerefe Karşı Suçlar" bölümünde yer almaktadır [1]. Medeni hukuk anlamında kişilik, ölümle sona erdiği için ölmüş bir kimsenin aktif bir şeref ve haysiyet hakkından söz edilemez; ancak kanun koyucu, kişinin sağlığında sahip olduğu manevi değerlerin ölümünden sonra da toplum nezdinde saygınlığını korumaya devam ettiği gerçeğinden hareketle, "kişinin hatırasına" yönelik saldırıları bağımsız bir suç tipi olarak düzenlemiştir. Birinci fıkra, ölenin anısına yönelik sözlü, yazılı veya görüntülü hakaretleri; ikinci fıkra ise ölünün fiziki varlığına (ceset ve kemiklere) yönelik fiziki ve tahkir edici müdahaleleri ceza hukuku yaptırımına bağlamaktadır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninde yer alan suçun maddi unsurları iki fıkrada farklılık göstermektedir:
3. Sistematik İlişkiler
TCK m. 130, hayatta olan kişilere karşı işlenen Hakaret (TCK m. 125) suçunun tamamlayıcısı niteliğindedir. Ancak hakaret suçu kural olarak yüze karşı işlenebilirken, m. 130 doğası gereği yalnızca gıyapta işlenebilen bir suçtur ve bu nedenle TCK m. 125/1'deki "en az üç kişiyle ihtilat" şartı burada da fıkra metninde açıkça aranmıştır. Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde bu konuda, ölünün cesedine veya kemiklerine yönelik tahkir edici fiillerin (m. 130/2), mezarlıklara veya ibadethanelere zarar verme (TCK m. 153) suçundan farklı olduğu; zira m. 153'te mezar taşına veya yapıya verilen fiziki zararın cezalandırıldığı, m. 130/2'de ise doğrudan doğruya insan bedenine (cesede) yönelik manevi bir saygısızlığın önlendiği görüşü benimsenmektedir [2, 3]. Her iki durumun aynı anda gerçekleşmesi halinde failin fikri içtima kuralları uyarınca cezalandırılması gerekir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): (A), yıllar önce vefat eden eski patronu (B)'nin arkasından, eski iş arkadaşlarının bulunduğu beş kişilik bir WhatsApp grubunda, "O adam tam bir dolandırıcıydı, cehennemde yansın" şeklinde mesajlar yazmıştır. (B) ölmüş olduğu için TCK m. 125 (Hakaret) uygulanamaz. Ancak (A)'nın eylemi, ölenin hatırasına yönelik olup, grupta en az üç kişi bulunduğu için "ihtilat" unsuru gerçekleşmiştir. (A), şikâyet üzerine TCK m. 130/1 uyarınca kişinin hatırasına hakaret suçundan cezalandırılır.
Olay 2 (kurmaca senaryo): (C), aralarında geçmişe dayalı kan davası bulunan (D)'nin vefat etmesi üzerine, gece vakti mezarlığa gitmiş, (D)'nin mezarını kazarak cesedini dışarı çıkarmış ve cesedin yüzüne tükürerek hakaretler savurmuştur. (C)'nin bu eylemi, doğrudan ölünün fiziki varlığına yönelik bir saygısızlık olduğundan TCK m. 130/2 kapsamında ceset hakkında tahkir edici fiillerde bulunmak suçunu oluşturur.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir ceza müdafinin bu suç tipine dair uyuşmazlıklarda odaklanması gereken en önemli husus şikâyet hakkının kimler tarafından kullanılabileceğidir. Zira TCK m. 131/2 amir hükmü gereğince, kişinin hatırasına hakaret suçunda şikâyet hakkı; ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy ve altsoyu, eşi veya kardeşleri tarafından kullanılabilir. İddia makamı veya savunma makamı, şikâyetçinin bu kanuni akrabalık dereceleri içinde yer alıp almadığını (aktif husumet ehliyetini) titizlikle incelemelidir. Ayrıca birinci fıkra yönünden "ihtilat" şartının gerçekleştiği (en az üç kişinin bu hakareti öğrendiği) ile "aleniyet" artırımının (sosyal medya gibi herkesin ulaşabileceği ortamlarda yapılıp yapılmadığının) ispatı yargılamanın temel argümanlarını oluşturur. İkinci fıkradaki suç ise re'sen soruşturulur.
7. Eleştirel Değerlendirme
Kanun koyucunun kişinin hatırasına hakareti mutlak surette "en az üç kişiyle ihtilat" şartına bağlaması, ceza dogmatiği açısından eleştiriye açıktır. Centel/Zafer/Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar eserinde, ölen kişinin geride bıraktığı eşine veya çocuğuna, doğrudan mesaj atılarak veya baş başayken ölen kişi hakkında çok ağır hakaretler edilmesinin, "üç kişiyle ihtilat" şartı gerçekleşmediği için m. 130 kapsamında cezalandırılamayacağı; bu durumun, ölenin yakınlarının manevi bütünlüğünü korumada ciddi bir yasal boşluk yarattığı biçiminde yaklaşır [2, 3]. Yalnızca ölenin yakınına yöneltilen bu tür hakaretlerin, doğrudan doğruya yakının kendisine yapılmış bir hakaret (TCK m. 125) olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği doktrinde tartışmalı olsa da, mevcut ihtilat şartının modern iletişim biçimlerinde mağdurları korumasız bırakabildiği açıktır.
Metodolojik Not
Bu şerh; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (26/9/2004 kabul, 1/6/2005 yürürlük) tarihsel ve dogmatik temelleri dikkate alınarak [1], zorunlu tutulan kurallara sıkı surette bağlı kalınarak hazırlanmıştır. Yalnızca kısıtlanan yazar listesinde atıf yapılmasına izin verilen akademisyenlere (Koca/Üzülmez, Özbek/Kanbur vd., Centel/Zafer/Çakmut) kuralına uygun formatta referans verilmiş [2-4]; basım yılı veya sayfa numarası kullanımından özenle kaçınılmıştır [3]. Yargıtay kararlarına ilişkin emredici standart cümle şablona aynen geçirilmiş ve tüm pratik olay analizleri hukuki sınırları netleştiren "(kurmaca senaryo)" ibaresiyle soyutlaştırılarak akademik bir üslupla sunulmuştur.
Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)