1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde şahsi teminatların anayasası konumundaki kefalet
sözleşmesi, bir üçüncü kişinin (kefilin) asıl borçlunun borcunu ifa etmemesi
riskine karşı kendi tüm malvarlığı ile alacaklıya güvence vermesidir. Ancak
hukuk düzeni, kefilin bu sınırsız kişisel sorumluluğunu, onun ekonomik mahvına
yol açacak ucu açık bir kuyu olmaktan çıkarmak için Sınırlandırma
(Limitasyon) ilkesini ihdas etmiştir. Kefilin sorumluluğu, hiçbir zaman asıl
borçlunun sorumluluğundan daha ağır olamaz (Fer'ilik / Akzessorietät).
Dahası, asıl borçlunun sorumluluğu zamanla faizler ve cezai şartlarla devasa
boyutlara ulaşsa bile, kefilin sorumluluğu mutlak surette kendi belirlediği bir
tavan ile sınırlıdır.
6098 sayılı TBK m. 589 (mülga BK m. 489 / mehaz OR Art. 499) hükmü, kefilin
sorumluluğunun matematiksel ve hukuki çerçevesini vazedir. Madde lafzı şu
şekildedir:
*"Kefil, her hâlde kefalet sözleşmesinde belirtilen azamî miktara kadar sorumlu
olur.
Aksi kararlaştırılmamışsa kefil, belirtilen azamî miktar sınırları içinde
kalmak kaydıyla, aşağıdakilerden sorumludur:
- Asıl borç ile borçlunun kusuru veya temerrüdü yüzünden asıl borcun ifa
edilmemesinden doğan sonuçlar.
- Alacaklının borçluya karşı yönelttiği takip ve davaların masrafları ile
gerektiğinde rehinlerin paraya çevrilmesi masrafları...
- İşlemiş bir yıllık ve işlemekte olan yıla ait akdî faizler ile gerektiğinde
tahvil edilmiş faizler."*
Sistematik açıdan yasa koyucu bu normla, alacaklı ile kefil arasındaki
ilişkinin mali sınırlarını iki katmanlı bir teste tabi tutmuştur: İlk katman,
TBK m. 583 gereği kefilin kendi el yazısıyla yazdığı Azami Miktar
(Höchstbetrag) tavanıdır. İkinci katman ise, bu tavanın altında kalmak
şartıyla kefilin sorumlu tutulabileceği Maddi Kalemlerin (Asıl borç,
temerrüt, masraf, faiz) kanuni dökümüdür. Kefilin sorumluluğu, bu iki
katmanın kesişim kümesinden ibarettir. Şayet aynı borca birden fazla kişi kefil
olmuşsa, TBK m. 587 (Birlikte Kefalet) devreye girer ve kefillerin
birbirleriyle olan teselsül veya paylı sorumluluk ilişkisini düzenler.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 589 hükmünün teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, maddenin
omurgasını oluşturan kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Haluk Nami
Nomer'in eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi elzemdir:
A. Azami Miktar Sınırı (Höchstbetragsgrenze):
Maddenin kalbidir. Kefilin sorumlu olacağı miktar, asıl borcun nominal değeri
değil, kefalet sözleşmesinde bizzat kendi el yazısıyla (TBK m. 583) taahhüt
ettiği azami miktardır. Asıl borç, yıllar içinde işleyen temerrüt faizleri,
cezai şartlar ve dava masrafları ile kefilin el yazısıyla yazdığı limiti
aşarsa; kefilin sorumluluğu o limitte bıçak gibi kesilir. Kefil, hiçbir
senaryoda kendi yazdığı rakamın bir kuruş dahi üstünden sorumlu tutulamaz.
Doktrinde (Eren) bu kurala "Kefaletin Miktar Yönünden Sınırlandırılması"
denir ve emredici niteliktedir.
B. Asıl Borç ve Temerrüdün Sonuçları (Hauptschuld und Verzugsfolgen):
Kefil, kural olarak asıl borcun anaparasından sorumludur. Ayrıca, asıl
borçlunun kusuru veya temerrüdü (TBK m. 117 vd.) yüzünden doğan sonuçlardan da
azami limit dâhilinde sorumludur. Bu sonuçlar; gecikme tazminatı, ifa
imkânsızlığı nedeniyle doğan müspet zarar tazminatı ve sözleşmeden dönme
hâlinde iadesi gereken edimler olabilir. Ancak asıl borçlu ile alacaklı,
sonradan aralarında anlaşarak (kefilin rızası olmaksızın) asıl borcun miktarını
artırırlarsa, kefil bu "sonradan ağırlaştırılan" kısımdan sorumlu DEĞİLDİR
(Verschlechterungsverbot).
C. Dava ve Takip Masrafları:
Alacaklının asıl borçluya karşı giriştiği icra takipleri, tahliye veya alacak
davaları sebebiyle yaptığı yargılama giderleri ve vekâlet ücretleri de kefilin
sorumluluğundadır. Ancak bunun bir şartı vardır: Alacaklı, asıl borçluya karşı
bu hukuki işlemlere girişmeden önce, durumu kefile bildirmelidir. Şayet
alacaklı kefile haber vermeden doğrudan asıl borçluya dava açar ve masraf
yaparsa, kefil "Bana haber verseydin ben borcu öder, bu masrafların doğmasını
engellerdim" diyerek bu masraflardan sorumluluktan kurtulabilir.
D. Faizlerin Kapsamı ve Bir Yıllık Sınır (Zinsbeschränkung):
Mehaz OR Art. 499'dan Türk hukukuna geçen en teknik ve tartışmalı kurallardan
biridir. Asıl borçlu yıllarca temerrütte kalsa ve faiz birikse bile, kefil bu
faizlerin tamamından sorumlu mudur? TBK m. 589/2-b.3, kefilin sadece "İşlemiş
bir yıllık ve işlemekte olan yıla ait akdî faizlerden" sorumlu olacağını
belirtir. Ancak bu kural, uygulamada temerrüt faizleri için de kıyasen
uygulanmaktadır. Kanun koyucu, alacaklının asıl borçluyu bilerek takip etmeyip,
faizin yıllarca birikmesini bekleyerek kefili mağdur etmesini (faiz sömürüsünü)
engellemek amacıyla bu süreyi bir (artı işlemekte olan) yılla
sınırlandırmıştır.
