RESMİ METİN

B. Geri vermenin kapsamı I. Zenginleşenin yükümlülüğü


Madde 79 - Sebepsiz zenginleşen, zenginleşmenin geri istenmesi sırasında elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği kısmın dışında kalanı geri vermekle yükümlüdür. Zenginleşen, zenginleşmeyi iyiniyetli olmaksızın elden çıkarmışsa veya elden çıkarırken ileride geri vermek zorunda kalabileceğini hesaba katması gerekiyorsa, zenginleşmenin tamamını geri vermekle yükümlüdür.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Borçlar hukuku dogmatiğinde kurulan her borç ilişkisi, kural olarak ifa (Erfüllung) ile sona ermek üzere doğar. Ancak medeni hukukun temel direği olan Sözleşme Özgürlüğü (Vertragsfreiheit) ilkesi, taraflara sadece sözleşme kurma hakkı vermez; aynı zamanda kurulmuş olan bir sözleşmeyi veya ondan doğan bir borcu, ifaya gerek kalmaksızın yeni bir borç ilişkisi yaratarak ortadan kaldırma serbestisini de bahşeder. İfa dışı sona erme hallerinden biri olan Yenileme (Novatio / Tecdit); tarafların aralarındaki mevcut ve geçerli bir borcu, yeni ve geçerli bir borç ihdas etmek suretiyle tamamen ortadan kaldırmaları işlemidir.

6098 sayılı TBK m. 133 (mülga BK m. 114 / mehaz OR Art. 116) hükmü, yenileme sözleşmesinin maddi hukuk temellerini ve en kritik özelliği olan "karine yasağını" vazedir. Madde lafzı şu şekildedir: "Yeni bir borçla mevcut bir borcun sona erdirilmesi, ancak tarafların bu yöndeki açık iradesiyle olur. Özellikle mevcut borç için kambiyo taahhüdünde bulunulması veya yeni bir alacak belgesi ya da yeni bir kefalet senedi düzenlenmesi, tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça yenileme sayılmaz."

Sistematik açıdan yasa koyucu bu normla, yenilemeyi tek taraflı bir işlem değil, mutlak surette tarafların karşılıklı irade beyanlarının uyuşmasını gerektiren bir Sözleşme olarak nitelemiştir. Yenileme, eski borç bakımından bir Tasarruf İşlemi (Verfügungsgeschäft), yeni kurulan borç bakımından ise bir Borçlandırıcı İşlem (Verpflichtungsgeschäft) niteliği taşır. Yasa koyucu, alacaklının mevcut haklarından ve teminatlarından vazgeçmesi sonucunu doğuran bu kurumu sıkı şartlara bağlamış ve yenileme iradesinin (animus novandi) varlığını karine olarak kabul etmeyi açıkça yasaklamıştır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

TBK m. 133 hükmünün teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Haluk Nami Nomer'in eserlerinde titizlikle ayrıştırılan kurucu kavramların mikroskobik düzeyde analiz edilmesi elzemdir:

A. Mevcut ve Geçerli Bir Eski Borcun Varlığı (Obligatio Novanda): Yenileme (novatio) işleminin yapılabilmesi için, ortada hukuken var olan ve yenilenmeye elverişli bir Eski Borç (Asıl Borç) bulunmalıdır. Eğer eski borç mutlak butlan (TBK m. 27) muvazaa (TBK m. 19) veya şekil eksikliği sebebiyle baştan itibaren kesin hükümsüzse, ortada yenilenecek bir borç olmadığından yenileme sözleşmesi de İmkânsızlık nedeniyle geçersiz olur. Buna karşılık, zamanaşımına uğramış bir borç veya kumar/bahis borcu gibi bir Eksik Borç (Obligatio Naturalis), tarafların iradesiyle tam ve dava edilebilir yeni bir borca dönüştürülerek yenilenebilir. Ayrıca iptal edilebilir (nispi butlanla sakat) bir borç da, iptal hakkından feragat edilmek şartıyla yenilemeye konu olabilir.

