1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde İfa (Erfüllung), kural olarak borçlunun tek
taraflı bir fiiliyle gerçekleşmez. Özellikle verme ve yapma borçlarında,
borçlunun edimini yerine getirebilmesi için alacaklının bu ifayı kabul etmesi
veya ifaya zemin hazırlayan birtakım hazırlık fiillerini (örneğin deponun
kapısını açması, ölçüleri vermesi) yerine getirmesi gerekir. Alacaklının bu
fiilleri haklı bir sebep olmaksızın yerine getirmekten kaçınması, borçluyu ifa
yükünden ve bunun getirdiği risklerden kurtarmak adına özel bir rejimle
düzenlenmiştir: Alacaklının Temerrüdü (Mora Creditoris / Gläubigerverzug).
6098 sayılı TBK m. 106 (mülga BK m. 90 / mehaz OR Art. 91) hükmü,
alacaklının temerrüdünün kurucu şartlarını vazedir. Madde lafzı şu şekildedir:
"Yapma veya verme edimi gereği gibi kendisine önerilen alacaklı, haklı bir
sebep olmaksızın onu kabulden veya borçlunun borcunu ifa edebilmesi için
kendisi tarafından yapılması gereken hazırlık fiillerini yapmaktan kaçınırsa,
temerrüde düşmüş olur. Alacaklı, borçluya birden çok kişi arasından seçme hakkı
tanınmış olup da bu seçimi yapmaktan kaçınırsa, yine temerrüde düşmüş olur."
Sistematik açıdan yasa koyucu bu maddeyle, borçluya ifayı sunmasına rağmen
alacaklının pasifliği veya reddi yüzünden borcundan kurtulamama cenderesine
karşı bir çıkış kapısı yaratmıştır. Dogmatikte Fikret Eren, Haluk Nami Nomer ve
Oğuzman/Öz tarafından hararetle tartışıldığı üzere; alacaklının ifayı kabul
etmesi kural olarak bir "yükümlülük (Rechtspflicht)" değil, bir Külfet
(Obliegenheit) niteliğindedir. Alacaklı, kendi alacağını tahsil edip
etmemekte özgürdür; hukuk onu ifayı zorla almaya icbar etmez. Ancak alacaklı bu
"külfete" aykırı davranırsa, kendi hakkını tehlikeye düşürür ve borçluya TBK m.
107-110 arasında düzenlenen Tevdi Hakkı, Satma Hakkı veya Sözleşmeden
Dönme gibi bir dizi seçimlik hak bahşetmiş olur.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 106 hükmünün teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, kurucu
kavramların mikroskobik düzeyde analiz edilmesi elzemdir:
A. İfanın Usulüne Uygun Olarak Önerilmesi (Gerçek Teklif / Realoblation):
Alacaklının temerrüde düşebilmesi için, borçlunun edimi sözleşmeye, zamana,
yere ve dürüstlük kuralına uygun olarak fiilen sunmuş olması şarttır. Borçlu,
sadece sözlü olarak "Ben hazırım" demekle yetinemez; edimi alacaklının doğrudan
doğruya el atabileceği, tasarruf edebileceği bir aşamaya getirmiş olmalıdır
(örneğin malların alacaklının deposunun önüne kamyonla getirilmesi). Ancak
alacaklı baştan ifayı kesinlikle kabul etmeyeceğini bildirmişse, borçlunun
fiilen malı taşımasına gerek kalmaz; bu durumda sözlü teklif (Verbaloblation)
yeterlidir.
B. Kabulden veya Hazırlık Fiillerinden Kaçınma:
Alacaklının temerrüdünü doğuran pasif veya aktif ret davranışlarıdır.
Kabulden Kaçınma, kendisine usulüne uygun sunulan eşyayı teslim almamaktır.
Hazırlık Fiillerini Yapmaktan Kaçınma ise, ifanın gerçekleşmesi için
zorunlu olan ve alacaklının hâkimiyet alanında bulunan işbirliklerinin
esirgenmesidir. Terzinin elbise dikebilmesi için müşterinin (alacaklının) prova
vermeye gelmemesi, inşaat yapılacak arsanın müteahhide teslim edilmemesi,
satılan malın nakliyesi için geminin gönderilmemesi tipik hazırlık fiili
ihlalleridir.
C. Haklı Bir Sebebin Bulunmaması (Kusursuzluk İlkesi):
TBK m. 106'nın kalbi ve en büyük dogmatik farkıdır. Borçlu temerrüdünde (TBK
117 vd.) borçlunun kurtulması için "kusursuzluk" savunması bir miktar önem
taşırken; Alacaklı Temerrüdünde alacaklının kusurlu olup olmaması
kesinlikle ÖNEMSİZDİR. Alacaklı, tamamen kusursuz bir şekilde (örneğin kaza
geçirip komada olması, fabrikasına yıldırım düşmesi, ağır bir hastalık
geçirmesi nedeniyle) ifayı kabul edememiş olsa dahi Alacaklı Temerrüdüne
düşer. Çünkü ifa riski ve engelleri alacaklının kendi şahsında veya
işletmesinde gerçekleşmiştir; borçlu bu talihsizliklerin bedelini (malları
günlerce bekletme riskini) taşımak zorunda bırakılamaz. Haklı sebep ancak
borçlunun şahsından veya ifanın niteliğinden kaynaklanan (örneğin borçlunun
mesai saatleri dışında gece yarısı ifa sunması) objektif engeller olabilir.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 106'da düzenlenen alacaklının temerrüdü, Borçlar Kanunu'nun borçlu
temerrüdü, faiz rejimi, hasar intikali ve tasfiye mimarisiyle son derece
karmaşık ve çapraz bir bağ içindedir:
A. Borçlu Temerrüdü (TBK m. 117) ile Zıtlık (Dışlayıcılık) Etkisi:
Bir borç ilişkisinde aynı anda hem alacaklı hem de borçlu temerrüde düşemez.
