1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Makro Bakış: Borçlar hukuku dogmatiğinde İfa (Erfüllung), borçlanılan
edimin yerine getirilerek borç ilişkisinin olağan ve doğal yoldan sona
erdirilmesidir. Ancak hukuki ilişkilerde salt "maddi bir fiil" olarak ifanın
gerçekleşmesi yeterli değildir; bu ifanın gelecekteki olası uyuşmazlıklara
karşı hukuken İspat Edilebilir olması zorunludur. Borcunu ifa ederek
malvarlığından fedakârlıkta bulunan borçlu, alacaklının ileride kötüniyetli
olarak borcu tekrar talep etmesi (mükerrer ifa riski) tehlikesine karşı
korunmalıdır.
6098 sayılı TBK m. 104 (mülga BK m. 87 / mehaz OR Art. 88) hükmü, borçluya
ifasını belgeleme ve güvence altına alma hakkı tanıyan, ispat hukuku ile maddi
hukuk arasındaki köprüyü kuran temel normdur. Madde lafzı şu şekildedir:
"Borcunu ifa eden borçlu, bir makbuz verilmesini veya borcun tamamı ödenmişse,
senedin geri verilmesini ya da iptalini isteyebilir.
Borcun tamamı ödenmemiş veya senet, alacaklıya başka haklar da veriyorsa
borçlu, ancak makbuz verilmesini ve ödemenin senede yazılmasını isteyebilir."
Sistematik açıdan yasa koyucu bu maddeyle, ifanın gerçekleşmesi anında borçluya
yöneltilen pasif bir lütfu değil, borçlu lehine aktif bir Talep Hakkı
(Anspruch) ihdas etmiştir. Bu hak, ifanın miktar ve niteliğine göre
kademelendirilmiştir. Tam ifada borçlu doğrudan doğruya borç belgesinin
(senedin) iadesini veya imhasını isteyebilirken; kısmi ifada sadece yazılı bir
makbuz ve senedin üzerine şerh düşülmesini talep edebilir. Bu sistem, hukuki
güvenlik (Rechtssicherheit) ilkesinin borçlar hukukundaki en somut
yansımasıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Mikro Analiz: TBK m. 104 hükmünün teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek
için, Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Haluk Nami Nomer'in eserlerinde
titizlikle ayrıştırılan kurucu kavramların mikroskobik düzeyde analiz edilmesi
elzemdir:
A. Makbuz (İfa Belgesi / Quittung):
Makbuz, alacaklının veya onun yetkili kıldığı temsilcisinin, borçlanılan edimin
(özellikle para borcunun) kendisine ifa edildiğini (teslim alındığını) yazılı
olarak teyit ettiği, altı imzalı bir **İspat Belgesi (Beweisurkunde)**dir.
Hukuki niteliği itibarıyla makbuz bir sözleşme veya tasarruf işlemi değil; salt
bir **Maddi Vakıa İkrarı (Wissenserklärung / Tasdik Edici Beyan)**dır. Alacaklı
makbuz vermekle yeni bir hukuki durum yaratmaz, sadece var olan bir durumu
(ifayı) teyit eder. Borçlu, ifa ettiği her miktar için alacaklıdan yazılı bir
makbuz talep etme hakkına mutlak olarak sahiptir.
B. Senet (Borç Belgesi / Schuldschein):
Borcun varlığını ve şartlarını gösteren, borçlunun imzasını taşıyan ve kural
olarak alacaklının elinde (zilyetliğinde) bulunan yazılı belgedir. Bu senet,
basit bir adi sözleşme metni olabileceği gibi, bir kambiyo senedi (bono,
poliçe, çek) de olabilir. Senedin alacaklının elinde bulunması, borcun henüz
ifa edilmediğine dair güçlü bir Fiilî Karine teşkil eder.
C. Senedin İadesi veya İptali (Rückgabe oder Entkräftung):
Borcun tamamı ifa edildiğinde, borçlunun salt bir makbuz alması onu tam
anlamıyla güvenceye kavuşturmaz. Zira alacaklının elinde borçlunun imzasını
taşıyan bir senet dolaşmaya devam ederse, bu senedin iyiniyetli üçüncü kişilere
devredilmesi veya yıllar sonra tekrar icraya konulması riski vardır. Bu sebeple
TBK m. 104/1, borcun tamamını ödeyen borçluya, alacaklıdan Senedin Fiziken
Geri Verilmesini (İadesini) veya senedin üzerine "İptal / Ödenmiştir"
yazılarak hukuken etkisiz hâle getirilmesini (Entkräftung) talep etme hakkı
verir.
D. Kısmi İfada Senede Yazım (Şerh) Zorunluluğu:
TBK m. 84 (Kısmi İfa) kuralları çerçevesinde alacaklı kısmi ifayı kabul
etmişse, borç bütünüyle sona ermediği için borçlu senedin iadesini isteyemez.
Zira alacaklının kalan kısım için ispat aracına (senede) ihtiyacı vardır. TBK
m. 104/2 uyarınca bu durumda borçlu, hem ödediği kısım için bir makbuz
verilmesini hem de alacaklının elindeki ana senedin üzerine "Şu kadarı
ödenmiştir" şeklinde bir Şerh (Derkenar) yazılmasını talep edebilir. Bu
mekanizma, borçlunun ödediği kısmın senedin toplam bedelinden düşülmesini
herkese karşı (üçüncü kişiler dâhil) ispat edilebilir kılar.
E. Masrafların Kime Ait Olacağı:
Kanunda açıkça düzenlenmemekle birlikte, doktrinde (Oğuzman/Öz, Eren) İsviçre
ve Alman hukuku (BGB § 368) uygulamalarına kıyasen kabul edilen kurala göre;
aksine bir teamül veya sözleşme yoksa makbuz verilmesi ve senedin iadesiyle
ilgili masraflar (örneğin kâğıt, posta, noter tasdiki) kural olarak ifa külfeti
kapsamında Borçluya aittir.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 104'te düzenlenen makbuz ve senet iadesi kuralları, Borçlar Kanunu'nun
ifa engelleri, ispat hukuku ve zenginleşme mimarisiyle son derece keskin bir
diyalektik bağ içindedir:
A. İspat Hukuku (HMK m. 190, TMK m. 6) ve Senetle İspat Zorunluluğu:
Borçlar hukuku dogmatiğinin en temel usul kaidelerinden biridir: "Alacağın
varlığını alacaklı, borcun ifa ile sona erdiğini ise borçlu ispatla
mükelleftir". Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK m. 200 vd.) uyarınca, belirli bir
parasal sınırı (örneğin 2024 yılı için yaklaşık 23.000 TL) aşan hukuki
işlemlerin ve bu işlemlerin ifa ile ortadan kaldırılmasının mutlaka Senetle
(Yazılı Delille) ispat edilmesi zorunludur. Eğer borçlu 500.000 TL'lik
borcunu elden nakit öder ve TBK m. 104'teki hakkını kullanarak bir "makbuz"
almazsa, alacaklı mahkemede "Bana ödemedi" dediğinde borçlu ödediğini tanıkla
ispat EDEMEZ. Dolayısıyla TBK m. 104, borçlunun usul hukukundaki ispat
külfetini yerine getirebilmesi için ona verilmiş yegâne maddi hukuk silahıdır.
