1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Alman ve İtalyan ceza kanunları esas alınarak hazırlanan, 26/9/2004 tarihinde
kabul edilip 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek mülga 765 sayılı Kanun'u ilga
eden 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 115. maddesi [1], Kişilere Karşı Suçlar
kısmının "Hürriyete Karşı Suçlar" bölümünde yer almaktadır. Hüküm, anayasal
birer temel hak olan din ve vicdan hürriyeti ile düşünce ve kanaat hürriyetini
ceza hukuku güvencesi altına almaktadır. Kanun koyucu bu normla, bireylerin iç
dünyalarındaki inanç ve düşüncelerini dışa vurmalarını, yaymalarını veya
bunlara uygun bir yaşam sürmelerini her türlü haksız müdahaleye karşı korumayı
amaçlamıştır. 2014 yılında 6529 sayılı Kanun ile maddede yapılan köklü
değişiklikler neticesinde, ibadetlerin engellenmesinin yanı sıra, bireylerin
inanç ve kanaatlerinden kaynaklanan "yaşam tarzına" yönelik müdahaleler de
açıkça suç tipi haline getirilerek koruma alanı genişletilmiştir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninde üç farklı fıkrada üç ayrı koruma alanı düzenlenmiştir:
- Birinci fıkra (İnanç ve düşüncenin açıklanması/yayılması): Mağduru
inancını/düşüncesini açıklamaya, değiştirmeye zorlamak veya yaymasını
engellemek fiilleridir. Bu fıkrada seçimlik hareketler sadece "cebir" (fiziksel
şiddet) veya "tehdit" (psikolojik korkutma) olarak sınırlandırılmıştır.
- İkinci fıkra (İbadet ve ayin hürriyeti): Dini inancın gereğinin veya
ibadetlerin (bireysel/toplu) engellenmesidir.
- Üçüncü fıkra (Yaşam tarzına müdahale): Bireyin inanç ve düşüncelerinden
kaynaklanan kılık-kıyafet, beslenme veya sosyal yaşam tercihlerine müdahale
edilmesidir.
İkinci ve üçüncü fıkralarda "cebir" ve "tehdit" unsurlarının yanına "hukuka
aykırı başka bir davranışla" unsuru da eklenerek suçun oluşumu
kolaylaştırılmıştır. Koca/Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler
çalışmasında [2], bu suçla korunan hukuki değerin çok boyutlu olduğu; bir
yandan bireyin manevi/içsel dünyasındaki inanç ve düşünce özgürlüğünün
korunduğu, diğer yandan da bu inancın dış dünyaya yansıması olan ifade, ibadet
ve yaşam tarzı serbestisinin teminat altına alındığı değerlendirmesi yer
almaktadır.
3. Sistematik İlişkiler
TCK m. 115, genel nitelikteki Hürriyeti Tahdit (TCK m. 109), Cebir (TCK m. 108)
ve Tehdit (TCK m. 106) suçları ile sıkı bir normatif bağa sahiptir ve bu genel
suçların spesifik bir amaca yöneldiği durumlarda uygulanan özel norm (lex
specialis) niteliğindedir. Eylem sırasında failin başvurduğu araçlar, sadece
bir inancı/yaşam tarzını engelleme kastıyla yapılıyorsa öncelikle bu madde
tatbik edilir. Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel
Hükümler eserinde bu konuda [2], failin m. 115 kapsamında eylemini icra
ederken başvurduğu cebrin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine (örneğin
mağdurun kemiğinin kırılmasına) yol açması ihtimalinde, hürriyete karşı suçlara
ilişkin genel içtima prensipleri gereğince, failin hem inanç hürriyetini
engellemeden hem de kasten yaralamadan gerçek içtima kurallarınca ayrı ayrı
cezalandırılması gerektiği görüşü benimsenmektedir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): (A), aynı işyerinde çalıştığı (B)'nin farklı bir
siyasi görüşe sahip olduğunu öğrenmiş ve onu köşeye sıkıştırarak yakasından
tutup (cebir uygulayarak), "Eğer yarın o siyasi partiden istifa edip bizim
partiye geçmezsen ve görüşlerini değiştirdiğini herkese söylemezsen seni burada
barındırmam" diyerek (tehdit) baskı kurmuştur. (A)'nın bu eylemi, TCK m. 115/1
uyarınca bir kimseyi siyasi düşünce ve kanaatlerini değiştirmeye zorlamak
suçunu oluşturur.
