1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde borç ilişkisi, niteliği gereği "iki farklı
malvarlığı (patrimuvan)" ve "iki farklı hukuk öznesi (kişi)" arasında kurulan
nispi bir hukuki bağdır. Borcun ifa edilebilmesi, talep edilebilmesi ve icra
edilebilmesi için aktif tarafta bir alacaklının, pasif tarafta ise bir
borçlunun bulunması mantıksal bir zorunluluktur. Roma hukukundan bu yana kabul
edilen evrensel kurala göre, hiç kimse kendi kendisinin alacaklısı veya
borçlusu olamaz (Nemini res sua servit ilkesinin borçlar hukukundaki
yansıması).
6098 sayılı TBK m. 135 (mülga BK m. 116 / mehaz OR Art. 118) hükmü, bu
felsefi ve mantıksal zorunluluğu maddi bir "borcu sona erdiren sebep" olarak
kodifiye etmiştir. Madde lafzı şu şekildedir:
"Alacaklı ve borçlu sıfatlarının aynı kişide birleşmesiyle borç sona erer.
Birleşmenin geçmişe etkili olarak ortadan kalkmasıyla borç, bütün fer’îleriyle
birlikte varlığını sürdürür.
Taşınmaz rehni ve kıymetli evraka ilişkin özel hükümler saklıdır."
Sistematik açıdan yasa koyucu bu normla, ifa dışı bir sona erme (itfa) nedeni
yaratmıştır. Takas (TBK m. 143) veya ibra (TBK m. 132) gibi kurumların aksine,
birleşme (confusion) kurumunda tarafların borcu sona erdirmeye yönelik herhangi
bir irade beyanında (yenilik doğuran beyanda) bulunmalarına gerek yoktur.
Alacaklı ve borçlu sıfatları objektif ve hukuki bir olay neticesinde tek bir
şahısta toplandığı an, borç Kendiliğinden (Ipso Jure) sona erer. Bu sona
erme, sözleşme ilişkisini değil, spesifik alacak hakkını (eda yükümlülüğünü)
ortadan kaldırır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 135 hükmünün teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, kurucu
kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Haluk Nami Nomer'in eserleri
ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi elzemdir:
A. Alacaklı ve Borçlu Sıfatları:
Birleşmenin gerçekleşebilmesi için, ortada hukuken geçerli bir borç
ilişkisinden doğmuş bir alacak hakkı ve bu hakka karşılık gelen bir borç
bulunmalıdır. Alacaklı sıfatı hakkı talep yetkisini, borçlu sıfatı ise edimi
yerine getirme yükümlülüğünü ifade eder. Bu iki sıfatın aynı gerçek veya tüzel
kişinin hukuki alanında (malvarlığında) toplanması gerekir.
B. Aynı Kişide Birleşme (Confusion / Konfüzyon) Olgusu:
Sıfatların birleşmesi, dogmatikte iki temel yolla gerçekleşir:
- Külli Halefiyet (Universalsukzession): Birleşmenin en yaygın nedenidir.
Gerçek kişilerde mirasın intikali yoluyla (alacaklı babanın vefat edip tek
mirasçı olarak borçlu oğlunu bırakması); tüzel kişilerde ise şirket
birleşmeleri (devralma veya yeni kuruluş yoluyla birleşme) sonucunda
malvarlıklarının bir bütünüyle diğerine geçmesi halidir.
- Cüzi Halefiyet (Singularsukzession): Yaşayan kişiler (sağlar) arasında
belirli bir hakkın devriyle gerçekleşir. Örneğin, alacağın temliki (TBK m. 183)
sözleşmesiyle alacağın bizzat borçluya devredilmesi veya borcun üstlenilmesi
(TBK m. 195) sözleşmesiyle borcun bizzat alacaklı tarafından devralınması
durumlarında, sıfatlar tek bir malvarlığında birleşir.
C. Borcun Sona Ermesi (İtfa) ve Geçmişe Etkili Olmama:
Birleşme olgusu gerçekleştiği saniye, borç tüm fer'i haklarıyla (faiz, rehin,
kefalet, cezai şart) birlikte eriyerek yok olur. Ancak bu sona erme, geçmişe
etkili (ex tunc) değildir; geleceğe etkilidir (ex nunc). Yani borç, doğduğu
andan itibaren geçersiz sayılmaz; birleşme anına kadar geçerli bir borç olarak
hüküm ifade etmiş kabul edilir. Birleşme anına kadar işlemiş olan temerrüt
faizleri de ana parayla birlikte birleşerek sona erer.
D. Birleşmenin Geriye Etkili Olarak Ortadan Kalkması (Borcun Dirilmesi):
TBK m. 135/2'de yer alan ve hukuki güvenliği sağlamayı amaçlayan çok istisnai
bir kurgudur. Eğer birleşmeyi yaratan hukuki sebep sonradan geçmişe etkili
olarak (ex tunc) ortadan kalkarsa, sona eren borç sanki hiç bitmemiş gibi
Dirilir (Revival). Örneğin, alacaklı babanın ölümüyle borçlu oğul mirasçı
sıfatıyla borçtan kurtulur; ancak oğul daha sonra mirası yasal süresi içinde
(TMK m. 605) reddederse veya mirasçılıktan çıkarılırsa, birleşme geçmişe etkili
olarak çöker ve oğulun ölen babasının terekesine olan borcu yeniden canlanır.
