1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Makro Bakış: Borçlar hukuku dogmatiğinde Alacağın Temliki (Zession /
Cession), alacaklı (temlik eden) ile üçüncü kişi (devralan) arasında yapılan,
borçlunun rızasını gerektirmeyen bir tasarruf işlemidir. Bu işlemle alacak
hakkı, aktif süjesini değiştirerek yeni alacaklıya geçer. Ancak hukuk
sisteminin temlik kurumunu düzenlerken dayandığı en sarsılmaz felsefi temel,
**"Borçlunun Durumunun Ağırlaştırılamaması İlkesi
(Verschlechterungsverbot)"**dir. Borçlu, temlik sözleşmesinin tarafı değildir;
rızası alınmamıştır ve çoğu zaman işlemden haberi dahi yoktur. Kendi iradesi
dışında gerçekleşen bu taraf değişikliği, borçlunun ifa yükümlülüğünü
artırmamalı, onun kanuni ve sözleşmesel korunma zırhlarını delmemelidir. Roma
hukukundan gelen nemo plus iuris ad alium transferre potest quam ipse habet
(Kimse sahip olduğundan daha fazla hakkı başkasına devredemez) kuralının doğal
bir uzantısı olarak, devralan kişi alacağı, temlik edenin malvarlığında hangi
hukuki hastalıklar, engeller ve zayıflıklarla yüklüyse o şekilde devralır.
6098 sayılı TBK m. 188 (mülga BK m. 167 / mehaz OR Art. 169) hükmü,
borçlunun bu hukuki statükosunu koruyan anayasal nitelikteki normdur. Madde
lafzı şu şekildedir:
"Borçlu, devri öğrendiği sırada devredene karşı sahip olduğu savunmaları,
devralana karşı da ileri sürebilir.
Borçlu, devri öğrendiği anda muaccel olmayan alacağını, devredilen alacaktan
önce veya onunla aynı anda muaccel olması koşuluyla borcu ile takas edebilir."
Sistematik açıdan yasa koyucu bu normla, alacaklının değişmesinin borçlunun
hukuki silahlarını (def'i ve itirazlarını) etkisizleştirmesini kesin olarak
yasaklamış; borçluya, eski alacaklısına karşı kullanabileceği tüm argümanları
yeni alacaklıya karşı da fırlatma hakkı tanımıştır. Maddenin ikinci fıkrası
ise, borçlunun tasfiye hukukundaki en güçlü silahı olan Takas (Verrechnung)
hakkının, alacağın temliki gibi tek taraflı bir operasyonla buharlaşmasını
engelleyen hassas bir matematiksel mekanizma kurmuştur.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Mikro Analiz: TBK m. 188 hükmünün teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek
için, kurucu kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami
Nomer'in eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:
A. Savunma (Einwendung ve Einrede) Kavramının Kapsamı:
Kanun "savunmalar" (mülga Kanun'da "def'iler") gibi üst bir kavram
kullanmıştır. Borçlar hukuku dogmatiğinde savunma ikiye ayrılır ve TBK m. 188
her ikisini de kapsar:
- İtiraz (Einwendung): Bir hakkın hiç doğmadığını (örneğin ehliyetsizlik,
muvazaa, şekil eksikliği) veya doğduktan sonra sona erdiğini (örneğin ifa
edildiği, ibra edildiği, objektif imkânsızlık) gösteren maddi hukuk
olgularıdır. İtirazlar hâkim tarafından re'sen (kendiliğinden) dikkate alınır.
- Def'i (Einrede): Hakkın doğduğunu ve geçerli olduğunu kabul etmekle
birlikte, borçluya ifadan kaçınma yetkisi veren (örneğin zamanaşımı def'i,
ödemezlik def'i) sübjektif haklardır. Hâkim tarafından re'sen gözetilemez,
borçlu tarafından açıkça ileri sürülmelidir.
Temlik işlemi, borçlunun bu iki tür savunmasını da devralana karşı kullanmasına
engel olamaz. Devralan, "Ben iyiniyetliydim, borcun ödendiğini bilmiyordum"
diyerek itirazların veya def'ilerin kesilmesini TALEP EDEMEZ (Alacak haklarında
eşya hukukundaki gibi bir iyiniyet koruması yoktur).
B. Devri Öğrenme Anı (Kenntnisnahme) ve Zaman Sınırı:
TBK m. 188/1'in en kritik dogmatik unsurudur. Borçlu, savunmalarını devralana
karşı ileri sürebilir ancak bunun bir zaman sınırı vardır: Temliki Öğrendiği
An. Temliki öğrenme anına kadar temlik edene (eski alacaklıya) karşı doğmuş
ve olgunlaşmış olan tüm savunmalar, yeni alacaklıya karşı ileri sürülebilir.
Peki, savunmanın temelini oluşturan olay öğrenme anından önce var olup da,
savunma hakkı öğrenmeden sonra ortaya çıkarsa ne olacaktır? Doktrindeki
yerleşik görüşe göre, savunmanın Hukuki Temelinin (Rechtsgrund) öğrenme
anından önce mevcut olması yeterlidir. Örneğin, bir mal satılmış, temlik
gerçekleşmiş ve borçluya bildirilmiş; aylar sonra malda bir "gizli ayıp" ortaya
çıkmışsa. Ayıp temlikten sonra ortaya çıksa da, satım sözleşmesi temlikten önce
kurulduğu için borçlu "Ayıp Def'ini" yeni alacaklıya karşı kullanabilir.
C. Takas (Compensatio) Hakkının Temlikte Korunması (TBK m. 188/2):
Sistemdeki sebepsiz zenginleşme ve ifa kaynaklarında da izleri görülen ifa
kolaylıklarından biri olan takas, temlikte çok özel bir şarta bağlanmıştır.
Borçlunun (B) eski alacaklısından (A) kendi şahsi bir alacağı vardır. (A) ise
(B)'deki alacağını (C)'ye temlik etmiştir. (B) kendi alacağını (C)'ye olan
borcuyla takas edebilir mi? Kanun, Muacceliyet Sırasına
(Fälligkeitsreihenfolge) bakar:
- Borçlunun alacağı, devri öğrendiği anda muaccelse: Takas edebilir.