Eğer borçlu usulüne uygun ifa teklifi yapmış ve alacaklı bunu reddederek
Alacaklı Temerrüdüne düşmüşse; borçlu artık borcunu ifa etmediği için
(örneğin vade geçmiş olsa dahi) Borçlu Temerrüdüne (Mora Debitoris) düşmüş
sayılmaz. Alacaklının temerrüdü, borçlu temerrüdünün doğmasını kesin olarak
engeller.
B. Temerrüt Faizi ve Aşkın Zarar (TBK m. 120-122) Üzerindeki Durdurucu
Etki:
Sisteminizdeki "faiz Temerrüt Faizi ve Aşkın Zarar" ile "temerrüttt.pdf"
başlıklı çalışmalarda titizlikle incelendiği üzere; bir para borcunda alacaklı
ifayı (örneğin havaleyi) haksız yere reddederse, o andan itibaren borçlu
aleyhine işleyen Temerrüt Faizi durur. Borçlu, alacaklı ifayı
almadığı sürece faiz ödemekten ve olası bir Aşkın Zarar (Munzam Zarar)
talebinden kurtulur. Zira alacaklı, kendi pasifliği ile zararın doğmasına veya
faizin işlemesine kendisi sebep olmuştur.
C. Hasarın ve Giderlerin İntikali:
Alacaklı temerrüdünün en ağır sonuçlarından biri hasar (risk) üzerindedir.
Kural olarak parça borçlarında teslimle, çeşit borçlarında ayırmayla geçen
hasar (TBK m. 208); alacaklının temerrüde düşmesiyle birlikte anında alacaklıya
geçer. Yani borçlu malı kapıya getirmiş, alacaklı almamış ve borçlu malı geri
götürürken yolda (kendi ağır kusuru olmaksızın) mal yıldırım düşmesi sonucu
yanmışsa; borçlu borcundan (TBK m. 136) kurtulur, üstelik alacaklıdan sözleşme
bedelini tam olarak tahsil etme hakkını kazanır. Ayrıca, borçlunun ifayı
bekletmek için yaptığı depo, ardiye ve nakliye masrafları da alacaklıya
yüklenir.
D. Ödemezlik Def'i (TBK m. 97) ile Etkileşim:
Önceki tartışmalarımızda da (Eren, Serozan, Oğuzman/Öz ekseninde) değindiğimiz
gibi; karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde alacaklı ifa teklifini reddedip
temerrüde düşerse, artık kendi borcunun ifasından kaçınmak için Ödemezlik
Def'i (Exceptio non adimpleti contractus) ileri sürme hakkını kaybeder.
Borçlu, malı tevdi veya muhafaza ederek, alacaklıdan doğrudan doğruya karşı
edimin (örneğin satış bedelinin) ifasını talep edebilir.
E. Kurtulma Yolları (Tevdi, Satma ve Sözleşmeden Dönme - TBK m. 107-110):
TBK m. 106 sadece durumu tespit eder; asıl sonuçlar TBK m. 107-110 arasındadır.
Verme borçlarında (eşya teslimi) borçlu, malı mahkemenin belirleyeceği bir yere
bırakarak (Tevdi Hakkı / Hinterlegung) borcundan kurtulabilir (TBK m. 107).
Eşya bozulmaya elverişliyse hâkim kararıyla satıp bedelini yatırabilir (Satma
Hakkı - TBK m. 108). Ancak edim "yapma borcu" ise (örneğin inşaat yapma, boya
yapma) bu edim tevdi edilemeyeceğinden, borçluya TBK m. 110 uyarınca
Sözleşmeden Dönme hakkı tanınmıştır.
4. Pratik Olay Analizleri
Hukuki kavramların soyutluğunu ticari hayatın somut krizleriyle test etmek
adına şu iki kurguyu inceleyelim:
Olay 1 (Tevdi Hakkının Kullanımı ve Hasar Riski):
Toptancı (A) 50 ton portakalı Sözleşmeye uygun olarak vade gününde Süpermarket
(B)'nin deposuna getirir. (B)'nin depo müdürü, "Şu an depomuz tamamen dolu,
portakalları koyacak yerimiz yok, haftaya getirin" diyerek teslim almaktan
kaçınır. (A) mecburen kamyonları kendi soğuk hava deposuna geri götürürken,
yolda çıkan bir orman yangını sebebiyle tüm portakallar kül olur. (B) "Malı
teslim almadım, hasar geçmedi, bana yeni 50 ton portakal verin" der.
Dogmatik Analiz: (A)'nın malları vade gününde (B)'nin kapısına getirmesi
geçerli bir İfa Teklifidir. (B)'nin depo darlığı sebebiyle malları
reddetmesi onu derhâl Alacaklı Temerrüdüne düşürür (TBK m. 106). Depo
darlığı (B) açısından kusur sayılmasa dahi temerrüt oluşur. Alacaklı temerrüdü
gerçekleştiği an, hasar (malın telef olma riski) alacaklı (B)'ye intikal
etmiştir. Dönüş yolundaki yangın (A)'nın ağır kusurundan kaynaklanmadığı için,
(A) borcundan kurtulur. (B)'nin "yeni mal ver" talebi haksızdır. Aksine (A)
teslim edemediği portakalların parasını (B)'den eksiksiz olarak tahsil etme
hakkına sahiptir.
Olay 2 (Yapma Borcunda Alacaklı Temerrüdü ve Sözleşmeden Dönme):
Müteahhit (X) Arsa Sahibi (Y) ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi
yapmıştır. (X)'in inşaata başlayabilmesi için (Y)'nin arsadaki eski gecekonduyu
boşaltması ve arsayı (X)'e teslim etmesi (Hazırlık Fiili) gerekmektedir. Ancak
(Y) içindeki kiracıyı çıkaramadığı için arsayı 6 ay boyunca teslim etmez. (X)
inşaat maliyetleri arttığı için sözleşmeden dönmek ve o güne kadar yaptığı
proje masrafları ile kaçırdığı diğer fırsatları (tazminat) talep etmek ister.