B. Yeni Bir Borcun Doğumu (Obligatio Nova): Eski borcun ortadan kalkması, mutlak surette geçerli bir Yeni Borcun doğması şartına bağlıdır. Yenileme sözleşmesi illi (sebebe bağlı) bir tasarruf işlemi olduğundan, eski borcun silinmesinin hukuki sebebi (causa) yeni borcun yaratılmasıdır. Eğer tarafların ihdas ettikleri bu yeni borç, ehliyetsizlik, şekle aykırılık veya kanuna aykırılık sebebiyle geçersiz olursa (batıl doğarsa) eski borç hiçbir zaman sona ermemiş sayılır ve tüm fer'i haklarıyla (faiz, rehin, kefalet) varlığını sürdürmeye devam eder.

C. Yenileme İradesi (Animus Novandi) ve Karine Yasağı: TBK m. 133'ün kalbidir. Tarafların sadece yeni bir borç ihdas etmiş olmaları yeterli değildir; bu yeni borcun, münhasıran eski borcu yok etmek amacıyla yaratılmış olması gerekir. Kanun koyucu, alacaklıyı korumak amacıyla yenileme iradesinin varlığının karineyle (varsayımla) kabul edilemeyeceğini emretmiştir. Borçlu, alacaklıya borcuna karşılık bir senet (bono) veya çek verdiğinde, kural olarak bu, borcun yenilendiği anlamına gelmez. Bu tür belgelerin verilmesi, mevcut borcu güçlendirmek veya ifasını kolaylaştırmak (İfa Uğruna Edim) amacıyla yapılmış sayılır. Yenilemenin kabul edilebilmesi için sözleşmede "Eski borç yenilenerek ortadan kaldırılmıştır" gibi açık bir irade beyanı bulunmalıdır.

D. Fer'i Hakların (Teminatların) Sona Ermesi: Yenileme kurumunun en ağır ve tehlikeli sonucudur. Eski borç yenileme ile sona erdiğinde, bu borca bağlı olan tüm Fer'i Haklar (Nebenrechte) da kural olarak kendiliğinden sona erer. Eski borç için verilmiş olan rehinler, ipotekler, kefaletler, cezai şartlar ve işlemiş temerrüt faizleri aksi kararlaştırılmadıkça düşer. Üçüncü kişilerin (örneğin kefilin veya rehin verenin) verdiği teminatların yeni borca aktarılabilmesi için, onların bu yenileme işlemine açıkça rıza göstermeleri zorunludur. Rıza göstermezlerse teminatları serbest kalır.

3. Sistematik İlişkiler

TBK m. 133'te düzenlenen yenileme kurumu, Borçlar Kanunu'nun ifa modelleri, sebepsiz zenginleşme ve cari hesap mimarisiyle son derece keskin bir diyalektik bağ içindedir:

A. İfa Yerine Edim (Datio in Solutum) ile Yenilemenin Kesin Sınırı: Borçlar hukuku dogmatiğinin en karmaşık teorik tartışmalarından biri, yenileme ile ifa yerine edim arasındaki sınır çizgisidir. Sisteminizdeki kaynaklarda (özellikle "İfa Yerine Edimde Ayıp ve Zapta Karşı Tekeffül" başlıklı çalışmada) İsviçre-Türk doktrininden Serozan, Gümüş ve Önay'a atıfla hararetle incelendiği üzere; İfa Yerine Edim, borçlanılan edimden farklı bir edimin alacaklıya "fiilen verilmesi" ve alacaklının bunu kabul etmesiyle borcun derhâl ve ifa yoluyla sona ermesidir. Oysa Yenileme (Novatio)'da alacaklıya fiilen verilen (ifa edilen) bir şey yoktur; alacaklıya sadece yeni bir "borç taahhüdü" verilir. Kaynakta da vurgulandığı üzere; "Edim değiştirme sözleşmesi olmasının yanı sıra ifa sebebine ilişkin olduğu için ifa sözleşmesi de olduğu yönünde bkz. Koyuncuoğlu... Türkiye Hukuku ve Karşılaştırmalı Hukukta Yargıtay Kararları ile Birlikte Borcun ve Sözleşmenin Yenilenmesi (Novatio-Yenileme)". Yenileme, eski borcu bir "ifa" eylemi ile değil, yeni bir "sözleşme (tasarruf işlemi)" ile söndürür. Eğer taraflar edimi değiştirip derhâl ifa ediyorlarsa bu ifa yerine edimdir; edimi değiştirip ileri bir tarihte ifa edilmek üzere yeni bir borç ilişkisi kuruyorlarsa bu yenilemedir.