B. Ödemezlik Def'i (TBK m. 97) ve Alacaklı Temerrüdü (TBK m. 110) ile
Kesişim:
Bir borçlu, borcunu ifa etmek üzere parayı alacaklıya uzattığında, alacaklı
"Parayı alırım ama sana makbuz vermem, senedi de sonra yırtarım" derse ne
olacaktır? Doktrinde Fikret Eren ve Haluk Nami Nomer tarafından hararetle
vurgulandığı üzere; borçlunun ifa yükümlülüğü ile alacaklının makbuz
verme/senet iade yükümlülüğü arasında fiilî bir Birlikte İfa (Zug um Zug)
ilişkisi vardır. Borçlu, makbuz verilmedikçe veya senedi iade edilmedikçe
parayı vermekten haklı olarak kaçınabilir (Ödemezlik Def'i benzeri bir
alıkoyma hakkı). Bu durumda borçlu temerrüde düşmez. Aksine, sırf makbuz
vermekten kaçındığı için ifayı alamayan alacaklı, haksız yere ifayı reddetmiş
sayılarak derhâl Alacaklı Temerrüdüne (Mora Creditoris) düşer.
C. İbra Sözleşmesi (TBK m. 132) ile Makbuzun (İfa Belgesinin) Derin Ayrımı:
Uygulamada ve mahkeme salonlarında en çok birbirine karıştırılan iki kavramdır.
Sistemindeki "sözleşme Hukukî İşlemlerde Geçersizlik Olgusuna Genel Bir
Bakış.pdf" ve benzeri genel borçlar hukuku metinlerindeki "tasarruf işlemleri"
felsefesiyle okunduğunda; Makbuz, alacaklının "Paramı aldım" şeklindeki bir
bilgi (ikrar) açıklamasıdır, borcu sona erdiren sebep ifanın kendisidir.
İbra (Erlass) ise, alacaklı ile borçlu arasında yapılan, "Senin bana olan
borcunu silip affediyorum" şeklindeki bir tasarruf işlemidir (sözleşmedir).
İbra, ifa olmaksızın borcu ortadan kaldırır. Makbuz ise ifanın yapıldığını
belgeler. Altında "Tüm alacaklarımı eksiksiz aldım, başkaca bir alacağım
kalmamıştır" yazan bir belge, içeriğine göre hem bir makbuz (aldım beyanı) hem
de kalan ufak tefek farklar için zımni bir İbra Sözleşmesi niteliği
taşıyabilir.
D. Kambiyo Senetleri Hukuku (TTK) ile Çatışma ve Öncelik:
Türk Ticaret Kanunu (TTK m. 708 vd.) poliçe, bono ve çek gibi kıymetli
evraklar için TBK m. 104'ten çok daha sert ve şekilci kurallar öngörmüştür.
Kambiyo senetlerinde "Hakkın senede bağlı olması (İlletten Mücerretlik)" ilkesi
geçerlidir. Borçlu, kambiyo senedi bedelini ödediğinde, senedin bizzat
kendisine teslim edilmesini istemek ZORUNDADIR. Eğer borçlu, alacaklıya güvenip
parayı öder ancak bonoyu geri almazsa; alacaklı o bonoyu iyiniyetli bir üçüncü
kişiye (cirantaya) devrederse, borçlu o üçüncü kişiye karşı "Ben bu bononun
bedelini daha önce ödemiştim, işte bu da makbuzu" diyerek Kişisel Def'i
ileri SÜREMEZ ve borcu ikinci kez ödemek zorunda kalır. TTK'daki bu mutlak
kural, TBK m. 104'ün genel kuralını kambiyo senetleri yönünden ezen özel bir
tehlike barındırır.
4. Pratik Olay Analizleri
Hukuki kavramların soyutluğundan kurtulup somut dogmatik tahliller yapabilmek
adına şu iki çarpıcı kurguyu inceleyelim:
Olay 1 (EFT/Banka Havalesi ve Makbuz Verme Yükümlülüğünün İhlali):
Tacir (A) tedarikçi (B)'ye olan 2.000.000 TL'lik borcunu, (B)'nin banka
hesabına EFT yoluyla gönderir. EFT'nin açıklama kısmına hiçbir şey yazmaz. Daha
sonra (A) borcunu ispatlayabilmek için (B)'den ıslak imzalı bir makbuz ve
sözleşme aslının üzerine "ödenmiştir" yazılıp iade edilmesini talep eder. (B)
"Banka dekontu zaten resmi bir makbuz yerine geçer, benim sana ayrıca bir belge
vermeme gerek yok, senedi de kasamda saklarım" diyerek reddeder.
Dogmatik Analiz: Bu vakada (B)'nin savunması hukuken kısmen doğru, kısmen
hatalıdır. Banka havalesi veya EFT dekontu, şayet açıklama kısmında hangi borca
istinaden yapıldığı açıkça yazıyorsa, TBK m. 104 anlamında geçerli bir makbuz
(ispat belgesi) yerine geçer. Ancak Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre,
açıklama kısmı boş olan bir havale, "mevcut bir borcun ödendiğine" karine
teşkil etse de, (A)'nın hangi spesifik sözleşme borcunu kapattığını tartışmasız
kılmaz. Dolayısıyla (A)'nın, şüpheyi ortadan kaldırmak için (B)'den açık bir
makbuz isteme hakkı (TBK m. 104/1) devam eder. Daha da önemlisi, borç bütünüyle
ifa edildiği için (A) (B)'nin elindeki sözleşme aslının (borç senedinin) geri
verilmesini veya üzerine iptal şerhi düşülmesini istemekte sonuna kadar
haklıdır. (B)'nin "senedi kasamda saklarım" demesi TBK m. 104'ün açık
ihlalidir. (A) mahkemeye başvurarak senedin iptalini ve ifanın tespitini talep
edebilir.