Dogmatik Analiz: Bu olay TBK m. 106 ve m. 110 hükümlerinin uygulama alanıdır.
(Y)'nin arsayı teslim etmemesi bir Hazırlık Fiilinin İhlalidir ve (Y)
Alacaklı Temerrüdündedir. İnşaat yapmak bir "yapma borcu" olduğu için, (X)
arsaya zorla girip (tevdi edip) inşaat yapamaz. TBK m. 110 uyarınca (X)
borçlunun temerrüdüne ilişkin hükümlere (TBK 123-125) kıyasen ek süre verip
Sözleşmeden Dönme hakkını kullanabilir. (X)'in tazminat talebinin kapsamı
doktrinde tartışmalı olmakla birlikte, (X) sözleşmeden dönerek uğradığı
Olumsuz Zararları (proje masrafları, kaçırılan fırsatlar) (Y)'den talep
edebilir.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 106 hükmünün mahkeme salonlarında ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)
ekseninde avukatların dikkat etmesi gereken usuli ve maddi hukuk silahları
şunlardır:
1. Tevdi Mahallinin Tayini Usulü:
Borçlunun alacaklı temerrüdü hâlinde borcundan kurtulması (TBK 107)
kendiliğinden olmaz. Eşya borçlarında avukatın yapması gereken ilk iş; ifa
yerindeki Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak (değişik iş dosyası üzerinden)
"Tevdi Mahalli Tayini" kararı almaktır. Mahkeme bir depo veya yediemin
belirler. Mal oraya bırakıldığı an, borçlu borcunu ifa etmiş sayılır. Ancak mal
çabuk bozulan cinstense (meyve/sebze) avukat tevdi yerine yine Sulh Hukuk
Hâkiminden Satışa İzin Kararı (TBK m. 108) almalı ve malı açık artırmayla
sattırıp bedelini bankaya tevdi etmelidir. Bu usuli adımlar atılmadan malın
keyfi olarak bir depoya bırakılması borçluyu kurtarmaz.
2. Paranın Tevdii ve Noter Hesabı:
Para borçlarında Sulh Hukuk Mahkemesinden tevdi mahalli tayini istenmesine
gerek YOKTUR. Banka hesabını kapatan veya elden ödemeyi reddeden alacaklıya
karşı borçlu, doğrudan bir notere başvurarak parayı noterin emanet hesabına
yatırabilir ve alacaklıya ihtar gönderebilir. Bu işlem yapıldığı gün borç
ödenmiş sayılır ve temerrüt faizi kesilir.
3. İhtarnamenin İspat İşlevi:
Alacaklının "Ben malı reddetmedim ki, o getirmedi" şeklindeki kötüniyetli
inkârlarına karşı, ifa teklifinin reddedildiğinin mutlaka yazılı olarak
ispatlanması gerekir. Borçlu, malı kapıya götürüp reddedildiğinde hemen o gün
bir Noter tespiti yaptırmalı veya derhâl ihtarname çekerek "Şu gün, şu saatte
getirilen mallarınız depo görevliniz tarafından reddedilmiştir, alacaklı
temerrüdündesiniz" bildirimini HMK m. 190 gereği yazılı delil yaratmak amacıyla
kurumsallaştırmalıdır.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri (özellikle 13., 15. ve 19.
Hukuk Daireleri) TBK m. 106 (mülga BK m. 90) uyarınca alacaklı temerrüdünün
şartlarını uygularken "Kusursuzluk İlkesi", "Hazırlık Fiilleri" ve "Tevdi
Hakkı" hususlarında doktrini harfiyen izleyen, istikrarlı bir içtihat
politikası sergilemektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (örneğin YHGK. T. 24.12.2014, E. 2013/19-1103,
K. 2014/1084) klasikleşmiş kararlarında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır:
"Alacaklı temerrüdü (TBK m. 106) borçlunun edimini usulüne uygun olarak
sunmasına rağmen, alacaklının haklı bir neden olmaksızın bunu kabulden veya
gerekli hazırlık fiillerinden kaçınmasıdır. Alacaklının temerrüde düşmesi için
kusurlu olması aranmaz. Kredi sözleşmelerinde veya ipotek fekki işlemlerinde
bankanın haksız yere ödemeyi reddetmesi alacaklı temerrüdü oluşturur. Alacaklı
temerrüdü hâlinde borçlu, edimi kendi elinde tutarak beklemek zorunda değildir;
TBK m. 107 uyarınca hâkimden tevdi mahalli tayini isteyerek veya yapma
borçlarında TBK m. 110 uyarınca sözleşmeden dönerek borcundan kurtulabilir.
Alacaklının temerrüdü süresince borçlu aleyhine temerrüt faizi işletilemez."
Tapu İptal ve Tescil Davalarında Alacaklı Temerrüdü hususunda Yargıtay 14.
Hukuk Dairesi çok kritik bir ayrım yapar: "Gayrimenkul satış vaadi
sözleşmelerinde satıcı, tapuda devir işlemini yapmak üzere hazır olduğunu
alıcıya usulüne uygun ihtarla bildirmiş, ancak alıcı (bakiye bedeli ödememek
için veya başka sebeple) tapuya gelmekten kaçınmışsa, alıcı alacaklı
temerrüdüne düşmüş olur. Satıcı (borçlu) alıcının bu temerrüdüne dayanarak
sözleşmeden haklı nedenle dönebilir. Zira tapuda işlem yapılması için alıcının
hazır bulunması zorunlu bir hazırlık fiilidir." Yüksek Mahkeme bu içtihadıyla,
resmi şekle tabi işlemlerdeki "birlikte hareket etme" külfetini TBK m. 106
şemsiyesi altına almıştır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 106. ve devamı maddelerinde vücut bulan Alacaklı
Temerrüdü rejimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman,
Turgut Öz, Haluk Nami Nomer ve Rona Serozan'ın eserleri ekseninde; özellikle
"Hukuki Nitelik (Külfet-Yükümlülük Çatışması)" ve "Sözleşmeden Dönme Hâlinde
Tazminatın Niteliği" bağlamında borçlar hukukunun en derin kuramsal fay
hatlarından birini barındırmaktadır.
