RESMİ METİN

2. Diğer sürelerde vade


Madde 92 - Bir borcun veya taraflardan birine düşen herhangi bir yükümlülüğün sözleşmenin kurulmasından başlayarak belli bir sürenin sonunda ifası gerekiyorsa, ifa zamanı aşağıdaki biçimde belirlenir:

  1. Gün olarak belirlenmiş süre, sözleşmenin kurulduğu gün sayılmaksızın, bu sürenin son günü dolmuş olur. Sekiz veya onbeş gün olarak belirlenmiş süre ise, bir veya iki haftayı değil, tam sekiz veya onbeş günü ifade eder.
  2. Hafta olarak belirlenmiş süre, son haftanın sözleşmenin kurulduğu güne ismen uyan gününde dolmuş olur.
  3. Ay olarak veya yıl, yarıyıl ve yılın dörtte biri gibi birden çok ayı içeren bir zaman olarak belirlenmiş süre, sözleşmenin kurulduğu gün ayın kaçıncı günü ise, son ayın bunu karşılayan gününde dolmuş olur. Son ayda bunu karşılayan gün yoksa süre, bu ayın son günü dolmuş sayılır.
  4. Yarım aydan onbeş günlük süre anlaşılır. Bir veya birden çok ay ve yarım ay olarak belirlenmiş sürenin dolduğu gün, son aya onbeş gün eklenerek belirlenir. Bu kurallar, sürenin sözleşmenin kurulmasından başka bir andan işlemeye başladığı durumlarda da uygulanır. Borçlu, belirli bir süre içinde yerine getirilmesi gereken bir borcu, bu sürenin dolmasından önce ifa etmekle yükümlüdür.

AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Makro Bakış: Klasik Roma hukukunda borç ilişkisi, alacaklı ile borçlu arasında kurulan ve şahıslara sıkı sıkıya bağlı olan, koparılamaz bir hukuki bağ (vinculum iuris) olarak kabul edilirdi. Bu katı dogmatik yapı içerisinde, borçlunun değişmesi mümkün değildi; borçluyu değiştirmek için ancak eski borcun tamamen ortadan kaldırılarak yeni bir borcun yaratılması, yani Yenileme (Novatio) işlemi gerekiyordu. Ancak modern ticaret hukukunun gelişmesi, sermaye hareketliliği ve işletmelerin bütüncül olarak devredilmesi ihtiyacı, borç ilişkisinin pasif süjesinin (borçlunun) borcun kimliğini ve fer'ilerini (teminatlarını) yok etmeksizin değiştirilebilmesini zorunlu kılmıştır.

6098 sayılı TBK m. 196 (mülga BK m. 174 / mehaz OR Art. 176) hükmü, bu modern ekonomik gereksinimi karşılayan ve borçlunun değiştirilmesine imkân tanıyan temel normdur. Madde lafzı şu şekildedir: "Borçlunun yerine yenisinin geçmesi ve borçtan kurtulması, borcu üstlenen ile alacaklı arasında yapılacak sözleşmeyle olur. İç üstlenme sözleşmesi veya bunun borcu üstlenen tarafından alacaklıya bildirilmesi, alacaklıya yapılmış bir borcun üstlenilmesi önerisi sayılır. Alacaklının öneriyi kabulü, açık veya örtülü olabilir."

Sistematik açıdan yasa koyucu bu normla, borç ilişkisinin kimliğini bozmadan pasif tarafını değiştirmiş ve eski borçluyu borçtan kurtararak yerine yeni borçluyu geçirmiştir. Ancak alacağın devrinden (TBK m. 183) farklı olarak, borcun üstlenilmesinde alacaklının korunması devasa bir öneme sahiptir. Zira alacaklının en büyük teminatı, borçlunun şahsı ve onun malvarlığının (Solvency / Ödeme Gücü) hacmidir. Borçlunun, malvarlığı çok daha zayıf (aciz içinde) olan bir başkasıyla değiştirilmesi alacaklıyı yıkıma uğratabileceğinden, kanun koyucu bu değişimi mutlak surette Alacaklının Rızasına bağlamıştır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