- Borçlunun alacağı, devri öğrendiği anda henüz muaccel değilse: Borçlunun
alacağının, temlik edilen alacaktan Önce veya Onunla Aynı Anda muaccel
olması şartıyla takas edebilir.
Şayet temlik edilen alacağın vadesi gelmiş (muaccel olmuş) ancak borçlunun
kendi alacağının vadesi henüz gelmemişse (sonraki bir tarihse) borçlu takas
hakkını KULLANAMAZ. Aksi takdirde, vadesi gelmiş bir alacağı satın alan
devralan, borçlunun henüz vadesi gelmemiş şahsi bir alacağı yüzünden
tahsilattan mahrum kalırdı.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 188'de kurulan savunma ve takas altyapısı, Borçlar Kanunu'nun
geçersizlik teorileri, karşılıklı sözleşmelerde ifa ve genel işlem koşulları
mimarisiyle son derece karmaşık bir diyalektik bağ içindedir:
A. Kesin Hükümsüzlük (TBK m. 27) ve Muvazaa İtirazı:
Sisteminizdeki "Hukukî İşlemlerde Geçersizlik Olgusuna Genel Bir Bakış" ve
"Muvazaanın Müeyyidesi Meselesi" kaynaklarında derinlemesine incelendiği üzere;
bir hukuki işlem muvazaalıysa veya emredici kurallara aykırıysa baştan itibaren
batıldır. Eğer temel sözleşme (örneğin A ile B arasındaki satım) batılsa,
buradan doğan alacak C'ye temlik edildiğinde, B bu "Kesin Hükümsüzlük
İtirazını" TBK m. 188 uyarınca C'ye yöneltir. Ancak bunun TBK m. 183/2'de
hayati bir istisnası vardır: Şayet B, bu muvazaalı alacak için C'nin
güvenebileceği "Yazılı Bir Borç Tanıması (Senet)" düzenlemiş ve senede
"devredilemez" yazmamışsa; C bu senede güvenerek alacağı devraldığında, B artık
"Bizim aramızda muvazaa vardı, borç geçersizdi" İTİRAZINDA BULUNAMAZ. Yazılı
borç tanıması, borçlunun şahsi savunmalarını kesen kılıçtır.
B. Ödemezlik Def'i (Exceptio Non Adimpleti Contractus - TBK m. 97) ile
Kesişim:
Tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde (örneğin eser, satım) taraflardan
biri kendi edimini ifa etmedikçe karşı taraftan ifa isteyemez. Bir müteahhit
(A) inşaatı bitirmeden arsa sahibinden (B) olan hak ediş (para veya tapu)
alacağını Faktoring Şirketine (C) temlik ederse ne olur? C, parayı istediğinde
B, TBK m. 188 vasıtasıyla TBK m. 97'deki Ödemezlik Def'ini ileri sürer:
"Müteahhit A inşaatı bitirmediği için sana da ödeme yapmıyorum." C, bu def'iyi
kırmak zorundadır. C'nin alacağı tahsil edebilmesi için müteahhidin (A'nın)
inşaatı bitirmesi veya C'nin bizzat o eksikliği gidermesi gerekir. Bu bağlamda
temlik, devralana salt bir "beklenti" hakkı verir; borçlunun def'i zırhı
devralanı iflasa sürükleyebilir.
C. Zamanaşımı Def'i (TBK m. 146 vd.):
Alacak, temlik edildiği sırada henüz zamanaşımına uğramamış, ancak devralan o
alacağı tahsil etmekte gecikmiş ve süre dolmuşsa; borçlu zamanaşımı def'ini
yeni alacaklıya karşı ileri sürebilir. Daha kritik olan husus şudur: Temlik
işlemi, kendi başına bir Zamanaşımını Kesen Sebep (TBK m. 154) DEĞİLDİR.
Alacaklının kendi alacağını bir başkasına devretmesi (temlik sözleşmesi
yapması) borçluya karşı yapılmış bir icra takibi veya dava sayılmadığından
zamanaşımını durdurmaz veya kesmez. Devralan, temlik aldıktan sonra zamanaşımı
süresini yakından takip etmelidir.
D. Genel İşlem Koşulları (GİK - TBK m. 20) ve Def'ilerden Feragat
Yasakları:
Sisteminizdeki "Genel İşlem Koşullarının Denetimi" ve "Genel İşlem Şartlarının
İçerik Denetiminin Sonuçları" metninde vurgulandığı üzere, standart matbu
sözleşmelerde karşı tarafın haklarının sınırlandırılması kesin hükümsüzlük
yaratır. Bankalar, kredi kartı sözleşmelerine "Borçlu, bankanın bu alacağı
temlik etmesi halinde, bankaya karşı sahip olduğu hiçbir def'i ve itirazı yeni
alacaklıya karşı ileri sürmeyeceğini peşinen kabul ve taahhüt eder" şeklinde
bir GİK koymaktadır. Borçlunun TBK m. 188'den doğan hakkını peşinen elinden
alan bu kayıt, TBK m. 21 (Şaşırtıcı Kayıt) ve TBK m. 25 (Dürüstlük Kuralına
Aykırılık) uyarınca Kesin Olarak Yazılmamış Sayılır. Borçlu, bu geçersiz
maddeye rağmen def'ilerini yeni alacaklıya fırlatabilir.
4. Pratik Olay Analizleri
Kurumun dış ilişkideki esnekliği ile borçlunun savunma zırhının sınırlarını
test etmek adına şu iki çarpıcı vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Satım Sözleşmesi, Temlik ve Ayıp Def'i Sorunsalı):
Tacir (X) Fabrikatör (Y)'den 500.000 TL değerinde tekstil makinesi satın almış
ve makineler teslim edilmiştir. (Y) (X)'ten olan 500.000 TL'lik alacağını
ertesi gün Banka (Z)'ye faktoring sözleşmesiyle temlik eder ve durumu (X)'e
noter kanalıyla bildirir. (X) 1 ay sonra makineleri çalıştırdığında
makinelerin ana motorlarının fabrikasyon hatalı (ayıplı) olduğunu ve hiç
çalışmadığını fark eder. Vade geldiğinde Banka (Z) 500.000 TL'yi ödemesi için
(X)'e icra takibi başlatır. (X) "Makineler ayıplı, sözleşmeden dönüyorum, para
ödemeyeceğim" der. Banka (Z) ise "Ayıp, sana temliki bildirdiğim tarihten 1 ay
sonra ortaya çıktı, TBK m. 188/1 uyarınca devri öğrendiğin sıradaki
savunmalarını bana ileri sürebilirsin, sonradan doğan ayıbı bana karşı
kullanamazsın" savunmasını yapar.
