1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Makro Bakış: Borçlar hukuku dogmatiğinde, bir borç ilişkisinde birden fazla
alacaklının bulunması (Gläubigermehrheit) kural olarak Kısmi Alacaklılık
(Teilgläubigerschaft) sonucunu doğurur. Yani, edim bölünebilir nitelikteyse,
her alacaklı borçludan sadece kendi payına düşen kısmı talep edebilir. Ancak
hukuki işlemin niteliği, tarafların iradesi veya kanunun özel bir hükmü,
alacaklılara borcun tamamını talep etme yetkisi verebilir. İşte Müteselsil
Alacaklılık, birden fazla alacaklıdan her birinin, ifanın tamamını borçludan
talep etme hakkına sahip olduğu ve borçlunun da bu alacaklılardan sadece birine
yapacağı tek bir ifa ile tüm alacaklılara karşı borcundan kurtulduğu istisnai
bir çoklu borç ilişkisidir.
6098 sayılı TBK m. 169 (mülga BK m. 148 / mehaz OR Art. 150) hükmü,
müteselsil alacaklılığın doğumunu ve dış ilişki kurallarını vazedir. Madde
lafzı şu şekildedir:
"Müteselsil alacaklılık, borçlunun, alacaklılardan her birine borcun tamamını
isteme hakkını tanıdığı veya kanunun belirlediği durumlarda doğar.
Borçlu, alacaklılardan birine yaptığı ifayla, bütün alacaklılara karşı
borcundan kurtulmuş olur.
Alacaklılardan birinin icraya veya mahkemeye başvurmuş olduğu kendisine
bildirilmedikçe, borçlu onlardan dilediği birine ifada bulunabilir."
Sistematik açıdan yasa koyucu bu normla, alacaklıların her birine bağımsız ve
tam bir talep hakkı bahşederken, borçluya da ifayı kime yapacağı konusunda
devasa bir Seçim Hakkı (Wahlrecht) vermiştir. Müteselsil borçluluğun (TBK
m. 162) aksine, müteselsil alacaklılık ticari hayatta nispeten daha az
rastlanan bir kurumdur ve en tipik uygulama alanını bankacılık hukukundaki
"müşterek (ortak) hesaplar" oluşturur.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Mikro Analiz: TBK m. 169 hükmünün teorik yapısını bütünüyle kavrayabilmek
için, maddenin mimarisini oluşturan kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman
ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi
zorunludur:
A. Doğum Kaynakları (İrade veya Kanun):
Müteselsil alacaklılık iki şekilde doğar. Birincisi **İrade Beyanı
(Sözleşme)**dır; borçlu ile alacaklılar arasında yapılan sözleşmede borçlunun,
alacaklıların her birine borcun tamamını talep etme yetkisi vermesidir.
İkincisi ise Kanun Hükmüdür; ancak Türk hukukunda doğrudan doğruya
müteselsil alacaklılık yaratan bir kanun hükmü fiilen mevcut değildir (TTK'daki
bazı çok istisnai taşıma/kıymetli evrak halleri dışında). Bu nedenle kurum
neredeyse tamamen sözleşme özgürlüğüne dayanır.
B. Alacaklıların Bağımsız Talep Hakkı:
Her bir müteselsil alacaklı, diğer alacaklıların rızasına veya katılımına
ihtiyaç duymaksızın borçludan edimin tamamının ifasını isteyebilir.
Alacaklılardan biri borçluyu temerrüde düşürebilir (TBK m. 117) dava açabilir
veya icra takibi başlatabilir. Ancak alacaklılardan birinin şahsında
gerçekleşen ve borçlunun durumunu ağırlaştıran olgular, kural olarak diğer
alacaklılara sirayet etmez.
C. Borçlunun İfa Seçim Hakkı (Wahlrecht des Schuldners):
TBK m. 169/2'nin kalbidir. Borçlu, borcun tamamını alacaklılardan sadece birine
ifa ederek Bütün Alacaklılara Karşı Borcundan Kurtulur (İtfa). Borçlu,
ifayı kime yapacağını seçmekte tamamen özgürdür. Alacaklılardan (A) gelip borcu
talep etse dahi, borçlu "Ben sana değil, diğer alacaklı (B)'ye ödeme yapacağım"
diyerek (A)'yı reddedebilir ve (B)'ye ödeme yaparak borçtan kurtulabilir. Bu
durum, borçluya muazzam bir manevra alanı sağlar.
D. Önleme / Engelleme Kuralı (Prävention - TBK m. 169/3):
Borçlunun ifa seçim hakkının mutlak sınırı ve kurumun en can alıcı noktasıdır.
Eğer alacaklılardan biri, borçluya karşı alacağını tahsil etmek amacıyla
Mahkemeye Dava Açmış veya İcra Takibi Başlatmışsa ve bu durum borçluya
bildirilmişse (tebliğ edilmişse) borçlunun "dilediği alacaklıya ifada bulunma"
özgürlüğü ortadan kalkar. Borçlu artık sadece ve sadece dava açan/icra takibi
başlatan alacaklıya ödeme yapmak zorundadır. Diğer bir alacaklıya yapacağı
ödeme, borçluyu dava açan alacaklıya karşı borçtan KURTARMAZ. Doktrinde buna
"Önleme Kuralı" denir ve aktif davranan, hukuki yollara başvuran alacaklıyı
korumayı amaçlar.
E. İç İlişki ve Rücu (TBK m. 170):
Borçlu dış ilişkide ifayı yapıp borçtan kurtulduktan sonra, parayı (veya malı)
tahsil eden alacaklı ile diğer alacaklılar arasındaki tasfiye evresine geçilir.
