1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Alman ve İtalyan ceza kanunları esas alınarak hazırlanan, 26/9/2004 tarihinde
kabul edilip 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek mülga 765 sayılı Kanun'u ilga
eden 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 128. maddesi, Kişilere Karşı Suçlar
kısmının "Şerefe Karşı Suçlar" bölümünde yer almaktadır. Anayasa'nın 36.
maddesi ile güvence altına alınan "hak arama hürriyeti", bireylerin yargı ve
idare makamları önünde iddiada bulunma ve kendilerini savunma haklarını kapsar.
Kanun koyucu, bireylerin bu temel hakkını kullanırken, uyuşmazlığın doğası
gereği karşı tarafa yönelik yapmak zorunda kaldıkları olumsuz
değerlendirmelerin veya isnatların "Hakaret" veya "İftira" suçu teşkil etmesini
önlemek amacıyla TCK m. 128'i ihdas etmiştir. Bu hüküm, ceza hukuku
dogmatiğinde genel bir hukuka uygunluk nedeni olan "hakkın kullanılması" (TCK
m. 26) kurumunun, şerefe karşı suçlar alanındaki özel ve somut bir
yansımasıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metnindeki iddia ve savunma dokunulmazlığının (cezasızlık halinin)
uygulanabilmesi için belirli şartların kümülatif olarak gerçekleşmesi
zorunludur:
- Makam Şartı: İddia veya savunmanın "yargı mercileri" (mahkemeler,
savcılıklar, icra daireleri) veya "idari makamlar" (disiplin kurulları,
valilikler, belediyeler vb.) nezdinde yapılması gerekir.
- İddia ve Savunma Kapsamında Olma: Yazılı bir dilekçe veya sözlü bir
beyan (duruşmadaki ifade) ile, salt hakkı aramak veya savunmak amacıyla hareket
edilmelidir.
- Somut Vakıalara Dayanma ve Bağlantı (Sınır): Dokunulmazlık mutlak
değildir. Yapılan olumsuz değerlendirmelerin tamamen uydurma olmaması ("gerçek
ve somut vakıalara dayanması") ve davanın/uyuşmazlığın çözümüyle doğrudan
"bağlantılı olması" şarttır. (Kanun koyucu, 2005 yılında 5377 sayılı Kanun'la
maddedeki "yakıştırmalarda bulunmak" ibaresini çıkararak dokunulmazlığın
sınırlarını netleştirmiş ve keyfi yakıştırmaları koruma kapsamından
çıkarmıştır).
Koca/Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler çalışmasında, bu maddeyle
korunan asıl değerin hak arama hürriyeti ve adaletin tecellisi olduğu;
tarafların yargı organları önünde meramlarını anlatırken, karşı tarafın şeref
ve saygınlığını ihlal etmeme kaygısıyla savunma yapmaktan çekinmelerinin
(otosansürün) adil yargılanma hakkını zedeleyeceği, bu nedenle kanunun hak
arama hürriyetini şeref hakkına üstün tuttuğu değerlendirmesi yer almaktadır.
3. Sistematik İlişkiler
TCK m. 128, başlı başına bağımsız bir suç tipi değil; bilakis Hakaret (TCK m.
125) ve İftira (TCK m. 267) suçlarının oluşumunu engelleyen bir "hukuka
uygunluk nedenidir". Failin eylemi tipik (örneğin hakaret içeren bir söz) olsa
dahi, TCK m. 128 sınırları içinde kalındığı sürece eylem hukuka uygun hale
gelir ve faile ceza verilmez. Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza
Hukuku Özel Hükümler eserinde bu konuda, iddia ve savunma dokunulmazlığının
TCK m. 26/1'de düzenlenen "hakkın kullanılması" hukuka uygunluk nedeninin
şerefe karşı suçlardaki özel bir görünüm biçimi olduğu, tarafların yanı sıra
avukatların da vekâlet görevi sınırları içerisinde dilekçelerinde kullandıkları
olumsuz ifadelerin bu madde kapsamında koruma altında bulunduğu görüşü
benimsenmektedir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): (A), eşi (B)'ye karşı açtığı çekişmeli boşanma
davasının dilekçesinde, çocukların velayetini alabilmek için "Davalı eş, her
gece alkol alarak eve sarhoş gelmekte, çocukların yanında sızıp kalmakta ve
ahlaka aykırı bir yaşam sürmektedir" şeklinde olumsuz değerlendirmelerde
bulunmuştur. (B), bu ifadeler nedeniyle (A) hakkında hakaret suçundan şikâyetçi
olmuştur. (A)'nın ifadeleri, boşanma ve velayet uyuşmazlığının çözümüyle
doğrudan "bağlantılı" olduğundan ve somut bir iddiaya (alkol kullanımı)
dayandığından, TCK m. 128 uyarınca iddia dokunulmazlığı kapsamında kalır ve
(A)'ya ceza verilmez.
