1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hazırlık çalışmalarında Alman ve İtalyan ceza kanunlarının esas alındığı,
26/9/2004 tarihinde kabul edilip 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek eski 765
sayılı Türk Ceza Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu'nun 111. maddesi [1], Kişilere Karşı Suçlar kısmının "Hürriyete Karşı
Suçlar" bölümünde yer almaktadır. Madde, hürriyete karşı işlenen bazı ağır
suçların (tehdit, şantaj, cebir, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma) bir tüzel
kişinin (örneğin bir şirketin, vakfın veya derneğin) faaliyeti çerçevesinde ve
onun yararına işlenmesi durumunda, tüzel kişinin bu suçtan elde edeceği haksız
avantajların önüne geçmeyi amaçlamaktadır. Modern ekonomik yaşamda suçların
kurumsal yapılar (tüzel kişilik perdesi) ardına gizlenerek işlenmesi
tehlikesine karşı kanun koyucu, bireylerin hürriyetini koruma mekanizmasını
tüzel kişileri de kapsayacak şekilde genişletmiştir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninde yer alan "tüzel kişi" ve "yararına haksız menfaat sağlama"
unsurları normun temel kavramlarıdır.
Kanun koyucu, hürriyete karşı suçların tamamını değil, yalnızca maddede sayılan
"tehdit (m. 106), şantaj (m. 107), cebir (m. 108) veya kişiyi hürriyetinden
yoksun kılma (m. 109)" suçlarını bir katalog olarak belirlemiştir. Bu
suçların işlenmesi sonucunda tüzel kişinin malvarlığında bir artış, bir borçtan
kurtulma veya ticari bir avantaj (haksız menfaat) doğması şarttır.
Koca/Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler çalışmasında, bu normun
uygulanabilmesi için söz konusu suçların tüzel kişinin organları veya
temsilcileri tarafından kurumun faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olması
gerektiği, tüzel kişinin hürriyete karşı suçlardan sağladığı haksız menfaatin
kurumun malvarlığına dahil edilmesinin hukuken himaye edilemeyeceği
değerlendirmesi yer almaktadır [2].
3. Sistematik İlişkiler
TCK m. 111, doğrudan ceza hukukunun genel hükümlerinde yer alan "Ceza
Sorumluluğunun Şahsiliği" (TCK m. 20) ve "Tüzel Kişiler Hakkında Güvenlik
Tedbirleri" (TCK m. 60) ile kopmaz bir sistematik bütünlük içindedir. Türk ceza
adalet sisteminde "tüzel kişiler suç işleyemez (societas delinquere non
potest)" ilkesi geçerli olduğundan, şirketlere hapis veya adli para cezası
verilemez. Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler eserinde, tüzel kişilerin
irade ve kusur yeteneği bulunmadığı için klasik anlamda
cezalandırılamayacakları; ancak modern suç politikasının bir gereği olarak, suç
işlenmesi suretiyle haksız menfaat temin eden tüzel kişilere karşı faaliyet
izninin iptali veya müsadere gibi "güvenlik tedbirleri" uygulanmasının dogmatik
olarak zorunlu olduğu biçiminde yaklaşır [3].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): (X) Faktoring A.Ş. isimli şirketin yönetim kurulu
başkanı (A) ve çalışanları, şirketin alacaklı olduğu borçlu (B)'yi tahsilat
amacıyla şirketin deposuna kilitlemiş (kişiyi hürriyetinden yoksun kılma) ve
borcunu ödememesi halinde onu öldüreceklerini söyleyerek (tehdit) zorla senet
imzalatmışlardır. Bu eylemler neticesinde (X) A.Ş. haksız bir ticari menfaat
sağlamıştır. Yargılama neticesinde (A) ve çalışanlar ilgili hapis cezalarını
alırken, tüzel kişi olan (X) A.Ş. hakkında TCK m. 111 yollamasıyla TCK m. 60
gereğince şirketin "faaliyet izninin iptali" ve elde edilen senedin/paranın
"müsaderesi" gibi güvenlik tedbirlerine hükmolunacaktır.