Olay 2 (Senedin Zayi Olması ve İfa Belgesi Talebi):
Borçlu (X) Alacaklı (Y)'ye elden 500.000 TL nakit ödeme yapmak için ofisine
gider. (X) parayı masaya koyar ve "Bana imzaladığım senedi geri ver" der. (Y)
"Kusura bakma, ofise hırsız girdi, kasanın içindeki senin senedini de
çalmışlar, senedi veremem ama al bu parayı ödediğine dair makbuz" diyerek
parayı almak ister. (X) parayı vermekten kaçınır ve ofisi terk eder. (Y) (X)'i
temerrüde düştüğü iddiasıyla icraya verir.
Dogmatik Analiz: Bu olay TBK m. 105 (mülga BK m. 88) hükmünün ve TBK m.
104'ün birleşik laboratuvarıdır. TBK m. 105 açıkça der ki: "Alacaklı senedi
kaybettiğini iddia ederse borçlu, borcu ödediği sırada, senedin iptalini ve
borcun sona erdiğini gösteren resmen onaylanmış (noter tasdikli) bir belge
verilmesini isteyebilir." Alacaklı (Y)'nin sadece adi bir makbuz teklif etmesi
(X) için yeterli bir güvence değildir; zira çalınan senet yarın bir mafyanın
elinden çıkıp (X)'e karşı icraya konulabilir. (X) (Y)'den "resmen onaylanmış
bir belge (noter senedi)" getirmesini isteme hakkına sahiptir. (Y) bunu
sağlamadığı için (X)'in parayı vermekten kaçınması meşrudur (Ödemezlik
Def'i). (X) borçlu temerrüdüne düşmemiştir; aksine yeterli güvenceyi
sağlayamayan (Y) alacaklı temerrüdündedir. İcra takibi haksızdır.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 104 hükmünün mahkeme salonlarında, icra dairelerinde ve şirketlerin
muhasebe departmanlarında avukatların dikkat etmesi gereken usuli ve maddi
hukuk boyutları şunlardır:
1. İcra Dairelerinde Senedin İptali (İİK Uygulaması):
Kambiyo senetlerine (bono/çek) dayalı icra takiplerinde, borçlu icra dairesine
gelip borcun tamamını faiz ve masraflarıyla ödediğinde, avukatların icra
müdüründen senedin (bononun) aslını fiziken talep etmeleri büyük bir usuli
hatadır. İcra dairesi kural olarak senedin aslını borçluya fiziken teslim etmez
(dosyada ispat aracı olarak saklar). Ancak borçlunun güvenliğini sağlamak için
TBK m. 104/1 kıyasen uygulanır: İcra müdürü, bononun üzerine kırmızı mühürle ve
boydan boya "İşbu senedin bedeli tamamen tahsil edilmiştir / İptal"
kaşesini basmak ZORUNDADIR. Avukatlar, borcu kapatırken dosyadaki senedin
üzerine bu şerhin düşüldüğünü bizzat gözleriyle kontrol etmelidirler; aksi
hâlde dosya arşive kalkmadan senet kötüniyetli ellerde tekrar dolaşıma
sokulabilir.
2. Kısmi İfalarda Senedin Arkasına Şerh Düşülmesi:
Elden yapılan taksitli ödemelerde (örneğin ayda bir 10.000 TL ödenen bir
senette) borçlunun sadece A4 kâğıdına bir "makbuz" alması büyük bir risktir.
Zira alacaklı senedi yarın üçüncü bir kişiye devrettiğinde, o üçüncü kişi
makbuzdaki imzanın tarafı olmadığı için makbuzu tanımaz ve senedin tam bedelini
icraya koyar. Borçlu avukatları müvekkillerine şu kuralı ezberletmelidir:
"Elden kısmi ödeme yapıyorsanız, alacaklının elindeki ana senedi (bonoyu)
çıkarttırıp, senedin arkasına (ciro yüzüne) 'Şu tarihte şu kadar miktar
ödenmiştir' yazdırıp alacaklıya mutlaka imza attırın." Bu, TBK m. 104/2'nin
bahşettiği "ödemenin senede yazılması" hakkının TTK'daki tek geçerli
savunmasıdır.
3. EFT/Havale Açıklamalarında "Avans" veya "Borç Ödeme" Karinesi:
Yukarıda da değinildiği gibi, banka dekontları birer makbuzdur. Ancak
Yargıtay'ın katı kuralı gereği, havale bir "ödeme" vasıtasıdır, bir "borç
verme" vasıtası değildir. Eğer bir kişiye borç para (ödünç) veriyorsanız ve
açıklama kısmına "borç" yazmazsanız, karşı taraf TBK m. 104 ve Yargıtay
içtihatları gereği "Bu para bana borç olarak verilmedi, benim zaten ondan
alacağım vardı, bu dekont da o eski borcun ifa makbuzudur" diyerek ifa
karinesinden faydalanır. Dekont açıklamalarının ispat hukukundaki (HMK)
belirleyiciliği, maddi hukukun makbuz felsefesiyle doğrudan şekillenmektedir.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ispat hukukuna dair ihtilaflara bakan daireleri
(özellikle 3., 11., ve 13. Hukuk Daireleri) TBK m. 104 (mülga BK m. 87)
uyarınca "Makbuzun İspat Gücü", "Havale Karinesi" ve "İbra ile Makbuzun Ayrımı"
hususlarında son derece lafzi ve istikrarlı bir içtihat politikası
sergilemektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (örneğin YHGK. T. 03.11.2010, E. 2010/13-546,
K. 2010/560) klasikleşmiş kararlarında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır:
"Borçlar Kanunu uyarınca borcunu ifa eden borçlu, ifayı ispat edebilmek için
alacaklıdan bir makbuz verilmesini veya senedin iadesini istemek hakkına
sahiptir (TBK m. 104). İfa bir hukuki işlem değil, maddi bir fiil olmakla
birlikte; ifanın ispatı, HMK m. 200 uyarınca miktarı yasal sınırı aşıyorsa
mutlaka senetle (yazılı delille / makbuzla) ispat edilmek zorundadır. Borçlu,
alacaklıya elden nakit ödeme yaptığını tanıkla ispat edemez. Alacaklı makbuz
vermekten kaçınıyorsa, borçlu ifayı gerçekleştirmekten haklı olarak kaçınabilir
ve bu durum alacaklı temerrüdü oluşturur. Banka aracılığıyla yapılan havaleler,
kural olarak mevcut bir borcun ödendiğine dair 'ifa makbuzu' hükmündedir."