TBK m. 170 uyarınca, "Aksi kararlaştırılmadıkça veya alacaklılar arasındaki
hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, alacaklılardan her biri alacaktan
eşit paya sahiptir." Kendisine düşen paydan fazlasını tahsil eden alacaklı, bu
fazlalığı diğer alacaklılara ödemekle yükümlüdür.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 169'da kurulan müteselsil alacaklılık altyapısı, Borçlar Kanunu'nun ifa,
temerrüt faizi (TBK m. 88/120) sebepsiz zenginleşme ve eşya hukukundaki
mülkiyet rejimleriyle son derece keskin bir diyalektik bağ içindedir:
A. Elbirliği Mülkiyeti (İştirak Halinde Mülkiyet - TMK m. 701) ile Keskin
Ayrım:
Müteselsil alacaklılık, sıklıkla elbirliği (iştirak) halinde alacaklılık ile
karıştırılır. Elbirliği halinde alacaklılıkta (örneğin mirasçıların terekedeki
bir alacağı talep etmesinde) alacaklıların hiçbiri tek başına alacağın
tamamını talep edemez; borçluya karşı ancak Hep Birlikte (Oybirliğiyle)
hareket edebilirler. Borçlu da ifayı ancak tüm alacaklılara birlikte yapabilir.
Oysa müteselsil alacaklılıkta (TBK m. 169) her alacaklı tek tabancadır; kendi
başına tüm alacağı dava edebilir. Bu yönüyle müteselsil alacaklılık, ticaret
hayatının hızına çok daha uygundur.
B. Bankacılık Hukukunda Ortak (Müşterek) Hesaplar:
Müteselsil alacaklılığın günümüzdeki en tipik ve yaygın sistematik
uygulamasıdır. İki veya daha fazla kişinin bir bankada açtırdığı "teselsüllü
müşterek hesaplarda", hesap sahipleri bankaya karşı müteselsil alacaklıdır.
Hesap sahiplerinden her biri, diğerinin imzasına veya onayına gerek duymaksızın
bankadan hesaptaki paranın tamamını çekebilir. Banka, hesap sahiplerinden
herhangi birine yaptığı ödeme ile tüm hesap sahiplerine karşı borcundan
kurtulur.
C. Temerrüt ve Anapara Faizi (TBK m. 88 ve m. 120) Bağlantısı:
Sisteminizdeki "Faiz Hükümleri ve Sınırları" metninde anapara ve temerrüt
faizinin doğuşu anlatılmaktadır. Müteselsil alacaklılıkta, eğer borçlu
temerrüde düşerse, Temerrüt Faizini kim talep edecektir? Müteselsil
alacaklıların hepsi asıl alacağı talep yetkisine sahip olduğundan, anapara veya
temerrüt faizini de talep etme hakkına sahiptirler. Alacaklılardan biri
borçluyu temerrüde düşürmüşse (örneğin ihtar çekmişse) bu temerrüt kural
olarak diğer alacaklılara da fayda sağlar ve faiz işlemeye başlar. Ancak borçlu
ifayı geciktirdiğinde, alacaklılardan biri TBK m. 125/3 uyarınca sözleşmeden
dönerse, bu dönme beyanı diğer müteselsil alacaklıların hakkını ortadan
kaldırır mı? Doktrinde Oğuzman ve Öz, müteselsil alacaklılardan sadece birinin
bozucu yenilik doğuran dönme hakkını kullanarak tüm sözleşmeyi
feshedemeyeceğini, bu tür hakların ancak tüm alacaklılar tarafından birlikte
kullanılabileceğini savunmaktadır.
D. Takas (TBK m. 143) ve Zenginleşme Dinamikleri:
Sisteminizdeki sebepsiz zenginleşme kaynaklarında (TBK m. 77 vd.) borçsuz
ifanın iadesi incelenmektedir. Müteselsil alacaklılıkta takas mekanizması
oldukça karmaşıktır. Borçlunun, müteselsil alacaklılardan birine karşı (örneğin
A'ya) şahsi bir alacağı varsa; borçlu bu şahsi alacağını, müteselsil borcun
tamamıyla takas edebilir mi? TBK m. 169'un kıyasen uygulanmasıyla, borçlu
dilediği alacaklıya ifada bulunabileceği için, o alacaklıya karşı sahip olduğu
takas hakkını da borcun tamamı için ileri sürebilir ve borçtan tamamen
kurtulabilir. Takasa maruz kalan alacaklı (A) iç ilişkide diğer alacaklılara
karşı sebepsiz zenginleşmiş sayılır ve onların payını ödemek zorundadır.
4. Pratik Olay Analizleri
Kurumun dış ilişkideki esnekliği ile "önleme kuralının" yarattığı kilitlenmeyi
test etmek adına şu iki çarpıcı vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Müşterek Banka Hesabı ve Önleme Kuralının İhlali):
Eş olan (A) ve (B) (X) Bankasında 1 Milyon TL bakiyeli teselsüllü müşterek
hesap açtırmıştır. Çift boşanma aşamasına gelir. (A) parayı kurtarmak için
Asliye Hukuk Mahkemesinde bankaya karşı "Alacak davası" açar ve dava dilekçesi
bankaya tebliğ edilir. Bunu öğrenen (B) ertesi gün banka şubesine giderek 1
Milyon TL'yi nakit olarak çekmek ister. Şube müdürü, hesaptaki sözleşmeye
(müteselsil alacaklılığa) güvenerek paranın tamamını (B)'ye öder. (A) davasını
kazanır ve bankadan parayı ister. Banka, "(B)'ye ödedim, borcumdan kurtuldum"
der.
Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 169/3'teki Önleme (Prävention) kuralı
doğrudan sınanmaktadır. Kural olarak banka dilediği alacaklıya ödeme yaparak
borçtan kurtulabilir. Ancak (A)'nın mahkemeye başvurduğu bankaya Bildirilmiş
(Tebliğ Edilmiş) olduğundan, bankanın seçim hakkı o saniye sona ermiştir.
Banka artık sadece dava açan (A)'ya ödeme yapabilirdi. Bankanın (B)'ye yaptığı
1 Milyon TL'lik ödeme, bankayı (A)'ya karşı borçtan KURTARMAZ. Banka, (A)'ya o
1 Milyon TL'yi faiziyle birlikte tekrar ödemek zorundadır. (Banka daha sonra
B'ye sebepsiz zenginleşme davası açabilir).