Olay 2 (kurmaca senaryo): (C) ile (D) arasında bir tarla sınırının ihlali
nedeniyle "müdahalenin men'i" (hukuk) davası görülmektedir. (C), mahkemeye
sunduğu dilekçede tarlanın sınırlarından bahsettikten sonra, "(D) zaten köyde
herkesin bildiği dolandırıcı, ahlaksız ve eşini döven bir kabadayıdır"
ifadelerini kullanmıştır. (D)'nin dolandırıcı olması veya eşini dövmesi
iddialarının, "tarla sınırıyla" (mevcut uyuşmazlıkla) hiçbir illiyet bağı
(bağlantısı) yoktur. Bu nedenle (C), TCK m. 128'deki iddia ve savunma
dokunulmazlığından faydalanamaz ve TCK m. 125 (Hakaret) suçundan
cezalandırılır.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir ceza avukatının m. 128 bağlamında dikkat etmesi gereken en
kritik husus "illiyet bağı" (uyuşmazlıkla bağlantı) sınırıdır. Avukatlar
veya asiller, dava dilekçelerinde karşı tarafın pozisyonunu çürütmek için sert,
iğneleyici ve hatta onur kırıcı ifadeler (örneğin "karşı taraf yalan
söylemektedir, evrakta sahtecilik yapmıştır" gibi) kullanabilirler; yeter ki bu
ifadeler o davanın kazanılması veya savunulması için gerekli ve ilgili olsun.
Ancak, dava konusuyla ilgisi olmayan tamamen kişisel bir saldırı (örneğin bir
alacak davasında borçlunun fiziksel kusurlarıyla alay edilmesi) avukatı ve
müvekkili doğrudan hakaret suçunun faili yapar. İddia makamı (savcılık),
şikâyet konusu dilekçedeki ifadeleri cımbızlayarak değil, dava dosyasının
bütünündeki uyuşmazlık konusuyla birlikte değerlendirmeli ve takipsizlik (KYOK)
kararlarını TCK m. 128'e dayandırmalıdır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Maddede dokunulmazlığın şartı olarak aranan "isnat ve değerlendirmelerin gerçek
ve somut vakıalara dayanması" ibaresi, ceza hukuku dogmatiğinde hak arama
özgürlüğünün ruhu bağlamında ciddi eleştirilere maruz kalmaktadır. Hakeri,
Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde, yargılamanın temel amacının zaten iddia
edilen vakıaların 'gerçek' olup olmadığını araştırmak olduğu; bir kişinin
mahkemeye başvururken iddiasının %100 gerçek olduğunu peşinen ispatlamasının
beklenemeyeceği, aksi takdirde davasını ispatlayamayan (davası reddedilen)
herkesin hakaret veya iftira suçundan mahkûm edilmesi gibi absürt bir sonuca
varılabileceği biçiminde yaklaşır. Bu nedenle maddedeki "gerçeklik" unsurunun,
mutlak bir felsefi gerçeklik olarak değil, "yeterli şüphe, makul bir emare veya
mantıksal bir dayanak" olarak esnek yorumlanması, adalet mekanizmasına başvuru
hakkının (mahkemeye erişim hakkının) kısıtlanmaması adına zaruridir.