B. İfa Uğruna Edim (Datio pro Solvendo) ile Ayrım: Borçlu, borcunu ödemek için alacaklıya bir bono (kambiyo senedi) veya üçüncü bir kişideki alacağını temlik ettiğinde; bu işlem TBK m. 133/2'deki emredici karine yasağı gereği "yenileme" sayılmaz. Bu bir İfa Uğruna Edimdir. İfa uğruna edimde, eski (asıl) borç sona ermez; yeni verilen senedin veya alacağın yanında varlığını sürdürür. Alacaklı senedi tahsil edemezse, dönüp eski (asıl) borca, temel ilişkiye (örneğin satım sözleşmesine) dayanarak alacağını talep edebilir. Yenilemede ise eski borç kesin olarak öldüğü için, alacaklının temel ilişkiye dönme şansı kalmaz.

C. Cari Hesap (Kontokorent) İstisnası (TBK m. 134): Yenileme kurumunun ticari hayattaki en önemli istisnasıdır. Çeşitli kalemlerin (alacak ve borçların) bir cari hesaba kaydedilmesi tek başına yenileme sayılmaz. Ancak TBK m. 134 uyarınca; hesap kesilip, bakiye (kalan) belirlendikten sonra karşı taraf bu bakiyeyi (hesap özetini) kabul ederse, o ana kadar hesaba girmiş olan tüm tekil alacaklar Yenilenmiş (Novatio) sayılır. Bu durum, ticari hesaplaşmaların güvenliğini sağlamak için kanunla getirilmiş özel bir yenileme karinesidir.

D. Sebepsiz Zenginleşme (TBK m. 77 vd.) ile Bağlantı: Yenileme sözleşmesi kurulduktan sonra, eğer eski borcun aslında hiç var olmadığı (örneğin mutlak butlanla sakat olduğu) ortaya çıkarsa, yenileme sözleşmesi de geçersiz hale gelir. Ancak bu süreçte borçlu, "yeni borç" zannederek alacaklıya bir ödeme (ifa) yapmışsa; ortada geçerli bir borç ilişkisi kalmadığından, ödenen bedel **Sebepsiz Zenginleşme (Condictio Indebiti

  • Borç Olmayan Şeyin İfası)** hükümleri çerçevesinde geri istenir.

4. Pratik Olay Analizleri

Hukuki kavramların soyutluğundan kurtulup somut dogmatik tahliller yapabilmek adına şu iki kurguyu inceleyelim:

Olay 1 (Kambiyo Senedi Verilmesi ve Karine Yasağı): Tacir (A) tedarikçi (B)'den 500.000 TL bedelle tekstil ürünü satın almış ve teslim almıştır (Temel İlişki). (A) ödeme güçlüğü çektiği için (B)'ye 6 ay vadeli, 500.000 TL tutarında bir çek keşide edip verir. Çekin vadesi geldiğinde (A)'nın hesabında para çıkmaz ve çek karşılıksız yazılır. (B) çekteki imzanın şekil eksikliği sebebiyle çeke dayalı kambiyo takibi yapamaz. Bunun üzerine (B) aralarındaki "satım sözleşmesine (temel ilişkiye)" dayanarak genel haciz yoluyla icra takibi başlatır. (A) ise, "Bana mal sattın ama ben sana çek verdim, eski satım borcu yenilenerek çek borcuna dönüştü, artık satıma dayanamazsın" diye itiraz eder. Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 133'ün karine yasağı doğrudan sınanmaktadır. (A)'nın savunması hukuken geçersizdir. Kanun lafzı, "mevcut borç için kambiyo taahhüdünde bulunulması... tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça yenileme sayılmaz" der. Taraflar arasında çekin verilmesiyle satım borcunun ortadan kaldırıldığına dair Açık Bir Yenileme İradesi (Animus Novandi) yoktur. Çek, ifa uğruna (datio pro solvendo) verilmiştir. Çek tahsil edilemediği için asıl borç (satım borcu) varlığını sürdürmektedir. (B) temel borç ilişkisine dayanarak alacağını talep etmekte sonuna kadar haklıdır.