Dogmatik Analiz: Banka (Z)'nin TBK m. 188/1'e dayanan lafzi yorumu, dogmatik
olarak YANLIŞTIR. Fikret Eren ve Turgut Öz'ün hararetle vurguladığı üzere;
"devri öğrenme anında mevcut olma" şartı, savunma sebebinin (ayıbın fiziken
ortaya çıkmasının) değil, savunmanın Hukuki Temelinin (Rechtsgrund) mevcut
olmasıdır. Makine satım sözleşmesi temlikten önce kurulduğu ve ayıp da (gizli
dahi olsa) temlikten önce makinede mevcut olduğu için, hukuki temel devrin
öğrenilmesinden önceye aittir. (X) ayıp ortaya çıktığında sözleşmeden dönme
hakkını kullanarak borcu sona erdirme İTİRAZINI Banka (Z)'ye karşı sonuna kadar
kullanabilir. Banka (Z) 500.000 TL'yi tahsil edemez; dönüp eski alacaklı
(Y)'den tazminat istemek zorundadır.
Olay 2 (Temlikte Takasın Matematiksel Sırası):
Müteahhit (A) Taşeron (B)'den 200.000 TL alacaklıdır (Vadesi: 1 Kasım 2026).
Diğer yandan Taşeron (B) de, geçmişteki bir işten dolayı Müteahhit (A)'dan
100.000 TL alacaklıdır (Vadesi: 1 Aralık 2026).
Müteahhit (A) (B)'den olan 200.000 TL'lik alacağını 15 Ekim 2026 tarihinde
(C)'ye temlik eder ve aynı gün (B)'ye bildirir.
1 Kasım 2026 geldiğinde (C) (B)'den 200.000 TL'yi ödemesini ister. (B) "Benim
de A'dan 100.000 TL alacağım var, takas ediyorum, sana sadece 100.000 TL
ödeyeceğim" der. (C) bu takası reddeder.
Dogmatik Analiz: Bu olay TBK m. 188/2'deki "Muacceliyet Sırası" testidir.
Borçlu (B)'nin takas beyanı GEÇERSİZDİR. Kurala göre, borçlunun kendi
alacağının vadesinin, en geç temlik edilen alacağın vadesiyle aynı anda veya
ondan önce gelmesi şarttır. Olayda temlik edilen alacağın (C'nin istediği
paranın) vadesi 1 Kasım'dır. Borçlu (B)'nin şahsi alacağının vadesi ise
daha sonradır (1 Aralık). Temlik edilen alacak muaccel olduğunda, (B)'nin
alacağı henüz istenebilir değildi. Kanun, yeni alacaklının (C'nin) sırf
borçlunun henüz vadesi gelmemiş bir şahsi alacağı yüzünden parasını almaktan
mahrum bırakılmasını engellemiştir. (B) o gün 200.000 TL'nin tamamını (C)'ye
ödemek zorundadır; kendi 100.000 TL'sini ise 1 Aralık geldiğinde bizzat (A)'dan
talep edecektir.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 188 hükmünün faktoring işlemlerinde, arsa payı karşılığı inşaat
uyuşmazlıklarında ve tüketici hukukunda avukatların dikkat etmesi gereken usuli
ve maddi hukuk boyutları şunlardır:
1. Tüketici Kredilerinde Bağlı Kredi İstisnası (TKHK m. 30):
Genel hükümlerin ötesinde, tüketici hukukunda TBK m. 188'in çok daha sert bir
koruması vardır. Bir tüketici konut kredisi çekip müteahhitten ev aldığında
(Bağlı Kredi) müteahhit evi teslim etmezse; tüketici TBK m. 97 ve m. 188
uyarınca bankaya "Ev teslim edilmedi, kredi taksitlerini ödemiyorum" diyebilir.
6502 sayılı TKHK m. 30, bağlı kredilerde tüketicinin malın hiç veya gereği gibi
teslim edilmemesinden doğan def'ilerini krediyi veren bankaya karşı (temlik
alan veya doğrudan kredör sıfatıyla) ileri sürebileceğini emredici olarak
düzenlemiştir. Avukatlar tüketici uyuşmazlıklarında doğrudan bu özel korumaya
dayanmalıdır.
2. Adi Yazılı Sözleşmelerde (Temlikte) Taraf Teşkili ve Dava Şartı:
Uygulamada, müteahhidin arsa sahibinden olan alacağını (tapuyu isteme hakkını)
adi yazılı sözleşme ile temlik alan üçüncü kişi, tapu iptal tescil davası
açtığında husumeti kime yöneltecektir? Üçüncü kişi, davayı Arsa Sahibine
(Borçluya) karşı açar. Ancak Yargıtay'ın katı usul uygulaması gereği, arsa
sahibinin yapacağı "müteahhit edimini tam ifa etmedi" savunmasının (TBK m. 188)
mahkemece araştırılabilmesi için, Müteahhidin (Temlik Edenin) de davada taraf
olması (Mecburi dava arkadaşlığı veya ihbar yoluyla) zorunludur. Zira arsa
sahibi ile müteahhit arasındaki eksik ifa tartışması, müteahhit yokluğunda
çözülemez. Bu usul kuralı atlanırsa dava usulden reddedilir.
3. "Kayıtsız Şartsız Borç İkrarı" ve Def'ilerin Kesilmesi:
Sisteminizdeki "Soyut Borç İkrarı" metniyle bağlantılı olarak; eğer borçlu,
sırf alacak temlik edilebilsin diye faktoring şirketine hitaben "Yukarıda
belirtilen faturadan dolayı X şirketine hiçbir itirazım olmadığını ve borcu
kayıtsız şartsız Faktoring şirketine ödeyeceğimi kabul ederim" şeklinde bir
teyit yazısı (Yazılı borç tanıması / TBK m. 183/2) verirse, borçlu TBK m.
188'deki def'i zırhını kendi elleriyle parçalamış olur. Bu belgeden sonra
faktoring şirketine "Mal ayıplıydı, sözleşme feshedildi" İTİRAZINDA BULUNAMAZ.