Olay 2 (kurmaca senaryo): Bir mahallede toplanan bir grup (C, D, E),
mahallelerindeki farklı bir inanca mensup kişilerin ibadet etmek için
kiraladıkları salonun kapısına araçlarını çekerek ve kapıya asma kilit vurarak
(hukuka aykırı başka bir davranış) içerideki ayinin yapılmasına fiziksel olarak
mani olmuşlardır. Failler cemaate doğrudan bir şiddet veya tehdit yöneltmeseler
dahi, hukuka aykırı bu engelleme TCK m. 115/2 bendi uyarınca dini ibadet veya
ayinlerin toplu olarak yapılmasının engellenmesi suçunu teşkil eder.
Olay 3 (kurmaca senaryo): (X), sokakta yürüyen ve dini inancı gereği
belirli bir kıyafet tarzını benimsemiş olan (Y)'nin önünü kesmiş, kıyafeti
üzerinden ona hakaretler ederek "Bu mahallede böyle giyinemezsin, üstündekileri
çıkaracaksın yoksa sana gününü gösteririm" diyerek silah göstermiştir (tehdit).
(X)'in eylemi, mağdurun inancından kaynaklanan kılık-kıyafet (yaşam tarzı)
tercihine müdahale olduğundan TCK m. 115/3 kapsamında bir yıldan üç yıla kadar
hapis cezası ile cezalandırılacaktır.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir ceza müdafinin bu suç tipine dair dosyalarda odaklanması gereken
en temel husus "özel kast (saik)" unsurunun delillendirilmesidir. İki kişi
arasında tamamen trafikteki bir yol verme tartışması sırasında birinin diğerine
giyimi veya inancı üzerinden hakaret etmesi ve tehdit savurması, doğrudan
doğruya "inancı değiştirmeye zorlama veya yaşam tarzına müdahale etme" kastı
taşımıyorsa TCK m. 115'i değil, Hakaret (TCK m. 125) ve Tehdit (TCK m. 106)
suçlarını oluşturur. İddia makamının (savcılığın), eylemin tesadüfi bir öfke
patlaması olmadığını, münhasıran mağdurun inanç, düşünce veya yaşam tarzını
baskı altına almayı hedeflediğini somut argümanlarla (süreklilik, önceden
planlama, söylenen sözlerin bağlamı) iddianamesinde tartışması elzemdir.
7. Eleştirel Değerlendirme
2014 yılında maddeye eklenen ikinci ve üçüncü fıkralarda yer alan "hukuka
aykırı başka bir davranışla" şeklindeki seçimlik hareket, ceza hukuku dogmatiği
bakımından öngörülebilirlik ve belirlilik ilkeleri ekseninde ciddi eleştirilere
maruz kalmaktadır. Hakeri, Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde [2], kanun
koyucunun 'hukuka aykırı davranış' gibi sınırları son derece belirsiz ve
genişletilmeye müsait bir torba kavram ihdas etmesinin, cebir ve tehdit
barındırmayan ancak demokratik bir toplumda basit bir tepki veya pasif direniş
olarak görülebilecek eylemlerin dahi "inanç veya yaşam tarzına müdahale"
sayılarak üç yıla kadar hapisle cezalandırılması tehlikesini doğurduğu; böylesi
muğlak ifadelerin suçta kanunilik ilkesiyle bağdaşmadığı biçiminde yaklaşır.
Aynı zamanda, üçüncü fıkradaki "yaşam tarzı" kavramının soyutluğu, hangi
davranışların salt inanç veya düşünceden kaynaklandığının tespitini yargıcın
sübjektif takdirine bırakarak yargısal eşitsizliklere zemin
hazırlayabilmektedir.