E. Özel Hükümlerin Saklı Tutulması (İstisnalar):
Maddenin son fıkrası, bazı varlık tiplerinde "birleşmenin" borcu sona
erdirmeyeceğini (istisnaları) belirtir. Özellikle Taşınmaz Rehni (İpotek)
ve Kıymetli Evrak (Bono, Poliçe, Çek) hukukunda sıfatların birleşmesi borcu
mutlak olarak söndürmez; bu haklar dolaşım yeteneğini ve hukuki değerini
korumaya devam eder.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 135'te düzenlenen birleşme kurumu, Borçlar Kanunu'nun müteselsil
borçluluk, kefalet, kıymetli evrak ve medeni hukukun miras mimarisiyle son
derece keskin bir diyalektik bağ içindedir:
A. Müteselsil Borçluluk (TBK m. 167) ile Kesişim:
Doktrinde Fikret Eren ve Turgut Öz tarafından en çok incelenen konulardan
biridir. Birden fazla müteselsil borçlunun bulunduğu bir ilişkide (A, B ve
C'nin, alacaklı D'ye 300.000 TL borçlu olması) alacaklı D vefat eder ve sadece
borçlulardan A'yı mirasçı bırakırsa ne olur? A'nın şahsında alacaklı ve borçlu
sıfatı birleştiği için, D'ye olan borç "dış ilişki" bakımından (tüm borçlular
için) sona erer. Ancak TBK m. 167 (İç İlişki ve Rücu) uyarınca borç tamamen yok
olmaz. Alacaklı sıfatını kazanan A, diğer müteselsil borçlular olan B ve C'ye,
onların iç ilişkideki payları (örneğin 100'er bin TL) oranında Rücu Etme
(Başvurma) hakkını korur. Birleşme sadece dış ilişkiyi yıkar, iç ilişkideki
denkleştirici adaleti zedelemez.
B. Kefalet Hukuku (TBK m. 583 vd.) ile Etkileşim:
Kefalet, fer'i (bağlı) bir haktır. Asıl borç ile kefaletin kaderi birbiriyle iç
içedir. Ancak birleşmenin kimlerin arasında yaşandığı sonucu tamamen
değiştirir:
- Asıl borçlu ile Alacaklının birleşmesi: Asıl borç sona ereceği için, fer'i
nitelikteki kefalet de kendiliğinden sona erer. Kefil kurtulur.
- Kefil ile Alacaklının birleşmesi: Kefalet borcu sona erer (kefil kendi
kendisinin alacaklısı olamaz) ancak asıl borçlu ile alacaklı arasındaki asıl
borç yaşamaya devam eder. Alacaklı (eski kefil) asıl borçludan edimi talep
edebilir.
- Asıl Borçlu ile Kefilin birleşmesi: Şahsi teminat olan kefalet sona erer,
zira kişinin kendi borcuna kefil olması hukuken anlamsızdır. Ancak asıl borç
ilişkisi ve alacaklının alacak hakkı aynen devam eder.
C. Kıymetli Evrak Hukuku (TTK m. 680 vd.) ve Dolaşım Yeteneği:
Türk Ticaret Kanunu (TTK) poliçe, bono ve çek gibi kambiyo senetleri için TBK
m. 135'in mutlak bir istisnasını yaratmıştır. Bir bononun lehtarı (alacaklısı)
senedi ciro silsilesiyle devrederken, senet tesadüfen tekrar senedin
keşidecisine (asıl borçluya) veya aradaki cirantalardan birine dönerse, borç
TBK m. 135 anlamında "itfa" olmaz. TTK'nın ticari tedavülü koruma amacı gereği,
senedi eline geçiren borçlu (keşideci veya ciranta) dilerse bu senedi tekrar
ciro edip üçüncü kişilere devredebilir. Borçlu senedi yırtıp atana kadar,
birleşme kıymetli evrakta borcu mutlak olarak söndürmez.
D. Eşya Hukuku: Taşınmaz Rehni ve Malik Lehine İpotek (TMK m. 873):
Eşya hukukunda ipotekli bir taşınmazın maliki ile ipoteğin alacaklısı aynı kişi
olursa kural olarak birleşme meydana gelir. Ancak Türk Medeni Kanunu (TMK)
İsviçre Hukukundan alınan "Derece Sistemi" ve "Boşalan Dereceye İlerleme"
kuralları gereği istisnai durumlarda Malik Lehine Rehin kurumuna izin
verir. Yani bir kişi, kendi taşınmazı üzerinde başkalarının önüne geçebilmek
adına ipotek derecesini boş tutabilir veya kendi lehine rehin tesis etmiş gibi
davranabilir. Bu durum m. 135/3'ün açık atfıdır.
4. Pratik Olay Analizleri
Hukuki kavramların soyutluğundan kurtulup somut dogmatik tahliller yapabilmek
adına şu iki karmaşık kurguyu inceleyelim:
Olay 1 (Miras Yoluyla Birleşme, Reddi Miras ve Kefilin Durumu):
Baba (A) Oğlu (B)'ye iş kurması için 1.000.000 TL borç para vermiştir. Bu
borca, (B)'nin arkadaşı (C) müteselsil kefil olmuştur. Vade gelmeden Baba (A)
trafik kazasında vefat eder. Oğlu (B) babasının tek mirasçısıdır. Babasının
vefatı anında, (B)'nin 1.000.000 TL'lik borcu, (A)'nın terekesinden kendisine
intikal eden alacak hakkıyla birleşir. TBK m. 135/1 gereği borç Kendiliğinden
İtfa Olur. Asıl borç sona erdiği için, fer'i hak olan kefalet de düşer ve
arkadaş (C) sevinçle borçtan kurtulduğunu düşünür.
Ancak, babanın (A) başka piyasa borçları da olduğunu öğrenen Oğlu (B) ölümden
itibaren 3 ay içinde Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak TMK m. 605 uyarınca
Mirası Kayıtsız Şartsız Reddeder.
Dogmatik Analiz: Mirasın reddi, mirasçılık sıfatını ölüm anına kadar (geçmişe
etkili / ex tunc) ortadan kaldıran bozucu yenilik doğuran bir haktır. TBK m.