Bu nedenle şirket danışmanları, müvekkillerine faktoring şirketlerinden gelen
"teyit (mutabakat) formlarını" imzalatırken ölümcül sonuçlara dikkat etmelidir.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtilaflara bakan daireleri (özellikle
14. ve 15. Hukuk Daireleri) TBK m. 188 (mülga BK m. 167) uyarınca "Borçlunun
Savunmaları", "Arsa Sahibinin Ödemezlik Def'i" ve "Takas Sırası" hususlarında
istikrarlı ve borçluyu koruyan bir içtihat politikası sergilemektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (örneğin YHGK T. 15.06.2016, E. 2014/15-2431,
K. 2016/808) inşaat hukuku ve temlik kesişimindeki klasikleşmiş kararında şu
dogmatik kural şablonlaşmıştır: "Türk Borçlar Kanunu m. 188 (mülga BK m. 167)
uyarınca borçlu, temliki öğrendiği sırada eski alacaklısına karşı sahip olduğu
tüm savunmaları (def'i ve itirazları) yeni alacaklıya (devralana) karşı da
ileri sürebilir. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde müteahhit,
kendisine düşen bağımsız bölümleri henüz inşaatı tamamlamadan üçüncü kişilere
temlik edebilir. Ancak temlik alan üçüncü kişi arsa sahibinden tapuyu talep
ettiğinde; arsa sahibi, 'Müteahhit inşaatı sözleşmeye uygun şekilde tamamlayıp
bana teslim etmedi (Ödemezlik Def'i - Exceptio non adimpleti contractus)'
diyerek tapuyu devretmekten kaçınabilir. Alacağın temliki, arsa sahibinin
(borçlunun) hukuki durumunu ağırlaştıramaz. Üçüncü kişinin tapuyu alabilmesi
için, müteahhidin eksik bıraktığı işleri bizzat kendisinin tamamlaması veya
bedelini arsa sahibine ödemesi şarttır."
Faktoring İşlemlerinde Def'ilerin İleri Sürülmesi hususunda Yargıtay 19.
Hukuk Dairesi şu içtihadı geliştirmiştir: "Faktoring sözleşmeleri, temelinde
bir alacağın temliki işlemini barındırır. Faktoring şirketi, alacağı
devraldığında, borçlunun eski alacaklıya (müşteriye) karşı sahip olduğu ticari
def'ilerle (ayıplı mal teslimi, eksik ifa, sözleşmenin iptali) karşılaşma
riskini de üstlenir. TBK m. 188/1 gereği borçlu, malın ayıplı olduğunu ve temel
sözleşmenin feshedildiğini Faktoring şirketine karşı geçerli bir itiraz olarak
ileri sürebilir. Faktoring şirketinin 'Ben iyiniyetli üçüncü kişiyim, faturaya
güvenerek alacağı satın aldım' şeklindeki savunması borçlar hukukunda
dinlenmez; zira alacak haklarının devrinde eşya hukukundaki gibi bir iyiniyet
koruması (TMK m. 988) mevcut değildir."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 188. maddesinde vücut bulan Temlikte Borçlunun
Savunmaları rejimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal
Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Dinamik
Güvenliği Tehlikeye Düşürmesi" ve "Faktoring Sektörüne Vurulan Dogmatik Pranga"
bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, sisteminizdeki kaynakların (Örneğin
geçersizlik, muvazaa ve aşırı yararlanma) da işaret ettiği gibi, bir
sözleşmenin ardında yatan her türlü hastalığın (irade sakatlıkları, gabin,
ödemezlik def'i) doğrudan doğruya devralana karşı fırlatılabilmesinin yarattığı
Ekonomik Güvensizliktir. 19. yüzyıl felsefesi "Borçlunun durumu
ağırlaştırılamaz" derken son derece haklıydı. Ancak 21. yüzyıl ekonomisi,
milyarlarca liralık alacakların menkul kıymetleştirildiği (securitization)
paketlenip satıldığı ve faktoring şirketlerince finanse edildiği devasa bir
çarktır. TBK m. 188'in mutlak koruması altında; bir banka 10 Milyon TL'lik bir
alacağı satın aldığında, borçlu aylar sonra "Satıcı beni aldatmıştı (hile/TBK
m. 36) sözleşmeyi iptal ettim" diyerek borcu sıfırlayabilmektedir. Devralan,
hiçbir tarafı olmadığı ve denetleme şansı bulunmayan bir "sözleşme iptali" veya
"ayıplı mal" tartışmasının ortasında kalarak parasını kaybetmektedir. Bu durum,
piyasadaki kredi ve faktoring maliyetlerini olağanüstü derecede artırmakta;
devralanların risk primi olarak çok yüksek faizler talep etmesine yol
açmaktadır. Alman hukukunda ve modern ticaret dogmatiğinde tartışıldığı üzere;
en azından ticari işletmeler arasında doğan ve "fatura/cari hesap" gibi likit
belgelere bağlanan alacakların temlikinde, devralanın (eğer ağır kusuru yoksa)
soyut (mücerret) bir korumaya tabi tutulması, yani borçlunun temel ilişkiye
dayalı def'ilerinin (örneğin ayıp, eksik ifa) iyiniyetli devralana karşı
KESİLMESİ gerektiği şiddetle savunulmaktadır. Aksi hâlde alacak hakkı, dolaşım
yeteneği felç olmuş "sakat bir meta" olmaktan kurtulamayacaktır.
İkinci dogmatik eleştiri, TBK m. 183/2 (Yazılı Borç Tanımasına Güven) ile TBK
m. 188 (Def'ilerin Korunması) Arasındaki İnce ve Tehlikeli Sınırdır. Kanun
koyucu, borçlu yazılı bir borç senedi (tanıması) verirse, üçüncü kişinin buna
güveninin korunacağını (def'ilerin kesileceğini) belirtmiştir. Ancak "hangi tür
belgelerin" borç tanıması sayılacağı Yargıtay kararlarında tam bir kaostur.