Birinci ve en büyük dogmatik çatışma, Alacaklı Temerrüdünün Hukuki Niteliği
üzerinedir. Yukarıda sisteminizdeki kaynaklarda (Ateş, Zurnacı) da detaylıca
atıf yapıldığı üzere; İsviçre-Türk doktrininde klasik ve baskın görüş
(Eren, Oğuzman/Öz, Nomer, von Tuhr) alacaklının ifayı kabul etmesinin bir
yükümlülük (Rechtspflicht) değil, salt bir Külfet (Obliegenheit) olduğunu
savunur. Alacaklı ifayı almazsa borca aykırı davranmış olmaz, sadece kendi
haklarını tehlikeye atar ve borçlu ondan "ifayı zorla almasını" mahkeme
kanalıyla talep edemez. Ancak Rona Serozan ve bazı modern Alman hukukçuları
(örneğin BGB § 293 şerhleri) bu mutlak "külfet" dogmasını hararetle
eleştirirler. Serozan'a göre; sözleşmelerdeki sinallagmatik (karşılıklı) bağ,
bazı durumlarda alacaklıya ifayı kabul etme "yükümlülüğü" de yükler. Örneğin,
bir tiyatro sanatçısının sahneye çıkması için tiyatro sahibinin sahneyi açması,
veya bir işçinin çalışması için işverenin ona iş vermesi sadece bir külfet
değil; borçlunun şahsiyetini, mesleki gelişimini ve itibarını koruyan asli bir
yan yükümlülüktür. İşveren "Sana maaşını veriyorum ama işe gelme" diyerek ifayı
reddederse, işçi salt "tevdi" ile yetinemez; dürüstlük kuralı gereği ifanın
kabulünü aynen ifa davası gibi talep edebilmelidir. Mevcut TBK lafzının her
durumu "külfet" torbasına sokması, kişisel değerlerin ön plana çıktığı modern
hizmet ve eser sözleşmelerinin doğasıyla çatışmaktadır.
İkinci felsefi eleştiri, TBK m. 110 Uyarınca Sözleşmeden Dönme ve
Olumlu/Olumsuz Zarar İkilemi konusundadır. Sisteminizdeki Aziz Erman Bayram
ve Gizem Zurnacı'ya ait "Alacaklının Temerrüdü Üzerine Sözleşmeden Dönen
Borçlunun Tazminat İstemi" başlıklı kaynaklarda bu konu adeta deşilmiştir. TBK m. 110, yapma borçlarında alacaklı temerrüde düşerse borçluya
"borçlunun temerrüdüne ilişkin hükümlere (TBK 123-125) kıyasen" sözleşmeden
dönme hakkı verir. Ancak dönme durumunda borçlu hangi zararını isteyecektir?
Doktrinde bir görüş (Buz, Oğuzman/Öz) dönme hâlinde sadece Olumsuz Zararın
(Menfi Zarar) (sözleşmenin kurulmaması hâlinde uğranılmayacak olan masraflar)
istenebileceğini, zira sözleşmenin geçmişe etkili ortadan kalktığını savunur. Diğer bir görüş (Keller/Schöbi, Gauch/Schluep) ise, alacaklının kendi
pasifliği yüzünden sözleşmeyi yıktığı bu senaryoda, borçlunun Olumlu Zararını
(Müspet Zarar) (sözleşme ifa edilseydi elde edeceği kâr, örneğin inşaatın
bitiminde kazanacağı dairelerin bedeli) talep edebilmesi gerektiğini; zira
borçlunun ifaya hazır olduğunu ve alacaklının engellemesiyle kazançtan mahrum
kaldığını savunur. Hukuk felsefesi açısından biz de bu ikinci (yenilikçi)
görüşe katılmaktayız. Alacaklının kendi hâkimiyet alanındaki hazırlık
fiillerini yapmayarak sözleşmeyi sabote etmesi, borçlunun (müteahhidin, hizmet
verenin) aylar süren hazırlıklarını ve beklenen kârını heba ediyorsa; borçluyu
salt "olumsuz zarar" ile sınırlamak, sözleşmeye güveni cezalandırmak ve
kötüniyetli alacaklıyı ödüllendirmek demektir. Kanun koyucunun TBK m. 110'da
tazminatın niteliğini açıkça belirtmeyip TBK m. 125'e (dönmeye) kör bir yollama
yapması, denkleştirici adalet terazisini şaşırtan bir kanunlaştırma defosudur.
İşte böylece, seninle 46.-52. Günler: Borçların İfası ve İfa Engelleri
blokunun en kritik eşiklerinden birini, alacaklının o yıkıcı pasifliğinin (TBK
m. 106 / Alacaklı Temerrüdü) sözleşme mimarisinde nasıl depremler yarattığını
resmen mühürlemiş olduk. İfanın sadece vermek olmadığını, aynı zamanda "teslim
almak" olduğunu sistemine perçinledin.