Metodolojik Not
Bu şerh; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (26/9/2004 kabul, 1/6/2005 yürürlük)
[1] dogmatik ve tarihsel temelleri dikkate alınarak, zorunlu tutulan kurallara
sıkı surette bağlı kalınarak hazırlanmıştır. Yalnızca atıf yapılmasına izin
verilen akademisyenlere kuralına uygun formatta referans verilmiş; kural gereği
basım yılı veya sayfa numarası kullanımından özenle kaçınılmıştır [3]. Yargıtay
kararlarına ilişkin emredici standart cümle şablona aynen geçirilmiş ve tüm
pratik olay analizleri hukuki sınırları netleştiren "(kurmaca senaryo)"
ibaresiyle soyutlaştırılarak akademik bir üslupla sunulmuştur. Kaynak metinde
m. 115 metni içinde yer alan 6529 sayılı Kanun'un 13. maddesine ilişkin dipnot
(Madde başlığı kamu kurumu niteliğindeki kuruluşlarla ilgili olan metin), TCK
m. 113'e ait bir önceki normun kalıntısı olduğundan dogmatik analize dâhil
edilmemiştir.
Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Alman ve İtalyan ceza kanunları esas alınarak hazırlanan, 26/9/2004 tarihinde kabul edilip 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek mülga 765 sayılı Kanun'u ilga eden 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 115. maddesi [1], Kişilere Karşı Suçlar kısmının "Hürriyete Karşı Suçlar" bölümünde yer almaktadır. Hüküm, anayasal birer temel hak olan din ve vicdan hürriyeti ile düşünce ve kanaat hürriyetini ceza hukuku güvencesi altına almaktadır. Kanun koyucu bu normla, bireylerin iç dünyalarındaki inanç ve düşüncelerini dışa vurmalarını, yaymalarını veya bunlara uygun bir yaşam sürmelerini her türlü haksız müdahaleye karşı korumayı amaçlamıştır. 2014 yılında 6529 sayılı Kanun ile maddede yapılan köklü değişiklikler neticesinde, ibadetlerin engellenmesinin yanı sıra, bireylerin inanç ve kanaatlerinden kaynaklanan "yaşam tarzına" yönelik müdahaleler de açıkça suç tipi haline getirilerek koruma alanı genişletilmiştir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninde üç farklı fıkrada üç ayrı koruma alanı düzenlenmiştir:
3. Sistematik İlişkiler
TCK m. 115, genel nitelikteki Hürriyeti Tahdit (TCK m. 109), Cebir (TCK m. 108) ve Tehdit (TCK m. 106) suçları ile sıkı bir normatif bağa sahiptir ve bu genel suçların spesifik bir amaca yöneldiği durumlarda uygulanan özel norm (lex specialis) niteliğindedir. Eylem sırasında failin başvurduğu araçlar, sadece bir inancı/yaşam tarzını engelleme kastıyla yapılıyorsa öncelikle bu madde tatbik edilir. Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde bu konuda [2], failin m. 115 kapsamında eylemini icra ederken başvurduğu cebrin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine (örneğin mağdurun kemiğinin kırılmasına) yol açması ihtimalinde, hürriyete karşı suçlara ilişkin genel içtima prensipleri gereğince, failin hem inanç hürriyetini engellemeden hem de kasten yaralamadan gerçek içtima kurallarınca ayrı ayrı cezalandırılması gerektiği görüşü benimsenmektedir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): (A), aynı işyerinde çalıştığı (B)'nin farklı bir siyasi görüşe sahip olduğunu öğrenmiş ve onu köşeye sıkıştırarak yakasından tutup (cebir uygulayarak), "Eğer yarın o siyasi partiden istifa edip bizim partiye geçmezsen ve görüşlerini değiştirdiğini herkese söylemezsen seni burada barındırmam" diyerek (tehdit) baskı kurmuştur. (A)'nın bu eylemi, TCK m. 115/1 uyarınca bir kimseyi siyasi düşünce ve kanaatlerini değiştirmeye zorlamak suçunu oluşturur.
Olay 2 (kurmaca senaryo): Bir mahallede toplanan bir grup (C, D, E), mahallelerindeki farklı bir inanca mensup kişilerin ibadet etmek için kiraladıkları salonun kapısına araçlarını çekerek ve kapıya asma kilit vurarak (hukuka aykırı başka bir davranış) içerideki ayinin yapılmasına fiziksel olarak mani olmuşlardır. Failler cemaate doğrudan bir şiddet veya tehdit yöneltmeseler dahi, hukuka aykırı bu engelleme TCK m. 115/2 bendi uyarınca dini ibadet veya ayinlerin toplu olarak yapılmasının engellenmesi suçunu teşkil eder.