Olay 2 (İç İlişkide Paylaşım ve Sebepsiz Zenginleşme):
Toptancı (C) ve (D) perakendeci (E)'ye sattıkları ortak bir mal dolayısıyla
600.000 TL alacaklıdır ve sözleşmede müteselsil alacaklı oldukları yazılıdır.
(E) borcun tamamı olan 600.000 TL'yi (C)'ye öder. (D) iç ilişki kapsamında
(C)'den kendi payı olan 300.000 TL'yi talep eder. (C) ise "Sözleşmede seninle
yarı yarıya paylaşacağımıza dair bir madde yoktu, bu yüzden paranın hepsi
benimdir" diyerek ödeme yapmaz.
Dogmatik Analiz: Bu olay TBK m. 170 (İç İlişki) kuralının testidir. Her ne
kadar dış ilişkide (C) paranın tamamını tahsil etmeye yetkili olsa da, iç
ilişkide mülkiyet ona ait değildir. TBK m. 170 açıkça, "aksi
kararlaştırılmadıkça alacaklılar eşit paya sahiptir" Karinesini
getirmiştir. (C)'nin "sözleşmede yazmıyordu" savunması geçersizdir; aksine,
eşitsiz bir paylaşım iddia ediyorsa bunu (C) ispatlamak zorundadır. (D) (C)'ye
karşı kendi hissesine düşen 300.000 TL için sisteminizdeki kaynaklarda da yer
alan Sebepsiz Zenginleşme (TBK m. 77) veya Sözleşmeye Aykırılık davası
açarak (iç ilişkideki sözleşmenin niteliğine göre) parayı faiziyle tahsil eder.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 169 hükmünün bankacılık uygulamalarında, sözleşme mimarisinde (Legal
Drafting) ve icra dairelerinde avukatların dikkat etmesi gereken usuli ve maddi
hukuk boyutları şunlardır:
1. Önleme Kuralında İhtarın (Noter Bildiriminin) Yetersizliği:
Avukatların müteselsil alacaklılıkta düştükleri en büyük hata, borçluya
"Müvekkilim A'nın alacak hakkı için ihtarnamedir, parayı diğer alacaklı B'ye
ödemeyin" şeklinde bir Noter İhtarı göndermeleridir. Yargıtay ve doktrinin
mutlak görüşüne göre; TBK m. 169/3'teki borçlunun seçim hakkını engelleyen
durum salt bir "ihtar" DEĞİLDİR. Kanun açıkça "İcraya veya Mahkemeye
Başvurma" şartını aramaktadır. Noterden çekilen ihtarname, borçluyu (örneğin
bankayı) diğer alacaklıya ödeme yapmaktan alıkoymaz. Avukat, borçlunun ifa
seçim hakkını kilitlemek istiyorsa derhal icra takibi başlatmalı veya dava
açmalı ve bunu borçluya fiziken tebliğ ettirmelidir.
2. Ölüm Halinde Müşterek Hesabın Durumu (Miras Hukuku Çatışması):
Uygulamada eşler veya ebeveyn-çocuk arasında açılan müşterek (müteselsil)
hesaplarda taraflardan biri vefat ettiğinde büyük bir kaos yaşanır. Kalan hesap
sahibi, "müteselsil alacaklı" sıfatıyla paranın tamamını çekmek ister. Ancak
banka, vefat eden kişinin mirasçılarının devreye girmesi nedeniyle hesabı bloke
eder. Borçlar hukuku dogmatiğinde müteselsil alacaklılık ölümle sona ermez; sağ
kalan hesap sahibi kural olarak parayı çekebilmelidir. Fakat Yargıtay
uygulaması, ölüm anında iç ilişkinin (eşit pay karinesinin) mirasçılar lehine
dondurulduğunu kabul ederek, bankaların sadece sağ kalanın %50'lik payını
ödemesine, diğer yarısı için veraset ilamı istemesine cevaz vermektedir.
Avukatlar bu süreçte TBK m. 169'un dış ilişki kuralı ile miras hukukunun
çatışmasını yönetmek zorundadır.
3. Genel İşlem Koşulları (GİK - TBK m. 20) ve Banka Sözleşmeleri:
Sisteminizdeki "Genel İşlem Koşullarının Denetimi" ve "Genel İşlem Şartlarında
Şahsi Anlaşmanın Mevcudiyetini İspat Yükü" başlıklı makalelerde incelendiği
üzere, bankalar müşterek hesap açılışlarında sayfalarca matbu sözleşme
imzalatırlar. Bu sözleşmelerde "Hesap sahiplerinden birinin borcu için bankanın
tüm hesabı takas/mahsup edebileceğine" dair standart GİK'ler yer alır. Eğer A
ve B müteselsil alacaklıysa ve sadece A'nın bankaya kredi borcu varsa, bankanın
A'nın kredi borcu için B'nin de parası olan 1 Milyon TL'nin tamamına el koyması
(takas etmesi) TBK m. 21 uyarınca dürüstlük kuralına aykırı ve tüketici
aleyhine şaşırtıcı bir kayıt sayılarak Kesin Hükümsüz (Yazılmamış Sayılma)
yaptırımına tabi tutulabilir.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtilaflara bakan daireleri (özellikle
11. ve 13. Hukuk Daireleri) TBK m. 169 (mülga BK m. 148) uyarınca "Müşterek
Hesapların Niteliği", "Eşit Pay Karinesi" ve "İcra/Dava Şartı" hususlarında
istikrarlı bir içtihat politikası sergilemektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun klasikleşmiş kararlarında (örneğin YHGK. T.