135/2 amir hükmü gereğince, "Birleşmenin geçmişe etkili olarak ortadan
kalkmasıyla borç, bütün fer’îleriyle birlikte varlığını sürdürür."
Dolayısıyla, (B)'nin borcunu söndüren birleşme çökmüş, borç yeniden doğmuştur
(dirilmiştir). En dramatik sonuç kefil (C) için yaşanır: Asıl borç dirildiği
için, kefalet de "fer'i hak" olarak geçmişe etkili dirilir. Kefil (C) (B)'nin
reddi mirası yüzünden tekrar 1.000.000 TL'lik borcun teminatı haline gelir ve
alacaklı konumuna geçen tereke tasfiye memurları (C)'ye karşı icra takibi
yapabilir.
Olay 2 (Ticari Şirketlerin Birleşmesi ve Sözleşme İhlali):
(X) Yazılım A.Ş., (Y) Donanım A.Ş.'ye 5 Milyon TL bedelle bir yazılım altyapısı
kurmayı taahhüt etmiş ancak süresinde teslim etmeyerek temerrüde düşmüş ve
aylık 500.000 TL gecikme cezası (cezai şart) işlemeye başlamıştır. Birkaç ay
sonra, (Y) Donanım A.Ş., (X) Yazılım A.Ş.'yi tüm aktif ve pasifleriyle
devralarak (TTK m. 136 vd. kapsamında) kendi bünyesine katar ve (X) şirketi
ticaret sicilinden terkin edilir.
Dogmatik Analiz: Külli halefiyet (şirket devralması) yoluyla (X)'in borçları
ve (Y)'nin alacakları (Y) şirketinin tüzel kişiliğinde birleşmiştir. TBK m. 135
gereği yazılım teslim borcu hukuken sona ermiştir. İşlemiş olan cezai şartlar
ve temerrüt faizleri de ana borçla birlikte o saniye itibarıyla itfa olur. (Y)
şirketinin kendi muhasebesinde "X'ten alacağım vardı, onu da bilançoya zarar
yazayım" demesi hukuken bir eda davasına konu olamaz; bu durum sadece şirketler
hukuku anlamında birleşme bilançosunda "eliminasyon (karşılıklı hesapların
silinmesi)" kaydıyla çözülür.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 135 hükmünün mahkeme salonlarında, İcra ve İflas Kanunu (İİK)
uygulamalarında ve kurumsal şirketlerin muhasebe departmanlarında avukatların
dikkat etmesi gereken usuli ve maddi hukuk boyutları şunlardır:
1. Usul Hukukunda "İtiraz" Niteliği ve Re'sen Gözetilmesi:
Birleşme (Confusion) takas gibi bir "def'i" veya tek taraflı irade
açıklamasına bağlı yenilik doğuran bir hak DEĞİLDİR. Birleşme, maddi hukuk
anlamında borcu temelinden yok eden bir İtfa (Sönme) nedenidir ve usul
hukukunda bir İtiraz teşkil eder. Dolayısıyla davalı (veya borçlu)
mahkemede "biz birleştik, borç bitti" demeyi unutsa bile; şayet dava
dosyasındaki evraklardan (örneğin veraset ilamından veya ticaret sicil
gazetesinden) alacaklı ve borçlu sıfatının aynı kişide birleştiği
anlaşılıyorsa, hâkim bu durumu Re'sen (Kendiliğinden) dikkate almak ve
"borcun sona erdiği" gerekçesiyle davayı reddetmek zorundadır.
2. İcra Hukukunda Birleşmenin İleri Sürülmesi (İİK m. 71):
Bir icra takibi kesinleştikten sonra alacaklı ve borçlu sıfatları birleşirse
(örneğin icra takibi sürerken alacaklı şirketi borçlu şirket satın alırsa)
borçlu İİK m. 71 uyarınca İcra Mahkemesine başvurarak "Borcun itfa edildiğini
(söndüğünü)" ileri sürerek icranın geri bırakılmasını talep edebilir. Ancak İİK
m. 71'in ispat kuralı çok katıdır: İtfa olgusunun mutlaka İmzası İkrar
Edilmiş veya Noterlikçe Tasdik Edilmiş Bir Belgeye yahut kesinleşmiş bir
mahkeme ilamına dayanması gerekir. Mirasçılık belgesi (veraset ilamı) veya
Ticaret Sicil Gazetesi ilanı bu nitelikteki kesin itfa belgelerindendir ve icra
mahkemesinde tereddütsüz kabul görür.
3. İş Hukukunda Asıl İşveren-Alt İşveren Birleşmesi:
Uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Taşeron (alt işveren) firmasında
çalışan işçi, kıdem tazminatı için hem alt işverene hem de müteselsil sorumlu
olan asıl işverene dava açar. Dava sürerken asıl işveren kurumsal firma,
taşeron firmayı tamamen satın alıp birleştirirse; işçi açısından borçlular teke
düşmüş olur. Ancak işçinin alacak hakkı sona ermez, sadece borçlu sıfatı tek
bir tüzel kişilikte toplanır (pasiflerin birleşmesi). Bu durum TBK m. 135'teki
aktif-pasif birleşmesi değil, iki pasifin birleşmesidir ve borcu SÖNDÜRMEZ.