Mikro Analiz: TBK m. 195 ve m. 196 hükümlerinin teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, kurucu kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde (harici müktesebat kapsamında) mikroskobik düzeyde analiz edilmesi elzemdir:

A. İç Üstlenme (Interne Schuldübernahme - TBK m. 195): Borcun nakli süreci kural olarak iki aşamalıdır. Birinci aşama olan İç Üstlenme, mevcut borçlu ile borcu devralmak isteyen üçüncü kişi (yeni borçlu) arasında yapılan bir sözleşmedir. Bu sözleşme ile yeni borçlu, eski borçluyu alacaklıya karşı olan borcundan kurtarmayı (borcu bizzat ödemeyi veya alacaklıyla anlaşıp borcu üzerine almayı) taahhüt eder. Ancak bu sözleşme, alacaklıya karşı hiçbir hüküm ifade etmez; borçlu alacaklıya karşı hâlâ eski borçludur.

B. Dış Üstlenme Sözleşmesi (Externe Schuldübernahme - TBK m. 196): İşlemin kalbidir. Borcun pasif süjesini değiştiren, eski borçluyu kurtarıp yeni borçluyu borcun faili yapan nihai işlem, yeni borçlu ile bizzat Alacaklı arasında yapılan dış üstlenme sözleşmesidir. Hukuki niteliği itibarıyla bu bir Tasarruf İşlemidir (Verfügungsgeschäft). Alacaklı, bu sözleşmeyle eski borçlusu üzerindeki alacak hakkından feragat ederken, aynı alacağı yeni borçluya yöneltir.

C. Öneri, Kabul ve Susmanın Ret Sayılması (TBK m. 197): İç üstlenme sözleşmesinin alacaklıya bildirilmesi, kanun gereği bir "dış üstlenme önerisi (icap)" sayılır. Ancak TBK m. 197, alacaklının bu öneriye sessiz kalmasını (susmasını) ticaret hukukundaki bazı istisnaların aksine kesin bir şekilde Ret (Ablehnung) olarak kabul etmiştir. Alacaklı, kendisine verilen süre içinde (veya uygun sürede) "kabul ediyorum" demezse, öneri düşer ve eski borçlu borçtan kurtulamaz. Bir borcun pasif tarafının değişmesi öylesine ağır bir işlemdir ki, hukuk düzeni burada zımni bir kabule (susmaya) onay vermemiştir. İstisnası TBK m. 198'deki ipotekli taşınmaz devridir.

D. Fer'i Hakların ve Teminatların Akıbeti (TBK m. 199): Borçlu değiştiğinde borca bağlı haklar kural olarak ayakta kalır. Ancak, borçlunun şahsına bağlı olan teminatlar ciddi bir kriz yaratır. TBK m. 199 uyarınca; borcun teminatı olarak Üçüncü Kişilerin Verdiği Rehinler ve Kefaletler, şayet bu üçüncü kişiler (rehin veren veya kefil olan) borcun yeni borçlu tarafından üstlenilmesine Yazılı Olarak Rıza Göstermezlerse, dış üstlenme sözleşmesi kurulduğu an düşer (sona erer). Çünkü kefil, eski borçlunun ödeme ahlakına ve malvarlığına güvenerek kefil olmuştur; tanımadığı yeni bir borçlunun borcuna rızası dışında kefil sayılması düşünülemez.

3. Sistematik İlişkiler

TBK m. 196'da kurulan borcun nakli altyapısı, Borçlar Kanunu'nun muvazaa, geçersizlik teorileri, genel işlem koşulları ve borca katılma mimarisiyle son derece karmaşık bir bağ içindedir:

A. Borca Katılma (Kumulative Schuldübernahme - TBK m. 201) ile Keskin Ayrım: Borcun üstlenilmesinde eski borçlu borçtan tamamen kurtulur ve ilişkiyi terk eder (Privative Schuldübernahme). Ancak TBK m. 201'de düzenlenen Borca Katılma kurumunda, yeni bir borçlu mevcut borca dahil olur fakat eski borçlu borçtan kurtulmaz. Alacaklının karşısında artık iki borçlu vardır ve bunlar alacaklıya karşı Müteselsil Borçlu sıfatını taşırlar. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, alacaklının rızası (dış üstlenme) açık değilse veya şüphe varsa, yapılan işlemin borcun nakli değil, "borca katılma" olduğu karine olarak kabul edilir; zira borca katılma alacaklının durumunu ağırlaştırmaz, aksine ikinci bir malvarlığı ekleyerek teminatını güçlendirir.