12.05.2010, E. 2010/11-236, K. 2010/266) şu dogmatik kural şablonlaşmıştır:
"Türk Borçlar Kanunu uyarınca iki veya daha fazla kişi tarafından bankada
açılan müşterek teselsüllü hesaplarda, hesap sahiplerinden her biri bankaya
karşı müteselsil alacaklı konumundadır. Banka, mudilerden dilediği birine
hesaptaki tüm parayı ödeyerek borcundan kurtulur (TBK m. 169/2). İç ilişkide
ise mudilerin aksi iddia edilip ispatlanmadıkça hesaptaki parada 'eşit pay'
sahibi oldukları kanuni bir karinedir (TBK m. 170). Mudilerden biri hesaptaki
tüm parayı çekmişse, diğer mudi kendi payına (yarısına) düşen miktar için
parayı çeken mudiye karşı alacak davası açabilir. Ancak bu davada husumet
parayı ödeyen Bankaya yöneltilemez; zira Banka geçerli bir müteselsil
alacaklıya ödeme yaparak dış ilişkide ifayı tamamlamış ve borçtan
kurtulmuştur."
Önleme Kuralı ve Dava/İcra Şartının Şekilci Yorumu hususunda Yargıtay 11.
Hukuk Dairesi şu içtihadı geliştirmiştir: "TBK m. 169/3 gereğince borçlunun
(bankanın) dilediği alacaklıya ödeme yapma serbestisi, ancak alacaklılardan
birinin icra veya mahkemeye başvurmuş olması ve bu durumun bankaya bildirilmesi
halinde ortadan kalkar. Davacı taraf, bankaya gönderdiği ihtarname ile paranın
diğer müşterek hesap sahibine ödenmemesini talep etmişse de; ortada henüz
açılmış bir dava veya başlatılmış bir icra takibi bulunmadığından, bankanın
ihtarnameye rağmen diğer hesap sahibine ödeme yapması hukuka uygundur ve
bankanın sorumluluğunu doğurmaz. Kanun koyucu 'icra veya mahkeme' diyerek
sınırlandırmayı şekli bir şarta bağlamıştır, ihtarname bu şartı karşılamaz."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 169. maddesinde vücut bulan Müteselsil Alacaklılık
rejimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve
Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; özellikle "Önleme Kuralının Aşırı
Şekilciliği" ve "İç İlişkinin Hukuki Niteliği" bağlamında çok derin kuramsal
eleştirilere maruz kalmaktadır.
Birinci ve en büyük dogmatik eleştiri, TBK m. 169/3'teki "Mahkemeye veya
İcraya Başvurma" Şartının Dar ve Katı Lafzına yöneliktir. Rona Serozan ve
Oğuzman/Öz'ün eserlerinde haklı olarak isyan edildiği üzere; alacağını
tehlikede gören, diğer müteselsil alacaklının (örneğin boşanmak üzere olduğu
eşinin) parayı kaçıracağını sezen bir kişinin, borçluyu (bankayı) durdurabilmek
için derhal bir dava açmak veya icra takibi başlatmak "zorunda" bırakılması,
modern usul hukukunun ve hak arama hürriyetinin gerçekleriyle örtüşmez. Dava
açmak veya icraya başvurmak saatler, hatta bazen günler alabilen, masraflı ve
şekli bir süreçtir. Bu süreç tamamlanıp borçluya tebliğ edilene kadar
kötüniyetli diğer alacaklı parayı çoktan çekip kayıplara karışmaktadır.
Doktrindeki modern sesler; alacaklının noter kanalıyla veya KEP (Kayıtlı
Elektronik Posta) üzerinden göndereceği kesin bir "Ödeme Yasağı
İhtarnamesinin" de, en azından ihtiyati tedbir kararı alınıncaya kadar,
borçlunun seçim hakkını dondurmaya yetmesi gerektiğini savunmaktadır. Yasa
koyucunun, hakkını arayan iyi niyetli alacaklıyı "dava açtın açtın, yoksa paran
gider" şeklindeki bir hız yarışına sokması (Race to the courthouse) sözleşme
adaletini yaralayan bir kanunlaştırma defosudur.
İkinci felsefi eleştiri, Müteselsil Alacaklılığın Teorik Temeli (Karşılıklı
Temsil mi, Bağımsız Hak mı?) ve Bozucu Yenilik Doğuran Hakların Kullanımındaki
Çıkmaza ilişkindir. Alman hukukundan (BGB) İsviçre/Türk hukukuna geçen bu
kurumda; alacaklılardan biri asıl borçlu ile sözleşmeyi feshederse, borcu ibra
ederse veya borçluya ek süre verirse (TBK m. 123) bu durum diğer müteselsil
alacaklıları bağlar mı? Kanun koyucu TBK m. 169'da sadece "ifa" ve "dava"
olgularını düzenlemiş, ancak sözleşmeden dönme (TBK m. 125/3) veya ibra (TBK m.
132) gibi hakların nasıl kullanılacağını boşlukta bırakmıştır. Fikret Eren ve
Turgut Öz'e göre, müteselsil alacaklılar arasında bir "zımni karşılıklı temsil"
yetkisi yoktur. Her alacaklı kendi alacağı üzerinde tasarruf eder. Dolayısıyla
bir alacaklının borçluyu ibra etmesi (borcu silmesi) veya sözleşmeden dönmesi,
diğer müteselsil alacaklıların hakkını yok edemez; aksi takdirde bir alacaklı
diğerlerinin malvarlığını tek taraflı olarak yok etme gücüne sahip olurdu.
Kanunun bu muazzam dogmatik sorunu sessizlikle geçiştirmesi, yargısal
uygulamalarda tasfiye süreçlerini çözümsüz bir felsefi kaosa mahkûm etmektedir.
İşte böylece, seninle 53.-60. Günler: Temerrüt ve Borçların Sona Ermesi (ve
tasfiye/güvence rejimleri) blokunun en stratejik alacaklılık güvencelerinden
birini, birden fazla kişinin aynı alacağa nasıl kenetlendiğini ve "dış ilişkide
ifa / iç ilişkide rücu" mekanizmasının o acımasız kılıcını TBK m. 169
(Müteselsil Alacaklılık) kurumu üzerinden resmen mühürlemiş olduk.