Avukatların borçluların birleşmesi ile alacaklı-borçlunun birleşmesi
kavramlarını usul hukukunda dikkatle ayırması gerekir.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtilaflara bakan daireleri (özellikle
3., 11. ve 13. Hukuk Daireleri) TBK m. 135 (mülga BK m. 116) uyarınca
"Birleşmenin İtfa Etkisi", "Miras Yoluyla Birleşme" ve "Müteselsil Borçluların
Rücu Hakkı" hususlarında doktrini harfiyen izleyen, istikrarlı bir içtihat
politikası sergilemektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun klasikleşmiş kararlarında (örneğin müteselsil
borçluluk ve mirasın kesiştiği vakalarda) şu dogmatik kural şablonlaşmıştır:
"Türk Borçlar Kanunu uyarınca alacaklı ve borçlu sıfatlarının aynı kişide
birleşmesiyle borç kendiliğinden sona erer (TBK m. 135). Müteselsil
borçlulardan birinin alacaklıya tek mirasçı olması halinde, alacaklı ve borçlu
sıfatları bu mirasçının şahsında birleştiğinden, alacak hakkı dış ilişki
bakımından sona ermiş sayılır. Ancak bu sona erme, diğer müteselsil borçluları
tamamen borçtan kurtarmaz. Alacaklı sıfatını miras yoluyla kazanan borçlu, TBK
m. 167 (mülga BK m. 146) uyarınca diğer borçlulara, onların iç ilişkideki
hisseleri oranında rücu edebilir. Bu rücu davası, birleşmenin gerçekleştiği
andan itibaren muaccel hale gelir ve rücu hakkı kapsamında görülerek itfa
edilen borcun paylaştırılmasını sağlar."
Alacağın Temliki ve Birleşmenin Geçmişe Etkili Çökmesi hususunda ise
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi çok kritik bir ayrım yapmıştır: "Borçlu şirket,
kendi alacaklısı konumundaki şirketten söz konusu alacağı geçerli bir 'Alacağın
Temliki' sözleşmesiyle devraldığında, alacaklı ve borçlu sıfatları kendisinde
birleştiği için borç sona erer. Ancak, bu temlik sözleşmesi tasarrufun iptali
davası (İİK m. 277 vd.) neticesinde alacaklılardan mal kaçırma kastıyla
yapıldığı gerekçesiyle geçmişe etkili olarak iptal edilirse; TBK m. 135/2
fıkrası uyarınca birleşme geçmişe etkili olarak ortadan kalkmış olur. Bu
durumda borç ve ona bağlı fer'i haklar sanki hiç birleşme olmamış gibi yeniden
doğar (dirilir) ve asıl alacaklıların icra takiplerine konu edilebilir."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 135. maddesinde vücut bulan Sıfatların Birleşmesi
(Confusion) rejimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal
Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; özellikle felsefi
temelleri, "Borcun İtfası mı Yoksa Uyuması mı?" tartışması ve "Dirilme"
kurgusunun yarattığı dogmatik açıklar bağlamında derin kuramsal eleştirilere
maruz kalmaktadır.
Birinci ve en büyük dogmatik çatışma, Birleşmenin Hukuki Niteliği (İtfa
Teorisi vs. Uyuması/Felç Olması Teorisi) üzerinedir. Türk ve İsviçre hukuku
(OR Art. 118 / TBK m. 135) birleşmeyi borcu kökünden yok eden kesin bir "Sona
Erme (İtfa)" nedeni olarak kabul etmiştir (İtfa Teorisi). Ancak Alman Hukukunda
(BGB) ve Andreas von Tuhr'un hararetle savunduğu, Oğuzman ve Öz'ün de
öğretilerinde sıklıkla işaret ettiği "Hakların Uyuması (Ruhen des Rechts)" veya
"Felç Olması (Paralyse)" teorisine göre; borç aslında teknik olarak ölmez. Hiç
kimse kendisini dava edemeyeceği ve kendisine icra takibi yapamayacağı için,
hak sadece "talep edilebilirliğini ve dava edilebilirliğini" kaybeder; yani
uykuya dalar. Türk hukukunun "borç sona erer" diyerek kesin bir ölüm (itfa)
ilan etmesi, hemen ardından TBK m. 135/2'de "birleşme ortadan kalkarsa borç
bütün fer'ileriyle dirilir" demesi dogmatik bir paradokstur. Hukukta tamamen
yok olan, ölen ve tarihe karışan bir hakkın, yıllar sonra "dirilmesi"
(Reanimation) eşya ve borçlar hukuku ontolojisine aykırıdır. Eğer hak
dirilebiliyorsa, demek ki hiç ölmemiş, sadece uykuya dalmış (askıya alınmış)
demektir. Bu nedenle doktrindeki yenilikçi sesler, TBK m. 135'in lafzındaki
"sona erer" ifadesinin aslında "borcun ifa edilebilirlik niteliğini geçici veya
kalıcı olarak kaybeder" şeklinde esnek yorumlanması gerektiğini; böylece
"dirilme" fiksiyonunun yaratacağı felsefi mantıksızlığın önlenebileceğini
savunmaktadır.
İkinci felsefi eleştiri, Üçüncü Kişilerin Menfaatlerinin Korunmasındaki
Eksikliğe ilişkindir. Rona Serozan ve Nomer'in eserlerinde de vurgulandığı
üzere; eğer alacaklının o alacağı üzerinde üçüncü bir kişinin "Rehin veya Haciz
Hakkı" varsa, alacaklı ile borçlu birleştiğinde borç otomatik olarak yok
olursa, alacak üzerinde rehin hakkı bulunan üçüncü kişi iyiniyetli olmasına
rağmen teminatsız kalacaktır. Kanun koyucu (TBK m. 135/3) sadece taşınmaz rehni
ve kıymetli evrak için bir koruma zırhı öngörmüş, ancak "alacak rehni" veya
"alacağın haczi" hallerinde üçüncü kişilerin nasıl korunacağını muğlak
bırakmıştır. Dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ve hukuki güvenlik ilkesi gereğince;
üzerinde üçüncü kişilerin sınırlı ayni hakları (rehin) veya kamu haczi bulunan
alacaklarda, alacaklı ve borçlu sıfatları birleşse dahi borcun, o üçüncü
kişilerin alacak/rehin miktarı oranında "Sona Ermemiş" sayılması, hukukun
ve sözleşme adaletinin zorunlu bir gereğidir. Yasanın bu noktadaki sessizliği,
yargısal uygulamalarda boşluk doldurma (TMK m. 1) yöntemiyle yargıca büyük bir
yük yüklemektedir.