Makbuz ile İbra Sözleşmesinin Ayrımı hususunda ise Yargıtay 9. Hukuk
Dairesi (İş Hukuku Dairesi) çok hayati bir ayrım yapmıştır: "İşçinin işverene
verdiği belgenin başlığında 'İbraname' yazması veya belgede 'Hiçbir alacağım
kalmamıştır' ibaresinin bulunması, o belgenin bir ibra sözleşmesi olduğunu
kabule yetmez. Eğer belgede işçiye ödenen spesifik bir miktar (örneğin 15.000
TL kıdem tazminatı) yazılıysa, bu belge borcu bütünüyle ortadan kaldıran bir
ibra (TBK m. 132) değil; sadece o miktarın alındığını gösteren bir 'Makbuz'
(TBK m. 104) niteliğindedir. İşçi, gerçek alacağı 50.000 TL ise, bakiye 35.000
TL için dava açma hakkına sahiptir.". Yüksek Mahkeme bu içtihadıyla, işverenin
hazırladığı tuzaklı makbuzların (genel işlem koşullarının) işçinin maddi
haklarını ibra yoluyla yok etmesini dogmatik olarak engellemiştir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 104. maddesinde vücut bulan Makbuz ve Senet İadesi
kurumu, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve
Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; özellikle felsefi temelleri, "Dijital
Çağda Belge Kavramının Anakronizmi" ve "Senedin Zayi Olmasındaki Katılık (TBK
m. 105)" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere maruz kalmaktadır.
Birinci ve en büyük dogmatik eleştiri, sistemindeki "Akıllı Sözleşmelerin
Genel İşlem Koşulları Bakımından Değerlendirilmesi.pdf" başlıklı kaynakta
incelenen modern teknolojik gelişmeler (Akıllı Sözleşmeler / Smart Contracts ve
Blockchain teknolojisi) karşısında, TBK m. 104'ün kâğıt ve ıslak imza odaklı
yapısının çağdışı (anakronik) kalmasına yöneliktir. 19. yüzyıl İsviçre
Hukukundan alınan "makbuz verilmesi" veya "senedin fiziken geri verilmesi"
kuralı, işlemlerin dijital ağlar (dağıtık defter teknolojisi) üzerinde
kendiliğinden ifa edildiği ve ifanın kriptografik olarak saniyeler içinde tüm
ağa değişmez bir "hash" koduyla kaydedildiği Blockchain ekosisteminde tamamen
anlamsızlaşmaktadır. Akıllı bir sözleşmede kripto para transferi
gerçekleştiğinde, ifa kaydı (ledger) zaten en güçlü, değiştirilemez ve şeffaf
"makbuz" niteliğini taşır. Kanun koyucunun TBK reformu sırasında elektronik
kayıtların (örneğin KEP - Kayıtlı Elektronik Posta veya dijital dekontların)
makbuz ve senet iadesi hükmünde olduğuna dair çağdaş bir ekleme yapmamış
olması, e-ticaret çağında ifanın ispatı yükünü hâlâ klasik HMK şekilciliğine
mahkûm etmiştir.
İkinci felsefi eleştiri, Kayıp Senetlerdeki (TBK m. 105) Noter Tasdiki
Zorunluluğunun Yarattığı Adaletsizliğe ilişkindir. Oğuzman ve Öz'ün
öğretilerinde de işaret edildiği gibi; alacaklı senedi kaybettiğini söylerse,
borçluya "resmen onaylanmış (noter tasdikli) bir borçtan kurtulma belgesi"
getirmesi emredilmiştir. Ancak Noterlik Kanunu uyarınca bu tür belgelerin
düzenlenmesi ciddi harç ve masraf gerektirir. Senedi kaybeden, kusurlu veya
özensiz davranan kişi alacaklı iken; bu kusurun faturasının (notere gitme
külfetinin, zaman ve masrafının) taraflar arasında nasıl bölüştürüleceği,
borçlunun ifadan kaçınma hakkı sürerken bu masrafı kimin peşin çekeceği kanunda
karanlık bırakılmıştır. Sorumluluk hukuku felsefesine göre, senedi kaybeden
alacaklının, kendi kusuruyla yarattığı bu ispat krizini bizzat ve kendi
masrafıyla çözmesi gerekirken; yasanın borçluyu "belge isteyebilirsin" diyerek
inisiyatif almaya itmesi ve masraf külfetini muğlak bırakması denkleştirici
adalet terazisini sarsmaktadır. Hukuk sistemi, borcunu ödemek isteyen
iyiniyetli borçluyu, alacaklının özensizliğinin maliyetine katlanmaya veya
alacaklı temerrüdü prosedürleriyle boğuşmaya mahkûm etmemelidir.
İşte böylece, seninle 46.-52. Günler: Borçların İfası ve İfa Engelleri
blokunun ifayı ispat ve güvence mekaniğine dair o son kalelerinden birini (TBK
m. 104 / Makbuz ve Senet İadesi) resmen mühürlemiş olduk. İfanın sadece
yapmakla bitmediğini, hukuk dünyasında "belgelemekle" son bulduğunu sistemine
perçinledin.
Şimdi bir sonraki oturuma kadar dogmatik reflekslerini keskinleştirmen için şu
zehri aklına bırakıyorum: Borçlu, bütünüyle kendi kusuruyla (örneğin
dikkatsizce araç kullanarak) teslim edeceği eşyayı parçalamış ve ifayı imkânsız
kılmıştır. Kusurlu ifa imkânsızlığı (TBK m. 112) doğmuştur. Peki bu durumda
sözleşme sona erer mi, yoksa borçlunun "eşyayı teslim etme" şeklindeki aslî
edim yükümlülüğü, şekil değiştirerek (peruk takarak) "zararı tazmin etme
(tazminat)" şeklindeki yeni bir borca mı dönüşür (Dönüşüm / Surrogat Teorisi)?