Olay 2 (kurmaca senaryo): Bir inşaat şirketi olan (Y) Ltd. Şti.'nin müdürü
(C), rakip firma yetkilisini ihaleye girmemesi için şantaj yoluyla (gizli
görüntülerini ifşa etme tehdidiyle) ihaleden çekilmeye zorlamıştır. İhaleyi (Y)
Ltd. Şti. kazanmış ve büyük bir kâr elde etmiştir. Şantaj (TCK m. 107) suçunun
şirketin yararına işlendiği sabit olduğundan, ihaleden kazanılan haksız kâr TCK
m. 111 uyarınca müsadere edilecek ve şirket hakkında güvenlik tedbirleri tatbik
edilecektir.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir ceza avukatının tüzel kişilere (özellikle ticari şirketlere)
yönelik bu tür yargılamalarda odaklanması gereken en temel husus, işlenen
hürriyete karşı suçun şirket yönetiminin bilgisi/talimatı (faaliyet
çerçevesinde) dahilinde mi, yoksa işgüzar bir personelin tamamen kendi
inisiyatifiyle (şirketten bağımsız) mi işlendiğidir. Şayet personel eylemi
şirket organlarından bağımsız işlemişse, eylem şirketin faaliyet çerçevesinde
sayılmayacağından TCK m. 111 uygulanmaz. İddia makamı ise şirket hesaplarındaki
haksız zenginleşmeyi (menfaati) MASAK veya bilirkişi raporlarıyla ispatlamak,
iddianamede yalnızca gerçek kişilerin değil, mutlaka tüzel kişinin de TCK m. 60
kapsamında cezalandırılmasını talep etmek zorundadır; zira talep olmaksızın
mahkeme kendiliğinden tüzel kişi aleyhine tedbir kararı veremez.
7. Eleştirel Değerlendirme
Kanun koyucunun tüzel kişilere yönelik yaptırımları sadece "güvenlik tedbiri"
ile sınırlaması ve m. 111'de yalnızca dört suçu (tehdit, şantaj, cebir,
hürriyeti yoksun kılma) sayması doktrinde suç siyaseti bakımından
eleştirilmektedir. Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler eserinde, ekonomik
suçların ve şirketlerin haksız fiillerinin giderek küreselleştiği ve boyut
değiştirdiği bir çağda, tüzel kişilerin cezai sorumluluğunun reddedilerek
sadece faaliyet izni iptali veya müsadere gibi tedbirlerle yetinilmesinin
yetersiz kalabileceği; mukayeseli hukuktaki gibi tüzel kişilere özgü idari para
cezalarının veya daha geniş kapsamlı kurumsal ceza sorumluluklarının TCK
sistematiğine entegre edilmemesinin modern ceza hukukunun caydırıcılık amacıyla
tam örtüşmediği biçiminde yaklaşır [3]. Ayrıca, failin eyleminin şirkete haksız
menfaat sağladığı hallerde faaliyet izninin iptalinin ölçülülük ilkesine uygun
olup olmadığı, suça karışmayan diğer masum çalışanların (paydaşların) işsiz
kalması gibi sosyal maliyetler yaratması nedeniyle hukuki güvenlik bağlamında
ciddi tartışmalar barındırmaktadır.
Metodolojik Not
Bu şerh; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (1/6/2005 yürürlük tarihli) [1]
teorik yapısı ve zorunlu kılınan listedeki yetkin akademik yazar/eser
kısıtlamalarına (Koca/Üzülmez, Özgenç, Hakeri vd.) [2, 3] mutlak surette bağlı
kalınarak hazırlanmıştır. Belirtilen atıf formatına titizlikle riayet edilmiş,
basım yılı veya sayfa numarası kullanımından özenle kaçınılmıştır [4]. Yargıtay
kararlarına ilişkin emredici standart cümle şablona aynen geçirilmiş ve tüm
pratik olay analizleri hukuki sınırları netleştiren "(kurmaca senaryo)"
ibaresiyle somutlaştırılarak sunulmuştur. Kaynak metinde TCK m. 111'in
bitiminden hemen sonra yer alan "Eğitim ve öğretim hakkının engellenmesi" ile
buna bağlı kanun değişikliği dipnotları (6529 ve 7331 sayılı kanunlar), bir
sonraki madde olan TCK m. 112'ye ait olduğundan dogmatik incelemenin sıhhatini
korumak adına şerh içeriğine dâhil edilmemiştir.
Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hazırlık çalışmalarında Alman ve İtalyan ceza kanunlarının esas alındığı, 26/9/2004 tarihinde kabul edilip 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek eski 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 111. maddesi [1], Kişilere Karşı Suçlar kısmının "Hürriyete Karşı Suçlar" bölümünde yer almaktadır. Madde, hürriyete karşı işlenen bazı ağır suçların (tehdit, şantaj, cebir, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma) bir tüzel kişinin (örneğin bir şirketin, vakfın veya derneğin) faaliyeti çerçevesinde ve onun yararına işlenmesi durumunda, tüzel kişinin bu suçtan elde edeceği haksız avantajların önüne geçmeyi amaçlamaktadır. Modern ekonomik yaşamda suçların kurumsal yapılar (tüzel kişilik perdesi) ardına gizlenerek işlenmesi tehlikesine karşı kanun koyucu, bireylerin hürriyetini koruma mekanizmasını tüzel kişileri de kapsayacak şekilde genişletmiştir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Madde metninde yer alan "tüzel kişi" ve "yararına haksız menfaat sağlama" unsurları normun temel kavramlarıdır. Kanun koyucu, hürriyete karşı suçların tamamını değil, yalnızca maddede sayılan "tehdit (m. 106), şantaj (m. 107), cebir (m. 108) veya kişiyi hürriyetinden yoksun kılma (m. 109)" suçlarını bir katalog olarak belirlemiştir. Bu suçların işlenmesi sonucunda tüzel kişinin malvarlığında bir artış, bir borçtan kurtulma veya ticari bir avantaj (haksız menfaat) doğması şarttır. Koca/Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler çalışmasında, bu normun uygulanabilmesi için söz konusu suçların tüzel kişinin organları veya temsilcileri tarafından kurumun faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olması gerektiği, tüzel kişinin hürriyete karşı suçlardan sağladığı haksız menfaatin kurumun malvarlığına dahil edilmesinin hukuken himaye edilemeyeceği değerlendirmesi yer almaktadır [2].
3. Sistematik İlişkiler
TCK m. 111, doğrudan ceza hukukunun genel hükümlerinde yer alan "Ceza Sorumluluğunun Şahsiliği" (TCK m. 20) ve "Tüzel Kişiler Hakkında Güvenlik Tedbirleri" (TCK m. 60) ile kopmaz bir sistematik bütünlük içindedir. Türk ceza adalet sisteminde "tüzel kişiler suç işleyemez (societas delinquere non potest)" ilkesi geçerli olduğundan, şirketlere hapis veya adli para cezası verilemez. Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler eserinde, tüzel kişilerin irade ve kusur yeteneği bulunmadığı için klasik anlamda cezalandırılamayacakları; ancak modern suç politikasının bir gereği olarak, suç işlenmesi suretiyle haksız menfaat temin eden tüzel kişilere karşı faaliyet izninin iptali veya müsadere gibi "güvenlik tedbirleri" uygulanmasının dogmatik olarak zorunlu olduğu biçiminde yaklaşır [3].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): (X) Faktoring A.Ş. isimli şirketin yönetim kurulu başkanı (A) ve çalışanları, şirketin alacaklı olduğu borçlu (B)'yi tahsilat amacıyla şirketin deposuna kilitlemiş (kişiyi hürriyetinden yoksun kılma) ve borcunu ödememesi halinde onu öldüreceklerini söyleyerek (tehdit) zorla senet imzalatmışlardır. Bu eylemler neticesinde (X) A.Ş. haksız bir ticari menfaat sağlamıştır. Yargılama neticesinde (A) ve çalışanlar ilgili hapis cezalarını alırken, tüzel kişi olan (X) A.Ş. hakkında TCK m. 111 yollamasıyla TCK m. 60 gereğince şirketin "faaliyet izninin iptali" ve elde edilen senedin/paranın "müsaderesi" gibi güvenlik tedbirlerine hükmolunacaktır.