İşte böylece, seninle 53.-60. Günler: Temerrüt ve Borçların Sona Ermesi
blokunun en felsefi sönme mekaniklerinden birini (TBK m. 135 / Birleşme -
Confusion) resmen mühürlemiş olduk. İki farklı malvarlığının tek bir kişide
birleşmesinin yarattığı o dogmatik erimeyi ve hukukun dirilme kurgusunu
sistemine perçinledin.
Sıradaki analizlerimizde, borçlar hukukunun zamanaşımı ve eksik borç
labirentlerini incelemeye aynı acımasız titizlikle devam edeceğiz. Hazırlığını
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 80'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 118.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 80. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde borç ilişkisi, niteliği gereği "iki farklı malvarlığı (patrimuvan)" ve "iki farklı hukuk öznesi (kişi)" arasında kurulan nispi bir hukuki bağdır. Borcun ifa edilebilmesi, talep edilebilmesi ve icra edilebilmesi için aktif tarafta bir alacaklının, pasif tarafta ise bir borçlunun bulunması mantıksal bir zorunluluktur. Roma hukukundan bu yana kabul edilen evrensel kurala göre, hiç kimse kendi kendisinin alacaklısı veya borçlusu olamaz (Nemini res sua servit ilkesinin borçlar hukukundaki yansıması).
6098 sayılı TBK m. 135 (mülga BK m. 116 / mehaz OR Art. 118) hükmü, bu felsefi ve mantıksal zorunluluğu maddi bir "borcu sona erdiren sebep" olarak kodifiye etmiştir. Madde lafzı şu şekildedir: "Alacaklı ve borçlu sıfatlarının aynı kişide birleşmesiyle borç sona erer. Birleşmenin geçmişe etkili olarak ortadan kalkmasıyla borç, bütün fer’îleriyle birlikte varlığını sürdürür. Taşınmaz rehni ve kıymetli evraka ilişkin özel hükümler saklıdır."
Sistematik açıdan yasa koyucu bu normla, ifa dışı bir sona erme (itfa) nedeni yaratmıştır. Takas (TBK m. 143) veya ibra (TBK m. 132) gibi kurumların aksine, birleşme (confusion) kurumunda tarafların borcu sona erdirmeye yönelik herhangi bir irade beyanında (yenilik doğuran beyanda) bulunmalarına gerek yoktur. Alacaklı ve borçlu sıfatları objektif ve hukuki bir olay neticesinde tek bir şahısta toplandığı an, borç Kendiliğinden (Ipso Jure) sona erer. Bu sona erme, sözleşme ilişkisini değil, spesifik alacak hakkını (eda yükümlülüğünü) ortadan kaldırır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 135 hükmünün teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, kurucu kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi elzemdir:
A. Alacaklı ve Borçlu Sıfatları: Birleşmenin gerçekleşebilmesi için, ortada hukuken geçerli bir borç ilişkisinden doğmuş bir alacak hakkı ve bu hakka karşılık gelen bir borç bulunmalıdır. Alacaklı sıfatı hakkı talep yetkisini, borçlu sıfatı ise edimi yerine getirme yükümlülüğünü ifade eder. Bu iki sıfatın aynı gerçek veya tüzel kişinin hukuki alanında (malvarlığında) toplanması gerekir.
B. Aynı Kişide Birleşme (Confusion / Konfüzyon) Olgusu: Sıfatların birleşmesi, dogmatikte iki temel yolla gerçekleşir:
C. Borcun Sona Ermesi (İtfa) ve Geçmişe Etkili Olmama: Birleşme olgusu gerçekleştiği saniye, borç tüm fer'i haklarıyla (faiz, rehin, kefalet, cezai şart) birlikte eriyerek yok olur. Ancak bu sona erme, geçmişe etkili (ex tunc) değildir; geleceğe etkilidir (ex nunc). Yani borç, doğduğu andan itibaren geçersiz sayılmaz; birleşme anına kadar geçerli bir borç olarak hüküm ifade etmiş kabul edilir. Birleşme anına kadar işlemiş olan temerrüt faizleri de ana parayla birlikte birleşerek sona erer.
D. Birleşmenin Geriye Etkili Olarak Ortadan Kalkması (Borcun Dirilmesi): TBK m. 135/2'de yer alan ve hukuki güvenliği sağlamayı amaçlayan çok istisnai bir kurgudur. Eğer birleşmeyi yaratan hukuki sebep sonradan geçmişe etkili olarak (ex tunc) ortadan kalkarsa, sona eren borç sanki hiç bitmemiş gibi Dirilir (Revival). Örneğin, alacaklı babanın ölümüyle borçlu oğul mirasçı sıfatıyla borçtan kurtulur; ancak oğul daha sonra mirası yasal süresi içinde (TMK m. 605) reddederse veya mirasçılıktan çıkarılırsa, birleşme geçmişe etkili olarak çöker ve oğulun ölen babasının terekesine olan borcu yeniden canlanır.