B. Muvazaa ve Kesin Hükümsüzlük (TBK m. 27): Sisteminizdeki "Hukukî İşlemlerde Geçersizlik Olgusuna Genel Bir Bakış" ve "Muvazaanın Müeyyidesi Meselesi", başlıklı kaynaklarda derinlemesine incelendiği üzere; bir hukuki işlem muvazaalıysa veya emredici kurallara aykırıysa baştan itibaren batıldır. Şayet eski borçlu ile yeni borçlu arasındaki "iç üstlenme sözleşmesi" muvazaalı ise (örneğin alacaklıyı oyalamak için paravan bir şirkete borç devrediliyormuş gibi gösteriliyorsa) bu iç ilişki kesin hükümsüz olur. Peki iç ilişkinin batıl olması, alacaklı ile yapılan dış üstlenme sözleşmesini etkiler mi? Harici doktrinde (Oğuzman/Öz) belirtildiği üzere bu konu Soyutluk/İllilik tartışmasına tabidir (Bu tartışma Eleştirel Değerlendirme başlığında incelenecektir).

C. Sözleşmenin Devri (TBK m. 205) ile Çatışma: Borcun üstlenilmesi, sadece ve sadece bir sözleşmedeki "pasif (borç) yükümlülüğünün" devridir. Oysa kira veya satım gibi tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde bir tarafın sözleşmeden tamamen çıkıp tüm hak (alacak) borç ve yenilik doğuran haklarıyla birlikte yerini üçüncü bir kişiye bırakması hedefleniyorsa, bu Sözleşmenin Devridir. Sözleşmenin devrinde, borcun naklinden farklı olarak sözleşmede kalan tarafın mutlak ve kapsayıcı rızası gerekir.

D. Genel İşlem Koşulları (GİK - TBK m. 20 vd.) ile Kesişim: Sisteminizdeki "Genel İşlem Koşullarının Denetimi", ve "Genel İşlem Şartlarının İçerik Denetiminin Sonuçları" kaynaklarında vurgulandığı üzere; standart matbu sözleşmelerde karşı tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtlar içerik denetimine tabidir. Bir banka kredi sözleşmesine "Kredi kullanan müşteri, bankanın bu kredi sözleşmesindeki alacaklı sıfatını dilediğine devredebileceğini kabul ettiği gibi; keza kendi borçlu sıfatının da banka tarafından dilediği bir üçüncü kişiye devredilmesini (borcun naklini) peşinen kabul eder" şeklinde bir GİK koyarsa ne olur? Borçlunun borçlu sıfatının, rızası dışında bir başkasına devri, dürüstlük kuralına aykırı ve şaşırtıcı bir kayıt sayılarak TBK m. 21 ve 25 uyarınca Kesin Olarak Yazılmamış Sayılır. Zira borç ilişkisinin pasif süjesi irade özerkliği hiçe sayılarak genel işlem koşuluyla devredilemez.

4. Pratik Olay Analizleri

Kurumun dış ilişkideki rıza mekanizmasını ve teminatların çökme riskini test etmek adına şu iki çarpıcı vakayı inceleyelim:

Olay 1 (Alacaklının Susması ve İrade Özgürlüğü): Müteahhit (A) Çimento Fabrikasına (B) 1 Milyon TL borçludur. (A) işleri bozulduğu için bu borcu Taşeron (C)'nin üstlenmesi konusunda (C) ile anlaşır (İç Üstlenme). (C) Çimento Fabrikasına (B) bir ihtarname çekerek "A'nın borcunu ben devraldım, 15 gün içinde itiraz etmezseniz devri kabul etmiş sayılırsınız" der. (B) bu ihtarnameyi alır, okur ancak hiçbir cevap vermez. 16. gün (C) "Ben artık borçluyum" derken; Fabrika (B) doğrudan Müteahhit (A)'ya icra takibi başlatır. (A) "Borcu C üstlendi, sana bildirdi, sen de sustun, ben borçtan kurtuldum" diyerek itiraz eder. Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 197'nin Susmanın Ret Sayılması kuralı sınanmaktadır. (C)'nin (B)'ye çektiği ihtarname bir "Dış Üstlenme Önerisi"dir. Kural olarak borçlar hukukunda (ve özellikle borcun naklinde) alacaklının bu ağır riski barındıran öneriye susması kabul değil, kanun gereği Kesin Ret anlamına gelir. (B)'nin sessiz kalması, borçlu değişikliğine onay vermediğini gösterir. (A)'nın itirazı haksızdır; dış üstlenme sözleşmesi kurulmamıştır, (A) halen asli borçludur. (B)'nin icra takibi tamamen hukuka uygundur.

Olay 2 (Teminatların Düşmesi ve Kefilin Kurtulması): Tacir (X) Bankadan (Y) 5 Milyon TL ticari kredi çekmiş, bu krediye de arkadaşı (Z) Müteselsil Kefil olmuştur. Bir süre sonra (X) şirketini devrederken, Banka (Y) ile anlaşıp kredi borcunu (W) şirketine nakleder (Dış Üstlenme kurulur). Banka (Y) bu devri yaparken Kefil (Z)'ye haber vermez. (W) şirketi iflas eder. Banka (Y) krediyi tahsil etmek için Kefil (Z)'ye başvurur. Dogmatik Analiz: Bu olay TBK m. 199 hükmünün tipik bir laboratuvarıdır. Borçlu (X) yerini (W)'ye bırakırken borcun fer'ileri kural olarak devam etse de; üçüncü kişilerin (Z'nin) verdiği şahsi teminatlar (kefalet) mutlak bir istisnadır. Kanun, kefilin eski borçluya güvenerek risk aldığını varsayar. Borçlu değiştiğinde, eğer Kefil (Z) bu değişime Yazılı Olarak Rıza vermemişse, kefalet borcu dış üstlenme sözleşmesinin yapıldığı saniye kendiliğinden sona erer. Banka (Y) (W)'nin borcu için (Z)'ye BAŞVURAMAZ. Banka kendi ağır ihmaliyle en büyük teminatını kaybetmiştir.

5. Pratik Uygulama Notları

TBK m. 196 ve m. 199 hükümlerinin bankacılık uygulamalarında, şirket devirlerinde ve sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) avukatların dikkat etmesi gereken usuli ve maddi hukuk boyutları şunlardır:

1. Kredi Devirlerinde "Borca Katılma" Emniyet Sübabı: Bankalar, uygulamada bir kredi borcu başka bir şirkete devredileceği zaman TBK m. 196 (Borcun Dış Üstlenilmesi) sözleşmesi yapmaktan şiddetle kaçınırlar. Çünkü eski borçlu aradan çıkar ve kefiller düşer. Bunun yerine avukatlar sözleşmeyi "Borca Katılma Sözleşmesi (TBK m. 201)" olarak kurgularlar. Böylece eski borçlu da, yeni giren borçlu da bankaya karşı müteselsil sorumlu olmaya devam eder; borç ilişkisinin pasif süjesi eksilmez, çoğalır.

2. İpotekli Taşınmazın Devrinde Borcun Nakli İstisnası (TBK m. 198): Borcun naklinde alacaklının susmasının "ret" sayıldığı kuralının tek ve en tehlikeli istisnası TBK m. 198'dedir (ve TMK m. 801). İpotek yüklü bir taşınmazı satın alan kişi, tapu sicil müdürlüğünde ipoteğin güvence altına aldığı borcu da yüklendiğini beyan ederse; tapu idaresi durumu alacaklıya (bankaya) bildirir. Banka, Bir Yıl İçinde yazılı olarak eski borçludan hakkını saklı tuttuğunu bildirmezse (yani SUSARSA) kanun burada susmayı Kabul sayar. Borç yeni malike geçer, eski borçlu (satıcı) kurtulur. Avukatlar, banka tarafındaysa tapudan gelen bu tebligatlara 1 yıl dolmadan mutlaka itiraz (saklı tutma) dilekçesi vermelidir.