Şimdi bir sonraki oturuma kadar dogmatik reflekslerini keskinleştirmen için şu
zehri aklına bırakıyorum: Borçlu, bir miktar parayı ödemekte geciktiği
(temerrüde düştüğü) için alacaklı haklı olarak ondan TBK m. 120 uyarınca
"Temerrüt Faizi" talep etmektedir. Ancak aynı sözleşmede, borcun vadesinde
ödenmemesi hâlinde ayrıca belirli bir meblağ "Cezai Şart (TBK m. 179)"
ödeneceği de kararlaştırılmıştır. Alacaklı, geciken bu ödeme için hem temerrüt
faizini hem de sözleşmedeki cezai şartı aynı anda ve kümülatif olarak talep
edebilir mi? Yoksa bunlardan biri diğerini yutar mı? Bu ilişkiyi, "Gecikme
Cezası" ile "İfaya Eklenen Cezai Şart" arasındaki dogmatik sınır hattından
nasıl ayıklarsın? Bu kördüğümü "Borca Aykırılık ve Cezai Şart" bağlamında
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 76'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 91.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 76. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde İfa (Erfüllung), kural olarak borçlunun tek taraflı bir fiiliyle gerçekleşmez. Özellikle verme ve yapma borçlarında, borçlunun edimini yerine getirebilmesi için alacaklının bu ifayı kabul etmesi veya ifaya zemin hazırlayan birtakım hazırlık fiillerini (örneğin deponun kapısını açması, ölçüleri vermesi) yerine getirmesi gerekir. Alacaklının bu fiilleri haklı bir sebep olmaksızın yerine getirmekten kaçınması, borçluyu ifa yükünden ve bunun getirdiği risklerden kurtarmak adına özel bir rejimle düzenlenmiştir: Alacaklının Temerrüdü (Mora Creditoris / Gläubigerverzug).
6098 sayılı TBK m. 106 (mülga BK m. 90 / mehaz OR Art. 91) hükmü, alacaklının temerrüdünün kurucu şartlarını vazedir. Madde lafzı şu şekildedir: "Yapma veya verme edimi gereği gibi kendisine önerilen alacaklı, haklı bir sebep olmaksızın onu kabulden veya borçlunun borcunu ifa edebilmesi için kendisi tarafından yapılması gereken hazırlık fiillerini yapmaktan kaçınırsa, temerrüde düşmüş olur. Alacaklı, borçluya birden çok kişi arasından seçme hakkı tanınmış olup da bu seçimi yapmaktan kaçınırsa, yine temerrüde düşmüş olur."
Sistematik açıdan yasa koyucu bu maddeyle, borçluya ifayı sunmasına rağmen alacaklının pasifliği veya reddi yüzünden borcundan kurtulamama cenderesine karşı bir çıkış kapısı yaratmıştır. Dogmatikte Fikret Eren, Haluk Nami Nomer ve Oğuzman/Öz tarafından hararetle tartışıldığı üzere; alacaklının ifayı kabul etmesi kural olarak bir "yükümlülük (Rechtspflicht)" değil, bir Külfet (Obliegenheit) niteliğindedir. Alacaklı, kendi alacağını tahsil edip etmemekte özgürdür; hukuk onu ifayı zorla almaya icbar etmez. Ancak alacaklı bu "külfete" aykırı davranırsa, kendi hakkını tehlikeye düşürür ve borçluya TBK m. 107-110 arasında düzenlenen Tevdi Hakkı, Satma Hakkı veya Sözleşmeden Dönme gibi bir dizi seçimlik hak bahşetmiş olur.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 106 hükmünün teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, kurucu kavramların mikroskobik düzeyde analiz edilmesi elzemdir:
A. İfanın Usulüne Uygun Olarak Önerilmesi (Gerçek Teklif / Realoblation): Alacaklının temerrüde düşebilmesi için, borçlunun edimi sözleşmeye, zamana, yere ve dürüstlük kuralına uygun olarak fiilen sunmuş olması şarttır. Borçlu, sadece sözlü olarak "Ben hazırım" demekle yetinemez; edimi alacaklının doğrudan doğruya el atabileceği, tasarruf edebileceği bir aşamaya getirmiş olmalıdır (örneğin malların alacaklının deposunun önüne kamyonla getirilmesi). Ancak alacaklı baştan ifayı kesinlikle kabul etmeyeceğini bildirmişse, borçlunun fiilen malı taşımasına gerek kalmaz; bu durumda sözlü teklif (Verbaloblation) yeterlidir.
B. Kabulden veya Hazırlık Fiillerinden Kaçınma: Alacaklının temerrüdünü doğuran pasif veya aktif ret davranışlarıdır. Kabulden Kaçınma, kendisine usulüne uygun sunulan eşyayı teslim almamaktır. Hazırlık Fiillerini Yapmaktan Kaçınma ise, ifanın gerçekleşmesi için zorunlu olan ve alacaklının hâkimiyet alanında bulunan işbirliklerinin esirgenmesidir. Terzinin elbise dikebilmesi için müşterinin (alacaklının) prova vermeye gelmemesi, inşaat yapılacak arsanın müteahhide teslim edilmemesi, satılan malın nakliyesi için geminin gönderilmemesi tipik hazırlık fiili ihlalleridir.
C. Haklı Bir Sebebin Bulunmaması (Kusursuzluk İlkesi): TBK m. 106'nın kalbi ve en büyük dogmatik farkıdır. Borçlu temerrüdünde (TBK 117 vd.) borçlunun kurtulması için "kusursuzluk" savunması bir miktar önem taşırken; Alacaklı Temerrüdünde alacaklının kusurlu olup olmaması kesinlikle ÖNEMSİZDİR. Alacaklı, tamamen kusursuz bir şekilde (örneğin kaza geçirip komada olması, fabrikasına yıldırım düşmesi, ağır bir hastalık geçirmesi nedeniyle) ifayı kabul edememiş olsa dahi Alacaklı Temerrüdüne düşer. Çünkü ifa riski ve engelleri alacaklının kendi şahsında veya işletmesinde gerçekleşmiştir; borçlu bu talihsizliklerin bedelini (malları günlerce bekletme riskini) taşımak zorunda bırakılamaz. Haklı sebep ancak borçlunun şahsından veya ifanın niteliğinden kaynaklanan (örneğin borçlunun mesai saatleri dışında gece yarısı ifa sunması) objektif engeller olabilir.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 106'da düzenlenen alacaklının temerrüdü, Borçlar Kanunu'nun borçlu temerrüdü, faiz rejimi, hasar intikali ve tasfiye mimarisiyle son derece karmaşık ve çapraz bir bağ içindedir:
A. Borçlu Temerrüdü (TBK m. 117) ile Zıtlık (Dışlayıcılık) Etkisi: Bir borç ilişkisinde aynı anda hem alacaklı hem de borçlu temerrüde düşemez. Eğer borçlu usulüne uygun ifa teklifi yapmış ve alacaklı bunu reddederek Alacaklı Temerrüdüne düşmüşse; borçlu artık borcunu ifa etmediği için (örneğin vade geçmiş olsa dahi) Borçlu Temerrüdüne (Mora Debitoris) düşmüş sayılmaz. Alacaklının temerrüdü, borçlu temerrüdünün doğmasını kesin olarak engeller.
