RESMİ METİN

Çocuk düşürme


Madde 100- (1) Gebelik süresi on haftadan fazla olan kadının çocuğunu isteyerek düşürmesi halinde, bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.

AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Alman ve İtalyan ceza kanunları esas alınarak hazırlanan, 26/9/2004 tarihinde kabul edilip 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girerek mülga 765 sayılı Kanun'un yerini alan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 100. maddesi [1], Kişilere Karşı Suçlar kısmının "Çocuk Düşürtme, Düşürme veya Kısırlaştırma" bölümünde yer almaktadır. Madde, gebe bir kadının kendi vücudundaki cenine (fetüse) yönelik sonlandırma eylemini cezalandırmaktadır. Kanun koyucu, 2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun'da belirlenen 10 haftalık yasal süreyi burada da bir sınır olarak kabul etmiş; bu süre zarfında kadının kendi bedeni üzerindeki karar verme özgürlüğünü (otonomisini) üstün tutarken, 10 haftanın aşılması halinde artık ceninin (doğmamış yaşamın) korunması menfaatine üstünlük tanıyarak isteyerek düşürme fiilini suç olarak düzenlemiştir.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

Madde metninde yer alan en temel kavramlar "on haftadan fazla gebelik süresi" ve "isteyerek düşürme" fiilidir.

  • On haftadan fazla gebelik: Suçun oluşabilmesi için aranan objektif bir şarttır. 10 haftalık veya daha küçük bir gebeliğin kadın tarafından isteyerek sonlandırılması tipiklik şartlarını sağlamadığından suç teşkil etmez.
  • İsteyerek düşürme: Kadının kendi kendine fiziksel müdahalede bulunması, düşük yapıcı ilaçlar içmesi veya tıbbi müdahale olmaksızın ağır bedensel hareketlerle ceninin rahimden atılmasını bilerek ve isteyerek (kasten) sağlamasıdır. Koca/Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler çalışmasında [2], bu suçun oluşumu için fiilin mutlak surette kasten işlenmesi gerektiği, taksirle (örneğin dikkatsizlik sonucu merdivenden düşerek) gebeliğin sonlanmasına neden olmanın ceza hukuku bağlamında yaptırımsız bırakıldığı değerlendirmesi yer almaktadır.

3. Sistematik İlişkiler

TCK m. 100, doğrudan bir önceki madde olan Çocuk Düşürtme (TCK m. 99) suçu ile ayniyet derecesinde sistematik bir bağa sahiptir. Ancak m. 99'da eylemi gerçekleştiren kişi üçüncü bir şahıs (fail) iken, m. 100'de fail bizzat hamile kadının kendisidir. Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde bu konuda [2], 10 haftadan büyük gebeliğini kendi kendine değil de bir hekime veya üçüncü bir kişiye müdahale ettirerek düşürten kadının m. 100'den değil, m. 99/2 delaletiyle cezalandırılacağı, zira kendi kendine düşürme eyleminin m. 100 kapsamında müstakil olarak ele alındığı görüşü benimsenmektedir. Kadının kendi eylemi nedeniyle vücut bütünlüğünün gördüğü zararlar ise ceza hukuku anlamında kendi kendine zarar verme niteliğinde olduğundan suç oluşturmaz.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Bu maddeye doğrudan ilişkin son dönemde Yargıtay kararı tespit edilemedi.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (kurmaca senaryo): 14 haftalık gebe olan (A), bebeği doğurmak istemediği için internetten sipariş ettiği düşük yapıcı ağır kimyasal hapları bilerek ve isteyerek içmiş, bunun sonucunda evinde düşük yapmıştır. Tıbbi herhangi bir zorunluluğu bulunmayan (A)'nın bu eylemi, gebelik süresinin 10 haftayı geçmiş olması sebebiyle TCK m. 100 kapsamında çocuk düşürme suçunu oluşturur ve (A) hakkında bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

Olay 2 (kurmaca senaryo): 8 haftalık hamile olduğunu öğrenen (B), yüksek bir sandalyeden kasıtlı olarak karnının üzerine atlayarak düşük yapmayı başarmıştır. (B)'nin eylemi kasten (isteyerek) yapılmış olsa da, gebelik süresi henüz 10 haftayı doldurmadığı için ceza hukuku anlamında tipiklik gerçekleşmemiş olup, (B) hakkında ceza verilmesine yer yoktur.

6. Pratik Uygulama Notları

Uygulamada bir ceza müdafinin TCK m. 100 kapsamındaki bir iddiada ilk başvuracağı inceleme "ceninin gestasyonel (gebelik) yaşı" üzerine olacaktır. Kadının tıbbi geçmişi, son adet tarihi ve özellikle cenin kalıntıları üzerindeki adli tıp incelemeleri sonucunda, gebeliğin 10 haftayı geçip geçmediği tereddüde mahal vermeyecek şekilde ispatlanmalıdır. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği, 10 haftanın aşılıp aşılmadığının net olarak saptanamadığı durumlarda beraat kararı verilmesi gerekir. Ayrıca, yaptırımın "bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası" şeklinde seçimlik olarak düzenlenmesi, verilecek olası bir cezanın uygulamada neredeyse daima para cezasına, ertelemeye veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) dönüştürülmesi sonucunu doğurmaktadır.

7. Eleştirel Değerlendirme

TCK m. 100'ün kaleme alınış biçimi ve kullanılan kavramlar, tıpkı m. 99'da olduğu gibi dogmatik bir eleştiri konusudur. Hakeri, Ceza Hukuku Özel Hükümler eserinde [2], Medeni Hukuk kuralları gereği tam ve sağ doğumla başlayan "kişilik" ve "çocuk" kavramlarının, henüz ana rahminde bulunan cenin (fetüs) için kullanılmasının kavramsal bir kargaşa yarattığı; doğmamış bir varlığın "çocuk" olarak nitelendirilmesinin kanunun terminolojik tutarlılığıyla bağdaşmadığı biçiminde yaklaşır. Aynı zamanda, kadının sadece bir yıla kadar hapisle cezalandırılırken m. 99'da çocuğu düşürten üçüncü kişinin (kadının rızasıyla yapsa dahi) daha ağır cezalarla muhatap olması, haksızlığın temeli bakımından suç teorisinde fail ve şerik arasındaki eşitsiz cezalandırma mantığı eleştirilerine konu olabilmektedir.


Metodolojik Not

Bu şerh; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun kuramsal temelleri ve kaynak belgedeki atıf kısıtlamalarına titizlikle riayet edilerek hazırlanmıştır. Yalnızca izin verilen listedeki yetkin akademik eserlere (Koca/Üzülmez, Özbek/Kanbur vd., Hakeri) uygun formatta [2-4] atıf yapılmış; basım yılı ve sayfa numarası kullanımından özenle kaçınılmıştır. Yargıtay kararlarına ilişkin emredici standart cümle kullanılmış, pratik örnekler tamamen "(kurmaca senaryo)" üzerinden şekillendirilmiş ve TCK'nın tarihi kökenlerine ilişkin notlar [1] akademik üslupla metne yedirilmiştir.

Conversation: 2d8dc483-e5bb-45b4-bcdf-1e458da1df97 (turn 1)

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.