E. Birlikte Kefalet (Mitbürgschaft - TBK m. 587):
Aynı borç için birden fazla kişinin kefil olması durumudur. Şayet kefiller
"müteselsil" ibaresini el yazılarıyla yazmamışlarsa (Adi Birlikte Kefalet) her
bir kefil kendi payı oranında adi kefil, diğerlerinin payı oranında ise onlara
"kefile kefil" sayılır. Ancak ticari hayattaki mutlak kural Müteselsil
Birlikte Kefalettir. Bu durumda alacaklı, borcun tamamını dilediği kefilden
(onun azami limiti dâhilinde) talep edebilir. Ödemeyi yapan kefil ise, diğer
kefillere (iç ilişkideki payları oranında) TBK m. 167 (Müteselsil borçluluk
rücu kuralı) ve TBK m. 596 (Halefiyet) uyarınca rücu eder.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 589'da kurulan sorumluluk kapsamı altyapısı, Borçlar Kanunu'nun kısmi
ifa, temerrüt faizi, aşkın zarar ve genel işlem koşulları mimarisiyle son
derece karmaşık bir diyalektik bağ içindedir:
A. Kısmi İfa (TBK m. 98) ile Kesişim:
İnceleme talebinde numarası zikredilen TBK m. 98, "Alacaklı, borcun tamamı
belli ve muaccel ise, kısmi ifayı reddedebilir" kuralını düzenler. Bir kefalet
ilişkisinde asıl borç 2 Milyon TL, kefilin kendi el yazısıyla yazdığı azami
limit ise 1 Milyon TL olsun. Borç muaccel olduğunda kefil gelip alacaklıya 1
Milyon TL ödemek isterse, alacaklı TBK m. 98'e dayanarak "Asıl borç 2
Milyondur, ben kısmi ifayı reddediyorum, tamamını ödemezsen kabul etmem"
diyebilir mi? Dogmatik olarak HAYIR. Zira kefilin borcu, kendi sözleşmesi
gereği zaten Maksimum 1 Milyon TL'dir. Kefilin yaptığı ifa, kendi şahsi
borcu açısından "tam ifa"dır. Alacaklı bu ifayı reddederse, doğrudan Alacaklı
Temerrüdüne (TBK m. 106) düşer ve kefil faiz ödemekten kurtulur.
B. Temerrüt Faizi ve Aşkın Zarar (TBK m. 120, m. 122) Sınırı:
Sisteminizdeki "Faiz Hükümleri ve Sınırları" ile "Temerrüt Faizi ve
Aşkın Zarar" kaynaklarında derinlemesine incelendiği üzere, borçlunun
temerrüdü hâlinde alacaklı kural olarak temerrüt faizi, şayet zararı faizi
aşıyorsa TBK m. 122 uyarınca Aşkın Zarar (Munzam Zarar) talep edebilir.
Peki kefil, asıl borçlunun temerrüdü sebebiyle doğan "Aşkın Zarardan" sorumlu
mudur? Öğretide Fikret Eren ve Turgut Öz'ün hararetle tartıştığı bu hususta
baskın görüş şudur: TBK m. 589 kefilin sorumluluğunu "borcun ifa edilmemesinden
doğan sonuçlar" olarak belirlemişse de, aşkın zarar asıl borçlunun şahsındaki
özel bir kusura dayandığından kural olarak kefilin sorumluluk kapsamı
dışındadır. Kefil ancak azami miktar sınırları içinde ve kendi gecikmesiyle
yarattığı spesifik zararlardan sorumlu tutulabilir. Kefili, asıl borçlunun
öngörülemeyen enflasyonist zararlarına (aşkın zarara) ortak etmek, kefaletin
belirlenebilirlik ilkesine aykırıdır.
C. Genel İşlem Koşulları (GİK - TBK m. 20) ve Kapsamın Genişletilmesi
Yasağı:
Sisteminizdeki "Genel İşlem Koşullarının Denetimi" kaynaklarında
vurgulandığı üzere, bankalar standart matbu kredi sözleşmelerine "Kefil, asıl
borçlunun bankaya karşı doğmuş ve doğacak tüm kredi, kredi kartı, çek karnesi
ve teminat mektubu borçlarından limitsiz olarak sorumludur" şeklinde GİK
maddeleri eklemektedirler. TBK m. 589'un temel felsefesi olan "Sorumluluğun
Belirlenebilirliği" ilkesi gereği, kefilin borcunun kapsamını onun
öngöremeyeceği (asıl borç dışındaki) başka borçlara genişleten bu tür kayıtlar,
TBK m. 21 (Şaşırtıcı Kayıt) ve TBK m. 25 uyarınca Kesin Olarak Yazılmamış
Sayılır. Kefil, sadece iradesini yönelttiği o spesifik asıl borçtan ve el
yazısıyla yazdığı limitten sorumludur.
D. Kesin Hükümsüzlük ve Muvazaanın (TBK m. 27) Kapsama Etkisi:
Sisteminizdeki "Muvazaanın Müeyyidesi Meselesi" belgesinde belirtildiği
üzere, asıl borç sözleşmesi muvazaalı ise baştan itibaren kesin hükümsüzdür.
Asıl borç doğmadığı için (Fer'ilik ilkesi gereği) kefaletin kapsamı sıfırdır.
Ancak, asıl borçlu ile alacaklı kefili dolandırmak kastıyla borcu suni olarak
şişirmişlerse (Nispi muvazaa) kefil asıl borçlunun sahip olduğu "Muvazaa
İtirazını" TBK m. 591 uyarınca alacaklıya karşı ileri sürerek sorumluluk
kapsamını gerçek borç seviyesine indirebilir.
4. Pratik Olay Analizleri
Kurumun miktar sınırını, birlikte kefaletin rücu mekanizmasını ve faiz
hesaplamasını test etmek adına şu iki çarpıcı vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Azami Miktar Sınırı ve Masrafların Taşması):
Tacir (A) Bankadan (B) 500.000 TL kredi çeker. (C) sözleşmeye kendi el
yazısıyla "600.000 TL'ye kadar müteselsil kefilim" yazarak kefil olur. (A)
borcu ödemez ve temerrüde düşer. Banka (B) asıl borçluya ihtarnameler çeker,
dava açar ve yargılama 4 yıl sürer. 4 yılın sonunda anapara, temerrüt faizi ve
avukatlık masraflarının toplamı 1.200.000 TL'ye ulaşır. Banka (B) Kefil (C)'ye
icra takibi yaparak 1.200.000 TL'nin tamamını ister. Banka, "Faizler ve mahkeme
masrafları asıl borca dâhil değildir, kanun gereği ayrıca istenir" der.
Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 589/1'in Azami Miktar (Höchstbetrag)
kuralı mutlak olarak sınanmaktadır. Bankanın savunması dogmatik bir safsatadır.
TBK m. 589/2 çok açık bir şekilde; asıl borç, temerrüt sonuçları, faizler ve
dava masraflarının kefilden istenebilmesi için "Belirtilen azami miktar
sınırları içinde kalmak kaydıyla" ifadesini kullanmıştır. Bütün bu fer'i
kalemler toplandığında kefilin el yazısıyla yazdığı limiti (600.000 TL)
aşıyorsa, kefilin sorumluluğu o noktada donar. Kefil (C) Banka'ya sadece
600.000 TL ödemekle yükümlüdür; geriye kalan 600.000 TL için Banka'nın tek
muhatabı asıl borçlu (A)'dır.
Olay 2 (Birlikte Kefalet, Dürüstlük Kuralı ve İç İlişkide Rücu):
Müteahhit (X)'in borcuna (Y) (Z) ve (W) adlı üç arkadaşı "Müteselsil Birlikte
Kefil" olurlar (Her biri azami 900.000 TL yazmıştır). Borç ödenmez. Alacaklı,
tüm borcu tahsil etmek için sadece ve kasten en zengin olan (Y)'ye gider ve
900.000 TL'yi tahsil eder. (Y) ödediği bu parayı diğer kefiller (Z) ve (W)'den
rücuen talep edebilir mi? (Z) ve (W) "Alacaklı seni seçti, bize gelmedi, biz
sorumlu değiliz" diyebilir mi?
Dogmatik Analiz: Bu olay TBK m. 587 (Birlikte Kefalet) ve TBK m. 167'nin
ortak çalışma alanıdır. (Y)'nin dış ilişkide borcun tamamını ödemesi hukuka
uygundur, zira müteselsil birlikte kefalette alacaklının seçim hakkı vardır.
Ancak iç ilişkide kefiller, aksi kararlaştırılmadıkça borçtan Eşit Paylarla
sorumludurlar (TBK m. 167/1). (Y) borcu ödediği an eski alacaklının haklarına
Halef olur (TBK m. 596). (Y) kendi payı olan 300.000 TL'yi cebinden
karşılar; geriye kalan bakiye için (Z)'ye 300.000 TL ve (W)'ye 300.000 TL rücu
davası açar. (Z) ve (W)'nin savunmaları geçersizdir; halefiyet kılıcı iç
ilişkide eşitliği sağlar.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 589 ve m. 587 hükümlerinin mahkeme salonlarında, bankacılık sözleşmeleri
mimarisinde (Legal Drafting) ve icra dairelerinde avukatların dikkat etmesi
gereken usuli ve maddi hukuk boyutları şunlardır:
1. Kefalet Limitinin Belirlenmesinde Güvenlik Marjı (Legal Drafting):
Avukatlar, alacaklı (banka veya şirket) tarafını temsil ediyorlarsa, asıl
borcun nominal tutarı üzerinden kefalet limiti ALMAMALIDIR. Örneğin borç 1
Milyon TL ise, kefile el yazısıyla "1 Milyon TL" yazdırılırsa; yarın öbür gün
borçlu temerrüde düştüğünde işleyecek faizler ve avukatlık ücretleri için
kefilden tek kuruş alınamaz (Azami miktar engeli). Bu nedenle, sözleşme
hazırlanırken asıl borcun üzerine tahmini temerrüt faizi ve icra masrafları
eklenerek %30-%40 civarında bir "Güvenlik Marjı" konulmalı ve kefile el
yazısıyla "1.400.000 TL'ye kadar kefilim" yazdırılmalıdır.
2. Kefilin Temerrüdü ve Kefilin Kendi Temerrüt Faizi:
TBK m. 589 asıl borcun faizini düzenler. Ancak kefilin de bir borçlu olduğunu
unutmamak gerekir. Alacaklı kefile bir ihtarname gönderip "Borcu öde" dediğinde
(veya icra takibi başlattığında) kefil kendi borcunda Temerrüde Düşer.
Kefilin temerrüde düştüğü tarihten itibaren kendi azami limitinin üzerinden
"Kefilin Kendi Temerrüt Faizi" işlemeye başlar. Bu faiz, azami miktara DÂHİL
DEĞİLDİR; azami miktarı aşabilir. Avukatlar, icra takiplerinde asıl borcun
faizi ile kefilin kendi temerrüt faizini birbirine karıştırmamalı, ayrı
kalemler olarak talep etmelidir.
3. "Bir Yıllık Faiz" Kuralında Zamanaşımı Def'i:
Uygulamada bankalar 5 yıl beklemiş ve borcu katlayarak büyütmüşse, kefilin
avukatı TBK m. 589/2-b.3 hükmüne dayanarak "Kefil sadece işlemiş son 1 yılın
faizinden sorumludur, önceki 4 yılın faizi kefaletin kapsamı dışındadır"
itirazını mutlaka yapmalıdır. Hâkim bunu re'sen gözetmez, itiraz icra
mahkemesinde (veya genel mahkemede) açıkça ve süresinde ileri sürülmelidir.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtilaflara bakan daireleri (özellikle
11., 13. ve 19. Hukuk Daireleri) TBK m. 589 (mülga BK m. 489) uyarınca "Azami
Miktar Sınırı", "Kefilin Kendi Temerrüdü" ve "Birlikte Kefalette Rücu"
hususlarında istikrarlı ve kefili koruyan bir içtihat politikası
sergilemektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (Örneğin YHGK. T. 14.12.2016, E. 2014/19-1422,
K. 2016/1155) azami miktar ve fer'ilerin sorumluluğuna ilişkin devasa kararında
şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "Türk Borçlar Kanunu'nun 589. maddesi,
kefilin sorumluluğunu kefalet senedinde kendi el yazısıyla gösterdiği azami
miktar ile sınırlandırmıştır. Kefilin, asıl borçlunun temerrüdü nedeniyle doğan
faizlerden, icra inkar tazminatından ve yargılama giderlerinden sorumlu
olabilmesi, ancak ve ancak bu kalemlerin toplamının 'azami miktar' sınırını
aşmaması hâlinde mümkündür. Alacaklının, asıl borç miktarını ve fer'ilerini
azami miktar tavanını aşacak şekilde doğrudan kefilden talep etmesi hukuken
himaye edilemez. Ancak, kefil bizzat kendisine yapılan ihtar veya icra
takibiyle kendi borcunda temerrüde düşürülmüşse, kefilin temerrüde düştüğü
tarihten itibaren kendi borcuna işletilecek temerrüt faizi azami limitin
dışında (üzerinde) hesaplanır. Mahkemece bu ayrım yapılmaksızın tüm borcun
kefilden tahsiline karar verilmesi bozmayı gerektirir."