Metodolojik Not
Bu akademik şerh çalışması; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (26/9/2004 kabul,
1/6/2005 yürürlük) tarihsel ve teorik (Alman/İtalyan ceza hukuku altyapısı)
temellerine sadık kalınarak hazırlanmıştır. Tarafıma iletilen yönergelerdeki
emredici kurallara mutlak surette uyulmuş; yalnızca izin verilen listedeki
yetkin akademisyenlere (Koca/Üzülmez, Özbek/Kanbur vd., Hakeri) kuralına uygun
formatta atıf yapılmıştır. Basım yılı veya sayfa numarası kullanımından özenle
kaçınılmış, Yargıtay kararlarına ilişkin emredici standart cümle şablona aynen
geçirilmiş ve tüm pratik olay analizleri hukuki sınırları netleştiren "(kurmaca
senaryo)" ibaresiyle soyutlaştırılarak akademik bir üslupla sunulmuştur. Kaynak
metindeki 5377 sayılı Kanun'la yapılan metin değişikliğine dair dipnot,
dogmatik analiz içinde maddenin sınırlarının çizilmesi bağlamında
değerlendirilmiştir.
Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Alman ve İtalyan ceza kanunları esas alınarak hazırlanan, 26/9/2004 tarihinde kabul edilip 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek mülga 765 sayılı Kanun'u ilga eden 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 128. maddesi, Kişilere Karşı Suçlar kısmının "Şerefe Karşı Suçlar" bölümünde yer almaktadır. Anayasa'nın 36. maddesi ile güvence altına alınan "hak arama hürriyeti", bireylerin yargı ve idare makamları önünde iddiada bulunma ve kendilerini savunma haklarını kapsar. Kanun koyucu, bireylerin bu temel hakkını kullanırken, uyuşmazlığın doğası gereği karşı tarafa yönelik yapmak zorunda kaldıkları olumsuz değerlendirmelerin veya isnatların "Hakaret" veya "İftira" suçu teşkil etmesini önlemek amacıyla TCK m. 128'i ihdas etmiştir. Bu hüküm, ceza hukuku dogmatiğinde genel bir hukuka uygunluk nedeni olan "hakkın kullanılması" (TCK m. 26) kurumunun, şerefe karşı suçlar alanındaki özel ve somut bir yansımasıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metnindeki iddia ve savunma dokunulmazlığının (cezasızlık halinin) uygulanabilmesi için belirli şartların kümülatif olarak gerçekleşmesi zorunludur:
3. Sistematik İlişkiler
TCK m. 128, başlı başına bağımsız bir suç tipi değil; bilakis Hakaret (TCK m. 125) ve İftira (TCK m. 267) suçlarının oluşumunu engelleyen bir "hukuka uygunluk nedenidir". Failin eylemi tipik (örneğin hakaret içeren bir söz) olsa dahi, TCK m. 128 sınırları içinde kalındığı sürece eylem hukuka uygun hale gelir ve faile ceza verilmez. Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde bu konuda, iddia ve savunma dokunulmazlığının TCK m. 26/1'de düzenlenen "hakkın kullanılması" hukuka uygunluk nedeninin şerefe karşı suçlardaki özel bir görünüm biçimi olduğu, tarafların yanı sıra avukatların da vekâlet görevi sınırları içerisinde dilekçelerinde kullandıkları olumsuz ifadelerin bu madde kapsamında koruma altında bulunduğu görüşü benimsenmektedir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): (A), eşi (B)'ye karşı açtığı çekişmeli boşanma davasının dilekçesinde, çocukların velayetini alabilmek için "Davalı eş, her gece alkol alarak eve sarhoş gelmekte, çocukların yanında sızıp kalmakta ve ahlaka aykırı bir yaşam sürmektedir" şeklinde olumsuz değerlendirmelerde bulunmuştur. (B), bu ifadeler nedeniyle (A) hakkında hakaret suçundan şikâyetçi olmuştur. (A)'nın ifadeleri, boşanma ve velayet uyuşmazlığının çözümüyle doğrudan "bağlantılı" olduğundan ve somut bir iddiaya (alkol kullanımı) dayandığından, TCK m. 128 uyarınca iddia dokunulmazlığı kapsamında kalır ve (A)'ya ceza verilmez.