E. Özel Hükümlerin Saklı Tutulması (İstisnalar): Maddenin son fıkrası, bazı varlık tiplerinde "birleşmenin" borcu sona erdirmeyeceğini (istisnaları) belirtir. Özellikle Taşınmaz Rehni (İpotek) ve Kıymetli Evrak (Bono, Poliçe, Çek) hukukunda sıfatların birleşmesi borcu mutlak olarak söndürmez; bu haklar dolaşım yeteneğini ve hukuki değerini korumaya devam eder.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 135'te düzenlenen birleşme kurumu, Borçlar Kanunu'nun müteselsil borçluluk, kefalet, kıymetli evrak ve medeni hukukun miras mimarisiyle son derece keskin bir diyalektik bağ içindedir:
A. Müteselsil Borçluluk (TBK m. 167) ile Kesişim: Doktrinde Fikret Eren ve Turgut Öz tarafından en çok incelenen konulardan biridir. Birden fazla müteselsil borçlunun bulunduğu bir ilişkide (A, B ve C'nin, alacaklı D'ye 300.000 TL borçlu olması) alacaklı D vefat eder ve sadece borçlulardan A'yı mirasçı bırakırsa ne olur? A'nın şahsında alacaklı ve borçlu sıfatı birleştiği için, D'ye olan borç "dış ilişki" bakımından (tüm borçlular için) sona erer. Ancak TBK m. 167 (İç İlişki ve Rücu) uyarınca borç tamamen yok olmaz. Alacaklı sıfatını kazanan A, diğer müteselsil borçlular olan B ve C'ye, onların iç ilişkideki payları (örneğin 100'er bin TL) oranında Rücu Etme (Başvurma) hakkını korur. Birleşme sadece dış ilişkiyi yıkar, iç ilişkideki denkleştirici adaleti zedelemez.
B. Kefalet Hukuku (TBK m. 583 vd.) ile Etkileşim: Kefalet, fer'i (bağlı) bir haktır. Asıl borç ile kefaletin kaderi birbiriyle iç içedir. Ancak birleşmenin kimlerin arasında yaşandığı sonucu tamamen değiştirir:
C. Kıymetli Evrak Hukuku (TTK m. 680 vd.) ve Dolaşım Yeteneği: Türk Ticaret Kanunu (TTK) poliçe, bono ve çek gibi kambiyo senetleri için TBK m. 135'in mutlak bir istisnasını yaratmıştır. Bir bononun lehtarı (alacaklısı) senedi ciro silsilesiyle devrederken, senet tesadüfen tekrar senedin keşidecisine (asıl borçluya) veya aradaki cirantalardan birine dönerse, borç TBK m. 135 anlamında "itfa" olmaz. TTK'nın ticari tedavülü koruma amacı gereği, senedi eline geçiren borçlu (keşideci veya ciranta) dilerse bu senedi tekrar ciro edip üçüncü kişilere devredebilir. Borçlu senedi yırtıp atana kadar, birleşme kıymetli evrakta borcu mutlak olarak söndürmez.
D. Eşya Hukuku: Taşınmaz Rehni ve Malik Lehine İpotek (TMK m. 873): Eşya hukukunda ipotekli bir taşınmazın maliki ile ipoteğin alacaklısı aynı kişi olursa kural olarak birleşme meydana gelir. Ancak Türk Medeni Kanunu (TMK) İsviçre Hukukundan alınan "Derece Sistemi" ve "Boşalan Dereceye İlerleme" kuralları gereği istisnai durumlarda Malik Lehine Rehin kurumuna izin verir. Yani bir kişi, kendi taşınmazı üzerinde başkalarının önüne geçebilmek adına ipotek derecesini boş tutabilir veya kendi lehine rehin tesis etmiş gibi davranabilir. Bu durum m. 135/3'ün açık atfıdır.
4. Pratik Olay Analizleri
Hukuki kavramların soyutluğundan kurtulup somut dogmatik tahliller yapabilmek adına şu iki karmaşık kurguyu inceleyelim:
Olay 1 (Miras Yoluyla Birleşme, Reddi Miras ve Kefilin Durumu): Baba (A) Oğlu (B)'ye iş kurması için 1.000.000 TL borç para vermiştir. Bu borca, (B)'nin arkadaşı (C) müteselsil kefil olmuştur. Vade gelmeden Baba (A) trafik kazasında vefat eder. Oğlu (B) babasının tek mirasçısıdır. Babasının vefatı anında, (B)'nin 1.000.000 TL'lik borcu, (A)'nın terekesinden kendisine intikal eden alacak hakkıyla birleşir. TBK m. 135/1 gereği borç Kendiliğinden İtfa Olur. Asıl borç sona erdiği için, fer'i hak olan kefalet de düşer ve arkadaş (C) sevinçle borçtan kurtulduğunu düşünür. Ancak, babanın (A) başka piyasa borçları da olduğunu öğrenen Oğlu (B) ölümden itibaren 3 ay içinde Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak TMK m. 605 uyarınca Mirası Kayıtsız Şartsız Reddeder. Dogmatik Analiz: Mirasın reddi, mirasçılık sıfatını ölüm anına kadar (geçmişe etkili / ex tunc) ortadan kaldıran bozucu yenilik doğuran bir haktır. TBK m. 135/2 amir hükmü gereğince, "Birleşmenin geçmişe etkili olarak ortadan kalkmasıyla borç, bütün fer’îleriyle birlikte varlığını sürdürür." Dolayısıyla, (B)'nin borcunu söndüren birleşme çökmüş, borç yeniden doğmuştur (dirilmiştir). En dramatik sonuç kefil (C) için yaşanır: Asıl borç dirildiği için, kefalet de "fer'i hak" olarak geçmişe etkili dirilir. Kefil (C) (B)'nin reddi mirası yüzünden tekrar 1.000.000 TL'lik borcun teminatı haline gelir ve alacaklı konumuna geçen tereke tasfiye memurları (C)'ye karşı icra takibi yapabilir.