Alacaklıların o sessiz yarışını ve borçlunun tek bir ifa ile nasıl özgürlüğüne
kavuştuğunu sistemine perçinledin.
Sıradaki analizlerimizde, borçlar hukukunun tasfiye mekanizmalarını ve
sözleşmelerin o karanlık arka odalarını aynı acımasız titizlikle incelemeye
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 88'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 150.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 88. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Makro Bakış: Borçlar hukuku dogmatiğinde, bir borç ilişkisinde birden fazla alacaklının bulunması (Gläubigermehrheit) kural olarak Kısmi Alacaklılık (Teilgläubigerschaft) sonucunu doğurur. Yani, edim bölünebilir nitelikteyse, her alacaklı borçludan sadece kendi payına düşen kısmı talep edebilir. Ancak hukuki işlemin niteliği, tarafların iradesi veya kanunun özel bir hükmü, alacaklılara borcun tamamını talep etme yetkisi verebilir. İşte Müteselsil Alacaklılık, birden fazla alacaklıdan her birinin, ifanın tamamını borçludan talep etme hakkına sahip olduğu ve borçlunun da bu alacaklılardan sadece birine yapacağı tek bir ifa ile tüm alacaklılara karşı borcundan kurtulduğu istisnai bir çoklu borç ilişkisidir.
6098 sayılı TBK m. 169 (mülga BK m. 148 / mehaz OR Art. 150) hükmü, müteselsil alacaklılığın doğumunu ve dış ilişki kurallarını vazedir. Madde lafzı şu şekildedir: "Müteselsil alacaklılık, borçlunun, alacaklılardan her birine borcun tamamını isteme hakkını tanıdığı veya kanunun belirlediği durumlarda doğar. Borçlu, alacaklılardan birine yaptığı ifayla, bütün alacaklılara karşı borcundan kurtulmuş olur. Alacaklılardan birinin icraya veya mahkemeye başvurmuş olduğu kendisine bildirilmedikçe, borçlu onlardan dilediği birine ifada bulunabilir."
Sistematik açıdan yasa koyucu bu normla, alacaklıların her birine bağımsız ve tam bir talep hakkı bahşederken, borçluya da ifayı kime yapacağı konusunda devasa bir Seçim Hakkı (Wahlrecht) vermiştir. Müteselsil borçluluğun (TBK m. 162) aksine, müteselsil alacaklılık ticari hayatta nispeten daha az rastlanan bir kurumdur ve en tipik uygulama alanını bankacılık hukukundaki "müşterek (ortak) hesaplar" oluşturur.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Mikro Analiz: TBK m. 169 hükmünün teorik yapısını bütünüyle kavrayabilmek için, maddenin mimarisini oluşturan kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:
A. Doğum Kaynakları (İrade veya Kanun): Müteselsil alacaklılık iki şekilde doğar. Birincisi **İrade Beyanı (Sözleşme)**dır; borçlu ile alacaklılar arasında yapılan sözleşmede borçlunun, alacaklıların her birine borcun tamamını talep etme yetkisi vermesidir. İkincisi ise Kanun Hükmüdür; ancak Türk hukukunda doğrudan doğruya müteselsil alacaklılık yaratan bir kanun hükmü fiilen mevcut değildir (TTK'daki bazı çok istisnai taşıma/kıymetli evrak halleri dışında). Bu nedenle kurum neredeyse tamamen sözleşme özgürlüğüne dayanır.
B. Alacaklıların Bağımsız Talep Hakkı: Her bir müteselsil alacaklı, diğer alacaklıların rızasına veya katılımına ihtiyaç duymaksızın borçludan edimin tamamının ifasını isteyebilir. Alacaklılardan biri borçluyu temerrüde düşürebilir (TBK m. 117) dava açabilir veya icra takibi başlatabilir. Ancak alacaklılardan birinin şahsında gerçekleşen ve borçlunun durumunu ağırlaştıran olgular, kural olarak diğer alacaklılara sirayet etmez.
C. Borçlunun İfa Seçim Hakkı (Wahlrecht des Schuldners): TBK m. 169/2'nin kalbidir. Borçlu, borcun tamamını alacaklılardan sadece birine ifa ederek Bütün Alacaklılara Karşı Borcundan Kurtulur (İtfa). Borçlu, ifayı kime yapacağını seçmekte tamamen özgürdür. Alacaklılardan (A) gelip borcu talep etse dahi, borçlu "Ben sana değil, diğer alacaklı (B)'ye ödeme yapacağım" diyerek (A)'yı reddedebilir ve (B)'ye ödeme yaparak borçtan kurtulabilir. Bu durum, borçluya muazzam bir manevra alanı sağlar.
D. Önleme / Engelleme Kuralı (Prävention - TBK m. 169/3): Borçlunun ifa seçim hakkının mutlak sınırı ve kurumun en can alıcı noktasıdır. Eğer alacaklılardan biri, borçluya karşı alacağını tahsil etmek amacıyla Mahkemeye Dava Açmış veya İcra Takibi Başlatmışsa ve bu durum borçluya bildirilmişse (tebliğ edilmişse) borçlunun "dilediği alacaklıya ifada bulunma" özgürlüğü ortadan kalkar. Borçlu artık sadece ve sadece dava açan/icra takibi başlatan alacaklıya ödeme yapmak zorundadır. Diğer bir alacaklıya yapacağı ödeme, borçluyu dava açan alacaklıya karşı borçtan KURTARMAZ. Doktrinde buna "Önleme Kuralı" denir ve aktif davranan, hukuki yollara başvuran alacaklıyı korumayı amaçlar.