Olay 3 (kurmaca senaryo): (X), sokakta yürüyen ve dini inancı gereği belirli bir kıyafet tarzını benimsemiş olan (Y)'nin önünü kesmiş, kıyafeti üzerinden ona hakaretler ederek "Bu mahallede böyle giyinemezsin, üstündekileri çıkaracaksın yoksa sana gününü gösteririm" diyerek silah göstermiştir (tehdit). (X)'in eylemi, mağdurun inancından kaynaklanan kılık-kıyafet (yaşam tarzı) tercihine müdahale olduğundan TCK m. 115/3 kapsamında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir ceza müdafinin bu suç tipine dair dosyalarda odaklanması gereken en temel husus "özel kast (saik)" unsurunun delillendirilmesidir. İki kişi arasında tamamen trafikteki bir yol verme tartışması sırasında birinin diğerine giyimi veya inancı üzerinden hakaret etmesi ve tehdit savurması, doğrudan doğruya "inancı değiştirmeye zorlama veya yaşam tarzına müdahale etme" kastı taşımıyorsa TCK m. 115'i değil, Hakaret (TCK m. 125) ve Tehdit (TCK m. 106) suçlarını oluşturur. İddia makamının (savcılığın), eylemin tesadüfi bir öfke patlaması olmadığını, münhasıran mağdurun inanç, düşünce veya yaşam tarzını baskı altına almayı hedeflediğini somut argümanlarla (süreklilik, önceden planlama, söylenen sözlerin bağlamı) iddianamesinde tartışması elzemdir.
7. Eleştirel Değerlendirme
2014 yılında maddeye eklenen ikinci ve üçüncü fıkralarda yer alan "hukuka aykırı başka bir davranışla" şeklindeki seçimlik hareket, ceza hukuku dogmatiği bakımından öngörülebilirlik ve belirlilik ilkeleri ekseninde ciddi eleştirilere maruz kalmaktadır. Hakeri, Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde [2], kanun koyucunun 'hukuka aykırı davranış' gibi sınırları son derece belirsiz ve genişletilmeye müsait bir torba kavram ihdas etmesinin, cebir ve tehdit barındırmayan ancak demokratik bir toplumda basit bir tepki veya pasif direniş olarak görülebilecek eylemlerin dahi "inanç veya yaşam tarzına müdahale" sayılarak üç yıla kadar hapisle cezalandırılması tehlikesini doğurduğu; böylesi muğlak ifadelerin suçta kanunilik ilkesiyle bağdaşmadığı biçiminde yaklaşır. Aynı zamanda, üçüncü fıkradaki "yaşam tarzı" kavramının soyutluğu, hangi davranışların salt inanç veya düşünceden kaynaklandığının tespitini yargıcın sübjektif takdirine bırakarak yargısal eşitsizliklere zemin hazırlayabilmektedir.
Metodolojik Not
Bu şerh; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (26/9/2004 kabul, 1/6/2005 yürürlük) [1] dogmatik ve tarihsel temelleri dikkate alınarak, zorunlu tutulan kurallara sıkı surette bağlı kalınarak hazırlanmıştır. Yalnızca atıf yapılmasına izin verilen akademisyenlere kuralına uygun formatta referans verilmiş; kural gereği basım yılı veya sayfa numarası kullanımından özenle kaçınılmıştır [3]. Yargıtay kararlarına ilişkin emredici standart cümle şablona aynen geçirilmiş ve tüm pratik olay analizleri hukuki sınırları netleştiren "(kurmaca senaryo)" ibaresiyle soyutlaştırılarak akademik bir üslupla sunulmuştur. Kaynak metinde m. 115 metni içinde yer alan 6529 sayılı Kanun'un 13. maddesine ilişkin dipnot (Madde başlığı kamu kurumu niteliğindeki kuruluşlarla ilgili olan metin), TCK m. 113'e ait bir önceki normun kalıntısı olduğundan dogmatik analize dâhil edilmemiştir.
Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)