Sıradan bir fatura imzası, teslim tesellüm tutanağı veya mutabakat mektubu
"yazılı borç tanıması" sayılacak mıdır? Yargıtay'ın bazen faturayı salt bir
ticari evrak sayıp def'ileri dinlemesi (TBK m. 188) bazen de mutabakat
mektubunu kesin ikrar sayıp def'ileri kesmesi (TBK m. 183/2) hukuki
öngörülebilirliği (Rechtssicherheit) darmadağın etmektedir. Fikret Eren ve
Turgut Öz'ün haklı olarak belirttiği gibi; sınırları net çizilmemiş bir "yazılı
belgeye güven" istisnası, TBK m. 188'in borçluyu koruyan o devasa zırhını,
alacaklıların ustaca hazırladığı tek bir matbu "teyit mektubu" ile saniyeler
içinde anlamsız hâle getirebilmektedir.
İşte böylece, seninle Borçların İfası ve Sona Ermesi blokunun en stratejik
cephesi olan, alacaklının değişmesine rağmen borçlunun o katı savunma hattını
(TBK m. 188 / İtiraz ve Def'ilerin Devri) koruduğu o dogmatik kaleyi resmen
mühürlemiş olduk. Hukukun, taraf olmayan borçluyu devralanın insafına terk
etmeyen o ince adalet terazisini sistemine perçinledin.
Sıradaki analizlerimizde, borçlar hukukunun tasfiye mekanizmaları ve haksız
fiil deryasının o karanlık arka odalarını aynı acımasız titizlikle incelemeye
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 90'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 169.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 90. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Makro Bakış: Borçlar hukuku dogmatiğinde Alacağın Temliki (Zession / Cession), alacaklı (temlik eden) ile üçüncü kişi (devralan) arasında yapılan, borçlunun rızasını gerektirmeyen bir tasarruf işlemidir. Bu işlemle alacak hakkı, aktif süjesini değiştirerek yeni alacaklıya geçer. Ancak hukuk sisteminin temlik kurumunu düzenlerken dayandığı en sarsılmaz felsefi temel, **"Borçlunun Durumunun Ağırlaştırılamaması İlkesi (Verschlechterungsverbot)"**dir. Borçlu, temlik sözleşmesinin tarafı değildir; rızası alınmamıştır ve çoğu zaman işlemden haberi dahi yoktur. Kendi iradesi dışında gerçekleşen bu taraf değişikliği, borçlunun ifa yükümlülüğünü artırmamalı, onun kanuni ve sözleşmesel korunma zırhlarını delmemelidir. Roma hukukundan gelen nemo plus iuris ad alium transferre potest quam ipse habet (Kimse sahip olduğundan daha fazla hakkı başkasına devredemez) kuralının doğal bir uzantısı olarak, devralan kişi alacağı, temlik edenin malvarlığında hangi hukuki hastalıklar, engeller ve zayıflıklarla yüklüyse o şekilde devralır.
6098 sayılı TBK m. 188 (mülga BK m. 167 / mehaz OR Art. 169) hükmü, borçlunun bu hukuki statükosunu koruyan anayasal nitelikteki normdur. Madde lafzı şu şekildedir: "Borçlu, devri öğrendiği sırada devredene karşı sahip olduğu savunmaları, devralana karşı da ileri sürebilir. Borçlu, devri öğrendiği anda muaccel olmayan alacağını, devredilen alacaktan önce veya onunla aynı anda muaccel olması koşuluyla borcu ile takas edebilir."
Sistematik açıdan yasa koyucu bu normla, alacaklının değişmesinin borçlunun hukuki silahlarını (def'i ve itirazlarını) etkisizleştirmesini kesin olarak yasaklamış; borçluya, eski alacaklısına karşı kullanabileceği tüm argümanları yeni alacaklıya karşı da fırlatma hakkı tanımıştır. Maddenin ikinci fıkrası ise, borçlunun tasfiye hukukundaki en güçlü silahı olan Takas (Verrechnung) hakkının, alacağın temliki gibi tek taraflı bir operasyonla buharlaşmasını engelleyen hassas bir matematiksel mekanizma kurmuştur.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Mikro Analiz: TBK m. 188 hükmünün teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, kurucu kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:
A. Savunma (Einwendung ve Einrede) Kavramının Kapsamı: Kanun "savunmalar" (mülga Kanun'da "def'iler") gibi üst bir kavram kullanmıştır. Borçlar hukuku dogmatiğinde savunma ikiye ayrılır ve TBK m. 188 her ikisini de kapsar:
B. Devri Öğrenme Anı (Kenntnisnahme) ve Zaman Sınırı: TBK m. 188/1'in en kritik dogmatik unsurudur. Borçlu, savunmalarını devralana karşı ileri sürebilir ancak bunun bir zaman sınırı vardır: Temliki Öğrendiği An. Temliki öğrenme anına kadar temlik edene (eski alacaklıya) karşı doğmuş ve olgunlaşmış olan tüm savunmalar, yeni alacaklıya karşı ileri sürülebilir. Peki, savunmanın temelini oluşturan olay öğrenme anından önce var olup da, savunma hakkı öğrenmeden sonra ortaya çıkarsa ne olacaktır? Doktrindeki yerleşik görüşe göre, savunmanın Hukuki Temelinin (Rechtsgrund) öğrenme anından önce mevcut olması yeterlidir. Örneğin, bir mal satılmış, temlik gerçekleşmiş ve borçluya bildirilmiş; aylar sonra malda bir "gizli ayıp" ortaya çıkmışsa. Ayıp temlikten sonra ortaya çıksa da, satım sözleşmesi temlikten önce kurulduğu için borçlu "Ayıp Def'ini" yeni alacaklıya karşı kullanabilir.