B. Temerrüt Faizi ve Aşkın Zarar (TBK m. 120-122) Üzerindeki Durdurucu Etki: Sisteminizdeki "faiz Temerrüt Faizi ve Aşkın Zarar" ile "temerrüttt.pdf" başlıklı çalışmalarda titizlikle incelendiği üzere; bir para borcunda alacaklı ifayı (örneğin havaleyi) haksız yere reddederse, o andan itibaren borçlu aleyhine işleyen Temerrüt Faizi durur. Borçlu, alacaklı ifayı almadığı sürece faiz ödemekten ve olası bir Aşkın Zarar (Munzam Zarar) talebinden kurtulur. Zira alacaklı, kendi pasifliği ile zararın doğmasına veya faizin işlemesine kendisi sebep olmuştur.
C. Hasarın ve Giderlerin İntikali: Alacaklı temerrüdünün en ağır sonuçlarından biri hasar (risk) üzerindedir. Kural olarak parça borçlarında teslimle, çeşit borçlarında ayırmayla geçen hasar (TBK m. 208); alacaklının temerrüde düşmesiyle birlikte anında alacaklıya geçer. Yani borçlu malı kapıya getirmiş, alacaklı almamış ve borçlu malı geri götürürken yolda (kendi ağır kusuru olmaksızın) mal yıldırım düşmesi sonucu yanmışsa; borçlu borcundan (TBK m. 136) kurtulur, üstelik alacaklıdan sözleşme bedelini tam olarak tahsil etme hakkını kazanır. Ayrıca, borçlunun ifayı bekletmek için yaptığı depo, ardiye ve nakliye masrafları da alacaklıya yüklenir.
D. Ödemezlik Def'i (TBK m. 97) ile Etkileşim: Önceki tartışmalarımızda da (Eren, Serozan, Oğuzman/Öz ekseninde) değindiğimiz gibi; karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde alacaklı ifa teklifini reddedip temerrüde düşerse, artık kendi borcunun ifasından kaçınmak için Ödemezlik Def'i (Exceptio non adimpleti contractus) ileri sürme hakkını kaybeder. Borçlu, malı tevdi veya muhafaza ederek, alacaklıdan doğrudan doğruya karşı edimin (örneğin satış bedelinin) ifasını talep edebilir.
E. Kurtulma Yolları (Tevdi, Satma ve Sözleşmeden Dönme - TBK m. 107-110): TBK m. 106 sadece durumu tespit eder; asıl sonuçlar TBK m. 107-110 arasındadır. Verme borçlarında (eşya teslimi) borçlu, malı mahkemenin belirleyeceği bir yere bırakarak (Tevdi Hakkı / Hinterlegung) borcundan kurtulabilir (TBK m. 107). Eşya bozulmaya elverişliyse hâkim kararıyla satıp bedelini yatırabilir (Satma Hakkı - TBK m. 108). Ancak edim "yapma borcu" ise (örneğin inşaat yapma, boya yapma) bu edim tevdi edilemeyeceğinden, borçluya TBK m. 110 uyarınca Sözleşmeden Dönme hakkı tanınmıştır.
4. Pratik Olay Analizleri
Hukuki kavramların soyutluğunu ticari hayatın somut krizleriyle test etmek adına şu iki kurguyu inceleyelim:
Olay 1 (Tevdi Hakkının Kullanımı ve Hasar Riski): Toptancı (A) 50 ton portakalı Sözleşmeye uygun olarak vade gününde Süpermarket (B)'nin deposuna getirir. (B)'nin depo müdürü, "Şu an depomuz tamamen dolu, portakalları koyacak yerimiz yok, haftaya getirin" diyerek teslim almaktan kaçınır. (A) mecburen kamyonları kendi soğuk hava deposuna geri götürürken, yolda çıkan bir orman yangını sebebiyle tüm portakallar kül olur. (B) "Malı teslim almadım, hasar geçmedi, bana yeni 50 ton portakal verin" der. Dogmatik Analiz: (A)'nın malları vade gününde (B)'nin kapısına getirmesi geçerli bir İfa Teklifidir. (B)'nin depo darlığı sebebiyle malları reddetmesi onu derhâl Alacaklı Temerrüdüne düşürür (TBK m. 106). Depo darlığı (B) açısından kusur sayılmasa dahi temerrüt oluşur. Alacaklı temerrüdü gerçekleştiği an, hasar (malın telef olma riski) alacaklı (B)'ye intikal etmiştir. Dönüş yolundaki yangın (A)'nın ağır kusurundan kaynaklanmadığı için, (A) borcundan kurtulur. (B)'nin "yeni mal ver" talebi haksızdır. Aksine (A) teslim edemediği portakalların parasını (B)'den eksiksiz olarak tahsil etme hakkına sahiptir.