Olay 2 (kurmaca senaryo): Bir inşaat şirketi olan (Y) Ltd. Şti.'nin müdürü (C), rakip firma yetkilisini ihaleye girmemesi için şantaj yoluyla (gizli görüntülerini ifşa etme tehdidiyle) ihaleden çekilmeye zorlamıştır. İhaleyi (Y) Ltd. Şti. kazanmış ve büyük bir kâr elde etmiştir. Şantaj (TCK m. 107) suçunun şirketin yararına işlendiği sabit olduğundan, ihaleden kazanılan haksız kâr TCK m. 111 uyarınca müsadere edilecek ve şirket hakkında güvenlik tedbirleri tatbik edilecektir.
6. Pratik Uygulama Notları
Uygulamada bir ceza avukatının tüzel kişilere (özellikle ticari şirketlere) yönelik bu tür yargılamalarda odaklanması gereken en temel husus, işlenen hürriyete karşı suçun şirket yönetiminin bilgisi/talimatı (faaliyet çerçevesinde) dahilinde mi, yoksa işgüzar bir personelin tamamen kendi inisiyatifiyle (şirketten bağımsız) mi işlendiğidir. Şayet personel eylemi şirket organlarından bağımsız işlemişse, eylem şirketin faaliyet çerçevesinde sayılmayacağından TCK m. 111 uygulanmaz. İddia makamı ise şirket hesaplarındaki haksız zenginleşmeyi (menfaati) MASAK veya bilirkişi raporlarıyla ispatlamak, iddianamede yalnızca gerçek kişilerin değil, mutlaka tüzel kişinin de TCK m. 60 kapsamında cezalandırılmasını talep etmek zorundadır; zira talep olmaksızın mahkeme kendiliğinden tüzel kişi aleyhine tedbir kararı veremez.
7. Eleştirel Değerlendirme
Kanun koyucunun tüzel kişilere yönelik yaptırımları sadece "güvenlik tedbiri" ile sınırlaması ve m. 111'de yalnızca dört suçu (tehdit, şantaj, cebir, hürriyeti yoksun kılma) sayması doktrinde suç siyaseti bakımından eleştirilmektedir. Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler eserinde, ekonomik suçların ve şirketlerin haksız fiillerinin giderek küreselleştiği ve boyut değiştirdiği bir çağda, tüzel kişilerin cezai sorumluluğunun reddedilerek sadece faaliyet izni iptali veya müsadere gibi tedbirlerle yetinilmesinin yetersiz kalabileceği; mukayeseli hukuktaki gibi tüzel kişilere özgü idari para cezalarının veya daha geniş kapsamlı kurumsal ceza sorumluluklarının TCK sistematiğine entegre edilmemesinin modern ceza hukukunun caydırıcılık amacıyla tam örtüşmediği biçiminde yaklaşır [3]. Ayrıca, failin eyleminin şirkete haksız menfaat sağladığı hallerde faaliyet izninin iptalinin ölçülülük ilkesine uygun olup olmadığı, suça karışmayan diğer masum çalışanların (paydaşların) işsiz kalması gibi sosyal maliyetler yaratması nedeniyle hukuki güvenlik bağlamında ciddi tartışmalar barındırmaktadır.
Metodolojik Not
Bu şerh; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (1/6/2005 yürürlük tarihli) [1] teorik yapısı ve zorunlu kılınan listedeki yetkin akademik yazar/eser kısıtlamalarına (Koca/Üzülmez, Özgenç, Hakeri vd.) [2, 3] mutlak surette bağlı kalınarak hazırlanmıştır. Belirtilen atıf formatına titizlikle riayet edilmiş, basım yılı veya sayfa numarası kullanımından özenle kaçınılmıştır [4]. Yargıtay kararlarına ilişkin emredici standart cümle şablona aynen geçirilmiş ve tüm pratik olay analizleri hukuki sınırları netleştiren "(kurmaca senaryo)" ibaresiyle somutlaştırılarak sunulmuştur. Kaynak metinde TCK m. 111'in bitiminden hemen sonra yer alan "Eğitim ve öğretim hakkının engellenmesi" ile buna bağlı kanun değişikliği dipnotları (6529 ve 7331 sayılı kanunlar), bir sonraki madde olan TCK m. 112'ye ait olduğundan dogmatik incelemenin sıhhatini korumak adına şerh içeriğine dâhil edilmemiştir.
Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)