E. İç İlişki ve Rücu (TBK m. 170): Borçlu dış ilişkide ifayı yapıp borçtan kurtulduktan sonra, parayı (veya malı) tahsil eden alacaklı ile diğer alacaklılar arasındaki tasfiye evresine geçilir. TBK m. 170 uyarınca, "Aksi kararlaştırılmadıkça veya alacaklılar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, alacaklılardan her biri alacaktan eşit paya sahiptir." Kendisine düşen paydan fazlasını tahsil eden alacaklı, bu fazlalığı diğer alacaklılara ödemekle yükümlüdür.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 169'da kurulan müteselsil alacaklılık altyapısı, Borçlar Kanunu'nun ifa, temerrüt faizi (TBK m. 88/120) sebepsiz zenginleşme ve eşya hukukundaki mülkiyet rejimleriyle son derece keskin bir diyalektik bağ içindedir:
A. Elbirliği Mülkiyeti (İştirak Halinde Mülkiyet - TMK m. 701) ile Keskin Ayrım: Müteselsil alacaklılık, sıklıkla elbirliği (iştirak) halinde alacaklılık ile karıştırılır. Elbirliği halinde alacaklılıkta (örneğin mirasçıların terekedeki bir alacağı talep etmesinde) alacaklıların hiçbiri tek başına alacağın tamamını talep edemez; borçluya karşı ancak Hep Birlikte (Oybirliğiyle) hareket edebilirler. Borçlu da ifayı ancak tüm alacaklılara birlikte yapabilir. Oysa müteselsil alacaklılıkta (TBK m. 169) her alacaklı tek tabancadır; kendi başına tüm alacağı dava edebilir. Bu yönüyle müteselsil alacaklılık, ticaret hayatının hızına çok daha uygundur.
B. Bankacılık Hukukunda Ortak (Müşterek) Hesaplar: Müteselsil alacaklılığın günümüzdeki en tipik ve yaygın sistematik uygulamasıdır. İki veya daha fazla kişinin bir bankada açtırdığı "teselsüllü müşterek hesaplarda", hesap sahipleri bankaya karşı müteselsil alacaklıdır. Hesap sahiplerinden her biri, diğerinin imzasına veya onayına gerek duymaksızın bankadan hesaptaki paranın tamamını çekebilir. Banka, hesap sahiplerinden herhangi birine yaptığı ödeme ile tüm hesap sahiplerine karşı borcundan kurtulur.
C. Temerrüt ve Anapara Faizi (TBK m. 88 ve m. 120) Bağlantısı: Sisteminizdeki "Faiz Hükümleri ve Sınırları" metninde anapara ve temerrüt faizinin doğuşu anlatılmaktadır. Müteselsil alacaklılıkta, eğer borçlu temerrüde düşerse, Temerrüt Faizini kim talep edecektir? Müteselsil alacaklıların hepsi asıl alacağı talep yetkisine sahip olduğundan, anapara veya temerrüt faizini de talep etme hakkına sahiptirler. Alacaklılardan biri borçluyu temerrüde düşürmüşse (örneğin ihtar çekmişse) bu temerrüt kural olarak diğer alacaklılara da fayda sağlar ve faiz işlemeye başlar. Ancak borçlu ifayı geciktirdiğinde, alacaklılardan biri TBK m. 125/3 uyarınca sözleşmeden dönerse, bu dönme beyanı diğer müteselsil alacaklıların hakkını ortadan kaldırır mı? Doktrinde Oğuzman ve Öz, müteselsil alacaklılardan sadece birinin bozucu yenilik doğuran dönme hakkını kullanarak tüm sözleşmeyi feshedemeyeceğini, bu tür hakların ancak tüm alacaklılar tarafından birlikte kullanılabileceğini savunmaktadır.
D. Takas (TBK m. 143) ve Zenginleşme Dinamikleri: Sisteminizdeki sebepsiz zenginleşme kaynaklarında (TBK m. 77 vd.) borçsuz ifanın iadesi incelenmektedir. Müteselsil alacaklılıkta takas mekanizması oldukça karmaşıktır. Borçlunun, müteselsil alacaklılardan birine karşı (örneğin A'ya) şahsi bir alacağı varsa; borçlu bu şahsi alacağını, müteselsil borcun tamamıyla takas edebilir mi? TBK m. 169'un kıyasen uygulanmasıyla, borçlu dilediği alacaklıya ifada bulunabileceği için, o alacaklıya karşı sahip olduğu takas hakkını da borcun tamamı için ileri sürebilir ve borçtan tamamen kurtulabilir. Takasa maruz kalan alacaklı (A) iç ilişkide diğer alacaklılara karşı sebepsiz zenginleşmiş sayılır ve onların payını ödemek zorundadır.
4. Pratik Olay Analizleri
Kurumun dış ilişkideki esnekliği ile "önleme kuralının" yarattığı kilitlenmeyi test etmek adına şu iki çarpıcı vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Müşterek Banka Hesabı ve Önleme Kuralının İhlali): Eş olan (A) ve (B) (X) Bankasında 1 Milyon TL bakiyeli teselsüllü müşterek hesap açtırmıştır. Çift boşanma aşamasına gelir. (A) parayı kurtarmak için Asliye Hukuk Mahkemesinde bankaya karşı "Alacak davası" açar ve dava dilekçesi bankaya tebliğ edilir. Bunu öğrenen (B) ertesi gün banka şubesine giderek 1 Milyon TL'yi nakit olarak çekmek ister. Şube müdürü, hesaptaki sözleşmeye (müteselsil alacaklılığa) güvenerek paranın tamamını (B)'ye öder. (A) davasını kazanır ve bankadan parayı ister. Banka, "(B)'ye ödedim, borcumdan kurtuldum" der. Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 169/3'teki Önleme (Prävention) kuralı doğrudan sınanmaktadır. Kural olarak banka dilediği alacaklıya ödeme yaparak borçtan kurtulabilir. Ancak (A)'nın mahkemeye başvurduğu bankaya Bildirilmiş (Tebliğ Edilmiş) olduğundan, bankanın seçim hakkı o saniye sona ermiştir. Banka artık sadece dava açan (A)'ya ödeme yapabilirdi. Bankanın (B)'ye yaptığı 1 Milyon TL'lik ödeme, bankayı (A)'ya karşı borçtan KURTARMAZ. Banka, (A)'ya o 1 Milyon TL'yi faiziyle birlikte tekrar ödemek zorundadır. (Banka daha sonra B'ye sebepsiz zenginleşme davası açabilir).