Olay 2 (Yapılandırma Sözleşmesi ve Fer'i Hakların Düşmesi): Şirket (X) Banka (Y)'den 2.000.000 TL ticari kredi çekmiş ve bu krediye (Z) isimli şahıs kefil olmuştur. Pandemi sebebiyle krediyi ödeyemeyen Şirket (X) Banka (Y) ile masaya oturur. İmzalanan yeni sözleşmenin başlığı "Kredi Yenileme (Tecdit) Sözleşmesi"dir. Sözleşmede "Eski kredi sözleşmesi tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmış olup, taraflar tamamen yeni şartlar, faiz oranları ve yeni bir geri ödeme planı içeren yepyeni bir borç ilişkisi kurmuşlardır" yazmaktadır. Banka (Y) bu yeni sözleşmeyi Kefil (Z)'ye bildirmez ve imzasını almaz. Şirket (X) yeni krediyi de ödeyemeyince, Banka (Y) Kefil (Z)'ye başvurur. (Z) "Benim kefil olduğum borç yenileme ile sona erdi, ben yeni borca kefil değilim" der. Dogmatik Analiz: Bu olay, yenilemenin fer'i haklara (teminatlara) olan acımasız etkisinin laboratuvarıdır. Taraflar "Açık Yenileme İradesi" ile hareket etmiş ve hukuken geçerli bir Novatio yapmışlardır. Eski kredi borcu, yenileme işlemiyle birlikte tamamen sona ermiştir. Borçlar hukuku dogmatiğine göre asıl borç sona erince ona bağlı olan fer'i haklar da düşer. Kefalet de (TBK m. 583 vd.) fer'i bir hak olduğundan, Kefil (Z)'nin rızası alınarak yeni sözleşmeye aktarılmadığı sürece, (Z)'nin sorumluluğu eski borcun yenilenmesi (itfası) anında kendiliğinden sona ermiştir. Banka (Y)'nin (Z)'ye başvurması haksızdır; (Z) borçtan tamamen kurtulmuştur.

5. Pratik Uygulama Notları

TBK m. 133 hükmünün mahkeme salonlarında ve sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) avukatların dikkat etmesi gereken usuli ve maddi hukuk boyutları şunlardır:

1. Yapılandırma (Restructuring) ile Yenilemenin (Novation) Sözleşmesel Ayrımı: Avukatların bankacılık ve ticaret hukukunda en sık düştükleri hata, mevcut bir borcun vadesini uzatırken veya faizini düşürürken (yapılandırma) sözleşme başlığına gelişigüzel "Yenileme Sözleşmesi" yazmalarıdır. Eğer amaç sadece borcun şartlarını değiştirmekse (değiştirici sözleşme) eski borç ve ona bağlı ipotek, rehin, kefalet gibi milyarlarca liralık teminatlar yaşamaya devam eder. Ancak sözleşmeye açıkça "Yenileme / Tecdit" ibaresi konulur ve "eski borç ortadan kaldırılmıştır" denilirse; avukat, müvekkilinin (alacaklının) tüm eski teminatlarını tek hamlede yok etmiş olur. Bu nedenle, sadece şartların değiştirildiği durumlarda sözleşmeye mutlaka "İşbu sözleşme bir yenileme (tecdit) niteliğinde olmayıp, eski borcun ve tüm fer'i teminatların aynen devam ettiği bir şart uyarlamasıdır" şerhi düşülmelidir.