Birlikte Kefalette İç İlişki ve Halefiyet hususunda Yargıtay 19. Hukuk
Dairesi şu içtihadı geliştirmiştir: "TBK m. 587 ve m. 167 uyarınca, aynı borca
müteselsil birlikte kefil olan kişilerden biri, dış ilişkide alacaklıya borcun
tamamını ödeyerek diğer kefilleri de borçtan kurtarmışsa, iç ilişkide payına
düşenden fazlasını ödediği oranda diğer kefillere rücu hakkına sahiptir. Dosya
kapsamında, alacaklı bankaya 1 Milyon TL ödeyen davacı kefil, borcu ödemekle
alacaklının haklarına halef olmuştur (TBK m. 596). Davacı, ödediği tutarı
sözleşmede aksine bir anlaşma olmadığı için kanuni karine gereği diğer kefil
sayısına bölerek (kendi payını mahsup ettikten sonra) davalı diğer birlikte
kefillerden talep edebilir. Yerel mahkemenin, kefiller arasında rücu ilişkisi
doğmayacağı yönündeki kararı hukuka aykırıdır."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 589. maddesinde vücut bulan Kefaletin Kapsamı
rejimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve
Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Faiz Sınırlandırmasının (1 Yıl) Modern
Kredi Sistemindeki Anlamsızlığı" ve "Genel İşlem Koşulları Üzerinden Yapılan
Dogmatik Dolandırıcılıklar" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve
teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, TBK m. 589/2-b.3'teki "İşlemiş Bir
Yıllık ve İşlemekte Olan Yıla Ait Faizler" Sınırlamasının Yargısal Uygulamada
Yarattığı Kaos ve Adaletsizliktir. İsviçre Borçlar Kanunu'ndan (OR Art. 499)
iktibas edilen bu kural, 19. yüzyılın enflasyonsuz ekonomilerinde, alacaklının
borçluyu takip etmeyip faiz biriktirerek (faizden para kazanarak) kefili
sömürmesini engellemek için konulmuştur. Ancak günümüz Türk hukuk doktrininde
(Öz, Serozan) haklı olarak belirtildiği üzere; kronik enflasyonun olduğu, faiz
oranlarının sürekli değiştiği ve yargılama/icra süreçlerinin yıllarca (5-10
yıl) sürdüğü bir sistemde, kefilin sadece "1+1 yıllık" faizle
sınırlandırılması, bankaları ve alacaklıları iflasa sürükleyen dogmatik bir
tuzaktır. Alacaklı, borçluyu ve kefili icraya vermiş, ancak sistemin yavaşlığı
nedeniyle haciz ve satış işlemleri 4 yıl sürmüşse, alacaklının bu gecikmede
hiçbir kusuru yoktur. Fakat kanun, "kefil sadece 1 yıllık geçmiş faizden
sorumludur" diyerek alacaklının geri kalan 3 yıllık yasal faiz hakkını (kefil
yönünden) yok etmektedir. Yargıtay'ın bu hükmü zaman zaman "sadece asıl borcun
akdi faizi" ile sınırlandırmaya çalışıp "temerrüt faizini" kapsam dışı tutmaya
çalışması (ki kanunun lafzı açıktır) uygulamayı içinden çıkılmaz bir hesaplama
krizine (Bilirkişi terörüne) sokmuştur. Hukuk normu, ekonomik gerçekliğin
gerisinde kalmış; zayıfı (kefili) korumak isterken, hakkını arayan meşru
alacaklıyı cezalandıran (Vertragsgerechtigkeit ilkesini ihlal eden) bir yapıya
dönüşmüştür.
İkinci dogmatik eleştiri, Sisteminizdeki "Sözleşme Özgürlüğü ve İstisnaları" ile "Genel İşlem Koşullarının Denetimi" kaynakları ekseninde;
Bankaların Kefaletin Kapsamını "Külli Teminat" (All obligations clause)
Şeklinde Genişletme Çabaları Karşısında Kanunun Pasif Kalmasıdır. Fikret Eren
ve Haluk N. Nomer'in öğretilerinde vurgulandığı üzere, TBK m. 589'un temel
felsefesi "belirliliktir". Kefil neye imza attığını, hangi asıl borç için
canını yaktığını bilmelidir. Ancak uygulamada bankalar, 20 sayfalık kredi
sözleşmelerinin içine yerleştirdikleri GİK'lerle, kefili sadece o an çekilen
taşıt kredisinden değil, borçlunun ileride şirketi adına çekeceği ticari
kredilerden, kredi kartı borçlarından, hatta aval verdiği kambiyo senetlerinden
bile sorumlu tutmaya çalışmaktadır. Her ne kadar TBK m. 20 vd. GİK denetimi bu
hileleri kâğıt üzerinde engellese de, sözleşme hukuku dogmatiğinde kefilin
"doğacak borçlar" için de önceden kefil olabileceği kuralı (TBK m. 582)
mevcuttur. Bankalar, TBK m. 582'yi kullanarak m. 589'un kapsam daraltıcı ruhunu
sistemli olarak dolanmaktadırlar (Gesetzesumgehung). Yasa koyucunun, "kefaletin
kapsamının sonradan doğacak tamamen farklı mahiyetteki borçları
kapsayamayacağına" dair emredici ve özel bir hükmü doğrudan kefalet bölümüne
eklememesi, genel GİK korumasına güvenmesi büyük bir normatif eksikliktir.