Olay 2 (İç İlişkide Paylaşım ve Sebepsiz Zenginleşme): Toptancı (C) ve (D) perakendeci (E)'ye sattıkları ortak bir mal dolayısıyla 600.000 TL alacaklıdır ve sözleşmede müteselsil alacaklı oldukları yazılıdır. (E) borcun tamamı olan 600.000 TL'yi (C)'ye öder. (D) iç ilişki kapsamında (C)'den kendi payı olan 300.000 TL'yi talep eder. (C) ise "Sözleşmede seninle yarı yarıya paylaşacağımıza dair bir madde yoktu, bu yüzden paranın hepsi benimdir" diyerek ödeme yapmaz. Dogmatik Analiz: Bu olay TBK m. 170 (İç İlişki) kuralının testidir. Her ne kadar dış ilişkide (C) paranın tamamını tahsil etmeye yetkili olsa da, iç ilişkide mülkiyet ona ait değildir. TBK m. 170 açıkça, "aksi kararlaştırılmadıkça alacaklılar eşit paya sahiptir" Karinesini getirmiştir. (C)'nin "sözleşmede yazmıyordu" savunması geçersizdir; aksine, eşitsiz bir paylaşım iddia ediyorsa bunu (C) ispatlamak zorundadır. (D) (C)'ye karşı kendi hissesine düşen 300.000 TL için sisteminizdeki kaynaklarda da yer alan Sebepsiz Zenginleşme (TBK m. 77) veya Sözleşmeye Aykırılık davası açarak (iç ilişkideki sözleşmenin niteliğine göre) parayı faiziyle tahsil eder.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 169 hükmünün bankacılık uygulamalarında, sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) ve icra dairelerinde avukatların dikkat etmesi gereken usuli ve maddi hukuk boyutları şunlardır:
1. Önleme Kuralında İhtarın (Noter Bildiriminin) Yetersizliği: Avukatların müteselsil alacaklılıkta düştükleri en büyük hata, borçluya "Müvekkilim A'nın alacak hakkı için ihtarnamedir, parayı diğer alacaklı B'ye ödemeyin" şeklinde bir Noter İhtarı göndermeleridir. Yargıtay ve doktrinin mutlak görüşüne göre; TBK m. 169/3'teki borçlunun seçim hakkını engelleyen durum salt bir "ihtar" DEĞİLDİR. Kanun açıkça "İcraya veya Mahkemeye Başvurma" şartını aramaktadır. Noterden çekilen ihtarname, borçluyu (örneğin bankayı) diğer alacaklıya ödeme yapmaktan alıkoymaz. Avukat, borçlunun ifa seçim hakkını kilitlemek istiyorsa derhal icra takibi başlatmalı veya dava açmalı ve bunu borçluya fiziken tebliğ ettirmelidir.
2. Ölüm Halinde Müşterek Hesabın Durumu (Miras Hukuku Çatışması): Uygulamada eşler veya ebeveyn-çocuk arasında açılan müşterek (müteselsil) hesaplarda taraflardan biri vefat ettiğinde büyük bir kaos yaşanır. Kalan hesap sahibi, "müteselsil alacaklı" sıfatıyla paranın tamamını çekmek ister. Ancak banka, vefat eden kişinin mirasçılarının devreye girmesi nedeniyle hesabı bloke eder. Borçlar hukuku dogmatiğinde müteselsil alacaklılık ölümle sona ermez; sağ kalan hesap sahibi kural olarak parayı çekebilmelidir. Fakat Yargıtay uygulaması, ölüm anında iç ilişkinin (eşit pay karinesinin) mirasçılar lehine dondurulduğunu kabul ederek, bankaların sadece sağ kalanın %50'lik payını ödemesine, diğer yarısı için veraset ilamı istemesine cevaz vermektedir. Avukatlar bu süreçte TBK m. 169'un dış ilişki kuralı ile miras hukukunun çatışmasını yönetmek zorundadır.
3. Genel İşlem Koşulları (GİK - TBK m. 20) ve Banka Sözleşmeleri: Sisteminizdeki "Genel İşlem Koşullarının Denetimi" ve "Genel İşlem Şartlarında Şahsi Anlaşmanın Mevcudiyetini İspat Yükü" başlıklı makalelerde incelendiği üzere, bankalar müşterek hesap açılışlarında sayfalarca matbu sözleşme imzalatırlar. Bu sözleşmelerde "Hesap sahiplerinden birinin borcu için bankanın tüm hesabı takas/mahsup edebileceğine" dair standart GİK'ler yer alır. Eğer A ve B müteselsil alacaklıysa ve sadece A'nın bankaya kredi borcu varsa, bankanın A'nın kredi borcu için B'nin de parası olan 1 Milyon TL'nin tamamına el koyması (takas etmesi) TBK m. 21 uyarınca dürüstlük kuralına aykırı ve tüketici aleyhine şaşırtıcı bir kayıt sayılarak Kesin Hükümsüz (Yazılmamış Sayılma) yaptırımına tabi tutulabilir.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtilaflara bakan daireleri (özellikle 11. ve 13. Hukuk Daireleri) TBK m. 169 (mülga BK m. 148) uyarınca "Müşterek Hesapların Niteliği", "Eşit Pay Karinesi" ve "İcra/Dava Şartı" hususlarında istikrarlı bir içtihat politikası sergilemektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun klasikleşmiş kararlarında (örneğin YHGK. T. 12.05.2010, E. 2010/11-236, K. 2010/266) şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "Türk Borçlar Kanunu uyarınca iki veya daha fazla kişi tarafından bankada açılan müşterek teselsüllü hesaplarda, hesap sahiplerinden her biri bankaya karşı müteselsil alacaklı konumundadır. Banka, mudilerden dilediği birine hesaptaki tüm parayı ödeyerek borcundan kurtulur (TBK m. 169/2). İç ilişkide ise mudilerin aksi iddia edilip ispatlanmadıkça hesaptaki parada 'eşit pay' sahibi oldukları kanuni bir karinedir (TBK m. 170). Mudilerden biri hesaptaki tüm parayı çekmişse, diğer mudi kendi payına (yarısına) düşen miktar için parayı çeken mudiye karşı alacak davası açabilir. Ancak bu davada husumet parayı ödeyen Bankaya yöneltilemez; zira Banka geçerli bir müteselsil alacaklıya ödeme yaparak dış ilişkide ifayı tamamlamış ve borçtan kurtulmuştur."