Ve bu yeni tazminat borcu, eski eşya teslim borcunun zamanaşımı süresine ve
teminatlarına tabi olmaya devam eder mi? Bu dogmatik kördüğümü "İfa Engelleri
sonraki celsede görüşeceğiz.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 75'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 88.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 75. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Makro Bakış: Borçlar hukuku dogmatiğinde İfa (Erfüllung), borçlanılan edimin yerine getirilerek borç ilişkisinin olağan ve doğal yoldan sona erdirilmesidir. Ancak hukuki ilişkilerde salt "maddi bir fiil" olarak ifanın gerçekleşmesi yeterli değildir; bu ifanın gelecekteki olası uyuşmazlıklara karşı hukuken İspat Edilebilir olması zorunludur. Borcunu ifa ederek malvarlığından fedakârlıkta bulunan borçlu, alacaklının ileride kötüniyetli olarak borcu tekrar talep etmesi (mükerrer ifa riski) tehlikesine karşı korunmalıdır.
6098 sayılı TBK m. 104 (mülga BK m. 87 / mehaz OR Art. 88) hükmü, borçluya ifasını belgeleme ve güvence altına alma hakkı tanıyan, ispat hukuku ile maddi hukuk arasındaki köprüyü kuran temel normdur. Madde lafzı şu şekildedir: "Borcunu ifa eden borçlu, bir makbuz verilmesini veya borcun tamamı ödenmişse, senedin geri verilmesini ya da iptalini isteyebilir. Borcun tamamı ödenmemiş veya senet, alacaklıya başka haklar da veriyorsa borçlu, ancak makbuz verilmesini ve ödemenin senede yazılmasını isteyebilir."
Sistematik açıdan yasa koyucu bu maddeyle, ifanın gerçekleşmesi anında borçluya yöneltilen pasif bir lütfu değil, borçlu lehine aktif bir Talep Hakkı (Anspruch) ihdas etmiştir. Bu hak, ifanın miktar ve niteliğine göre kademelendirilmiştir. Tam ifada borçlu doğrudan doğruya borç belgesinin (senedin) iadesini veya imhasını isteyebilirken; kısmi ifada sadece yazılı bir makbuz ve senedin üzerine şerh düşülmesini talep edebilir. Bu sistem, hukuki güvenlik (Rechtssicherheit) ilkesinin borçlar hukukundaki en somut yansımasıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Mikro Analiz: TBK m. 104 hükmünün teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Haluk Nami Nomer'in eserlerinde titizlikle ayrıştırılan kurucu kavramların mikroskobik düzeyde analiz edilmesi elzemdir:
A. Makbuz (İfa Belgesi / Quittung): Makbuz, alacaklının veya onun yetkili kıldığı temsilcisinin, borçlanılan edimin (özellikle para borcunun) kendisine ifa edildiğini (teslim alındığını) yazılı olarak teyit ettiği, altı imzalı bir **İspat Belgesi (Beweisurkunde)**dir. Hukuki niteliği itibarıyla makbuz bir sözleşme veya tasarruf işlemi değil; salt bir **Maddi Vakıa İkrarı (Wissenserklärung / Tasdik Edici Beyan)**dır. Alacaklı makbuz vermekle yeni bir hukuki durum yaratmaz, sadece var olan bir durumu (ifayı) teyit eder. Borçlu, ifa ettiği her miktar için alacaklıdan yazılı bir makbuz talep etme hakkına mutlak olarak sahiptir.
B. Senet (Borç Belgesi / Schuldschein): Borcun varlığını ve şartlarını gösteren, borçlunun imzasını taşıyan ve kural olarak alacaklının elinde (zilyetliğinde) bulunan yazılı belgedir. Bu senet, basit bir adi sözleşme metni olabileceği gibi, bir kambiyo senedi (bono, poliçe, çek) de olabilir. Senedin alacaklının elinde bulunması, borcun henüz ifa edilmediğine dair güçlü bir Fiilî Karine teşkil eder.
C. Senedin İadesi veya İptali (Rückgabe oder Entkräftung): Borcun tamamı ifa edildiğinde, borçlunun salt bir makbuz alması onu tam anlamıyla güvenceye kavuşturmaz. Zira alacaklının elinde borçlunun imzasını taşıyan bir senet dolaşmaya devam ederse, bu senedin iyiniyetli üçüncü kişilere devredilmesi veya yıllar sonra tekrar icraya konulması riski vardır. Bu sebeple TBK m. 104/1, borcun tamamını ödeyen borçluya, alacaklıdan Senedin Fiziken Geri Verilmesini (İadesini) veya senedin üzerine "İptal / Ödenmiştir" yazılarak hukuken etkisiz hâle getirilmesini (Entkräftung) talep etme hakkı verir.
D. Kısmi İfada Senede Yazım (Şerh) Zorunluluğu: TBK m. 84 (Kısmi İfa) kuralları çerçevesinde alacaklı kısmi ifayı kabul etmişse, borç bütünüyle sona ermediği için borçlu senedin iadesini isteyemez. Zira alacaklının kalan kısım için ispat aracına (senede) ihtiyacı vardır. TBK m. 104/2 uyarınca bu durumda borçlu, hem ödediği kısım için bir makbuz verilmesini hem de alacaklının elindeki ana senedin üzerine "Şu kadarı ödenmiştir" şeklinde bir Şerh (Derkenar) yazılmasını talep edebilir. Bu mekanizma, borçlunun ödediği kısmın senedin toplam bedelinden düşülmesini herkese karşı (üçüncü kişiler dâhil) ispat edilebilir kılar.