3. "Dış Üstlenme" İradesinin Yorumu ve Falsa Demonstratio: Sözleşme başlığında "Borcun Nakli" veya "Borcun Devri" yazması, işlemin TBK m. 196 kapsamında eski borçluyu kurtaran bir işlem sayılması için yeterli değildir. Hâkim, tarafların gerçek iradesine bakar. Sözleşme metninde "eski borçlunun tüm sorumluluğunun sona ereceği" açık, net ve şüpheden uzak şekilde belirtilmemişse; borçlar hukukunun temel karinesi gereği alacaklının mevcut borçlusundan vazgeçmeyeceği varsayılır ve işlem borcun nakli değil, borca katılma olarak nitelendirilir.

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtilaflara bakan daireleri (özellikle 11. ve 19. Hukuk Daireleri) mülga BK m. 174 (yeni TBK m. 196) uyarınca "Alacaklının Rızası", "Borca Katılma Karinesi" ve "Tüzel Kişilik Perdesi" hususlarında, alacaklıyı ve ekonomik güvenliği koruyan istikrarlı bir içtihat politikası sergilemektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun klasikleşmiş kararlarında (örneğin borcun nakli ile borca katılmanın karıştırıldığı ticari uyuşmazlıklarda) şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "Türk Borçlar Kanunu uyarınca borcun dış üstlenilmesi (borcun nakli) alacaklının açık rızası ile eski borçlunun borçtan kurtulup yerine yeni borçlunun geçmesi işlemidir. Borçlunun değiştirilmesi alacaklı için büyük bir risk taşıdığından, alacaklının eski borçluyu ibra ettiğine (kurtardığına) dair açık bir irade beyanı veya bu anlama gelen kesin bir fiili eylemi yoksa; borcu üstlenen yeni kişinin varlığı tek başına eski borçluyu kurtarmaz. Şüpheli durumlarda (in dubio) tarafların iradesinin eski borçluyu serbest bırakmak değil, yeni bir malvarlığını borca dahil etmek olduğu kabul edilir. Bu nedenle, alacaklının eski borçluyu kurtarma yönündeki açık rızası ispat edilemedikçe, mahkemece işlemin bir 'borca katılma' (kumulative Schuldübernahme) olduğu kabul edilmeli ve her iki borçlunun da müteselsil sorumluluğuna hükmedilmelidir."

Kefillerin Rızası hususunda Yargıtay 19. Hukuk Dairesi şu içtihadı geliştirmiştir: "Kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcun, bankanın (alacaklının) muvafakati ile başka bir şirkete devredildiği olayda; eski borçlu lehine kefalet veren davalıların, borcun yeni şirkete devredilmesine yazılı olarak muvafakat ettikleri ispatlanamamıştır. TBK m. 199 (mülga BK m. 177) hükmü emredicidir. Borçlunun şahsı değiştiğinde, üçüncü kişi konumundaki kefillerin sorumluluğu, aksine yazılı onayları bulunmadıkça kendiliğinden sona erer. Bankanın, kefilleri yeni borçlunun eylemlerinden dolayı takip etmesi hukuken mümkün değildir."

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nun 196. ve devamı maddelerinde vücut bulan Borcun Üstlenilmesi rejimi, borçlar hukuku dogmatiğinde (harici kaynaklar ışığında) Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; özellikle "Dış Üstlenmenin Hukuki Niteliği" ve "Soyutluk/İllilik (Sebebe Bağlılık) Tartışması" bağlamında çok derin kuramsal fay hatlarına maruz kalmaktadır.