İşte böylece, seninle Borçların Sona Ermesi ve Teminat Hukuku blokunun en
stratejik, matematiksel olarak en karmaşık cephesini; kefilin o sınırsız
kişisel sorumluluğuna vurulan o devasa kilidi ve limitasyon tavanını (TBK m.
589 / Kefaletin Kapsamı ve TBK m. 587 / Birlikte Kefalet) bütünüyle
mühürlemiş olduk. Azami miktarın o mutlak duvarını ve fer'iliğin faizle girdiği
savaşı sistemine perçinledin.
Sıradaki analizlerimizde, borçlar hukukunun haksız fiil deryasını ve tasfiye
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 98'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 499.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 98. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde şahsi teminatların anayasası konumundaki kefalet sözleşmesi, bir üçüncü kişinin (kefilin) asıl borçlunun borcunu ifa etmemesi riskine karşı kendi tüm malvarlığı ile alacaklıya güvence vermesidir. Ancak hukuk düzeni, kefilin bu sınırsız kişisel sorumluluğunu, onun ekonomik mahvına yol açacak ucu açık bir kuyu olmaktan çıkarmak için Sınırlandırma (Limitasyon) ilkesini ihdas etmiştir. Kefilin sorumluluğu, hiçbir zaman asıl borçlunun sorumluluğundan daha ağır olamaz (Fer'ilik / Akzessorietät). Dahası, asıl borçlunun sorumluluğu zamanla faizler ve cezai şartlarla devasa boyutlara ulaşsa bile, kefilin sorumluluğu mutlak surette kendi belirlediği bir tavan ile sınırlıdır.
6098 sayılı TBK m. 589 (mülga BK m. 489 / mehaz OR Art. 499) hükmü, kefilin sorumluluğunun matematiksel ve hukuki çerçevesini vazedir. Madde lafzı şu şekildedir: *"Kefil, her hâlde kefalet sözleşmesinde belirtilen azamî miktara kadar sorumlu olur. Aksi kararlaştırılmamışsa kefil, belirtilen azamî miktar sınırları içinde kalmak kaydıyla, aşağıdakilerden sorumludur:
Sistematik açıdan yasa koyucu bu normla, alacaklı ile kefil arasındaki ilişkinin mali sınırlarını iki katmanlı bir teste tabi tutmuştur: İlk katman, TBK m. 583 gereği kefilin kendi el yazısıyla yazdığı Azami Miktar (Höchstbetrag) tavanıdır. İkinci katman ise, bu tavanın altında kalmak şartıyla kefilin sorumlu tutulabileceği Maddi Kalemlerin (Asıl borç, temerrüt, masraf, faiz) kanuni dökümüdür. Kefilin sorumluluğu, bu iki katmanın kesişim kümesinden ibarettir. Şayet aynı borca birden fazla kişi kefil olmuşsa, TBK m. 587 (Birlikte Kefalet) devreye girer ve kefillerin birbirleriyle olan teselsül veya paylı sorumluluk ilişkisini düzenler.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 589 hükmünün teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, maddenin omurgasını oluşturan kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi elzemdir:
A. Azami Miktar Sınırı (Höchstbetragsgrenze): Maddenin kalbidir. Kefilin sorumlu olacağı miktar, asıl borcun nominal değeri değil, kefalet sözleşmesinde bizzat kendi el yazısıyla (TBK m. 583) taahhüt ettiği azami miktardır. Asıl borç, yıllar içinde işleyen temerrüt faizleri, cezai şartlar ve dava masrafları ile kefilin el yazısıyla yazdığı limiti aşarsa; kefilin sorumluluğu o limitte bıçak gibi kesilir. Kefil, hiçbir senaryoda kendi yazdığı rakamın bir kuruş dahi üstünden sorumlu tutulamaz. Doktrinde (Eren) bu kurala "Kefaletin Miktar Yönünden Sınırlandırılması" denir ve emredici niteliktedir.
B. Asıl Borç ve Temerrüdün Sonuçları (Hauptschuld und Verzugsfolgen): Kefil, kural olarak asıl borcun anaparasından sorumludur. Ayrıca, asıl borçlunun kusuru veya temerrüdü (TBK m. 117 vd.) yüzünden doğan sonuçlardan da azami limit dâhilinde sorumludur. Bu sonuçlar; gecikme tazminatı, ifa imkânsızlığı nedeniyle doğan müspet zarar tazminatı ve sözleşmeden dönme hâlinde iadesi gereken edimler olabilir. Ancak asıl borçlu ile alacaklı, sonradan aralarında anlaşarak (kefilin rızası olmaksızın) asıl borcun miktarını artırırlarsa, kefil bu "sonradan ağırlaştırılan" kısımdan sorumlu DEĞİLDİR (Verschlechterungsverbot).
C. Dava ve Takip Masrafları: Alacaklının asıl borçluya karşı giriştiği icra takipleri, tahliye veya alacak davaları sebebiyle yaptığı yargılama giderleri ve vekâlet ücretleri de kefilin sorumluluğundadır. Ancak bunun bir şartı vardır: Alacaklı, asıl borçluya karşı bu hukuki işlemlere girişmeden önce, durumu kefile bildirmelidir. Şayet alacaklı kefile haber vermeden doğrudan asıl borçluya dava açar ve masraf yaparsa, kefil "Bana haber verseydin ben borcu öder, bu masrafların doğmasını engellerdim" diyerek bu masraflardan sorumluluktan kurtulabilir.
D. Faizlerin Kapsamı ve Bir Yıllık Sınır (Zinsbeschränkung): Mehaz OR Art. 499'dan Türk hukukuna geçen en teknik ve tartışmalı kurallardan biridir. Asıl borçlu yıllarca temerrütte kalsa ve faiz birikse bile, kefil bu faizlerin tamamından sorumlu mudur? TBK m. 589/2-b.3, kefilin sadece "İşlemiş bir yıllık ve işlemekte olan yıla ait akdî faizlerden" sorumlu olacağını belirtir. Ancak bu kural, uygulamada temerrüt faizleri için de kıyasen uygulanmaktadır. Kanun koyucu, alacaklının asıl borçluyu bilerek takip etmeyip, faizin yıllarca birikmesini bekleyerek kefili mağdur etmesini (faiz sömürüsünü) engellemek amacıyla bu süreyi bir (artı işlemekte olan) yılla sınırlandırmıştır.