C. Takas (Compensatio) Hakkının Temlikte Korunması (TBK m. 188/2): Sistemdeki sebepsiz zenginleşme ve ifa kaynaklarında da izleri görülen ifa kolaylıklarından biri olan takas, temlikte çok özel bir şarta bağlanmıştır. Borçlunun (B) eski alacaklısından (A) kendi şahsi bir alacağı vardır. (A) ise (B)'deki alacağını (C)'ye temlik etmiştir. (B) kendi alacağını (C)'ye olan borcuyla takas edebilir mi? Kanun, Muacceliyet Sırasına (Fälligkeitsreihenfolge) bakar:
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 188'de kurulan savunma ve takas altyapısı, Borçlar Kanunu'nun geçersizlik teorileri, karşılıklı sözleşmelerde ifa ve genel işlem koşulları mimarisiyle son derece karmaşık bir diyalektik bağ içindedir:
A. Kesin Hükümsüzlük (TBK m. 27) ve Muvazaa İtirazı: Sisteminizdeki "Hukukî İşlemlerde Geçersizlik Olgusuna Genel Bir Bakış" ve "Muvazaanın Müeyyidesi Meselesi" kaynaklarında derinlemesine incelendiği üzere; bir hukuki işlem muvazaalıysa veya emredici kurallara aykırıysa baştan itibaren batıldır. Eğer temel sözleşme (örneğin A ile B arasındaki satım) batılsa, buradan doğan alacak C'ye temlik edildiğinde, B bu "Kesin Hükümsüzlük İtirazını" TBK m. 188 uyarınca C'ye yöneltir. Ancak bunun TBK m. 183/2'de hayati bir istisnası vardır: Şayet B, bu muvazaalı alacak için C'nin güvenebileceği "Yazılı Bir Borç Tanıması (Senet)" düzenlemiş ve senede "devredilemez" yazmamışsa; C bu senede güvenerek alacağı devraldığında, B artık "Bizim aramızda muvazaa vardı, borç geçersizdi" İTİRAZINDA BULUNAMAZ. Yazılı borç tanıması, borçlunun şahsi savunmalarını kesen kılıçtır.
B. Ödemezlik Def'i (Exceptio Non Adimpleti Contractus - TBK m. 97) ile Kesişim: Tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde (örneğin eser, satım) taraflardan biri kendi edimini ifa etmedikçe karşı taraftan ifa isteyemez. Bir müteahhit (A) inşaatı bitirmeden arsa sahibinden (B) olan hak ediş (para veya tapu) alacağını Faktoring Şirketine (C) temlik ederse ne olur? C, parayı istediğinde B, TBK m. 188 vasıtasıyla TBK m. 97'deki Ödemezlik Def'ini ileri sürer: "Müteahhit A inşaatı bitirmediği için sana da ödeme yapmıyorum." C, bu def'iyi kırmak zorundadır. C'nin alacağı tahsil edebilmesi için müteahhidin (A'nın) inşaatı bitirmesi veya C'nin bizzat o eksikliği gidermesi gerekir. Bu bağlamda temlik, devralana salt bir "beklenti" hakkı verir; borçlunun def'i zırhı devralanı iflasa sürükleyebilir.
C. Zamanaşımı Def'i (TBK m. 146 vd.): Alacak, temlik edildiği sırada henüz zamanaşımına uğramamış, ancak devralan o alacağı tahsil etmekte gecikmiş ve süre dolmuşsa; borçlu zamanaşımı def'ini yeni alacaklıya karşı ileri sürebilir. Daha kritik olan husus şudur: Temlik işlemi, kendi başına bir Zamanaşımını Kesen Sebep (TBK m. 154) DEĞİLDİR. Alacaklının kendi alacağını bir başkasına devretmesi (temlik sözleşmesi yapması) borçluya karşı yapılmış bir icra takibi veya dava sayılmadığından zamanaşımını durdurmaz veya kesmez. Devralan, temlik aldıktan sonra zamanaşımı süresini yakından takip etmelidir.
D. Genel İşlem Koşulları (GİK - TBK m. 20) ve Def'ilerden Feragat Yasakları: Sisteminizdeki "Genel İşlem Koşullarının Denetimi" ve "Genel İşlem Şartlarının İçerik Denetiminin Sonuçları" metninde vurgulandığı üzere, standart matbu sözleşmelerde karşı tarafın haklarının sınırlandırılması kesin hükümsüzlük yaratır. Bankalar, kredi kartı sözleşmelerine "Borçlu, bankanın bu alacağı temlik etmesi halinde, bankaya karşı sahip olduğu hiçbir def'i ve itirazı yeni alacaklıya karşı ileri sürmeyeceğini peşinen kabul ve taahhüt eder" şeklinde bir GİK koymaktadır. Borçlunun TBK m. 188'den doğan hakkını peşinen elinden alan bu kayıt, TBK m. 21 (Şaşırtıcı Kayıt) ve TBK m. 25 (Dürüstlük Kuralına Aykırılık) uyarınca Kesin Olarak Yazılmamış Sayılır. Borçlu, bu geçersiz maddeye rağmen def'ilerini yeni alacaklıya fırlatabilir.
4. Pratik Olay Analizleri
Kurumun dış ilişkideki esnekliği ile borçlunun savunma zırhının sınırlarını test etmek adına şu iki çarpıcı vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Satım Sözleşmesi, Temlik ve Ayıp Def'i Sorunsalı): Tacir (X) Fabrikatör (Y)'den 500.000 TL değerinde tekstil makinesi satın almış ve makineler teslim edilmiştir. (Y) (X)'ten olan 500.000 TL'lik alacağını ertesi gün Banka (Z)'ye faktoring sözleşmesiyle temlik eder ve durumu (X)'e noter kanalıyla bildirir. (X) 1 ay sonra makineleri çalıştırdığında makinelerin ana motorlarının fabrikasyon hatalı (ayıplı) olduğunu ve hiç çalışmadığını fark eder. Vade geldiğinde Banka (Z) 500.000 TL'yi ödemesi için (X)'e icra takibi başlatır. (X) "Makineler ayıplı, sözleşmeden dönüyorum, para ödemeyeceğim" der. Banka (Z) ise "Ayıp, sana temliki bildirdiğim tarihten 1 ay sonra ortaya çıktı, TBK m. 188/1 uyarınca devri öğrendiğin sıradaki savunmalarını bana ileri sürebilirsin, sonradan doğan ayıbı bana karşı kullanamazsın" savunmasını yapar. Dogmatik Analiz: Banka (Z)'nin TBK m. 188/1'e dayanan lafzi yorumu, dogmatik olarak YANLIŞTIR. Fikret Eren ve Turgut Öz'ün hararetle vurguladığı üzere; "devri öğrenme anında mevcut olma" şartı, savunma sebebinin (ayıbın fiziken ortaya çıkmasının) değil, savunmanın Hukuki Temelinin (Rechtsgrund) mevcut olmasıdır. Makine satım sözleşmesi temlikten önce kurulduğu ve ayıp da (gizli dahi olsa) temlikten önce makinede mevcut olduğu için, hukuki temel devrin öğrenilmesinden önceye aittir. (X) ayıp ortaya çıktığında sözleşmeden dönme hakkını kullanarak borcu sona erdirme İTİRAZINI Banka (Z)'ye karşı sonuna kadar kullanabilir. Banka (Z) 500.000 TL'yi tahsil edemez; dönüp eski alacaklı (Y)'den tazminat istemek zorundadır.