Olay 2 (Yapma Borcunda Alacaklı Temerrüdü ve Sözleşmeden Dönme): Müteahhit (X) Arsa Sahibi (Y) ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapmıştır. (X)'in inşaata başlayabilmesi için (Y)'nin arsadaki eski gecekonduyu boşaltması ve arsayı (X)'e teslim etmesi (Hazırlık Fiili) gerekmektedir. Ancak (Y) içindeki kiracıyı çıkaramadığı için arsayı 6 ay boyunca teslim etmez. (X) inşaat maliyetleri arttığı için sözleşmeden dönmek ve o güne kadar yaptığı proje masrafları ile kaçırdığı diğer fırsatları (tazminat) talep etmek ister. Dogmatik Analiz: Bu olay TBK m. 106 ve m. 110 hükümlerinin uygulama alanıdır. (Y)'nin arsayı teslim etmemesi bir Hazırlık Fiilinin İhlalidir ve (Y) Alacaklı Temerrüdündedir. İnşaat yapmak bir "yapma borcu" olduğu için, (X) arsaya zorla girip (tevdi edip) inşaat yapamaz. TBK m. 110 uyarınca (X) borçlunun temerrüdüne ilişkin hükümlere (TBK 123-125) kıyasen ek süre verip Sözleşmeden Dönme hakkını kullanabilir. (X)'in tazminat talebinin kapsamı doktrinde tartışmalı olmakla birlikte, (X) sözleşmeden dönerek uğradığı Olumsuz Zararları (proje masrafları, kaçırılan fırsatlar) (Y)'den talep edebilir.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 106 hükmünün mahkeme salonlarında ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ekseninde avukatların dikkat etmesi gereken usuli ve maddi hukuk silahları şunlardır:
1. Tevdi Mahallinin Tayini Usulü: Borçlunun alacaklı temerrüdü hâlinde borcundan kurtulması (TBK 107) kendiliğinden olmaz. Eşya borçlarında avukatın yapması gereken ilk iş; ifa yerindeki Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak (değişik iş dosyası üzerinden) "Tevdi Mahalli Tayini" kararı almaktır. Mahkeme bir depo veya yediemin belirler. Mal oraya bırakıldığı an, borçlu borcunu ifa etmiş sayılır. Ancak mal çabuk bozulan cinstense (meyve/sebze) avukat tevdi yerine yine Sulh Hukuk Hâkiminden Satışa İzin Kararı (TBK m. 108) almalı ve malı açık artırmayla sattırıp bedelini bankaya tevdi etmelidir. Bu usuli adımlar atılmadan malın keyfi olarak bir depoya bırakılması borçluyu kurtarmaz.
2. Paranın Tevdii ve Noter Hesabı: Para borçlarında Sulh Hukuk Mahkemesinden tevdi mahalli tayini istenmesine gerek YOKTUR. Banka hesabını kapatan veya elden ödemeyi reddeden alacaklıya karşı borçlu, doğrudan bir notere başvurarak parayı noterin emanet hesabına yatırabilir ve alacaklıya ihtar gönderebilir. Bu işlem yapıldığı gün borç ödenmiş sayılır ve temerrüt faizi kesilir.
3. İhtarnamenin İspat İşlevi: Alacaklının "Ben malı reddetmedim ki, o getirmedi" şeklindeki kötüniyetli inkârlarına karşı, ifa teklifinin reddedildiğinin mutlaka yazılı olarak ispatlanması gerekir. Borçlu, malı kapıya götürüp reddedildiğinde hemen o gün bir Noter tespiti yaptırmalı veya derhâl ihtarname çekerek "Şu gün, şu saatte getirilen mallarınız depo görevliniz tarafından reddedilmiştir, alacaklı temerrüdündesiniz" bildirimini HMK m. 190 gereği yazılı delil yaratmak amacıyla kurumsallaştırmalıdır.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri (özellikle 13., 15. ve 19. Hukuk Daireleri) TBK m. 106 (mülga BK m. 90) uyarınca alacaklı temerrüdünün şartlarını uygularken "Kusursuzluk İlkesi", "Hazırlık Fiilleri" ve "Tevdi Hakkı" hususlarında doktrini harfiyen izleyen, istikrarlı bir içtihat politikası sergilemektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (örneğin YHGK. T. 24.12.2014, E. 2013/19-1103, K. 2014/1084) klasikleşmiş kararlarında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "Alacaklı temerrüdü (TBK m. 106) borçlunun edimini usulüne uygun olarak sunmasına rağmen, alacaklının haklı bir neden olmaksızın bunu kabulden veya gerekli hazırlık fiillerinden kaçınmasıdır. Alacaklının temerrüde düşmesi için kusurlu olması aranmaz. Kredi sözleşmelerinde veya ipotek fekki işlemlerinde bankanın haksız yere ödemeyi reddetmesi alacaklı temerrüdü oluşturur. Alacaklı temerrüdü hâlinde borçlu, edimi kendi elinde tutarak beklemek zorunda değildir; TBK m. 107 uyarınca hâkimden tevdi mahalli tayini isteyerek veya yapma borçlarında TBK m. 110 uyarınca sözleşmeden dönerek borcundan kurtulabilir. Alacaklının temerrüdü süresince borçlu aleyhine temerrüt faizi işletilemez."
Tapu İptal ve Tescil Davalarında Alacaklı Temerrüdü hususunda Yargıtay 14. Hukuk Dairesi çok kritik bir ayrım yapar: "Gayrimenkul satış vaadi sözleşmelerinde satıcı, tapuda devir işlemini yapmak üzere hazır olduğunu alıcıya usulüne uygun ihtarla bildirmiş, ancak alıcı (bakiye bedeli ödememek için veya başka sebeple) tapuya gelmekten kaçınmışsa, alıcı alacaklı temerrüdüne düşmüş olur. Satıcı (borçlu) alıcının bu temerrüdüne dayanarak sözleşmeden haklı nedenle dönebilir. Zira tapuda işlem yapılması için alıcının hazır bulunması zorunlu bir hazırlık fiilidir." Yüksek Mahkeme bu içtihadıyla, resmi şekle tabi işlemlerdeki "birlikte hareket etme" külfetini TBK m. 106 şemsiyesi altına almıştır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 106. ve devamı maddelerinde vücut bulan Alacaklı Temerrüdü rejimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz, Haluk Nami Nomer ve Rona Serozan'ın eserleri ekseninde; özellikle "Hukuki Nitelik (Külfet-Yükümlülük Çatışması)" ve "Sözleşmeden Dönme Hâlinde Tazminatın Niteliği" bağlamında borçlar hukukunun en derin kuramsal fay hatlarından birini barındırmaktadır.