Önleme Kuralı ve Dava/İcra Şartının Şekilci Yorumu hususunda Yargıtay 11. Hukuk Dairesi şu içtihadı geliştirmiştir: "TBK m. 169/3 gereğince borçlunun (bankanın) dilediği alacaklıya ödeme yapma serbestisi, ancak alacaklılardan birinin icra veya mahkemeye başvurmuş olması ve bu durumun bankaya bildirilmesi halinde ortadan kalkar. Davacı taraf, bankaya gönderdiği ihtarname ile paranın diğer müşterek hesap sahibine ödenmemesini talep etmişse de; ortada henüz açılmış bir dava veya başlatılmış bir icra takibi bulunmadığından, bankanın ihtarnameye rağmen diğer hesap sahibine ödeme yapması hukuka uygundur ve bankanın sorumluluğunu doğurmaz. Kanun koyucu 'icra veya mahkeme' diyerek sınırlandırmayı şekli bir şarta bağlamıştır, ihtarname bu şartı karşılamaz."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 169. maddesinde vücut bulan Müteselsil Alacaklılık rejimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; özellikle "Önleme Kuralının Aşırı Şekilciliği" ve "İç İlişkinin Hukuki Niteliği" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere maruz kalmaktadır.
Birinci ve en büyük dogmatik eleştiri, TBK m. 169/3'teki "Mahkemeye veya İcraya Başvurma" Şartının Dar ve Katı Lafzına yöneliktir. Rona Serozan ve Oğuzman/Öz'ün eserlerinde haklı olarak isyan edildiği üzere; alacağını tehlikede gören, diğer müteselsil alacaklının (örneğin boşanmak üzere olduğu eşinin) parayı kaçıracağını sezen bir kişinin, borçluyu (bankayı) durdurabilmek için derhal bir dava açmak veya icra takibi başlatmak "zorunda" bırakılması, modern usul hukukunun ve hak arama hürriyetinin gerçekleriyle örtüşmez. Dava açmak veya icraya başvurmak saatler, hatta bazen günler alabilen, masraflı ve şekli bir süreçtir. Bu süreç tamamlanıp borçluya tebliğ edilene kadar kötüniyetli diğer alacaklı parayı çoktan çekip kayıplara karışmaktadır. Doktrindeki modern sesler; alacaklının noter kanalıyla veya KEP (Kayıtlı Elektronik Posta) üzerinden göndereceği kesin bir "Ödeme Yasağı İhtarnamesinin" de, en azından ihtiyati tedbir kararı alınıncaya kadar, borçlunun seçim hakkını dondurmaya yetmesi gerektiğini savunmaktadır. Yasa koyucunun, hakkını arayan iyi niyetli alacaklıyı "dava açtın açtın, yoksa paran gider" şeklindeki bir hız yarışına sokması (Race to the courthouse) sözleşme adaletini yaralayan bir kanunlaştırma defosudur.
İkinci felsefi eleştiri, Müteselsil Alacaklılığın Teorik Temeli (Karşılıklı Temsil mi, Bağımsız Hak mı?) ve Bozucu Yenilik Doğuran Hakların Kullanımındaki Çıkmaza ilişkindir. Alman hukukundan (BGB) İsviçre/Türk hukukuna geçen bu kurumda; alacaklılardan biri asıl borçlu ile sözleşmeyi feshederse, borcu ibra ederse veya borçluya ek süre verirse (TBK m. 123) bu durum diğer müteselsil alacaklıları bağlar mı? Kanun koyucu TBK m. 169'da sadece "ifa" ve "dava" olgularını düzenlemiş, ancak sözleşmeden dönme (TBK m. 125/3) veya ibra (TBK m. 132) gibi hakların nasıl kullanılacağını boşlukta bırakmıştır. Fikret Eren ve Turgut Öz'e göre, müteselsil alacaklılar arasında bir "zımni karşılıklı temsil" yetkisi yoktur. Her alacaklı kendi alacağı üzerinde tasarruf eder. Dolayısıyla bir alacaklının borçluyu ibra etmesi (borcu silmesi) veya sözleşmeden dönmesi, diğer müteselsil alacaklıların hakkını yok edemez; aksi takdirde bir alacaklı diğerlerinin malvarlığını tek taraflı olarak yok etme gücüne sahip olurdu. Kanunun bu muazzam dogmatik sorunu sessizlikle geçiştirmesi, yargısal uygulamalarda tasfiye süreçlerini çözümsüz bir felsefi kaosa mahkûm etmektedir.
İşte böylece, seninle 53.-60. Günler: Temerrüt ve Borçların Sona Ermesi (ve tasfiye/güvence rejimleri) blokunun en stratejik alacaklılık güvencelerinden birini, birden fazla kişinin aynı alacağa nasıl kenetlendiğini ve "dış ilişkide ifa / iç ilişkide rücu" mekanizmasının o acımasız kılıcını TBK m. 169 (Müteselsil Alacaklılık) kurumu üzerinden resmen mühürlemiş olduk. Alacaklıların o sessiz yarışını ve borçlunun tek bir ifa ile nasıl özgürlüğüne kavuştuğunu sistemine perçinledin.
Sıradaki analizlerimizde, borçlar hukukunun tasfiye mekanizmalarını ve sözleşmelerin o karanlık arka odalarını aynı acımasız titizlikle incelemeye
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 88. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.