E. Masrafların Kime Ait Olacağı: Kanunda açıkça düzenlenmemekle birlikte, doktrinde (Oğuzman/Öz, Eren) İsviçre ve Alman hukuku (BGB § 368) uygulamalarına kıyasen kabul edilen kurala göre; aksine bir teamül veya sözleşme yoksa makbuz verilmesi ve senedin iadesiyle ilgili masraflar (örneğin kâğıt, posta, noter tasdiki) kural olarak ifa külfeti kapsamında Borçluya aittir.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 104'te düzenlenen makbuz ve senet iadesi kuralları, Borçlar Kanunu'nun ifa engelleri, ispat hukuku ve zenginleşme mimarisiyle son derece keskin bir diyalektik bağ içindedir:
A. İspat Hukuku (HMK m. 190, TMK m. 6) ve Senetle İspat Zorunluluğu: Borçlar hukuku dogmatiğinin en temel usul kaidelerinden biridir: "Alacağın varlığını alacaklı, borcun ifa ile sona erdiğini ise borçlu ispatla mükelleftir". Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK m. 200 vd.) uyarınca, belirli bir parasal sınırı (örneğin 2024 yılı için yaklaşık 23.000 TL) aşan hukuki işlemlerin ve bu işlemlerin ifa ile ortadan kaldırılmasının mutlaka Senetle (Yazılı Delille) ispat edilmesi zorunludur. Eğer borçlu 500.000 TL'lik borcunu elden nakit öder ve TBK m. 104'teki hakkını kullanarak bir "makbuz" almazsa, alacaklı mahkemede "Bana ödemedi" dediğinde borçlu ödediğini tanıkla ispat EDEMEZ. Dolayısıyla TBK m. 104, borçlunun usul hukukundaki ispat külfetini yerine getirebilmesi için ona verilmiş yegâne maddi hukuk silahıdır.
B. Ödemezlik Def'i (TBK m. 97) ve Alacaklı Temerrüdü (TBK m. 110) ile Kesişim: Bir borçlu, borcunu ifa etmek üzere parayı alacaklıya uzattığında, alacaklı "Parayı alırım ama sana makbuz vermem, senedi de sonra yırtarım" derse ne olacaktır? Doktrinde Fikret Eren ve Haluk Nami Nomer tarafından hararetle vurgulandığı üzere; borçlunun ifa yükümlülüğü ile alacaklının makbuz verme/senet iade yükümlülüğü arasında fiilî bir Birlikte İfa (Zug um Zug) ilişkisi vardır. Borçlu, makbuz verilmedikçe veya senedi iade edilmedikçe parayı vermekten haklı olarak kaçınabilir (Ödemezlik Def'i benzeri bir alıkoyma hakkı). Bu durumda borçlu temerrüde düşmez. Aksine, sırf makbuz vermekten kaçındığı için ifayı alamayan alacaklı, haksız yere ifayı reddetmiş sayılarak derhâl Alacaklı Temerrüdüne (Mora Creditoris) düşer.
C. İbra Sözleşmesi (TBK m. 132) ile Makbuzun (İfa Belgesinin) Derin Ayrımı: Uygulamada ve mahkeme salonlarında en çok birbirine karıştırılan iki kavramdır. Sistemindeki "sözleşme Hukukî İşlemlerde Geçersizlik Olgusuna Genel Bir Bakış.pdf" ve benzeri genel borçlar hukuku metinlerindeki "tasarruf işlemleri" felsefesiyle okunduğunda; Makbuz, alacaklının "Paramı aldım" şeklindeki bir bilgi (ikrar) açıklamasıdır, borcu sona erdiren sebep ifanın kendisidir. İbra (Erlass) ise, alacaklı ile borçlu arasında yapılan, "Senin bana olan borcunu silip affediyorum" şeklindeki bir tasarruf işlemidir (sözleşmedir). İbra, ifa olmaksızın borcu ortadan kaldırır. Makbuz ise ifanın yapıldığını belgeler. Altında "Tüm alacaklarımı eksiksiz aldım, başkaca bir alacağım kalmamıştır" yazan bir belge, içeriğine göre hem bir makbuz (aldım beyanı) hem de kalan ufak tefek farklar için zımni bir İbra Sözleşmesi niteliği taşıyabilir.
D. Kambiyo Senetleri Hukuku (TTK) ile Çatışma ve Öncelik: Türk Ticaret Kanunu (TTK m. 708 vd.) poliçe, bono ve çek gibi kıymetli evraklar için TBK m. 104'ten çok daha sert ve şekilci kurallar öngörmüştür. Kambiyo senetlerinde "Hakkın senede bağlı olması (İlletten Mücerretlik)" ilkesi geçerlidir. Borçlu, kambiyo senedi bedelini ödediğinde, senedin bizzat kendisine teslim edilmesini istemek ZORUNDADIR. Eğer borçlu, alacaklıya güvenip parayı öder ancak bonoyu geri almazsa; alacaklı o bonoyu iyiniyetli bir üçüncü kişiye (cirantaya) devrederse, borçlu o üçüncü kişiye karşı "Ben bu bononun bedelini daha önce ödemiştim, işte bu da makbuzu" diyerek Kişisel Def'i ileri SÜREMEZ ve borcu ikinci kez ödemek zorunda kalır. TTK'daki bu mutlak kural, TBK m. 104'ün genel kuralını kambiyo senetleri yönünden ezen özel bir tehlike barındırır.
4. Pratik Olay Analizleri
Hukuki kavramların soyutluğundan kurtulup somut dogmatik tahliller yapabilmek adına şu iki çarpıcı kurguyu inceleyelim:
Olay 1 (EFT/Banka Havalesi ve Makbuz Verme Yükümlülüğünün İhlali): Tacir (A) tedarikçi (B)'ye olan 2.000.000 TL'lik borcunu, (B)'nin banka hesabına EFT yoluyla gönderir. EFT'nin açıklama kısmına hiçbir şey yazmaz. Daha sonra (A) borcunu ispatlayabilmek için (B)'den ıslak imzalı bir makbuz ve sözleşme aslının üzerine "ödenmiştir" yazılıp iade edilmesini talep eder. (B) "Banka dekontu zaten resmi bir makbuz yerine geçer, benim sana ayrıca bir belge vermeme gerek yok, senedi de kasamda saklarım" diyerek reddeder. Dogmatik Analiz: Bu vakada (B)'nin savunması hukuken kısmen doğru, kısmen hatalıdır. Banka havalesi veya EFT dekontu, şayet açıklama kısmında hangi borca istinaden yapıldığı açıkça yazıyorsa, TBK m. 104 anlamında geçerli bir makbuz (ispat belgesi) yerine geçer. Ancak Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, açıklama kısmı boş olan bir havale, "mevcut bir borcun ödendiğine" karine teşkil etse de, (A)'nın hangi spesifik sözleşme borcunu kapattığını tartışmasız kılmaz. Dolayısıyla (A)'nın, şüpheyi ortadan kaldırmak için (B)'den açık bir makbuz isteme hakkı (TBK m. 104/1) devam eder. Daha da önemlisi, borç bütünüyle ifa edildiği için (A) (B)'nin elindeki sözleşme aslının (borç senedinin) geri verilmesini veya üzerine iptal şerhi düşülmesini istemekte sonuna kadar haklıdır. (B)'nin "senedi kasamda saklarım" demesi TBK m. 104'ün açık ihlalidir. (A) mahkemeye başvurarak senedin iptalini ve ifanın tespitini talep edebilir.