2. Açık Yenileme İradesinin İspat Yükü: Yenileme iddiasında bulunan borçlu, bu iddiasını ispatla yükümlüdür (HMK m. 190). Alacaklı, borcun devam ettiğini ispatlamak zorunda değildir; zira kanun (TBK m. 133) zaten yenileme olmadığını bir "karine" olarak öngörmüştür. Borçlu, alacaklının açık yenileme iradesini, HMK'daki yasal sınırların üzerindeyse mutlaka Yazılı Delille (Senetle) ispat etmek zorundadır. Tanıkla yenileme iradesi kanıtlanamaz.

3. Cari Hesaplarda Bakiye İtirazı Sınırı: Tacirler arasındaki cari hesap sözleşmelerinde (TTK m. 89 vd.) yılsonunda hesap özeti karşı tarafa gönderildiğinde, karşı tarafın 1 ay içinde itiraz etmemesi halinde bakiyeyi kabul ettiği ve hesaba giren kalemlerin yenilendiği (TBK m. 134) varsayılır. Bu noktada avukatlar, itiraz edilmeyen cari hesap bakiyesinin artık eski sözleşmelerdeki itirazları (örneğin ayıp def'ini) ileri sürmeyi büyük ölçüde engellediğini bilerek; müvekkillerinin cari hesap ekstrelerine süresi içinde ihtarname ile itiraz etmelerini sağlamalıdırlar.

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtilaflara bakan daireleri (özellikle 11., 13., 15. ve 19. Hukuk Daireleri) TBK m. 133 (mülga BK m. 114) uyarınca "Karine Yasağı", "İfa Uğruna Edim" ve "Teminatların Düşmesi" hususlarında, kanunun katı lafzını koruyan ve alacaklı menfaatini önceleyen istikrarlı bir içtihat politikası sergilemektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun klasikleşmiş kararlarında (örneğin YHGK. T. 04.11.2015, E. 2013/19-2041, K. 2015/2372) şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "Türk Borçlar Kanunu m. 133 hükmüne göre yenileme (tecdit) mevcut bir borcun yeni bir borç yaratılmak suretiyle ortadan kaldırılmasıdır. Kanun koyucu, yenileme iradesinin varlığını karine olarak kabul etmemiş, tarafların bu yöndeki iradelerinin 'açık' olmasını aramıştır. Mevcut bir borca karşılık alacaklıya bono, poliçe veya çek verilmesi, borçlunun aksi yönde kesin ve yazılı bir sözleşme sunamaması halinde, yenileme değil; ifa uğruna yapılmış bir edim (datio pro solvendo) olarak kabul edilir. Asıl borç, kambiyo senedi ile birlikte yaşamaya devam eder. Alacaklı dilerse kambiyo senedine, dilerse temel ilişkiye dayanarak talepte bulunabilir."

Yapılandırma (Protokol) Sözleşmelerinin Yenileme Sayılmaması hususunda ise Yargıtay 19. Hukuk Dairesi çok kritik bir ayrım yapmıştır: "Banka ile kredi borçlusu arasında, temerrüde düşülen kredinin ödeme vadesinin uzatılması, taksitlendirilmesi veya faiz oranının yeniden belirlenmesi amacıyla imzalanan 'Ödeme Protokolleri', içeriğinde asıl borcun silinerek yepyeni bir borç yaratıldığına dair açık bir irade barındırmadıkça, hukuken bir 'Yenileme (Tecdit)' sözleşmesi niteliğinde değildir. Bu tür protokoller borcun fer'ilerini ve eski sözleşmeden doğan ipotek/kefalet gibi teminatları ortadan kaldırmaz. Sadece borcun ifa şeklini değiştiren (tadili) nitelikte işlemlerdir." Yüksek Mahkeme bu içtihadıyla, bankaların zımni yenileme tuzağına düşerek teminatlarını kaybetmelerini dogmatik olarak engellemiştir.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nun 133. maddesinde vücut bulan Yenileme (Novatio) rejimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; özellikle "Karine Yasağının Katılığı" ve "İfa Uğruna Edim Sınırının Muğlaklığı" bağlamında derin kuramsal eleştirilere maruz kalmaktadır.