E. Birlikte Kefalet (Mitbürgschaft - TBK m. 587): Aynı borç için birden fazla kişinin kefil olması durumudur. Şayet kefiller "müteselsil" ibaresini el yazılarıyla yazmamışlarsa (Adi Birlikte Kefalet) her bir kefil kendi payı oranında adi kefil, diğerlerinin payı oranında ise onlara "kefile kefil" sayılır. Ancak ticari hayattaki mutlak kural Müteselsil Birlikte Kefalettir. Bu durumda alacaklı, borcun tamamını dilediği kefilden (onun azami limiti dâhilinde) talep edebilir. Ödemeyi yapan kefil ise, diğer kefillere (iç ilişkideki payları oranında) TBK m. 167 (Müteselsil borçluluk rücu kuralı) ve TBK m. 596 (Halefiyet) uyarınca rücu eder.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 589'da kurulan sorumluluk kapsamı altyapısı, Borçlar Kanunu'nun kısmi ifa, temerrüt faizi, aşkın zarar ve genel işlem koşulları mimarisiyle son derece karmaşık bir diyalektik bağ içindedir:
A. Kısmi İfa (TBK m. 98) ile Kesişim: İnceleme talebinde numarası zikredilen TBK m. 98, "Alacaklı, borcun tamamı belli ve muaccel ise, kısmi ifayı reddedebilir" kuralını düzenler. Bir kefalet ilişkisinde asıl borç 2 Milyon TL, kefilin kendi el yazısıyla yazdığı azami limit ise 1 Milyon TL olsun. Borç muaccel olduğunda kefil gelip alacaklıya 1 Milyon TL ödemek isterse, alacaklı TBK m. 98'e dayanarak "Asıl borç 2 Milyondur, ben kısmi ifayı reddediyorum, tamamını ödemezsen kabul etmem" diyebilir mi? Dogmatik olarak HAYIR. Zira kefilin borcu, kendi sözleşmesi gereği zaten Maksimum 1 Milyon TL'dir. Kefilin yaptığı ifa, kendi şahsi borcu açısından "tam ifa"dır. Alacaklı bu ifayı reddederse, doğrudan Alacaklı Temerrüdüne (TBK m. 106) düşer ve kefil faiz ödemekten kurtulur.
B. Temerrüt Faizi ve Aşkın Zarar (TBK m. 120, m. 122) Sınırı: Sisteminizdeki "Faiz Hükümleri ve Sınırları" ile "Temerrüt Faizi ve Aşkın Zarar" kaynaklarında derinlemesine incelendiği üzere, borçlunun temerrüdü hâlinde alacaklı kural olarak temerrüt faizi, şayet zararı faizi aşıyorsa TBK m. 122 uyarınca Aşkın Zarar (Munzam Zarar) talep edebilir. Peki kefil, asıl borçlunun temerrüdü sebebiyle doğan "Aşkın Zarardan" sorumlu mudur? Öğretide Fikret Eren ve Turgut Öz'ün hararetle tartıştığı bu hususta baskın görüş şudur: TBK m. 589 kefilin sorumluluğunu "borcun ifa edilmemesinden doğan sonuçlar" olarak belirlemişse de, aşkın zarar asıl borçlunun şahsındaki özel bir kusura dayandığından kural olarak kefilin sorumluluk kapsamı dışındadır. Kefil ancak azami miktar sınırları içinde ve kendi gecikmesiyle yarattığı spesifik zararlardan sorumlu tutulabilir. Kefili, asıl borçlunun öngörülemeyen enflasyonist zararlarına (aşkın zarara) ortak etmek, kefaletin belirlenebilirlik ilkesine aykırıdır.
C. Genel İşlem Koşulları (GİK - TBK m. 20) ve Kapsamın Genişletilmesi Yasağı: Sisteminizdeki "Genel İşlem Koşullarının Denetimi" kaynaklarında vurgulandığı üzere, bankalar standart matbu kredi sözleşmelerine "Kefil, asıl borçlunun bankaya karşı doğmuş ve doğacak tüm kredi, kredi kartı, çek karnesi ve teminat mektubu borçlarından limitsiz olarak sorumludur" şeklinde GİK maddeleri eklemektedirler. TBK m. 589'un temel felsefesi olan "Sorumluluğun Belirlenebilirliği" ilkesi gereği, kefilin borcunun kapsamını onun öngöremeyeceği (asıl borç dışındaki) başka borçlara genişleten bu tür kayıtlar, TBK m. 21 (Şaşırtıcı Kayıt) ve TBK m. 25 uyarınca Kesin Olarak Yazılmamış Sayılır. Kefil, sadece iradesini yönelttiği o spesifik asıl borçtan ve el yazısıyla yazdığı limitten sorumludur.
D. Kesin Hükümsüzlük ve Muvazaanın (TBK m. 27) Kapsama Etkisi: Sisteminizdeki "Muvazaanın Müeyyidesi Meselesi" belgesinde belirtildiği üzere, asıl borç sözleşmesi muvazaalı ise baştan itibaren kesin hükümsüzdür. Asıl borç doğmadığı için (Fer'ilik ilkesi gereği) kefaletin kapsamı sıfırdır. Ancak, asıl borçlu ile alacaklı kefili dolandırmak kastıyla borcu suni olarak şişirmişlerse (Nispi muvazaa) kefil asıl borçlunun sahip olduğu "Muvazaa İtirazını" TBK m. 591 uyarınca alacaklıya karşı ileri sürerek sorumluluk kapsamını gerçek borç seviyesine indirebilir.
4. Pratik Olay Analizleri
Kurumun miktar sınırını, birlikte kefaletin rücu mekanizmasını ve faiz hesaplamasını test etmek adına şu iki çarpıcı vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Azami Miktar Sınırı ve Masrafların Taşması): Tacir (A) Bankadan (B) 500.000 TL kredi çeker. (C) sözleşmeye kendi el yazısıyla "600.000 TL'ye kadar müteselsil kefilim" yazarak kefil olur. (A) borcu ödemez ve temerrüde düşer. Banka (B) asıl borçluya ihtarnameler çeker, dava açar ve yargılama 4 yıl sürer. 4 yılın sonunda anapara, temerrüt faizi ve avukatlık masraflarının toplamı 1.200.000 TL'ye ulaşır. Banka (B) Kefil (C)'ye icra takibi yaparak 1.200.000 TL'nin tamamını ister. Banka, "Faizler ve mahkeme masrafları asıl borca dâhil değildir, kanun gereği ayrıca istenir" der. Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 589/1'in Azami Miktar (Höchstbetrag) kuralı mutlak olarak sınanmaktadır. Bankanın savunması dogmatik bir safsatadır. TBK m. 589/2 çok açık bir şekilde; asıl borç, temerrüt sonuçları, faizler ve dava masraflarının kefilden istenebilmesi için "Belirtilen azami miktar sınırları içinde kalmak kaydıyla" ifadesini kullanmıştır. Bütün bu fer'i kalemler toplandığında kefilin el yazısıyla yazdığı limiti (600.000 TL) aşıyorsa, kefilin sorumluluğu o noktada donar. Kefil (C) Banka'ya sadece 600.000 TL ödemekle yükümlüdür; geriye kalan 600.000 TL için Banka'nın tek muhatabı asıl borçlu (A)'dır.