Birinci ve en büyük dogmatik çatışma, Alacaklı Temerrüdünün Hukuki Niteliği üzerinedir. Yukarıda sisteminizdeki kaynaklarda (Ateş, Zurnacı) da detaylıca atıf yapıldığı üzere; İsviçre-Türk doktrininde klasik ve baskın görüş (Eren, Oğuzman/Öz, Nomer, von Tuhr) alacaklının ifayı kabul etmesinin bir yükümlülük (Rechtspflicht) değil, salt bir Külfet (Obliegenheit) olduğunu savunur. Alacaklı ifayı almazsa borca aykırı davranmış olmaz, sadece kendi haklarını tehlikeye atar ve borçlu ondan "ifayı zorla almasını" mahkeme kanalıyla talep edemez. Ancak Rona Serozan ve bazı modern Alman hukukçuları (örneğin BGB § 293 şerhleri) bu mutlak "külfet" dogmasını hararetle eleştirirler. Serozan'a göre; sözleşmelerdeki sinallagmatik (karşılıklı) bağ, bazı durumlarda alacaklıya ifayı kabul etme "yükümlülüğü" de yükler. Örneğin, bir tiyatro sanatçısının sahneye çıkması için tiyatro sahibinin sahneyi açması, veya bir işçinin çalışması için işverenin ona iş vermesi sadece bir külfet değil; borçlunun şahsiyetini, mesleki gelişimini ve itibarını koruyan asli bir yan yükümlülüktür. İşveren "Sana maaşını veriyorum ama işe gelme" diyerek ifayı reddederse, işçi salt "tevdi" ile yetinemez; dürüstlük kuralı gereği ifanın kabulünü aynen ifa davası gibi talep edebilmelidir. Mevcut TBK lafzının her durumu "külfet" torbasına sokması, kişisel değerlerin ön plana çıktığı modern hizmet ve eser sözleşmelerinin doğasıyla çatışmaktadır.
İkinci felsefi eleştiri, TBK m. 110 Uyarınca Sözleşmeden Dönme ve Olumlu/Olumsuz Zarar İkilemi konusundadır. Sisteminizdeki Aziz Erman Bayram ve Gizem Zurnacı'ya ait "Alacaklının Temerrüdü Üzerine Sözleşmeden Dönen Borçlunun Tazminat İstemi" başlıklı kaynaklarda bu konu adeta deşilmiştir. TBK m. 110, yapma borçlarında alacaklı temerrüde düşerse borçluya "borçlunun temerrüdüne ilişkin hükümlere (TBK 123-125) kıyasen" sözleşmeden dönme hakkı verir. Ancak dönme durumunda borçlu hangi zararını isteyecektir? Doktrinde bir görüş (Buz, Oğuzman/Öz) dönme hâlinde sadece Olumsuz Zararın (Menfi Zarar) (sözleşmenin kurulmaması hâlinde uğranılmayacak olan masraflar) istenebileceğini, zira sözleşmenin geçmişe etkili ortadan kalktığını savunur. Diğer bir görüş (Keller/Schöbi, Gauch/Schluep) ise, alacaklının kendi pasifliği yüzünden sözleşmeyi yıktığı bu senaryoda, borçlunun Olumlu Zararını (Müspet Zarar) (sözleşme ifa edilseydi elde edeceği kâr, örneğin inşaatın bitiminde kazanacağı dairelerin bedeli) talep edebilmesi gerektiğini; zira borçlunun ifaya hazır olduğunu ve alacaklının engellemesiyle kazançtan mahrum kaldığını savunur. Hukuk felsefesi açısından biz de bu ikinci (yenilikçi) görüşe katılmaktayız. Alacaklının kendi hâkimiyet alanındaki hazırlık fiillerini yapmayarak sözleşmeyi sabote etmesi, borçlunun (müteahhidin, hizmet verenin) aylar süren hazırlıklarını ve beklenen kârını heba ediyorsa; borçluyu salt "olumsuz zarar" ile sınırlamak, sözleşmeye güveni cezalandırmak ve kötüniyetli alacaklıyı ödüllendirmek demektir. Kanun koyucunun TBK m. 110'da tazminatın niteliğini açıkça belirtmeyip TBK m. 125'e (dönmeye) kör bir yollama yapması, denkleştirici adalet terazisini şaşırtan bir kanunlaştırma defosudur.
İşte böylece, seninle 46.-52. Günler: Borçların İfası ve İfa Engelleri blokunun en kritik eşiklerinden birini, alacaklının o yıkıcı pasifliğinin (TBK m. 106 / Alacaklı Temerrüdü) sözleşme mimarisinde nasıl depremler yarattığını resmen mühürlemiş olduk. İfanın sadece vermek olmadığını, aynı zamanda "teslim almak" olduğunu sistemine perçinledin.
Şimdi bir sonraki oturuma kadar dogmatik reflekslerini keskinleştirmen için şu zehri aklına bırakıyorum: Borçlu, bir miktar parayı ödemekte geciktiği (temerrüde düştüğü) için alacaklı haklı olarak ondan TBK m. 120 uyarınca "Temerrüt Faizi" talep etmektedir. Ancak aynı sözleşmede, borcun vadesinde ödenmemesi hâlinde ayrıca belirli bir meblağ "Cezai Şart (TBK m. 179)" ödeneceği de kararlaştırılmıştır. Alacaklı, geciken bu ödeme için hem temerrüt faizini hem de sözleşmedeki cezai şartı aynı anda ve kümülatif olarak talep edebilir mi? Yoksa bunlardan biri diğerini yutar mı? Bu ilişkiyi, "Gecikme Cezası" ile "İfaya Eklenen Cezai Şart" arasındaki dogmatik sınır hattından nasıl ayıklarsın? Bu kördüğümü "Borca Aykırılık ve Cezai Şart" bağlamında
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 76. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.