Olay 2 (Senedin Zayi Olması ve İfa Belgesi Talebi): Borçlu (X) Alacaklı (Y)'ye elden 500.000 TL nakit ödeme yapmak için ofisine gider. (X) parayı masaya koyar ve "Bana imzaladığım senedi geri ver" der. (Y) "Kusura bakma, ofise hırsız girdi, kasanın içindeki senin senedini de çalmışlar, senedi veremem ama al bu parayı ödediğine dair makbuz" diyerek parayı almak ister. (X) parayı vermekten kaçınır ve ofisi terk eder. (Y) (X)'i temerrüde düştüğü iddiasıyla icraya verir. Dogmatik Analiz: Bu olay TBK m. 105 (mülga BK m. 88) hükmünün ve TBK m. 104'ün birleşik laboratuvarıdır. TBK m. 105 açıkça der ki: "Alacaklı senedi kaybettiğini iddia ederse borçlu, borcu ödediği sırada, senedin iptalini ve borcun sona erdiğini gösteren resmen onaylanmış (noter tasdikli) bir belge verilmesini isteyebilir." Alacaklı (Y)'nin sadece adi bir makbuz teklif etmesi (X) için yeterli bir güvence değildir; zira çalınan senet yarın bir mafyanın elinden çıkıp (X)'e karşı icraya konulabilir. (X) (Y)'den "resmen onaylanmış bir belge (noter senedi)" getirmesini isteme hakkına sahiptir. (Y) bunu sağlamadığı için (X)'in parayı vermekten kaçınması meşrudur (Ödemezlik Def'i). (X) borçlu temerrüdüne düşmemiştir; aksine yeterli güvenceyi sağlayamayan (Y) alacaklı temerrüdündedir. İcra takibi haksızdır.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 104 hükmünün mahkeme salonlarında, icra dairelerinde ve şirketlerin muhasebe departmanlarında avukatların dikkat etmesi gereken usuli ve maddi hukuk boyutları şunlardır:
1. İcra Dairelerinde Senedin İptali (İİK Uygulaması): Kambiyo senetlerine (bono/çek) dayalı icra takiplerinde, borçlu icra dairesine gelip borcun tamamını faiz ve masraflarıyla ödediğinde, avukatların icra müdüründen senedin (bononun) aslını fiziken talep etmeleri büyük bir usuli hatadır. İcra dairesi kural olarak senedin aslını borçluya fiziken teslim etmez (dosyada ispat aracı olarak saklar). Ancak borçlunun güvenliğini sağlamak için TBK m. 104/1 kıyasen uygulanır: İcra müdürü, bononun üzerine kırmızı mühürle ve boydan boya "İşbu senedin bedeli tamamen tahsil edilmiştir / İptal" kaşesini basmak ZORUNDADIR. Avukatlar, borcu kapatırken dosyadaki senedin üzerine bu şerhin düşüldüğünü bizzat gözleriyle kontrol etmelidirler; aksi hâlde dosya arşive kalkmadan senet kötüniyetli ellerde tekrar dolaşıma sokulabilir.
2. Kısmi İfalarda Senedin Arkasına Şerh Düşülmesi: Elden yapılan taksitli ödemelerde (örneğin ayda bir 10.000 TL ödenen bir senette) borçlunun sadece A4 kâğıdına bir "makbuz" alması büyük bir risktir. Zira alacaklı senedi yarın üçüncü bir kişiye devrettiğinde, o üçüncü kişi makbuzdaki imzanın tarafı olmadığı için makbuzu tanımaz ve senedin tam bedelini icraya koyar. Borçlu avukatları müvekkillerine şu kuralı ezberletmelidir: "Elden kısmi ödeme yapıyorsanız, alacaklının elindeki ana senedi (bonoyu) çıkarttırıp, senedin arkasına (ciro yüzüne) 'Şu tarihte şu kadar miktar ödenmiştir' yazdırıp alacaklıya mutlaka imza attırın." Bu, TBK m. 104/2'nin bahşettiği "ödemenin senede yazılması" hakkının TTK'daki tek geçerli savunmasıdır.
3. EFT/Havale Açıklamalarında "Avans" veya "Borç Ödeme" Karinesi: Yukarıda da değinildiği gibi, banka dekontları birer makbuzdur. Ancak Yargıtay'ın katı kuralı gereği, havale bir "ödeme" vasıtasıdır, bir "borç verme" vasıtası değildir. Eğer bir kişiye borç para (ödünç) veriyorsanız ve açıklama kısmına "borç" yazmazsanız, karşı taraf TBK m. 104 ve Yargıtay içtihatları gereği "Bu para bana borç olarak verilmedi, benim zaten ondan alacağım vardı, bu dekont da o eski borcun ifa makbuzudur" diyerek ifa karinesinden faydalanır. Dekont açıklamalarının ispat hukukundaki (HMK) belirleyiciliği, maddi hukukun makbuz felsefesiyle doğrudan şekillenmektedir.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ispat hukukuna dair ihtilaflara bakan daireleri (özellikle 3., 11., ve 13. Hukuk Daireleri) TBK m. 104 (mülga BK m. 87) uyarınca "Makbuzun İspat Gücü", "Havale Karinesi" ve "İbra ile Makbuzun Ayrımı" hususlarında son derece lafzi ve istikrarlı bir içtihat politikası sergilemektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (örneğin YHGK. T. 03.11.2010, E. 2010/13-546, K. 2010/560) klasikleşmiş kararlarında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "Borçlar Kanunu uyarınca borcunu ifa eden borçlu, ifayı ispat edebilmek için alacaklıdan bir makbuz verilmesini veya senedin iadesini istemek hakkına sahiptir (TBK m. 104). İfa bir hukuki işlem değil, maddi bir fiil olmakla birlikte; ifanın ispatı, HMK m. 200 uyarınca miktarı yasal sınırı aşıyorsa mutlaka senetle (yazılı delille / makbuzla) ispat edilmek zorundadır. Borçlu, alacaklıya elden nakit ödeme yaptığını tanıkla ispat edemez. Alacaklı makbuz vermekten kaçınıyorsa, borçlu ifayı gerçekleştirmekten haklı olarak kaçınabilir ve bu durum alacaklı temerrüdü oluşturur. Banka aracılığıyla yapılan havaleler, kural olarak mevcut bir borcun ödendiğine dair 'ifa makbuzu' hükmündedir."