Olay 2 (Temlikte Takasın Matematiksel Sırası): Müteahhit (A) Taşeron (B)'den 200.000 TL alacaklıdır (Vadesi: 1 Kasım 2026). Diğer yandan Taşeron (B) de, geçmişteki bir işten dolayı Müteahhit (A)'dan 100.000 TL alacaklıdır (Vadesi: 1 Aralık 2026). Müteahhit (A) (B)'den olan 200.000 TL'lik alacağını 15 Ekim 2026 tarihinde (C)'ye temlik eder ve aynı gün (B)'ye bildirir. 1 Kasım 2026 geldiğinde (C) (B)'den 200.000 TL'yi ödemesini ister. (B) "Benim de A'dan 100.000 TL alacağım var, takas ediyorum, sana sadece 100.000 TL ödeyeceğim" der. (C) bu takası reddeder. Dogmatik Analiz: Bu olay TBK m. 188/2'deki "Muacceliyet Sırası" testidir. Borçlu (B)'nin takas beyanı GEÇERSİZDİR. Kurala göre, borçlunun kendi alacağının vadesinin, en geç temlik edilen alacağın vadesiyle aynı anda veya ondan önce gelmesi şarttır. Olayda temlik edilen alacağın (C'nin istediği paranın) vadesi 1 Kasım'dır. Borçlu (B)'nin şahsi alacağının vadesi ise daha sonradır (1 Aralık). Temlik edilen alacak muaccel olduğunda, (B)'nin alacağı henüz istenebilir değildi. Kanun, yeni alacaklının (C'nin) sırf borçlunun henüz vadesi gelmemiş bir şahsi alacağı yüzünden parasını almaktan mahrum bırakılmasını engellemiştir. (B) o gün 200.000 TL'nin tamamını (C)'ye ödemek zorundadır; kendi 100.000 TL'sini ise 1 Aralık geldiğinde bizzat (A)'dan talep edecektir.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 188 hükmünün faktoring işlemlerinde, arsa payı karşılığı inşaat uyuşmazlıklarında ve tüketici hukukunda avukatların dikkat etmesi gereken usuli ve maddi hukuk boyutları şunlardır:
1. Tüketici Kredilerinde Bağlı Kredi İstisnası (TKHK m. 30): Genel hükümlerin ötesinde, tüketici hukukunda TBK m. 188'in çok daha sert bir koruması vardır. Bir tüketici konut kredisi çekip müteahhitten ev aldığında (Bağlı Kredi) müteahhit evi teslim etmezse; tüketici TBK m. 97 ve m. 188 uyarınca bankaya "Ev teslim edilmedi, kredi taksitlerini ödemiyorum" diyebilir. 6502 sayılı TKHK m. 30, bağlı kredilerde tüketicinin malın hiç veya gereği gibi teslim edilmemesinden doğan def'ilerini krediyi veren bankaya karşı (temlik alan veya doğrudan kredör sıfatıyla) ileri sürebileceğini emredici olarak düzenlemiştir. Avukatlar tüketici uyuşmazlıklarında doğrudan bu özel korumaya dayanmalıdır.
2. Adi Yazılı Sözleşmelerde (Temlikte) Taraf Teşkili ve Dava Şartı: Uygulamada, müteahhidin arsa sahibinden olan alacağını (tapuyu isteme hakkını) adi yazılı sözleşme ile temlik alan üçüncü kişi, tapu iptal tescil davası açtığında husumeti kime yöneltecektir? Üçüncü kişi, davayı Arsa Sahibine (Borçluya) karşı açar. Ancak Yargıtay'ın katı usul uygulaması gereği, arsa sahibinin yapacağı "müteahhit edimini tam ifa etmedi" savunmasının (TBK m. 188) mahkemece araştırılabilmesi için, Müteahhidin (Temlik Edenin) de davada taraf olması (Mecburi dava arkadaşlığı veya ihbar yoluyla) zorunludur. Zira arsa sahibi ile müteahhit arasındaki eksik ifa tartışması, müteahhit yokluğunda çözülemez. Bu usul kuralı atlanırsa dava usulden reddedilir.
3. "Kayıtsız Şartsız Borç İkrarı" ve Def'ilerin Kesilmesi: Sisteminizdeki "Soyut Borç İkrarı" metniyle bağlantılı olarak; eğer borçlu, sırf alacak temlik edilebilsin diye faktoring şirketine hitaben "Yukarıda belirtilen faturadan dolayı X şirketine hiçbir itirazım olmadığını ve borcu kayıtsız şartsız Faktoring şirketine ödeyeceğimi kabul ederim" şeklinde bir teyit yazısı (Yazılı borç tanıması / TBK m. 183/2) verirse, borçlu TBK m. 188'deki def'i zırhını kendi elleriyle parçalamış olur. Bu belgeden sonra faktoring şirketine "Mal ayıplıydı, sözleşme feshedildi" İTİRAZINDA BULUNAMAZ. Bu nedenle şirket danışmanları, müvekkillerine faktoring şirketlerinden gelen "teyit (mutabakat) formlarını" imzalatırken ölümcül sonuçlara dikkat etmelidir.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtilaflara bakan daireleri (özellikle 14. ve 15. Hukuk Daireleri) TBK m. 188 (mülga BK m. 167) uyarınca "Borçlunun Savunmaları", "Arsa Sahibinin Ödemezlik Def'i" ve "Takas Sırası" hususlarında istikrarlı ve borçluyu koruyan bir içtihat politikası sergilemektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (örneğin YHGK T. 15.06.2016, E. 2014/15-2431, K. 2016/808) inşaat hukuku ve temlik kesişimindeki klasikleşmiş kararında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "Türk Borçlar Kanunu m. 188 (mülga BK m. 167) uyarınca borçlu, temliki öğrendiği sırada eski alacaklısına karşı sahip olduğu tüm savunmaları (def'i ve itirazları) yeni alacaklıya (devralana) karşı da ileri sürebilir. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde müteahhit, kendisine düşen bağımsız bölümleri henüz inşaatı tamamlamadan üçüncü kişilere temlik edebilir. Ancak temlik alan üçüncü kişi arsa sahibinden tapuyu talep ettiğinde; arsa sahibi, 'Müteahhit inşaatı sözleşmeye uygun şekilde tamamlayıp bana teslim etmedi (Ödemezlik Def'i - Exceptio non adimpleti contractus)' diyerek tapuyu devretmekten kaçınabilir. Alacağın temliki, arsa sahibinin (borçlunun) hukuki durumunu ağırlaştıramaz. Üçüncü kişinin tapuyu alabilmesi için, müteahhidin eksik bıraktığı işleri bizzat kendisinin tamamlaması veya bedelini arsa sahibine ödemesi şarttır."