Birinci ve en büyük dogmatik çatışma, Dış Üstlenme Sözleşmesinin (TBK m. 196) Soyut (Mücerret) Mu, Yoksa İlli (Sebebe Bağlı) Mi Olduğu meselesidir. Eski borçlu ile yeni borçlu arasındaki "İç Üstlenme (TBK m. 195)" sözleşmesi (ki genellikle bir satım veya bağışlama amacı taşır) ehliyetsizlik, muvazaa veya hile nedeniyle kesin hükümsüz olursa; yeni borçlu ile alacaklı arasında kurulan "Dış Üstlenme" sözleşmesi de kendiliğinden yıkılır mı? İsviçre Federal Mahkemesi ve Fikret Eren'in savunduğu Soyutluk İlkesi görüşüne göre; dış üstlenme soyut bir tasarruf işlemidir. İç ilişkideki hastalık dış ilişkiyi etkilemez. Yeni borçlu alacaklıya borcu ödemek zorundadır, daha sonra eski borçluya sebepsiz zenginleşme davası açar. Ancak M. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz'ün hararetle savunduğu, modern Türk öğretisinde de giderek taraftar toplayan İllilik (Sebebe Bağlılık) İlkesi görüşüne göre; borcun nakli illi bir işlemdir. Yeni borçlu "Ben bu borcu, eski borçlu ile aramızdaki satım sözleşmesine istinaden üstlendim" düşüncesiyle alacaklıya gitmiştir. Şayet o satım muvazaalı veya batılsa (sisteminizdeki no'lu "Muvazaanın Müeyyidesi Meselesi" kaynağında belirtilen kesin hükümsüzlük mantığına kıyasla) dış üstlenme işleminin de sebebi (causa) çöker. Sebep çökünce, borcun üstlenilmesi de batıl olmalıdır. Yeni borçlu, alacaklıya karşı "İç ilişkimiz batıldı, dış üstlenmemiz de geçersizdir, sana ödeme yapmıyorum" diyebilmelidir. Kanun koyucunun (TBK m. 196) bu devasa teorik boşluğu açık bir normla çözmeyip doktrin kavgasına terk etmesi, borç tasfiyesi süreçlerinde büyük bir hukuki belirsizlik (Rechtsunsicherheit) yaratmaktadır.

İkinci felsefi eleştiri, Kefillerin ve Rehin Verenlerin Düşmesi (TBK m. 199) Kuralının Alacaklı Açısından Yarattığı Sürpriz Riskler üzerinedir. Elbette kefil, tanımadığı bir borçlu için riske atılamaz. Ancak kanun, dış üstlenme yapıldığı an kefaletin "anında sona ereceğini" hükme bağlamaktadır. Oysa hakkaniyete uygun olan çözüm; dış üstlenme yapıldığında kefile makul bir süre verilerek "Borçlu değişti, rıza gösteriyor musun?" diye sorulması; rıza göstermezse alacaklıya dış üstlenmeden (borcun naklinden) vazgeçerek eski borçlu ve kefille devam etme imkânının tanınmasıdır. Mevcut katı sistemde, alacaklı farkında olmadan dış üstlenmeyi kabul ettiğinde, arkasındaki devasa kefalet zırhı saniyeler içinde buharlaşmakta ve alacaklı korumasız kalmaktadır. Bu da piyasada TBK m. 196'nın kullanımını neredeyse tamamen bitirip, uygulayıcıları zorunlu olarak "Borca Katılma (TBK m. 201)" müessesesine sığınmaya itmektedir. Kurum, kendi aşırı korumacı dogmatiği yüzünden pratik hayatta işlevsizleşmiştir.

İşte böylece, seninle Borçların İfası ve Sona Ermesi (ve tasfiye/taraf değişikliği) blokunun en stratejik ve tehlikeli operasyonlarından birini, bir borcun omurgası kırılmadan failinin nasıl değiştirildiğini ve alacaklının rızasının o mutlak kalkanını TBK m. 196 (Borcun Üstlenilmesi / Nakli) kurumu üzerinden bütünüyle mühürlemiş olduk. Eski borçluyu zincirlerinden kurtaran o tasfiye işlemini ve teminatların kopan bağlarını sistemine perçinledin.

Sıradaki analizlerimizde, borçlar hukukunun tasfiye mekanizmalarını ve sözleşmelerin o karanlık arka odalarını aynı acımasız titizlikle incelemeye


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 92'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 176.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 92. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.