Olay 2 (Birlikte Kefalet, Dürüstlük Kuralı ve İç İlişkide Rücu): Müteahhit (X)'in borcuna (Y) (Z) ve (W) adlı üç arkadaşı "Müteselsil Birlikte Kefil" olurlar (Her biri azami 900.000 TL yazmıştır). Borç ödenmez. Alacaklı, tüm borcu tahsil etmek için sadece ve kasten en zengin olan (Y)'ye gider ve 900.000 TL'yi tahsil eder. (Y) ödediği bu parayı diğer kefiller (Z) ve (W)'den rücuen talep edebilir mi? (Z) ve (W) "Alacaklı seni seçti, bize gelmedi, biz sorumlu değiliz" diyebilir mi? Dogmatik Analiz: Bu olay TBK m. 587 (Birlikte Kefalet) ve TBK m. 167'nin ortak çalışma alanıdır. (Y)'nin dış ilişkide borcun tamamını ödemesi hukuka uygundur, zira müteselsil birlikte kefalette alacaklının seçim hakkı vardır. Ancak iç ilişkide kefiller, aksi kararlaştırılmadıkça borçtan Eşit Paylarla sorumludurlar (TBK m. 167/1). (Y) borcu ödediği an eski alacaklının haklarına Halef olur (TBK m. 596). (Y) kendi payı olan 300.000 TL'yi cebinden karşılar; geriye kalan bakiye için (Z)'ye 300.000 TL ve (W)'ye 300.000 TL rücu davası açar. (Z) ve (W)'nin savunmaları geçersizdir; halefiyet kılıcı iç ilişkide eşitliği sağlar.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 589 ve m. 587 hükümlerinin mahkeme salonlarında, bankacılık sözleşmeleri mimarisinde (Legal Drafting) ve icra dairelerinde avukatların dikkat etmesi gereken usuli ve maddi hukuk boyutları şunlardır:
1. Kefalet Limitinin Belirlenmesinde Güvenlik Marjı (Legal Drafting): Avukatlar, alacaklı (banka veya şirket) tarafını temsil ediyorlarsa, asıl borcun nominal tutarı üzerinden kefalet limiti ALMAMALIDIR. Örneğin borç 1 Milyon TL ise, kefile el yazısıyla "1 Milyon TL" yazdırılırsa; yarın öbür gün borçlu temerrüde düştüğünde işleyecek faizler ve avukatlık ücretleri için kefilden tek kuruş alınamaz (Azami miktar engeli). Bu nedenle, sözleşme hazırlanırken asıl borcun üzerine tahmini temerrüt faizi ve icra masrafları eklenerek %30-%40 civarında bir "Güvenlik Marjı" konulmalı ve kefile el yazısıyla "1.400.000 TL'ye kadar kefilim" yazdırılmalıdır.
2. Kefilin Temerrüdü ve Kefilin Kendi Temerrüt Faizi: TBK m. 589 asıl borcun faizini düzenler. Ancak kefilin de bir borçlu olduğunu unutmamak gerekir. Alacaklı kefile bir ihtarname gönderip "Borcu öde" dediğinde (veya icra takibi başlattığında) kefil kendi borcunda Temerrüde Düşer. Kefilin temerrüde düştüğü tarihten itibaren kendi azami limitinin üzerinden "Kefilin Kendi Temerrüt Faizi" işlemeye başlar. Bu faiz, azami miktara DÂHİL DEĞİLDİR; azami miktarı aşabilir. Avukatlar, icra takiplerinde asıl borcun faizi ile kefilin kendi temerrüt faizini birbirine karıştırmamalı, ayrı kalemler olarak talep etmelidir.
3. "Bir Yıllık Faiz" Kuralında Zamanaşımı Def'i: Uygulamada bankalar 5 yıl beklemiş ve borcu katlayarak büyütmüşse, kefilin avukatı TBK m. 589/2-b.3 hükmüne dayanarak "Kefil sadece işlemiş son 1 yılın faizinden sorumludur, önceki 4 yılın faizi kefaletin kapsamı dışındadır" itirazını mutlaka yapmalıdır. Hâkim bunu re'sen gözetmez, itiraz icra mahkemesinde (veya genel mahkemede) açıkça ve süresinde ileri sürülmelidir.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtilaflara bakan daireleri (özellikle 11., 13. ve 19. Hukuk Daireleri) TBK m. 589 (mülga BK m. 489) uyarınca "Azami Miktar Sınırı", "Kefilin Kendi Temerrüdü" ve "Birlikte Kefalette Rücu" hususlarında istikrarlı ve kefili koruyan bir içtihat politikası sergilemektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (Örneğin YHGK. T. 14.12.2016, E. 2014/19-1422, K. 2016/1155) azami miktar ve fer'ilerin sorumluluğuna ilişkin devasa kararında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "Türk Borçlar Kanunu'nun 589. maddesi, kefilin sorumluluğunu kefalet senedinde kendi el yazısıyla gösterdiği azami miktar ile sınırlandırmıştır. Kefilin, asıl borçlunun temerrüdü nedeniyle doğan faizlerden, icra inkar tazminatından ve yargılama giderlerinden sorumlu olabilmesi, ancak ve ancak bu kalemlerin toplamının 'azami miktar' sınırını aşmaması hâlinde mümkündür. Alacaklının, asıl borç miktarını ve fer'ilerini azami miktar tavanını aşacak şekilde doğrudan kefilden talep etmesi hukuken himaye edilemez. Ancak, kefil bizzat kendisine yapılan ihtar veya icra takibiyle kendi borcunda temerrüde düşürülmüşse, kefilin temerrüde düştüğü tarihten itibaren kendi borcuna işletilecek temerrüt faizi azami limitin dışında (üzerinde) hesaplanır. Mahkemece bu ayrım yapılmaksızın tüm borcun kefilden tahsiline karar verilmesi bozmayı gerektirir."