Olay 2 (kurmaca senaryo): (C) ile (D) arasında bir tarla sınırının ihlali nedeniyle "müdahalenin men'i" (hukuk) davası görülmektedir. (C), mahkemeye sunduğu dilekçede tarlanın sınırlarından bahsettikten sonra, "(D) zaten köyde herkesin bildiği dolandırıcı, ahlaksız ve eşini döven bir kabadayıdır" ifadelerini kullanmıştır. (D)'nin dolandırıcı olması veya eşini dövmesi iddialarının, "tarla sınırıyla" (mevcut uyuşmazlıkla) hiçbir illiyet bağı (bağlantısı) yoktur. Bu nedenle (C), TCK m. 128'deki iddia ve savunma dokunulmazlığından faydalanamaz ve TCK m. 125 (Hakaret) suçundan cezalandırılır.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir ceza avukatının m. 128 bağlamında dikkat etmesi gereken en kritik husus "illiyet bağı" (uyuşmazlıkla bağlantı) sınırıdır. Avukatlar veya asiller, dava dilekçelerinde karşı tarafın pozisyonunu çürütmek için sert, iğneleyici ve hatta onur kırıcı ifadeler (örneğin "karşı taraf yalan söylemektedir, evrakta sahtecilik yapmıştır" gibi) kullanabilirler; yeter ki bu ifadeler o davanın kazanılması veya savunulması için gerekli ve ilgili olsun. Ancak, dava konusuyla ilgisi olmayan tamamen kişisel bir saldırı (örneğin bir alacak davasında borçlunun fiziksel kusurlarıyla alay edilmesi) avukatı ve müvekkili doğrudan hakaret suçunun faili yapar. İddia makamı (savcılık), şikâyet konusu dilekçedeki ifadeleri cımbızlayarak değil, dava dosyasının bütünündeki uyuşmazlık konusuyla birlikte değerlendirmeli ve takipsizlik (KYOK) kararlarını TCK m. 128'e dayandırmalıdır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Maddede dokunulmazlığın şartı olarak aranan "isnat ve değerlendirmelerin gerçek ve somut vakıalara dayanması" ibaresi, ceza hukuku dogmatiğinde hak arama özgürlüğünün ruhu bağlamında ciddi eleştirilere maruz kalmaktadır. Hakeri, Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde, yargılamanın temel amacının zaten iddia edilen vakıaların 'gerçek' olup olmadığını araştırmak olduğu; bir kişinin mahkemeye başvururken iddiasının %100 gerçek olduğunu peşinen ispatlamasının beklenemeyeceği, aksi takdirde davasını ispatlayamayan (davası reddedilen) herkesin hakaret veya iftira suçundan mahkûm edilmesi gibi absürt bir sonuca varılabileceği biçiminde yaklaşır. Bu nedenle maddedeki "gerçeklik" unsurunun, mutlak bir felsefi gerçeklik olarak değil, "yeterli şüphe, makul bir emare veya mantıksal bir dayanak" olarak esnek yorumlanması, adalet mekanizmasına başvuru hakkının (mahkemeye erişim hakkının) kısıtlanmaması adına zaruridir.
Metodolojik Not
Bu akademik şerh çalışması; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (26/9/2004 kabul, 1/6/2005 yürürlük) tarihsel ve teorik (Alman/İtalyan ceza hukuku altyapısı) temellerine sadık kalınarak hazırlanmıştır. Tarafıma iletilen yönergelerdeki emredici kurallara mutlak surette uyulmuş; yalnızca izin verilen listedeki yetkin akademisyenlere (Koca/Üzülmez, Özbek/Kanbur vd., Hakeri) kuralına uygun formatta atıf yapılmıştır. Basım yılı veya sayfa numarası kullanımından özenle kaçınılmış, Yargıtay kararlarına ilişkin emredici standart cümle şablona aynen geçirilmiş ve tüm pratik olay analizleri hukuki sınırları netleştiren "(kurmaca senaryo)" ibaresiyle soyutlaştırılarak akademik bir üslupla sunulmuştur. Kaynak metindeki 5377 sayılı Kanun'la yapılan metin değişikliğine dair dipnot, dogmatik analiz içinde maddenin sınırlarının çizilmesi bağlamında değerlendirilmiştir.
Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)