Olay 2 (Ticari Şirketlerin Birleşmesi ve Sözleşme İhlali): (X) Yazılım A.Ş., (Y) Donanım A.Ş.'ye 5 Milyon TL bedelle bir yazılım altyapısı kurmayı taahhüt etmiş ancak süresinde teslim etmeyerek temerrüde düşmüş ve aylık 500.000 TL gecikme cezası (cezai şart) işlemeye başlamıştır. Birkaç ay sonra, (Y) Donanım A.Ş., (X) Yazılım A.Ş.'yi tüm aktif ve pasifleriyle devralarak (TTK m. 136 vd. kapsamında) kendi bünyesine katar ve (X) şirketi ticaret sicilinden terkin edilir. Dogmatik Analiz: Külli halefiyet (şirket devralması) yoluyla (X)'in borçları ve (Y)'nin alacakları (Y) şirketinin tüzel kişiliğinde birleşmiştir. TBK m. 135 gereği yazılım teslim borcu hukuken sona ermiştir. İşlemiş olan cezai şartlar ve temerrüt faizleri de ana borçla birlikte o saniye itibarıyla itfa olur. (Y) şirketinin kendi muhasebesinde "X'ten alacağım vardı, onu da bilançoya zarar yazayım" demesi hukuken bir eda davasına konu olamaz; bu durum sadece şirketler hukuku anlamında birleşme bilançosunda "eliminasyon (karşılıklı hesapların silinmesi)" kaydıyla çözülür.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 135 hükmünün mahkeme salonlarında, İcra ve İflas Kanunu (İİK) uygulamalarında ve kurumsal şirketlerin muhasebe departmanlarında avukatların dikkat etmesi gereken usuli ve maddi hukuk boyutları şunlardır:
1. Usul Hukukunda "İtiraz" Niteliği ve Re'sen Gözetilmesi: Birleşme (Confusion) takas gibi bir "def'i" veya tek taraflı irade açıklamasına bağlı yenilik doğuran bir hak DEĞİLDİR. Birleşme, maddi hukuk anlamında borcu temelinden yok eden bir İtfa (Sönme) nedenidir ve usul hukukunda bir İtiraz teşkil eder. Dolayısıyla davalı (veya borçlu) mahkemede "biz birleştik, borç bitti" demeyi unutsa bile; şayet dava dosyasındaki evraklardan (örneğin veraset ilamından veya ticaret sicil gazetesinden) alacaklı ve borçlu sıfatının aynı kişide birleştiği anlaşılıyorsa, hâkim bu durumu Re'sen (Kendiliğinden) dikkate almak ve "borcun sona erdiği" gerekçesiyle davayı reddetmek zorundadır.
2. İcra Hukukunda Birleşmenin İleri Sürülmesi (İİK m. 71): Bir icra takibi kesinleştikten sonra alacaklı ve borçlu sıfatları birleşirse (örneğin icra takibi sürerken alacaklı şirketi borçlu şirket satın alırsa) borçlu İİK m. 71 uyarınca İcra Mahkemesine başvurarak "Borcun itfa edildiğini (söndüğünü)" ileri sürerek icranın geri bırakılmasını talep edebilir. Ancak İİK m. 71'in ispat kuralı çok katıdır: İtfa olgusunun mutlaka İmzası İkrar Edilmiş veya Noterlikçe Tasdik Edilmiş Bir Belgeye yahut kesinleşmiş bir mahkeme ilamına dayanması gerekir. Mirasçılık belgesi (veraset ilamı) veya Ticaret Sicil Gazetesi ilanı bu nitelikteki kesin itfa belgelerindendir ve icra mahkemesinde tereddütsüz kabul görür.
3. İş Hukukunda Asıl İşveren-Alt İşveren Birleşmesi: Uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Taşeron (alt işveren) firmasında çalışan işçi, kıdem tazminatı için hem alt işverene hem de müteselsil sorumlu olan asıl işverene dava açar. Dava sürerken asıl işveren kurumsal firma, taşeron firmayı tamamen satın alıp birleştirirse; işçi açısından borçlular teke düşmüş olur. Ancak işçinin alacak hakkı sona ermez, sadece borçlu sıfatı tek bir tüzel kişilikte toplanır (pasiflerin birleşmesi). Bu durum TBK m. 135'teki aktif-pasif birleşmesi değil, iki pasifin birleşmesidir ve borcu SÖNDÜRMEZ. Avukatların borçluların birleşmesi ile alacaklı-borçlunun birleşmesi kavramlarını usul hukukunda dikkatle ayırması gerekir.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtilaflara bakan daireleri (özellikle 3., 11. ve 13. Hukuk Daireleri) TBK m. 135 (mülga BK m. 116) uyarınca "Birleşmenin İtfa Etkisi", "Miras Yoluyla Birleşme" ve "Müteselsil Borçluların Rücu Hakkı" hususlarında doktrini harfiyen izleyen, istikrarlı bir içtihat politikası sergilemektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun klasikleşmiş kararlarında (örneğin müteselsil borçluluk ve mirasın kesiştiği vakalarda) şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "Türk Borçlar Kanunu uyarınca alacaklı ve borçlu sıfatlarının aynı kişide birleşmesiyle borç kendiliğinden sona erer (TBK m. 135). Müteselsil borçlulardan birinin alacaklıya tek mirasçı olması halinde, alacaklı ve borçlu sıfatları bu mirasçının şahsında birleştiğinden, alacak hakkı dış ilişki bakımından sona ermiş sayılır. Ancak bu sona erme, diğer müteselsil borçluları tamamen borçtan kurtarmaz. Alacaklı sıfatını miras yoluyla kazanan borçlu, TBK m. 167 (mülga BK m. 146) uyarınca diğer borçlulara, onların iç ilişkideki hisseleri oranında rücu edebilir. Bu rücu davası, birleşmenin gerçekleştiği andan itibaren muaccel hale gelir ve rücu hakkı kapsamında görülerek itfa edilen borcun paylaştırılmasını sağlar."