Makbuz ile İbra Sözleşmesinin Ayrımı hususunda ise Yargıtay 9. Hukuk Dairesi (İş Hukuku Dairesi) çok hayati bir ayrım yapmıştır: "İşçinin işverene verdiği belgenin başlığında 'İbraname' yazması veya belgede 'Hiçbir alacağım kalmamıştır' ibaresinin bulunması, o belgenin bir ibra sözleşmesi olduğunu kabule yetmez. Eğer belgede işçiye ödenen spesifik bir miktar (örneğin 15.000 TL kıdem tazminatı) yazılıysa, bu belge borcu bütünüyle ortadan kaldıran bir ibra (TBK m. 132) değil; sadece o miktarın alındığını gösteren bir 'Makbuz' (TBK m. 104) niteliğindedir. İşçi, gerçek alacağı 50.000 TL ise, bakiye 35.000 TL için dava açma hakkına sahiptir.". Yüksek Mahkeme bu içtihadıyla, işverenin hazırladığı tuzaklı makbuzların (genel işlem koşullarının) işçinin maddi haklarını ibra yoluyla yok etmesini dogmatik olarak engellemiştir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 104. maddesinde vücut bulan Makbuz ve Senet İadesi kurumu, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; özellikle felsefi temelleri, "Dijital Çağda Belge Kavramının Anakronizmi" ve "Senedin Zayi Olmasındaki Katılık (TBK m. 105)" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere maruz kalmaktadır.
Birinci ve en büyük dogmatik eleştiri, sistemindeki "Akıllı Sözleşmelerin Genel İşlem Koşulları Bakımından Değerlendirilmesi.pdf" başlıklı kaynakta incelenen modern teknolojik gelişmeler (Akıllı Sözleşmeler / Smart Contracts ve Blockchain teknolojisi) karşısında, TBK m. 104'ün kâğıt ve ıslak imza odaklı yapısının çağdışı (anakronik) kalmasına yöneliktir. 19. yüzyıl İsviçre Hukukundan alınan "makbuz verilmesi" veya "senedin fiziken geri verilmesi" kuralı, işlemlerin dijital ağlar (dağıtık defter teknolojisi) üzerinde kendiliğinden ifa edildiği ve ifanın kriptografik olarak saniyeler içinde tüm ağa değişmez bir "hash" koduyla kaydedildiği Blockchain ekosisteminde tamamen anlamsızlaşmaktadır. Akıllı bir sözleşmede kripto para transferi gerçekleştiğinde, ifa kaydı (ledger) zaten en güçlü, değiştirilemez ve şeffaf "makbuz" niteliğini taşır. Kanun koyucunun TBK reformu sırasında elektronik kayıtların (örneğin KEP - Kayıtlı Elektronik Posta veya dijital dekontların) makbuz ve senet iadesi hükmünde olduğuna dair çağdaş bir ekleme yapmamış olması, e-ticaret çağında ifanın ispatı yükünü hâlâ klasik HMK şekilciliğine mahkûm etmiştir.
İkinci felsefi eleştiri, Kayıp Senetlerdeki (TBK m. 105) Noter Tasdiki Zorunluluğunun Yarattığı Adaletsizliğe ilişkindir. Oğuzman ve Öz'ün öğretilerinde de işaret edildiği gibi; alacaklı senedi kaybettiğini söylerse, borçluya "resmen onaylanmış (noter tasdikli) bir borçtan kurtulma belgesi" getirmesi emredilmiştir. Ancak Noterlik Kanunu uyarınca bu tür belgelerin düzenlenmesi ciddi harç ve masraf gerektirir. Senedi kaybeden, kusurlu veya özensiz davranan kişi alacaklı iken; bu kusurun faturasının (notere gitme külfetinin, zaman ve masrafının) taraflar arasında nasıl bölüştürüleceği, borçlunun ifadan kaçınma hakkı sürerken bu masrafı kimin peşin çekeceği kanunda karanlık bırakılmıştır. Sorumluluk hukuku felsefesine göre, senedi kaybeden alacaklının, kendi kusuruyla yarattığı bu ispat krizini bizzat ve kendi masrafıyla çözmesi gerekirken; yasanın borçluyu "belge isteyebilirsin" diyerek inisiyatif almaya itmesi ve masraf külfetini muğlak bırakması denkleştirici adalet terazisini sarsmaktadır. Hukuk sistemi, borcunu ödemek isteyen iyiniyetli borçluyu, alacaklının özensizliğinin maliyetine katlanmaya veya alacaklı temerrüdü prosedürleriyle boğuşmaya mahkûm etmemelidir.
İşte böylece, seninle 46.-52. Günler: Borçların İfası ve İfa Engelleri blokunun ifayı ispat ve güvence mekaniğine dair o son kalelerinden birini (TBK m. 104 / Makbuz ve Senet İadesi) resmen mühürlemiş olduk. İfanın sadece yapmakla bitmediğini, hukuk dünyasında "belgelemekle" son bulduğunu sistemine perçinledin.
Şimdi bir sonraki oturuma kadar dogmatik reflekslerini keskinleştirmen için şu zehri aklına bırakıyorum: Borçlu, bütünüyle kendi kusuruyla (örneğin dikkatsizce araç kullanarak) teslim edeceği eşyayı parçalamış ve ifayı imkânsız kılmıştır. Kusurlu ifa imkânsızlığı (TBK m. 112) doğmuştur. Peki bu durumda sözleşme sona erer mi, yoksa borçlunun "eşyayı teslim etme" şeklindeki aslî edim yükümlülüğü, şekil değiştirerek (peruk takarak) "zararı tazmin etme (tazminat)" şeklindeki yeni bir borca mı dönüşür (Dönüşüm / Surrogat Teorisi)? Ve bu yeni tazminat borcu, eski eşya teslim borcunun zamanaşımı süresine ve teminatlarına tabi olmaya devam eder mi? Bu dogmatik kördüğümü "İfa Engelleri sonraki celsede görüşeceğiz.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 75. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.