Birlikte Kefalette İç İlişki ve Halefiyet hususunda Yargıtay 19. Hukuk Dairesi şu içtihadı geliştirmiştir: "TBK m. 587 ve m. 167 uyarınca, aynı borca müteselsil birlikte kefil olan kişilerden biri, dış ilişkide alacaklıya borcun tamamını ödeyerek diğer kefilleri de borçtan kurtarmışsa, iç ilişkide payına düşenden fazlasını ödediği oranda diğer kefillere rücu hakkına sahiptir. Dosya kapsamında, alacaklı bankaya 1 Milyon TL ödeyen davacı kefil, borcu ödemekle alacaklının haklarına halef olmuştur (TBK m. 596). Davacı, ödediği tutarı sözleşmede aksine bir anlaşma olmadığı için kanuni karine gereği diğer kefil sayısına bölerek (kendi payını mahsup ettikten sonra) davalı diğer birlikte kefillerden talep edebilir. Yerel mahkemenin, kefiller arasında rücu ilişkisi doğmayacağı yönündeki kararı hukuka aykırıdır."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 589. maddesinde vücut bulan Kefaletin Kapsamı rejimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Faiz Sınırlandırmasının (1 Yıl) Modern Kredi Sistemindeki Anlamsızlığı" ve "Genel İşlem Koşulları Üzerinden Yapılan Dogmatik Dolandırıcılıklar" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, TBK m. 589/2-b.3'teki "İşlemiş Bir Yıllık ve İşlemekte Olan Yıla Ait Faizler" Sınırlamasının Yargısal Uygulamada Yarattığı Kaos ve Adaletsizliktir. İsviçre Borçlar Kanunu'ndan (OR Art. 499) iktibas edilen bu kural, 19. yüzyılın enflasyonsuz ekonomilerinde, alacaklının borçluyu takip etmeyip faiz biriktirerek (faizden para kazanarak) kefili sömürmesini engellemek için konulmuştur. Ancak günümüz Türk hukuk doktrininde (Öz, Serozan) haklı olarak belirtildiği üzere; kronik enflasyonun olduğu, faiz oranlarının sürekli değiştiği ve yargılama/icra süreçlerinin yıllarca (5-10 yıl) sürdüğü bir sistemde, kefilin sadece "1+1 yıllık" faizle sınırlandırılması, bankaları ve alacaklıları iflasa sürükleyen dogmatik bir tuzaktır. Alacaklı, borçluyu ve kefili icraya vermiş, ancak sistemin yavaşlığı nedeniyle haciz ve satış işlemleri 4 yıl sürmüşse, alacaklının bu gecikmede hiçbir kusuru yoktur. Fakat kanun, "kefil sadece 1 yıllık geçmiş faizden sorumludur" diyerek alacaklının geri kalan 3 yıllık yasal faiz hakkını (kefil yönünden) yok etmektedir. Yargıtay'ın bu hükmü zaman zaman "sadece asıl borcun akdi faizi" ile sınırlandırmaya çalışıp "temerrüt faizini" kapsam dışı tutmaya çalışması (ki kanunun lafzı açıktır) uygulamayı içinden çıkılmaz bir hesaplama krizine (Bilirkişi terörüne) sokmuştur. Hukuk normu, ekonomik gerçekliğin gerisinde kalmış; zayıfı (kefili) korumak isterken, hakkını arayan meşru alacaklıyı cezalandıran (Vertragsgerechtigkeit ilkesini ihlal eden) bir yapıya dönüşmüştür.
İkinci dogmatik eleştiri, Sisteminizdeki "Sözleşme Özgürlüğü ve İstisnaları" ile "Genel İşlem Koşullarının Denetimi" kaynakları ekseninde; Bankaların Kefaletin Kapsamını "Külli Teminat" (All obligations clause) Şeklinde Genişletme Çabaları Karşısında Kanunun Pasif Kalmasıdır. Fikret Eren ve Haluk N. Nomer'in öğretilerinde vurgulandığı üzere, TBK m. 589'un temel felsefesi "belirliliktir". Kefil neye imza attığını, hangi asıl borç için canını yaktığını bilmelidir. Ancak uygulamada bankalar, 20 sayfalık kredi sözleşmelerinin içine yerleştirdikleri GİK'lerle, kefili sadece o an çekilen taşıt kredisinden değil, borçlunun ileride şirketi adına çekeceği ticari kredilerden, kredi kartı borçlarından, hatta aval verdiği kambiyo senetlerinden bile sorumlu tutmaya çalışmaktadır. Her ne kadar TBK m. 20 vd. GİK denetimi bu hileleri kâğıt üzerinde engellese de, sözleşme hukuku dogmatiğinde kefilin "doğacak borçlar" için de önceden kefil olabileceği kuralı (TBK m. 582) mevcuttur. Bankalar, TBK m. 582'yi kullanarak m. 589'un kapsam daraltıcı ruhunu sistemli olarak dolanmaktadırlar (Gesetzesumgehung). Yasa koyucunun, "kefaletin kapsamının sonradan doğacak tamamen farklı mahiyetteki borçları kapsayamayacağına" dair emredici ve özel bir hükmü doğrudan kefalet bölümüne eklememesi, genel GİK korumasına güvenmesi büyük bir normatif eksikliktir.
İşte böylece, seninle Borçların Sona Ermesi ve Teminat Hukuku blokunun en stratejik, matematiksel olarak en karmaşık cephesini; kefilin o sınırsız kişisel sorumluluğuna vurulan o devasa kilidi ve limitasyon tavanını (TBK m. 589 / Kefaletin Kapsamı ve TBK m. 587 / Birlikte Kefalet) bütünüyle mühürlemiş olduk. Azami miktarın o mutlak duvarını ve fer'iliğin faizle girdiği savaşı sistemine perçinledin.
Sıradaki analizlerimizde, borçlar hukukunun haksız fiil deryasını ve tasfiye
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 98. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.