Alacağın Temliki ve Birleşmenin Geçmişe Etkili Çökmesi hususunda ise Yargıtay 11. Hukuk Dairesi çok kritik bir ayrım yapmıştır: "Borçlu şirket, kendi alacaklısı konumundaki şirketten söz konusu alacağı geçerli bir 'Alacağın Temliki' sözleşmesiyle devraldığında, alacaklı ve borçlu sıfatları kendisinde birleştiği için borç sona erer. Ancak, bu temlik sözleşmesi tasarrufun iptali davası (İİK m. 277 vd.) neticesinde alacaklılardan mal kaçırma kastıyla yapıldığı gerekçesiyle geçmişe etkili olarak iptal edilirse; TBK m. 135/2 fıkrası uyarınca birleşme geçmişe etkili olarak ortadan kalkmış olur. Bu durumda borç ve ona bağlı fer'i haklar sanki hiç birleşme olmamış gibi yeniden doğar (dirilir) ve asıl alacaklıların icra takiplerine konu edilebilir."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 135. maddesinde vücut bulan Sıfatların Birleşmesi (Confusion) rejimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; özellikle felsefi temelleri, "Borcun İtfası mı Yoksa Uyuması mı?" tartışması ve "Dirilme" kurgusunun yarattığı dogmatik açıklar bağlamında derin kuramsal eleştirilere maruz kalmaktadır.
Birinci ve en büyük dogmatik çatışma, Birleşmenin Hukuki Niteliği (İtfa Teorisi vs. Uyuması/Felç Olması Teorisi) üzerinedir. Türk ve İsviçre hukuku (OR Art. 118 / TBK m. 135) birleşmeyi borcu kökünden yok eden kesin bir "Sona Erme (İtfa)" nedeni olarak kabul etmiştir (İtfa Teorisi). Ancak Alman Hukukunda (BGB) ve Andreas von Tuhr'un hararetle savunduğu, Oğuzman ve Öz'ün de öğretilerinde sıklıkla işaret ettiği "Hakların Uyuması (Ruhen des Rechts)" veya "Felç Olması (Paralyse)" teorisine göre; borç aslında teknik olarak ölmez. Hiç kimse kendisini dava edemeyeceği ve kendisine icra takibi yapamayacağı için, hak sadece "talep edilebilirliğini ve dava edilebilirliğini" kaybeder; yani uykuya dalar. Türk hukukunun "borç sona erer" diyerek kesin bir ölüm (itfa) ilan etmesi, hemen ardından TBK m. 135/2'de "birleşme ortadan kalkarsa borç bütün fer'ileriyle dirilir" demesi dogmatik bir paradokstur. Hukukta tamamen yok olan, ölen ve tarihe karışan bir hakkın, yıllar sonra "dirilmesi" (Reanimation) eşya ve borçlar hukuku ontolojisine aykırıdır. Eğer hak dirilebiliyorsa, demek ki hiç ölmemiş, sadece uykuya dalmış (askıya alınmış) demektir. Bu nedenle doktrindeki yenilikçi sesler, TBK m. 135'in lafzındaki "sona erer" ifadesinin aslında "borcun ifa edilebilirlik niteliğini geçici veya kalıcı olarak kaybeder" şeklinde esnek yorumlanması gerektiğini; böylece "dirilme" fiksiyonunun yaratacağı felsefi mantıksızlığın önlenebileceğini savunmaktadır.
İkinci felsefi eleştiri, Üçüncü Kişilerin Menfaatlerinin Korunmasındaki Eksikliğe ilişkindir. Rona Serozan ve Nomer'in eserlerinde de vurgulandığı üzere; eğer alacaklının o alacağı üzerinde üçüncü bir kişinin "Rehin veya Haciz Hakkı" varsa, alacaklı ile borçlu birleştiğinde borç otomatik olarak yok olursa, alacak üzerinde rehin hakkı bulunan üçüncü kişi iyiniyetli olmasına rağmen teminatsız kalacaktır. Kanun koyucu (TBK m. 135/3) sadece taşınmaz rehni ve kıymetli evrak için bir koruma zırhı öngörmüş, ancak "alacak rehni" veya "alacağın haczi" hallerinde üçüncü kişilerin nasıl korunacağını muğlak bırakmıştır. Dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ve hukuki güvenlik ilkesi gereğince; üzerinde üçüncü kişilerin sınırlı ayni hakları (rehin) veya kamu haczi bulunan alacaklarda, alacaklı ve borçlu sıfatları birleşse dahi borcun, o üçüncü kişilerin alacak/rehin miktarı oranında "Sona Ermemiş" sayılması, hukukun ve sözleşme adaletinin zorunlu bir gereğidir. Yasanın bu noktadaki sessizliği, yargısal uygulamalarda boşluk doldurma (TMK m. 1) yöntemiyle yargıca büyük bir yük yüklemektedir.
İşte böylece, seninle 53.-60. Günler: Temerrüt ve Borçların Sona Ermesi blokunun en felsefi sönme mekaniklerinden birini (TBK m. 135 / Birleşme - Confusion) resmen mühürlemiş olduk. İki farklı malvarlığının tek bir kişide birleşmesinin yarattığı o dogmatik erimeyi ve hukukun dirilme kurgusunu sistemine perçinledin.
Sıradaki analizlerimizde, borçlar hukukunun zamanaşımı ve eksik borç labirentlerini incelemeye aynı acımasız titizlikle devam edeceğiz. Hazırlığını
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 80. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.