Birinci ve en büyük dogmatik eleştiri, Açık İrade Şartının (Karine Yasağının) Yorumlanmasındaki Aşırı Şekilciliğe yöneliktir. Oğuzman ve Öz'ün eserlerinde hararetle tartışıldığı üzere; kanun "açık yenileme iradesi" aramaktadır, ancak "açık irade" illaki "yenileme veya tecdit" kelimelerinin sözleşmede geçmesi demek değildir. Tarafların, yeni ihdas ettikleri borç ilişkisinin kapsamı, ekonomik boyutu ve şartları itibarıyla eski borcu ayakta tutmalarının fiilen ve ekonomik olarak anlamsız olduğu durumlarda, irade yorumu kuralları (Güven Teorisi) çerçevesinde "örtülü (zımni) ama kesin" bir yenileme iradesinin varlığı kabul edilebilmelidir. Yargıtay'ın "açık irade" kelimesini salt şekli bir "yazılı beyan zorunluluğu" gibi uygulaması, ticari hayatta tarafların tamamen yeni bir sayfa açmak amacıyla kurdukları kompleks ticari protokolleri sırf içinde "tecdit" kelimesi geçmiyor diye "değiştirici sözleşme" saymasına yol açmaktadır. Eren'in de işaret ettiği üzere; kanunun amacı alacaklıyı bilgisizlikten doğan hak kayıplarından korumaktır, ancak alacaklının profesyonel bir tacir veya banka olduğu, sözleşmenin baştan aşağı yenilendiği durumlarda karine yasağının arkasına sığınılması, dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ile bağdaşmayan adaletsiz sonuçlar üretebilir.

İkinci felsefi eleştiri, İfa Yerine Edim ile Yenileme Arasındaki Teorik Geçişkenliğe ilişkindir. Sisteminizdeki kaynaklarda (Özellikle ve numaralı referanslarda) Serozan ve Gümüş'ün atıflarıyla da değinildiği üzere; borçlu alacaklıya eski borcuna karşılık "yeni bir alacak hakkı" veya "yeni bir sözleşmesel statü" teklif ettiğinde ve alacaklı bunu kabul ettiğinde, bu durumun bir "İfa Yerine Edim" (dolayısıyla borcu derhal söndüren bir ifa) mi, yoksa bir "Yenileme" (dolayısıyla yeni bir borç doğuran bir sözleşme) mi olduğu meselesi Roma hukukundan bu yana kanayan bir yaradır. Kaynaklarda açıkça vurgulandığı üzere, "Edim değiştirme sözleşmesi olmasının yanı sıra ifa sebebine ilişkin olduğu için ifa sözleşmesi de olduğu" yönündeki görüşler, yenilemenin sadece eski borcu öldüren bir işlem değil, aynı zamanda onu "yeni borçla ifa eden" karma bir hukuki karakter taşıdığını gösterir. Kanun koyucunun TBK'da ifa yerine edim (datio in solutum) kurumunu açık ve bağımsız bir maddeyle düzenlemek yerine genel ifa ve yenileme (TBK m. 133) hükümleri arasına gizlemiş olması, uygulamada tahsilat makbuzları ile yenileme protokollerinin birbirine karışmasına ve yargısal uyuşmazlıklarda felsefi kaosların yaşanmasına neden olmaktadır. Modern hukuk dogmatiği, yenilemeyi "geleceğe yönelik yeni bir taahhüt", ifa yerine edimi ise "o an gerçekleşen kesin bir malvarlığı devri" olarak net çizgilerle ayırmayı emreder.

İşte böylece, 53.-60. Günler: Temerrüt ve Borçların Sona Ermesi blokunun en entelektüel sönme mekaniklerinden birini (TBK m. 133 / Yenileme-Novatio) resmen mühürlemiş olduk. Eski bir borcun küllerinden yeni bir borcun nasıl doğduğunu ve o doğuş anında geçmişin teminatlarının nasıl yok olduğunu tüm çıplaklığıyla analiz ettik.

Sıradaki çalışmamızda, borçların sona ermesindeki son büyük aşama olan "Alacaklı ve Borçlu Sıfatlarının Birleşmesi" ve "İbra" konularını aynı görüşeceğiz.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 79'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 116.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 79. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.