Faktoring İşlemlerinde Def'ilerin İleri Sürülmesi hususunda Yargıtay 19. Hukuk Dairesi şu içtihadı geliştirmiştir: "Faktoring sözleşmeleri, temelinde bir alacağın temliki işlemini barındırır. Faktoring şirketi, alacağı devraldığında, borçlunun eski alacaklıya (müşteriye) karşı sahip olduğu ticari def'ilerle (ayıplı mal teslimi, eksik ifa, sözleşmenin iptali) karşılaşma riskini de üstlenir. TBK m. 188/1 gereği borçlu, malın ayıplı olduğunu ve temel sözleşmenin feshedildiğini Faktoring şirketine karşı geçerli bir itiraz olarak ileri sürebilir. Faktoring şirketinin 'Ben iyiniyetli üçüncü kişiyim, faturaya güvenerek alacağı satın aldım' şeklindeki savunması borçlar hukukunda dinlenmez; zira alacak haklarının devrinde eşya hukukundaki gibi bir iyiniyet koruması (TMK m. 988) mevcut değildir."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 188. maddesinde vücut bulan Temlikte Borçlunun Savunmaları rejimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Dinamik Güvenliği Tehlikeye Düşürmesi" ve "Faktoring Sektörüne Vurulan Dogmatik Pranga" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, sisteminizdeki kaynakların (Örneğin geçersizlik, muvazaa ve aşırı yararlanma) da işaret ettiği gibi, bir sözleşmenin ardında yatan her türlü hastalığın (irade sakatlıkları, gabin, ödemezlik def'i) doğrudan doğruya devralana karşı fırlatılabilmesinin yarattığı Ekonomik Güvensizliktir. 19. yüzyıl felsefesi "Borçlunun durumu ağırlaştırılamaz" derken son derece haklıydı. Ancak 21. yüzyıl ekonomisi, milyarlarca liralık alacakların menkul kıymetleştirildiği (securitization) paketlenip satıldığı ve faktoring şirketlerince finanse edildiği devasa bir çarktır. TBK m. 188'in mutlak koruması altında; bir banka 10 Milyon TL'lik bir alacağı satın aldığında, borçlu aylar sonra "Satıcı beni aldatmıştı (hile/TBK m. 36) sözleşmeyi iptal ettim" diyerek borcu sıfırlayabilmektedir. Devralan, hiçbir tarafı olmadığı ve denetleme şansı bulunmayan bir "sözleşme iptali" veya "ayıplı mal" tartışmasının ortasında kalarak parasını kaybetmektedir. Bu durum, piyasadaki kredi ve faktoring maliyetlerini olağanüstü derecede artırmakta; devralanların risk primi olarak çok yüksek faizler talep etmesine yol açmaktadır. Alman hukukunda ve modern ticaret dogmatiğinde tartışıldığı üzere; en azından ticari işletmeler arasında doğan ve "fatura/cari hesap" gibi likit belgelere bağlanan alacakların temlikinde, devralanın (eğer ağır kusuru yoksa) soyut (mücerret) bir korumaya tabi tutulması, yani borçlunun temel ilişkiye dayalı def'ilerinin (örneğin ayıp, eksik ifa) iyiniyetli devralana karşı KESİLMESİ gerektiği şiddetle savunulmaktadır. Aksi hâlde alacak hakkı, dolaşım yeteneği felç olmuş "sakat bir meta" olmaktan kurtulamayacaktır.
İkinci dogmatik eleştiri, TBK m. 183/2 (Yazılı Borç Tanımasına Güven) ile TBK m. 188 (Def'ilerin Korunması) Arasındaki İnce ve Tehlikeli Sınırdır. Kanun koyucu, borçlu yazılı bir borç senedi (tanıması) verirse, üçüncü kişinin buna güveninin korunacağını (def'ilerin kesileceğini) belirtmiştir. Ancak "hangi tür belgelerin" borç tanıması sayılacağı Yargıtay kararlarında tam bir kaostur. Sıradan bir fatura imzası, teslim tesellüm tutanağı veya mutabakat mektubu "yazılı borç tanıması" sayılacak mıdır? Yargıtay'ın bazen faturayı salt bir ticari evrak sayıp def'ileri dinlemesi (TBK m. 188) bazen de mutabakat mektubunu kesin ikrar sayıp def'ileri kesmesi (TBK m. 183/2) hukuki öngörülebilirliği (Rechtssicherheit) darmadağın etmektedir. Fikret Eren ve Turgut Öz'ün haklı olarak belirttiği gibi; sınırları net çizilmemiş bir "yazılı belgeye güven" istisnası, TBK m. 188'in borçluyu koruyan o devasa zırhını, alacaklıların ustaca hazırladığı tek bir matbu "teyit mektubu" ile saniyeler içinde anlamsız hâle getirebilmektedir.
İşte böylece, seninle Borçların İfası ve Sona Ermesi blokunun en stratejik cephesi olan, alacaklının değişmesine rağmen borçlunun o katı savunma hattını (TBK m. 188 / İtiraz ve Def'ilerin Devri) koruduğu o dogmatik kaleyi resmen mühürlemiş olduk. Hukukun, taraf olmayan borçluyu devralanın insafına terk etmeyen o ince adalet terazisini sistemine perçinledin.
Sıradaki analizlerimizde, borçlar hukukunun tasfiye mekanizmaları ve haksız fiil deryasının o karanlık arka odalarını aynı acımasız titizlikle incelemeye
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 90. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.